logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Burhan Kuş, B. No: 2017/26497, 8/7/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BURHAN KUŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/26497)

 

Karar Tarihi: 8/7/2020

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucu

:

Burhan KUŞ

Vekili

:

Av. Heyam FİDAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; müdafi yardımından yararlanmaksızın alınan ifadelerinin ve sorgulanmayan tanık anlatımlarının mahkûmiyete belirleyici ölçüde dayanak oluşturması, lehe delillerin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru6/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:

8. 15/11/2003 ve 20/11/2003 tarihlerinde İstanbul'da dört ayrı intihar saldırısı düzenlenmiştir. 15/11/2003 tarihinde Beth İsrael ve Neve Şalom Sinagoglarına yönelik eş zamanlı patlayıcı madde yüklü kamyonetlerin patlatılması sonucu yirmi dört kişi hayatını kaybetmiştir.

9. 20/11/2003 tarihinde saat 10.55 sıralarında aynı şekilde patlayıcı yüklü kamyonetlerle HSBC Bankası Genel Müdürlüğü binasına ve 5 dakika arayla İngiltere Başkonsolosluğuna yönelik iki ayrı intihar saldırısı daha gerçekleştirilmiştir. Bu olaylarda otuz üç kişi hayatını kaybetmiştir. Bu intihar saldırılarında çok sayıda insan yaralanmış, birçok işyeri ve araç hasar görmüştür.

10. Olaylarla ilgili soruşturma makamlarınca yapılan araştırmalar sonucunda söz konusu eylemlerin uluslararası silahlı terör örgütü El Kaidenin Türkiye yapılanması tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

11. Daha önce yakalanıp haklarında kamu davası açılan toplam yetmiş beş sanık hakkındaki dava İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/64 sayılı dosyasında görülmüş; bu dava 16/2/2007 tarihinde sonuçlanmış ve sanıklardan bir kısmının mahkûmiyetine, bir kısmının ise beraatine karar verilmiştir. Anılan karar temyiz denetiminden geçmiş ve birçok sanık hakkında verilen kararlar kesinleşmiştir. Bir kısım sanıklar hakkında verilen bozma kararı üzerine yeniden başlayan yargılama, başvurucu hakkında iddianamenin düzenlendiği 14/2/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/205 sayılı dava dosyasında devam etmektedir.

12. Başvurucu, patlayıcı madde yüklü kamyonetlerin saldırıya hazır hâle getirilmesinden sonra yurt dışına kaçtığı iddiasıyla kırmızı bültenle aranmış; hakkında 2/3/2004 tarihinde gıyabi tutuklama müzekkeresi düzenlenmiştir. Irak'ta yakalanarak cezalandırıldığı, hükümlü olarak Irak Cezaevi'nde olduğu tespit edilen başvurucunun Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol-Europol-Sirene Daire Başkanlığınca 9/10/2012 tarihinde Irak'tan Türkiye'ye iadesi gerçekleştirilmiştir.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) (TMK 10. maddesi ile görevli) anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan başlatılan soruşturma kapsamında başvurucunun müdafii eşliğinde ifadesi alınmış, başvurucu susma hakkını kullanmıştır. Başvurucunun uluslararası terör örgütü El Kaide üyesi olduğu belirtilerek İstanbul'da gerçekleştirilen saldırılarda aktif rol aldığı, eylem kararını birlikte aldıkları bombalı araçları patlatacak şahıslara teslim ettiği, eylemden sonra 13/11/2003 tarihinde yurt dışına çıktığı ve iadesi ile Türkiye'ye teslim edildiği belirtilerek anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanması talebiyle İstanbul 2 No.lu Hâkimliğe (TMK 10. maddesi ile görevli) sorgusu yapılmak üzere gönderilmiştir. Başvurucunun sorgusu yapılarak 10/10/2012 tarihinde tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucu müdafii eşliğinde yapılan sorgusunda da susma hakkını kullanmıştır.

14. Başsavcılık tarafından başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini tağyir tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve El-Kaide silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. 14/2/2013 tarihli iddianamenin ilgili kısımları şöyledir:

"...Şüphelinin El Kaide adlı silahlı uluslararası terör örgütünün Türkiye sorumlusu olan ve kaçmış olduğu Irak ülkesinde öldüğü bildirilen [H.A.nın] kendisini ikna etmesi ile silahlı terör örgütünün dünya üzerinde kendi inanışlarını benimsemeyen islam ülkelerini hedef aldığı, bu kapsamda Türkiyede bulunan konsolosluklar, sinagoglar ve benzeri yerlere bombalı intihar eylemleri planladıkları, Burhan KUŞ'un [başvurucu] [H.A.] ile birlikte eylemlerin planlanması eylemler için gereken alt yapının hazırlanması, malzemelerin temini gibi tüm aşamalarda fikir birlikteliğinde oldukları, Burhan Kuş'un [H.A.] vasıtasıyla fikirlerini benimseyip üyesi olduğu El Kaide terör örgütünün amaçları doğrultusunda yukarıda ayrıntılarıyla bahsedilen terör öylemlerini gerçekleştirmeye karar verdikleri, Burhan Kuş'un eylem kararından sonra bomba yapımı için kullanılacak malzemelerin temini, nakli, bombalamada kullanılacak araçların temini, bombaların araçlara yüklenmesi, bombalı araçların hazırlanarak uygun zamana kadar muhafaza edilmesi işlemlerinde bizzat görev aldığı, dolayısıyla yukarıda ayrıntılarıyla anlatılan ve çok sayıda kişinin ölümü yaralanması ve mal kayıpları ile sonuçlanan intihar eylemleri yoluyla bombalama faaliyetleriyle Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal Düzenini Cebren İlga ve TebdileTeşebbüs Etme suçunu işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmış olup bu konuda yapılanirdelemede; Devletin Anayasal ve Temel Nizamlarını Bozmaya Cebren Teşebbüs suçu 765 sayılı TCK'nın 146/1 maddesinde düzenlenmiştir. 01/06/2005 tarihinde yürülüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 309/1 maddesi bu yasa maddesinin tam karşılığını oluşturmaktadır...

... 5237 Sayılı TCK'nın uygulanması şüpheli aleyhine olacağı, 765 sayılı TCK'nın 146/1 maddesinin şüpheli lehine olduğu belirlenmekle müsnet suçtan mahkemenizde yargılamasının yapılarak cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur..."

15. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde (TMK 10. maddesi ile görevli) başlayan yargılama sırasında 6/3/2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi nedeniyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi gereğince görevlendirilen mahkemenin kapatılarak İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucunun yargılanmasına devam edilmiştir.

16. Mahkemece başvurucunun yargılanmasına konu olan eylemleri gerçekleştirdikleri iddia edilen diğer sanıkların yargılandığı davaya ilişkin İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/64 sayılı dosyası getirtilerek deliller arasına alınmıştır. Ayrıca yargılama sırasında başvurucunun Ebu Gureyb cezaevinde istihbarat görevlileri tarafından yapılan mülakat raporunda yer alan beyanları yüzüne karşı okunmuş, başvurucu o beyanlarının doğru olmadığını belirtmiştir.

17. Başvurucu 3/12/2014 tarihli celsede savunmasını yazılı olarak hazırladığını, duruşmada okumak istediğini beyan etmiştir. Mahkeme, başvurucunun okuduğu, el yazısı ile yazılmış savunma dilekçesini duruşma tutanağına geçirmiştir. 3/12/2013 duruşma tutanağının başvurucunun savunması ile ilgili kısmı şöyledir:

"...[F.Y.] isimli kişinin önceki aşamalarda alınan ifadesini kabul etmediğini, bu ifadenin zorlama ile alındığını, ancak talimat ile alınan ifadesinde eski ifadesinden döndüğünü ve doğruyu söylediğini, Ebu Gureyb cezaevinde bir çok işkence ile kendisinin iade öncesinde Türk istihbaratı tarafından yapılan mülakat beyanlarını da kabul etmediğini, bunların da amerikan görevlileri tarafından önce yapılan işkence ve tehdit sonucu bu suçlamaları kabul etmek zorunda kaldığını, dolayısıyla bu beyanların da doğru olmadığını, iddianamede üzerine atılı iddiaların hiçbirisinin gerçek olmadığını, [H.A.nın] akrabası olduğunu, kendisinin işe ihtiyacı olduğu için [H.A.nın] isteği üzerine onun yanında çalışmaya başladığını, dolayısıyla [H.A.] ile tüm ilişkilerinin ticari iş ilişkilerinden ibaret olduğunu, temizlik maddeleri işini yaptıklarını, kendisinin şoför olması nedeniyle getir götür işlerini kendisinin yaptığını, hatta 34.. plakalı kamyoneti kullandığını, ayrıca bir kamyonetin de galeriden araştırılarak alınmasına aracılık yaptığını, bu aracın alınmasından sonra bir miktar komisyonda aldığını, [H.A.nın] isteği üzerine Mersin'den gübre satın aldığını ve İstanbul'a getirdiğini, bundan da bir miktar komisyon aldığını, [H.nin] yasadışı faaliyetlerine yönelik hiçbir bilgisinin olmadığını, son zamanlarda işlerin kötü gitmesi üzerine, [H.A.nın] isteği üzerine Suriye'ye iş yapmak üzere birlikte gittiklerini, [H.A.nın] da yanında olduğunu, patlamalardan, Suriyede iken haberinin olduğunu, [H.A.nın] patlamalarla ilişkisini de Suriye'de [H.A.dan] öğrendiğini, kendisinin Türkiye'ye dönmek istediğini belirterek [H.A.] ile tartıştıklarını, ancak [H.nin], Türkiye'ye dönersen, benim yanımda çalıştığın için sana işkence yaparlar demesi nedeniyle Türkiye'ye dönemediğini, bir süre sonra [S.A.nın] kendisinin yanına gelerek buluştuklarını, [S.] ile Türkiye'ye dönme hususunu konuştuklarını, bu amaçla [S.nin] babası [A.A.yı] aradıklarını, [A.A.nın] şuanda ortam uygun değil, sizi arıyorlar, gelmeyin demesi üzerine Türkiye'ye dönmekten vazgeçtiklerini, ortam sakinleşince [A.Anın] durumu kendilerine bildireceğini söylediğini, yoksa kaçmak amacında olmadıklarını, olaylar nedeniyle Türkiye'ye gelemediklerini, bir süre sonra çalışmak için Kuzey Iraka gittiklerini, daha önceden Iraktan mazot taşıdığı sırada tanıdığı bir kişinin yanında yolda seyyar mazot satmaya başladıklarını, bir süre sonra bu işin kapandığını, Bağdat bölgesine giderek sebze işinde çalışmaya başladıklarını, kendisinin sebze taşımada kullanılan aracın şoförlüğünü yaptığını, [S.nin] de tarlada çalıştığını, bir müddet çalışma devam ettikten sonra [A.A.nın] Türkiyeye dönebilirsiniz, ancak dikkatli olun, Habur sınır kapısına gelin, hatta gelmeden önce beni arayın, ben size yardımcı olayım dediğini, Türkiye'ye dönmek için alacaklarını almak istediklerini, ancak patronunun ben şimdi size para veremem dediğini, kamyonete sebze yükleyerek bunu hale götürüp satış parasından almalarını söylediğini, [S.] ile birlikte kamyonet ile hale giderken ABD uygulama noktasına denk geldiklerini, kendilerinin durdurulduğunu, Türkiye'de İnterpool tarafından aramaları olduğu için gözaltına alındıklarını ve Ebu Gureyb cezaevine alınarak yıllar boyu işkenceye tabi tutulduklarını, yıllar sonra kendisinin tuttuğu avukatın da gayretleri ile Türkiye'ye iade edildiğini, işkencelerden kurtulmak için tüm suçlamaları kabul etmek durumunda kaldığını, dolayısıyla bu mülakat beyanlarının doğru olmadığını, tüm suçlamaları kabul etmediğini, beraatine karar verilmesini talep ettiği..."

18. Mahkemece başvurucunun bildirdiği tanıklar E.B., Z.T., S.Ö. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 26/12/2013 tarihinde istinabe yoluyla dinlenmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmakta olan O.E., Y.P., A.E. tanık sıfatıyla Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 4/4/2014 tarihinde istinabe yoluyla dinlenmiştir. F.Y. isimli tanık ise Tokat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 31/5/2013 tarihinde istinabe yoluyla dinlenmiştir. Tanıkların beyanları Mahkemece okunmuş, okunan tanık beyanlarına karşı başvurucunun beyanları alınmıştır.

19. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmakta olan F.Y.isimli sanığın soruşturma aşamasında kollukça müdafii olmaksızın alınan 14/12/2003 tarihli beyanlarında H.A.ve G.B. ile birlikte açmış oldukları işyerinde başvurucunun kaldığını gördüğünü, bomba yapımı konusunda başvurucunun kendilerine yardım ettiğini, başvurucunun gübre yüklü kamyonetleri işyerine getirdiğini, hazırlanmış bombaları kamyonetlere yerleştirdiklerini, dört kamyonetin de patlamaya hazır hâle getirildiğini ifade etmiş; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki savunmasında ise atılı suçları işlemediklerini, soruşturma aşamasındaki ifadelerinin zorla imzalattırıldığını, olaylarla irtibatının işyerinin kendisi adına açılmış olması nedeniyle oluştuğunu, tüm sorumluluğun ve yöneticiliğin H.A. ve G.B. ye ait olduğunu, başvurucunun onlara yardım ettiğini, pazarlama işi yaptığını, bomba işinde kimseye yardım etmediğini, şoförlüğü olmadığı için başvurucunun arabayı kullandığını, G. Deterjan isimli işyerinin asıl yöneticisinin H.A., G.B. ve başvurucu olduğunu, başvurucunun deterjan dışında bir şey taşıdığını görmediğini belirtmiştir.

20. Mahkeme, Tokat Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan F.Y.nin istinabe yoluyla dinlenmesine karar vermiştir. Tokat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 31/5/2013 tarihinde istinabe yoluyla dinlenen F.Y.nin beyanı şöyledir.

"...[H.A.] ile [G.B.] 2003 yılındaki patlama hadisesi ile ilgili eylemleri her anlamda organize ettiler bu durum daha sonra ortaya çıktı, benim konumum o tarihde yardım yataklık etme idi ancak daha sonrabenim hakkımda Anayasal düzeni zorla değiştirme eylemine bizzat katıldığım gerekçesi ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildim, şu an hükümlüyüm, benim hakkımdaki bu hükmün asıl gerekçesi kanaatimce [H.] ve [G.nin] kaçak olup yakalanamayışları sebebine dayanmaktadır, bu sebeple ben mahkum edildim, fatura bana çıktı, [H.A.] ile [G.B.] bu olay sonrası Kuzey Irak 'ta Amerikan kuvvetleri ile çarpışırken şehit düştüler, Kuzey Irakta iken yakalanan ve şu anda İstanbul da olduğunu duyduğum Burhan Kuş'u (başvurucu) da tanıyorum, çalıştığımız firmada şoförlük yapıyordu, ben pazarlamacıydım o da şoför olarak dağıtımını yapıyordu, Burhan Kuş hakkında sadece orada görüşüyorduk yalnızca mesleği şoförlüktü, bu konuyu ben emniyette anlattım ancak emniyette ciddi manada baskı gördüğümüz için oradaki ifadelerin hiç birisini kabul etmiyorum, kesinlikle benim beyanlarım değildir, Emniyet olayı kendisine göre şekillendirmiş ve senoryayı yazıp bize zorla imzalattırmıştır, Burhan Kuş birşeyden haberi olmayan bir köylüdür, şoförlük yapıyordu, bu tip şeylerden anlayıp bilen biri değildir, doğru dürüst okur yazar bile değildir. Diğer hadiselerle ilgili olarak benim ifademi atfen yazılanlar ve talimat ekinde bana okuduğunuz, polis tarafından alındığı belirtilen ve tarafımada zorla imzalatılan beyanlarımın hiç birini kabul etmiyorum, kesinlikle o beyanları kabul etmiyorum, bu husustabaşkacada beyanda bulunmak ve konuşmakta istemiyorum, zaten kesinleşmiş mahkumiyet cezasını aldım, konuşmak istemiyorum, işin doğrusu bana tertip edilen ceza [H.A.] ile [G.B.nin] hazırladığı ve gerçekleştirdiği eylemle ilgili olduğu halde olaya bizzatihi katılmış gibi ben de mahkum edildim. [H.A.] ile [G.B.] haricinde bu olayı hazırlayan yada yardım eden veyahutta destekleyen kimseyi bilmiyorum, bu husustaki beyanlarım bundan ibarettir, başkaca bilgim ya da görgüm yoktur dedi. Mahkemenizde şu an belirttiğim beyanlarım dışında bana okuduğunuz bu beyanların hiç birisini kabul etmiyorum çünkü baskı ve cebir altında alınmış ifadelerdir, kesinlikle bu beyanları kabul etmiyorum, gerçeğe aykırıdır, zorla alınmış ifadelerdir"

21. Mahkeme 21/4/2015 tarihli kararıyla başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırmaya kalkışma suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; başvurucunun yakalanmasından önce aynı eylemden dolayı daha önce yakalanıp haklarında kamu davası açılan bir kısım sanıklar hakkında görülen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/64 sayılı dosyasını, tanıklar beyanlarını, sanık savunmasını ve başvurucuya ait bilgileri içeren tutanağı deliller arasında saymıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

"İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas ve 2007/21 karar sayılı dosyasında yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan sanık [A.E.nin] verdiği ifadelerde sanık Burhan KUŞ'un(başvurucu) adı geçmemekle birlikte, [H.A.], [G.B.] ve [F.Y.] ile ilgili beyanlarının, [F.Y.nin] beyanları ile örtüştüğü, [F.Y.] ile İran'da görüştüklerini beyan ettiği görülmüştür.

İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas ve 2007/21 karar sayılı dosyasında yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan sanık [Y.P.nin] emniyet ifadesinde, [Y.] kod isimli [F.U.nun] evinde Pazartesi geceleri ders yaptıklarını, bu derslere [H.A.]ve Burhan Kuş'un da katıldığını, [G.B.nin] ise derslere katılmayıp ders sonrası arkadaşlarını almaya geldiğini, Burhan KUŞ'un gerçekleştirilen eylemdeki rolünü bilmediğini beyan ettiği görülmüştür.

İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas ve 2007/21 karar sayılı dosyasında yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan diğer sanıklardan [H.İ.], [B.Y.], [O.E.] ve [L.S.] ile diğer bir kısım sanıkların olayla ilgili ifadeleri K2'deki kesinleşen karar metninde mevcut olup, sanık [F.Y.nin] beyanları ile örtüştüğü görülmektedir.

İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas ve 2007/21 karar sayılı dosyası sanıklarından [C.A.nın] (karar sayfa 238'deki) emniyet ifadesinde; 'İbrahim (Burhan) KUŞ; eşimin dayısının oğludur. Mersin ilinden geldi. Şoförlük yapmaktaydı. Yurt dışınakamyon seferleri yapmaktaydı. Irak'a sebze meyve götürdüğünü biliyorum. Eşinin ismi B.dir, üç tane oğlu, bir tane kızı bulunmaktadır. (Nüfus kaydına göre sanığın eşinin adı Behiye olup, üç erkek, bir kız çocuk olmak üzere 4 çocuğunun bulunduğu görülmüştür). İstanbul'a geldikten sonra İzmit ilinde pazarlamacılık yaptığını biliyorum. Eşime [H.A.ya] bağlı olarak Cihat grubunda yer alan şahıstır. İstarbul iline geldiğinde birkaç kez bizim eve geldi.' şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.

İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas ve 2007/21 karar sayılı dosyası sanıklarından olan ve sanık [F.Y.nin] de teşhis edip hakkında beyanda bulunduğu sanık [M.İ.nin] (karar sayfa 257-264) ifadesinde; [F.Y.nin] kendisini [G.B.] ile tanıştırdığını, birlikte Gebze'ye doğru giderlerken Gebze Köprüsünde kendisini emniyette fotoğrafından teşhis ettiği Burhan KUŞ'u da arabaya aldıklarını bildirdiği ve ifadesinin devamında [H.A.], [G.B.] ve [F.Y.] ile ilgili bilgilere de yer verdiği, [H.A.] ile Burhan KUŞ'un kendi aralarında zaman zaman Arapça konuştuklarını, aralarındaki samimiyetten ve konuşmalarından dolayı onların önceden tanıştıklarını anladığını beyan ettiği ve şahısların örgüt içerisindeki faaliyeteri ve görüşleri hakkında bilgi verdiği görülmüştür.

...Olayla ilgili yapılan soruşturmalar sonucunda söz konusu eylemlerin uluslararası silahlı El Kaide isimli terör örgütü ve bu örgütün Türkiye yapılanmasınca gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmış, failleri hakkında İstanbul (Kapatılan)10. Ağır Ceza Mahkemesince kamu davası açılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda söz konusu saldırı eylemlerinin El Kaide terör örgütünün faaliyetleri kapsamında gerçekleştirildiği belirlenmiş, haklarında dava açılan sanıkların atılı suçları işlediği sabit görülmüş ve adı Mahkemenin 16/02/2007 tarih ve 2004/64 esas, 2007/21 karar sayılı kararı ile sanıklar [F.Y.], [A.E.], [Y.P.], [H.İ.], [B.Y.], [O.E.] ve [L.S.nın] 765 sayılı TCK.nun 146/1 maddesi gereğince cezalandırılmalarına, yukarıda 'DELİLLER' bölümünde açıklandığı üzere sanık Burhan KUŞ aleyhinde beyanları bulunan sanıklar [S.M.], [M.İ]., [Z.M.] ve [C.A.] ile çok sayıda diğer sanıkların ise örgüte yardım veya örgüt üyesi olmak suçlarından cezalandırılmalarına karar verildiği görülmüştür. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 27/05/2009 tarih ve 2008/19693 esas, 2009/6067 sayılı kararı ile; sanıklar [F.Y.], [A.E.], [Y.P.], [H.İ.], [S.E.], [O.E.] ve [L.S.nın] yönlerinden re’sen de temyize tabi bulunan hükümlerin ONANMASINA (devamında diğer bir kısım sanıklar yönünden bozma kararı verildiği anlaşılmıştır. Açıklanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre sanık Burhan KUŞ'un[başvurucu] El Kaide adlı uluslararası silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, silahlar ve patlayıcı maddeler konusunda eğitim aldığı ve örgüt kamplarında örgüte yeni katılan kişilere aynı konuda eğitim verdiği, suç tarihlerinde terör örgütünün Türkiye sorumlusu olan ve kaçmış olduğu Irak ülkesinde öldüğü bildirilen [H.A.nın] kendisini ikna etmesi ile Türkiye'de bulunan konsolosluklar, sinagoglar ve benzeri yerlere bombalı intihar eylemleri planladıkları, Burhan KUŞ'un [H.A.] ile birlikte eylemlerin planlanması, eylemler için gereken alt yapının hazırlanması, malzemelerin temini gibi tüm aşamalarda fikir birlikteliğinde oldukları, Burhan KUŞ'un [H.A.] vasıtasıyla fikirlerini benimseyip üyesi olduğu El Kaide terör örgütünün amaçları doğrultusunda yukarıda ayrıntılarıyla bahsedilen terör eylemlerini gerçekleştirmeye karar verdikleri, Burhan KUŞ'un eylem kararından sonra bomba yapımı için kullanılacak malzemelerin temini, nakli, bombalamada kullanılacak araçların temini, bombaların araçlara yüklenmesi, bombalı araçların hazırlanarak uygun zamana kadar muhafaza edilmesi, bomba yüklü araçları kullanmak üzere seçilmiş olan ve saldırılarda ölen intihar bombacısı şahıslara direksiyon eğitimi verilmesi işlemlerinde bizzat görev aldığı, dolayısıyla suç tarihlerinde 4 ayrı yerde gerçekleştirilen ve çok sayıda kişinin ölümü, yaralanması ve mal kayıpları ile sonuçlanan intihar eylemlerini haklarındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen diğer sanıklarla birlikte planlayıp gerçekleştirmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırmaya kalkışma suçunu işlediği anlaşılmıştır. Sanığın eylemi suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 146/1 maddesinde yazılı bulunan suçu oluşturmaktadır. 765 sayılı TCK.nun 4771 sayılı Yasa ile değişik 146/1 maddesinde ölünceye kadar devam etmek koşulu ile müebbet ağır hapis cezası öngörüldüğü, 5218 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra öngörülen cezanın ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası olduğu, her iki halde de 59/1. maddesinin uygulanması halinde müebbet ağır hapis cezası verilmesi gerektiği, 5237 sayılı yeni TCK.nun 309/1. maddesinde de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörüldüğü, 309/2 fıkrasında ise bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunacağının belirtildiği, yeni yasaya göre sanığa sadece 309/1. maddesi ile tayin olunacak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına 62/1. maddesinin tatbiki halinde müebbet hapis cezası ile cezalandırılması gerektiği, bomba imal etme, nakletme ve koyma, mala zarar verme eylemlerinden dolayı da sanık hakkında ayrı ayrı ceza tayini gerektiği, 5252 sayılı Yasanın 5349 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesi ile ağır hapis cezalarının yasadan dolayı hapis cezasına dönüştüğü ve bunun her aşamada resen nazara alınması gerektiği, yapılan bu kıyaslama sonucu 765 sayılı eski TCK hükümlerinin sanık lehine olduğu ve kül halinde uygulanması gerektiği anlaşılmış olmakla, sanığın eylemine uyan ve lehine olan 765 sayılı TCK.nun 146/1, 31, 33, 39, 40 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar veremke gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...."

22. Başvurucu; Irak'ta Ebu Gureyb cezaevinde müdafii bulunmadan alınan beyanlarının hükme esas alındığını, S.M.nin aleyhine verdiği beyanlardan gerekçeli karardan haberdar olduğunu belirterek mahkûmiyet kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

23. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 8/5/2017 tarihli kararıyla hüküm onanmıştır.

24. Başvurucu onama kararını 10/5/2017 tarihinde öğrendiğini belirterek 6/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

26. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

''1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

29. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının, iddialarını şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen delillere başvurmadan ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91). Bu kapsamda, ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 87).

30. İlke olarak şüpheliye gözaltına alındığı ya da tutuklandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM, kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik Krallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

31. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, §§ 55, 56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 8/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, Irak'ta Ebu Gureyb Cezaevinde istihbarat görevlileri tarafından müdafii yardımından yararlanmaksızın ifadesinin alındığını ve bu ifadenin mahkûmiyette belirleyici kanıt olarak kullanıldığını, F.Y.isimli tanığın lehe olan beyanlarının dikkate alınmayarak aleyhe olan beyanlarının dikkate alındığını belirtmekte; müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

2. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmişse de iddialarının özü müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğundan anılan kapsamda incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

35. Anayasa’nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi yardımından faydalanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

37. Savunma hakkının sağladığı güvenceler, esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 70).

38. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması da gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır. Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve yollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollar kavramının kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri,§ 72).

39. Savunmanın iddia makamı karşısında dezavantajlı konuma düşmemesi için şüpheli ve sanığın kendisini bireysel olarak (bizzat) savunabilmesinin yanı sıra müdafi yardımından yararlandırılması da gerekebilir. Suç isnadı altındaki kişinin müdafi yardımına olan ihtiyacı, delillere ulaşma bakımından yaşanan güçlüklerin aşılmasından, hukuki bilgi eksikliği veya içinde bulunulan psikolojik durumdan kaynaklanabilir. Bu kapsamda savunma hakkını etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesinin de gereğidir. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ilkesine işlerlik kazandırmaktadır (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 74).

40. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması için gereklidir. Çünkü bu aşamada elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin hukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§ 118, 135; Sami Özbil, B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

41. Müdafi yardımından yararlanma hakkı mutlak değildir. Bu hakkın istisnai hâllerde sınırlandırılması mümkündür. Zorunlu sebeplerin ortaya çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi bir kısıtlama şüphelinin/sanığın adil yargılanma bağlamında güvence altına alınan haklarına zarar vermemelidir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 118, 137).

42. Bir ceza davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş sayılacaktır. Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksikliğidir (Yusuf Karakuş, § 79).

43. Bireysel başvuru incelemelerinde, ölçü norm Anayasa'dır; kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36. maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48) Müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§ 56-76; Aynur Avyüzen, B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Somut olayda başvurucu, işlediği iddia edilen atılı suçları gerçekleştirdikten sonra yurt dışına çıkmış ve kırmızı bülten ile aranmaya başlanmıştır. Hakkında gıyabi tutuklama kararı verilmiştir. Irak'ta başka bir suçtan yakalanarak cezalandırıldığı tespit edilen başvurucunun hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumundan alınarak Türkiye'ye iadesi gerçekleştirilmiştir. Başvurucu, Türkiye'ye iadesinin yapılarak soruşturmasının başladığı andan itibaren müdafi yardımından yararlandırılmıştır. Başsavcılıkça ve İstanbul 2 No.lu Hâkimlikçe müdafii eşliğinde alınan ifadelerinde susma hakkını kullanmış, Mahkemede yapılan oturumlarda yine müdafi yardımından yararlanarak savunmasını yapmıştır.

45. Başvurucu, Irak'ta ceza infaz kurumunda tutulduğu sırada istihbarat görevlilerinin kendisiyle mülakat adı altında müdafii olmaksızın yaptıkları görüşmelerdeki beyanlarının hükme esas alındığından yakınmaktadır. Yargılama sırasında başvurucuya Irak'ta istihbarat görevlileri tarafından alınan beyanları okunmuş, başvurucu beyanlarının doğru olmadığını belirtmiştir. Başvurucunun müdafi yardımı sağlanmadan mahkeme önünde doğrulanmayan bu beyanları Emniyet Müdürlüğü tarafından Mahkemeye tutanakla iletilmiş, gerekçeli kararda da anılan beyanlara başvurucuya ait bilgileri içeren tutanak olarak yer verilmiştir.

46. Mahkemece başvurucunun yargılanmasına konu olan eylemleri birlikte gerçekleştirdikleri iddia edilen diğer sanıklar hakkında başvurucunun yakalanmasından önce başlayıp bazı sanıklar için kesin hükümle neticelenmiş, bazı sanıklar yönünden de devam etmekte olan yargılamaya ilişkin İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas sayılı dosyası getirtilerek deliller arasına alınmış, ayrıca başvurucunun bildirdiği tanıklar E.B., Z.T., S.Ö. ile İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmakta olan A.E., Y.P., O.E., F.Y. isimli sanıkları tanık sıfatıyla istinabe yoluyla dinlemiştir (bkz. §§ 18, 19, 20).

47. Tanık F.Y. İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/64 sayılı dosyasında sanık olarak yargılanmakta olup anılan dosya başvurucunun daha sonradan yakalanarak aynı eylem nedeniyle yapılan yargılamasında bir bütün hâlinde delil olarak değerlendirilmiştir. F.Y.nin başvurucu aleyhine beyanda bulunduğu iddia edilen kolluk tarafından alınan ifadesi de bu dosya içinde yer almaktadır. F.Y. yargılamasının yapıldığı İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda da savunma yapmış, başvurucu hakkında beyanda bulunmuştur. Mahkemece F.Y.nin anılan beyanları ile yetinilmemiş, istinabe yoluyla dinlenilmesine karar verilerek F.Y. tanık sıfatıyla dinlenmiş nitekim başvurucu lehine beyanda bulunmuş, diğer dosyada yer alan önceki beyanlarını kabul etmemiştir.

48. Gerekçeli karar incelendiğinde başvurucunun müdafi yardımından faydalanmadan verdiğini iddia ettiği beyanlarının tek başına hükme esas alınmadığı, Mahkemece başvurucunun müdafii eşliğinde duruşma sırasındaki savunmaları, tanıklar beyanları, başvurucu ile birlikte aynı eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen sanıkların yargılamalarının yapıldığı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi dosyası gibi pek çok delile dayanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkeme, tanıkların beyanlarının birbirleri ile ve diğer sanıkların yargılamalarının yapıldığı dosyadaki deliller ile örtüştüğünü değerlendirerek mahkûmiyet sonucuna ulaşmıştır.

49. Kaldı ki başvurucu, Türkiye'ye iade edildiği andan itibaren hem soruşturma aşamasında hem temyiz denetimi aşamasında müdafi yardımından yararlandırılmıştır. Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediği anlaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.

B. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; soruşturma ve kovuşturma aşamasında ismi geçmeyen S.M.nin beyanlarının hükme esas alındığını, S.M.nin aleyhine verdiği beyanlardan gerekçeli kararda haberdar olduğunu ve onu sorgulama fırsatının kendisine verilmediğini belirterek tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

54. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde bir suç ile itham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekme hakkının olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının tanık sorgulama hakkını da kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Serdar Batur, B. No: 2014/15652, 24/5/2018, § 41).

55. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; Levent Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-77; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§ 44, 45).

56. Somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için iki aşamalı bir test uygulanmalıdır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak ise okunmasıyla yetinilen ifadenin karara götüren tek ya da belirleyici kanıt olması hâlinde savunma haklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak ölçüde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığına bakılacaktır (Abdurrahim Balur, B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80).

57. Nitekim bu anayasal gereklilikler ilgili usul kanunlarında da belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin bulunmadığı hâllerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiği ifade edilerek doğrudan doğruyalık ilkesine açık bir vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla olayın tek delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bu tanığın duruşmada dinlenilmesi yerine önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilmesi mümkün değildir (Az. M., § 58).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

58. İstanbul'da silahlı terör örgütü El Kaide'nin Türkiye yapılanması tarafından dört ayrı intihar saldırısı düzenlenmesi sonucu soruşturma başlatılarak bir kısım şüpheli hakkında İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E2004/64 sayılı dosyasında kamu davasının açıldığı yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilmiştir (bkz. §§ 11, 12). Başvurucunun Türkiye'ye iade süreci gerçekleştirildikten sonra başlayan yargılamada diğer sanıklar hakkında açılan daya ilişkin, İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E2004/64 sayılı dosyası delil olarak getirtilmiş; başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde de deliller arasında sayılmıştır.

59. Mahkeme, gerekçesinde İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/64 sayılı dosyası sanıklarından H.İ., B.Y., O.E., L.S. C.A.M.İ., S.M., Z.M., A.U.nun beyanlarına yer vermiş; bazı sanıkların beyanlarının istinabe yoluyla dinlenen F.Y.nin beyanlarıyla da örtüştüğünü değerlendirmiştir.

60. Başvurucu; S.M.nin aleyhine verdiği beyanlardan gerekçeli kararda haberdar olmaktan ve S.M.yi sorgulayamamaktan yakınmaktadır. İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E2004/64 sayılı dosyası sanıklarından S.M., savunması sırasında başvurucu aleyhinde beyanlarda bulunmuş; Mahkeme, S.M.nin bu savunmasını delil olarak kabul etmiştir.

61. Başvurucu, İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesinin E2004/64 sayılı dosyasının Mahkemece mevcut dava dosyasına eklenerek delil olarak değerlendirildiğinden haberdar olmuştur. Anılan dosya içeriğinden S.M.nin sanık olarak yargılandığı ve başvurucu aleyhine beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu aleyhine beyanda bulunan sanık S.M.nin duruşmada dinlenilmesi yönünde talepte bulunmamıştır. Mahkeme; başvurucu aleyhinde beyanda bulunan S.M.yi duruşmada tanık olarak dinlememiş, S.M.nin diğer dosya kapsamındaki savunmasını delil olarak esas almıştır. Dolayısıyla başvurucu, aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorgulama imkânı bulamamıştır. Başvuru formunun ekinde yer verilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden S.M.nin neden duruşmada dinlenmediği hususunda Mahkemece herhangi bir gerekçe de gösterilmediği anlaşılmaktadır.

62. Öte yandan beyanları mahkûmiyet hükmüne delil olarak kabul edilen tanığın duruşmada dinlenmemiş olması adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir. Bu nedenle tanığın duruşmada dinlenilmemiş ve başvurucu tarafından sorgulanmamış olmasının genel olarak yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediği de belirlenmelidir. Bu bağlamda mahkûmiyet hükmünün yalnızca veya büyük ölçüde sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı önem taşımaktadır. Ayrıca hükmün yalnızca veya büyük ölçüde sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayanması durumunda savunma tarafına dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün takip edilip edilmediği ve dengeleyici imkânlar tanınıp tanınmadığı da tespit edilmelidir. (Zana Güneş, B. No: 2016/73184, 25/9/2019, § 56).

63. Başvurucu hakkındaki gerekçeli karar incelendiğinde S.M.nin sanık olarak alınan savunmasında başvurucu aleyhine verdiği ifadenin ağırlığı hususunda derece mahkemesince herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bununla birlikte S.M.nin beyanlarının mahkûmiyet için yegâne veya belirleyici delil niteliğinde olmadığı, birçok delil yanında S.M.nin beyanlarının da delil olarak hükme esas alındığı anlaşılmaktadır (bkz. 30).Ayrıca başvurucunun kendisi ile birlikte aynı eylemleri gerçekleştirdiği iddiasıyla yargılanan diğer sanıkların dosyasından haberdar olmadığı, anılan dosyadaki delillere yönelik beyanda bulunma imkânından yoksun bırakıldığı yönünde bir şikâyeti de bulunmamaktadır.

64. Mahkemenin başvurucunun müdafii eşliğinde duruşma sırasındaki savunmaları, tanıklar beyanları, başvurucu ile birlikte aynı eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen sanıkların yargılamalarının yapıldığı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi dosyası gibi pek çok delile dayandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla duruşmada sorgulanamayan tanığın beyanının delil olarak kabul edilmiş olmasının yargılamanın bir bütün olarak adilliğine zarar vermediği ve bunun tanık sorgulama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Burhan Kuş, B. No: 2017/26497, 8/7/2020, § …)
   
Başvuru Adı BURHAN KUŞ
Başvuru No 2017/26497
Başvuru Tarihi 6/6/2017
Karar Tarihi 8/7/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, müdafi yardımından yararlanmaksızın alınan ifadelerinin ve sorgulanmayan tanık anlatımlarının mahkûmiyete belirleyici ölçüde dayanak oluşturması, lehe delillerin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Müdafi yardımından yararlanma hakkı (ceza) İhlal Olmadığı
Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 148
217
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi