logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Fesih Karataş ve diğerleri, B. No: 2018/25634, 1/3/2023, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FESİH KARATAŞ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/25634)

 

Karar Tarihi:1/3/2023

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucular

:

1. Fesih KARATAŞ

 

:

2. Mehmet Askeri DUMAN

 

:

3. Mehmet Emin GÜLSÜN

 

:

4. Mustafa BİLİM

Başvurucular Vekili

:

Av. Ümit YILDIZ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama sırasında ve nezarethanede kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kalınması ile bu olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucular, Diyarbakır'ın Hani İlçesinde PKK/KCK terör örgütü üyeliği suçundan yapılan soruşturma kapsamındaki bir operasyonla kolluk güçleri tarafından 15/8/2016 tarihinde yakalanmıştır.

6. Başvurucular, yakalandıktan sonra gözaltına alınmış; aynı gün Hani Devlet Hastanesinde görevli doktorlar tarafından Hani İlçe Emniyet Müdürlüğünde (Emniyet Müdürlüğü) yapılan muayeneleri sonucunda haklarında adli muayene raporları düzenlenmiştir.

7. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Kurumu Diyarbakır İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği tarafından adli kontrol muayene ekipleri konulu hastanelere gönderilen yazıda güvenlik mensuplarınca gözaltına alınan kişilerin adli muayenelerinin yapılabilmesi için güvenlik mensuplarınca talep edilmesi hâlinde talep edilecek yerde muayenelerinin yapılması amacıyla doktor, sağlık memuru, hemşire ve kayıt personelinden bir ekip oluşturulması gerektiği bildirilmiştir.

8. Başvurucular hakkında düzenlenen adli muayene raporlarındaki bulgular şöyledir:

i. Başvuruculardan Mehmet Emin Gülsün hakkında olay tarihinde düzenlenen sağlık raporunda boynun sol tarafında ve sağ yanakta abrazyon (sıyrık) bulunduğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,

ii. Olay tarihinde başvurucu Mehmet Askeri Duman hakkında düzenlenen sağlık raporunda yüzün sağ göz yanında abrazyon bulunduğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,

iii. Olay tarihinde başvurucu Fesih Karataş hakkında düzenlenen sağlık raporunda sağ oksipital (kafatasının arka bölümünde yer alan kemik) bölgede minimal dermal abrazyon bulunduğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,

iv. Olay tarihinde başvurucu Mustafa Bilim hakkında düzenlenen sağlık raporunda sol yanakta minimal kızarıklık bulunduğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir.

9. Diyarbakır ili ve ilçelerinde PKK/KCK terör örgütleri hakkında eş zamanlı operasyon başlatılmış, bu kapsamda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ile Hani Cumhuriyet Başsavcılığınca müştereken soruşturma yürütülmüştür. Olay tarihinde başvurucular hakkında da PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmıştır. UYAP'tan yapılan incelemeye göre başvurucu Mehmet Askeri Duman 15/8/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 10/9/2016 tarihinde tutuklanmış, hakkında devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçundan kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonucunda bu suçtan mahkumiyetine karar verilmiş ve 29/6/2017 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu Mehmet Emin Gülsünve Mustafa Bilim9/9/2016 tarihinde tutuklanmıştır. UYAP'tan yapılan incelemede 14/2/2017 tarihinde tutukluluk hâllerinin devamına karar verildiği, haklarında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonrasında anılan suçtan mahkûmiyetlerine karar verildiği tespit edilmiştir. Başvurucu Fesih Karataş hakkında yapılan soruşturmanın akıbeti hakkında ise bireysel başvuru dosyası kapsamından ve UYAP'tan herhangi bir bilgi elde edilememiştir.

10. Başvurucular yakalama ve gözaltı işlemleri sırasında kolluk görevlilerinin kendilerine kötü muamelede bulundukları iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucular dilekçelerinde olay günü şafak vakti yapılan operasyonda evlerinden alındıklarını, kendilerine hiçbir soru sorulmadan, arama kararı da gösterilmeden evlerinin arandığını, sonrasında gözaltına alındıklarını belirtmiştir.

11. Başvurucular Mehmet Askeri Duman, Fesih Karataş, Mehmet Emin Gülsünvekilleri aracılığı ile gönderdikleri 17/8/2016 tarihli şikayet dilekçelerinde; başvurucu Mehmet Askeri Duman'ın kapıyı açtığı anda yüzlerinde kar maskesi olan 15-20 kişinin kendisine saldırdığını, yere düşürerek tekmelediğini, kendisine ve ailesine sinkaflı sözlerle hakarette bulunduğunu, annesinin müdahale etmek istediği sırada ona da güç uyguladığını iddia etmiştir. Şikayet dilekçesinde ayrıca başvurucu Mehmet Emin Gülsün'ün babasıyla birlikte kaldıkları evin kapısının kırılarak benzer şekilde saldırıda bulunulduğunu, saldırganlar arasında askerî kıyafetlilerin de olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucular; Emniyet Müdürlüğüne götürülürken de hakarete maruz kaldıklarını, Emniyet Müdürlüğüne gelindiğinde ise darbedildiklerini, Mehmet Askeri Duman'ın gözünün morartıldığını, Fesih Karataş'ın ise kafasının kırıldığını ve gözünün morartıldığını iddia etmiştir. Zorla, tehdit edilerek kendilerine bir kâğıt imzalatıldığını, hastaneye götürülmediklerini, doktorların Emniyet Müdürlüğüne getirilerek haklarında sağlık raporu alındığını, doktorların baskı altında rapor düzenlediğini, yaralarını gösterdikleri hâlde doktorların yaralanmalarını rapora yansıtmadığını iddia etmiştir.

12. Başvurucu Mustafa Bilim de vekili aracılığı ile sunduğu 31/8/2016 tarihli şikâyet dilekçesinde diğer başvurucular ile benzer iddialarda bulunmuş; evden alınırken yumruklandığını, dipçikle kafasına vurulduğunu, kendisine hakaret edildiğini, Emniyet Müdürlüğünde de kötü muamelenin devam ettiğini, doktorların Emniyet Müdürlüğünde yaptığı muayeneden sonra aynı gün hastaneye götürüldüklerini, doktorlara yaralarını göstermesine rağmen doktorların yeni yara olmadığına dair rapor düzenlendiğini iddia etmişlerdir.

13. Başsavcılık 9/9/2016 tarihinde başvurucuların şikâyet dilekçelerinde belirttikleri hususların araştırılması için Emniyet Müdürlüğüne yazı yazarak arama işlemi sırasında çekilen kamera kayıtlarının incelenerek tutanağa bağlanmasını ve CD'ye aktarılarak gönderilmesini talep etmiştir.

14. Başsavcılık, soruşturma dosyasının bir örneğini ve başvurucuların evinde gerçekleşen aramalara ait görüntüleri içeren CD'leri bilirkişi Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş B.G.ye teslim ederek B.G.yi rapor hazırlamak üzere görevlendirmiştir. Bilirkişi 6/4/2017 tarihinde Video İnceleme Tutanaklarını Başsavcılığa göndermiştir.

15. Mehmet Askeri Duman'a ait Ev Araması Video Çözüm Tutanağı'nda; yapılan aramanın 13 dakika sürdüğü, başvurucunun evde olmadığı, birden fazla polis memurunun eve girdiği, eve giren polislerde kar maskesi bulunmadığı, eve giren memurların ayakkabılarını çıkardığı ve eldiven kullandığı belirtilmiştir. Tutanakta ayrıca ev araması sırasında evde 30-35 yaşlarında bir kadın ve 8-10 yaşlarında iki çocuk olduğu, çocukların evin giriş holünde bekletildiği, mahallî lisan bilen bir personelin evde bulunan bir kadına arama emrini bildirdiği, arama sonucunda da bir zarar ziyan olup olmadığını sorduğu tespit edilmiştir.

16. Fesih Karataş'a ait Ev Araması Video Çözüm Tutanağı'nda; evde yapılan aramada başvurucuya veya evdeki herhangi bir kimseye darp ve cebir uygulanmadığı, hakaret edilmediği, evde bulunan kadına arama sonucunda bir zarar ziyan olup olmadığının sorulduğu tespit edilmiştir.

17. Mustafa Bilim'e ait Ev Araması Video Çözüm Tutanağı'nda 18 yaşlarında bir erkek şahsın yüzüstü yerde yattığı, elleri ensesinde beklediği, başvurucunun ise yüzü duvara dönük şekilde, elleri duvara dayalı olarak bekletildiği, plastik kelepçe ile kelepçelenerek ev aramasına nezaret ettiği, bu işlemler sırasında başvurucuya ya da başka bir kimseye darp ve cebir uygulanmadığı, hakaret edilmediği tespit edilmiştir.

18. Mehmet Emin Gülsün'e ait Ev Araması Video Çözüm Tutanağı'nda; evin avlu kısmında başvurucunun kelepçelendiği, bu sırada itiş kakış veya hakaret olmadığı, ev aramasına yaklaşık 10-15 civarında polis memurunun katıldığı, bir kısmının sivil giyimli olduğu, askerî personel bulunmadığı, polis memurlarının eve girerken ayakkabılarını çıkardığı, ev aramasında mahalle muhtarının da hazır bulunduğu, arama yapan memurlarının evde kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği, yapılan aramanın toplamda 13 dakika sürdüğü tespit edilmiştir.

19. Başsavcılık 7/4/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucuların PKK/KCK terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında kamera ile kayıt altına alınan arama ve elkoyma işlemleri sırasında darp, hakaret ve tehdit unsurlarının bulunmadığının bilirkişi tarafından Kamera Çözüm Tutanakları düzenlenerek tespit edildiği belirtilmiştir. Başsavcılık ayrıca her ne kadar başvurucular hakkında basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralandıklarına dair adli raporlar bulunmakta ise de anılan yaralanmaların müştekilerin fevri davranmaları neticesinde ve 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinde düzenlenen zor kullanma yetkisi çerçevesinde meydana geldiğini, müdahalenin kanuna uygun olduğunu değerlendirmiş; görevi kötüye kullanma, basit yaralama, hakaret ve tehdit suçlarından arama ve elkoyma işlemine katılan kolluk kuvvetleri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

20. Başvurucular 2/5/2017 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucular olayın aydınlatılması için gereken delillerin toplanmadığını, taleplerinin gereğinin yerine getirilmediğini, belli bir saikle ve sistematik şekilde şiddet uygulanmasının işkence suçunu oluşturduğu açık olmasına rağmen suç vasfının basit tıbbi müdahale ile yaralanma olarak belirlenmesinin hatalı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucular; hastanede yapılması gereken sağlık kontrolünün Emniyet Müdürlüğünde yapıldığını, doktorların görevlerini kötüye kullandığını, kamu görevlilerinin işlediği suçların cezasız bırakılarak etkili soruşturma yürütülmediğini, Emniyet Müdürlüğünün bahçesinde kendilerine işkence edildiğini, Emniyet Müdürlüğündeki güvenlik kamera görüntülerinin incelenmediğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir.

21. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği)sağlık görevlilerinin tanık olarak dinlenmediğini, zor kullanma yetkisinin aşılıp aşılmadığının Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmediğini, Emniyet Müdürlüğünün kamera kayıtlarının incelenmediğini, kolluk kuvvetlerinin şüpheli olarak ifadelerinin alınmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ve eksikliklerin araştırılması için 12/12/2017 tarihinde soruşturmanın genişletilmesine karar vermiştir.

22. Başsavcılık, başvurucuların şikâyet dilekçelerinde belirttikleri hususların araştırılması için Emniyet Müdürlüğüne yazı yazarak Emniyet Müdürlüğünün bahçesi ile nezarethane görüntülerinin temin edilerek inceleme yapılmasını, Dr. S.A.nın bilgi sahibi sıfatıyla beyanının alınmasını, aramada bulunan polisler ile başvurucuların yakınlarının beyanlarının alınmasını talep etmiştir.

23. Kolluk görevlileri, olay günü doktor olarak görev yapan S.A.nın 24/1/2018 tarihinde, bilgi veren sıfatıyla beyanını almıştır. S.A. beyanında; kolluk görevlilerinden B. isimli komiserin gözaltı sayısının fazla olduğunu, şüphelilerin hastaneye getirilmelerinin zor olduğunu belirtmesi üzerine Emniyet Müdürlüğüne giderek şüphelileri muayene ettiklerini, muayene ortamının uygun olduğunu, şüphelileri tek tek muayene ederek darp ve cebir durumuna göre vücutlarına bakılarak adli rapor düzenlediklerini, Sağlık Bakanlığının gönderdiği yazılı talimata göre Emniyet Müdürlüğüne giderek muayene yapabildiklerini, kolluk görevlilerinin herhangi bir telkininin olmadığını belirtmiştir.

24. Polis memuru M.A.K. 2/2/2018 tarihli beyanında operasyonda görev aldığını, arama yapılan ikametlerde şiddet ve hakaret içeren sözler duymadığını, yapılan işlemlerin usulüne uygun olduğunu beyan etmiştir.

25. Polis memuru E.Ç. 3/2/2018 tarihli beyanında operasyonda görev aldığını, arama yapılan ikametlerde şiddet ve hakaret içeren sözler duymadığını, her şeyin usulüne uygun olduğunu, ikamet aramalarında yapılan işlemleri videoya aldığını beyan etmiştir.

26. Muhtar H.M.A. 3/2/2018 tarihli beyanında operasyonda hazır bulunduğunu, arama yapılan ikametlerde kimsenin darbedilmediğini, şiddet ve hakaret içeren sözler duymadığını, yapılan işlemlerin usulüne uygun olduğunu beyan etmiştir.

27. Başvurucu Fesih Karataş bilgi veren sıfatıyla, kolluk görevlileri tarafından 4/3/2018 tarihinde alınan beyanında; 15/8/2016 tarihinde yapılan operasyon ile gözaltına alındığını, saat 04.00 sıralarında evinde arama yapıldığını, evinde yapılan aramada darp, hakaret veya kötü muamele olmadığını belirtmiştir. Başvurucu; beyanının devamında Emniyet Müdürlüğüne getirildiklerinde bahçede ellerinin arkadan plastik kelepçe ile kelepçelenerek yüzlerinin duvara dönük olacak şekilde bekletildiğini, bir polis memurunun bu sırada küfredip "Biz imparatorluk kurmuş bir devletiz, siz hiçbir şeysiniz." dediğini, bunun üzerine kendisinin karşı çıktığını, tartışmaya başladıklarını, polis memurunun kendisinin (başvurucunun) kafasına, boynuna, baldırlarına vurduğunu, Emniyet Müdürlüğündeki doktora olanları anlattığını, daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne getirildiğini, orada da doktor raporu alındığını, 27 gün gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını beyan etmiştir.

28. Kolluk görevlileri olay günü hemşire olarak görev yapan M.K.nın 8/3/2018 tarihinde, bilgi veren sıfatıyla beyanını almıştır. M.K. beyanında Dr. S.A.nın Emniyet Müdürlüğünden aranarak adli muayene için çağrılması üzerine S.A.ya yardımcı olmak amacıyla görev aldığını, muayenelerin usulüne uygun olduğunu, Sağlık Bakanlığının hastanelere gönderdiği yazılı talimata göre Emniyet Müdürlüğüne gidip muayene yapabildiklerini, Emniyet Müdürlüğündeki görevlilerin herhangi bir telkininin olmadığını, muayene edilenlerin durumlarına bakılarak darp ve cebire ilişkin rapor düzenlediklerini belirtmiştir.

29. Başvurucu Mehmet Askeri Duman'ın eşi S.D. bilgi veren sıfatıyla kolluk görevlileri tarafından alınan 8/3/2018 tarihli beyanında saat 03.00 sıralarında polislerin kapıyı çaldığını, kapının önündeki polisin eşi kapıyı açar açmaz yakasından eşini tutarak dışarı çekip iteklediğini, eşinin kafasını duvara çarpıp bayıldığını, eşini suyla ayılttıkları belirtmiştir. Ayrıca içeri giren polislerin kendisine de silah doğrulttuklarını, yere yatmasını söylediklerini, kendisinin ve çocuklarının çok korktuğunu, eşinin Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünü iddia etmiştir.

30. Sulh Ceza Hâkimliği 7/5/2018 tarihinde, başvurucuların iddialarını doğrular nitelikte şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli delil elde edilemediğinden dosya içeriğine ve Başsavcılıkça verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki gerekçeye göre başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazlarının reddine ve kararın tebliği için soruşturma dosyasının Başsavcılığa gönderilmesine kesin olarak karar vermiştir.

31. Başsavcılık 28/5/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına ve Sulh Ceza Hâkimliğinin kararının tebliğine karar vermiştir.

32. Nihai karar başvuruculara 17/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

33. 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

..."

34. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesi ve 161. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi

Madde 160 - (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

 (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.

Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri

Madde 161 - (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.

 (2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

 (3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.

…”

35. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesi şöyledir:

 “(1)Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

36. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

 (3) Kasten yaralama suçunun;

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında ....... ....artırılır.”

37. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

B. Uluslararası Hukuk

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

"Madde 3 - İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine ilişkin içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

40. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması gerekir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

41. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin serbest bırakıldığı sırada yaralanması hâlinde bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusuna geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87). AİHM aynı prensibin özgürlüklerinden yoksun olan ve ceza infaz kurumu yönetiminin kontrol ve sorumluluğunda bulunan, ceza infaz kurumunda tutulan kişiler için de uygulanacağını belirtmektedir. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Anayasa Mahkemesinin 1/3/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucular; evlerinde yapılan arama sırasında ve gözaltına alındıkları sırada kolluk görevlilerinin kendilerine vurduklarını, hakaret ve tehdit ettiklerini, muayeneleri için hastaneye götürülmediklerini, Emniyet Müdürlüğüne doktorların gelerek kendilerini muayene ettiklerini, doktorların tehdit edildiğini gözlemlediklerini, işkenceye dair bulguların adli muayene raporlarına yansıtılmadığını, Adli Tıp Kurumuna sevklerinin yapılmak suretiyle rapor alınmadığını, arama sırasında çekilen görüntülerin kendileri dışarı çıkarıldıktan sonra alındığını, Başsavcılıkça Emniyet Müdürlüğünde bulunan kamera görüntüleri talep edildiği hâlde görüntülerin gönderilmediğini, şüphelilerin kolluk görevlisi olması sebebiyle etkili bir soruşturma yürütülmediğini, kendilerinin müşteki olarak beyanlarının alınmadığını, şüphelilerin tespit edilip ifadelerinin alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkı, işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

44. Bakanlık görüşünde; başvurucuların şikâyeti üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı ve kötü muamele iddiaları hakkında her türlü delilin toplandığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verildiği, Sulh Ceza Hâkimliğinin eksikliğe işaret ettiği hususlara ilişkin araştırma yapıldığı, sonuçta itirazın yeni deliller bağlamında reddedildiği belirtilmiştir.

45. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, başvuru dilekçesinde yer alan şikâyetlerine benzer şekilde beyanlarda bulunmuştur.

B. Değerlendirme

46. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

47. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

50. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında; kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması amaçlanmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

51. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu kapsamda öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemelerini gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

52. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, söz konusu kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muamelenin gerçekleşmesinin engellenmesi için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletin sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

53. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

54. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

55. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türü, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespit edilmelidir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Dilan Dursun, B. No: 2015/18831, 2/11/2022, § 72).

56. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Dilan Dursun, § 73).

57. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı, bu kapsamda diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

58. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68, 69).

59. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

60. Kötü muamele yasağı mutlak bir yasak olup ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır. Terör ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile kötü muamele kesin olarak yasaklanmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 93).

61. Savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı Anayasa'nın 15. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan çekirdek haklara yapılan müdahaleler meşru kabul edilemez ve ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 196-197).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

62. Başvurucular hakkında yürütülen soruşturma kapsamında başvurucuların evlerinde arama işlemi gerçekleştirilmiştir. Başvurucular yapılan arama sırasında kolluk görevlileri tarafından yaralandıklarını, hakaret ve tehdide maruz kaldıklarını iddia ettikleri gibi aynı eylemlerin Emniyet Müdürlüğünde de devam ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca başvurucular adli muayenelerinin Emniyet Müdürlüğünde yapıldığını, doktorların baskı altında muayene işlemi gerçekleştirdiklerini ileri sürmüştür.

63. Başvurucular hakkında düzenlenen genel adli muayene raporlarında sıyrıklar ve kızarıklıklar bulunduğu, yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir (bkz. § 6).

64. Kolluk görevlileri hakkında yürütülen soruşturma sonucunda yaralanmaların başvurucuların fevri davranışları nedeniyle kolluk kuvvetlerinin müdahalede bulunmaları sırasında ve zor kullanma yetkisi kapsamında oluştuğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Anılan kararda arama ve elkoyma işlemine katılan kolluk görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtilmiş, Emniyet Müdürlüğündeki eylemlere ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır.

65. Başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazları üzerine Sulh Ceza Hâkimliği tarafından soruşturmanın genişletilmesi kararı verilmiştir. Kararda sağlık görevlilerinin beyanlarının alınması, yaralanmaların niteliğinin zor kullanma yetkisinde ölçünün aşılıp aşılmaması sonucu oluşup oluşmadığı konusunda rapor alınması yanında başvuruculara müdahalede bulunan kolluk görevlilerinin tespit edilerek ifadelerinin alınması, Emniyet Müdürlüğünün güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesi gerektiği de belirtilmiştir. Soruşturmanın genişletilmesine ilişkin kararda soruşturmanın kolluk görevlilerinin arama ve elkoyma işlemi sırasındaki eylemleri ile sınırlandırılmayarak başvurucuların itirazları yönünde genişletilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

66. Soruşturmanın genişletilmesi kararının ardından Başsavcılık bazı delilleri toplamıştır. Kolluk görevlileri; başvurucu Mehmet Askeri Duman'ın eşi S.D.nin, adli muayene raporu düzenleyen sağlık görevlilerinin, aramalarda hazır olarak bulunan mahalle muhtarının, operasyonlarda görev alan polis memurlarından ikisinin ve başvurucu Fesih Karataş'ın bilgi veren sıfatıyla beyanını almıştır.

67. Öte yandan Sulh Ceza Hâkimliğince verilen soruşturmanın genişletilmesi kararı gereğince Başsavcılık, Emniyet Müdürlüğü bahçesi ile nezarethane kamera görüntülerinin gönderilmesi için Emniyet Müdürlüğüne yazı yazmışsa dabireysel başvuru dosyasından ve UYAP'tan yapılan incelemede yazı cevabına ilişkin bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Başvurucuların götürüldüğü Emniyet Müdürlüğünde kamera kaydı alınıp alınmadığı soruşturma dosyasından anlaşılamadığı gibi başvurucuların Emniyet Müdürlüğüne götürüldükten sonra yaşananlara ilişkin olarak dosya kapsamında herhangi bir veri de bulunmamaktadır.

68. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yaralanmaların kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisi kapsamında başvurucuların davranışları neticesinde olduğu değerlendirilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi ise soruşturmanın genişletilmesi kararında zor kullanma yetkisinin aşılıp aşılmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu raporu ile açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtmiştir. Anılan karar sonrasında Başsavcılık tarafından adli tıp kurumundan rapor alınmasına ilişkin bir işlem yapılıp yapılmadığı da soruşturma dosyası kapsamından anlaşılamamaktadır. Kaldı ki aradan geçen zaman dikkate alındığında alınacak raporun darp olayını ortaya çıkarmaya yönelik bir yarar sağlayıp sağlamayacağı belirsiz görünmektedir.

69. Bireysel başvuru dosyası ve ekindeki belgeler ile UYAP aracılığı ileerişilen belgelerde soruşturmanın genişletilmesi kararı doğrultusunda başvurucu Fesih Karataş dışındaki diğer başvurucuların ve başvuruculara müdahale eden polis memurlarının beyanlarının alındığına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.

70. Yakalama ve gözaltı işlemleri sırasında meydana gelen yaralanmaların ne şekilde oluştuğunu açıklama yükümlülüğü kamu makamlarına aittir. Başsavcılık; kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararında, başvurucularda kızarıklık ve sıyrık şeklinde meydana gelen yaralanmaların zor kullanma yetkisi kapsamında başvurucuların "fevri davranması" üzerine gerçekleşmiş olabileceğini değerlendirmiştir. Soruşturma makamları, başvurucuların kolluk görevlilerine direndiğine ilişkin olarak haklarında yapılan bir soruşturma veya düzenlenen bir tutanak olup olmadığını belirtmediği gibi doktor muayenelerinin Emniyet Müdürlüğünde yapılması karşısında raporların düzenlenmesi sırasında herhangi bir müdahale olup olmadığını da açıklığa kavuşturmadığı anlaşılmıştır.

71. Bir başka deyişle soruşturma makamlarınca olay ve olguların derinlemesine incelenmesi, başvurucuların iddiaları hakkında araştırma yapılması yerine hızlı bir şekilde sonuca varılarak olayla ilgili bütün delillerin toplanmadığı görülmüştür.

72. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Kadir ÖZKAYA ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.

73. Etkili bir soruşturma yürütülerek olayın tüm yönleri açıkça ortaya konulmadığından bu aşamada Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun incelenmesi mümkün görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.

75. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği soruşturma mercilerince yapılması gereken iş yeniden soruşturma işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

76. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden soruşturmanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucuların tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde koruma altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Hani Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.194,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/3/2023 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

1. Terör örgütü üyeliği suçlamasına bağlı bir soruşturma kapsamında gerçekleştirilen operasyonda başvurucuların kolluk güçleri tarafından yakalanmaları sırasında ve akabinde nezarethaneye konulmadan önce emniyetin bahçesinde kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kaldıkları iddialarıyla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğinden, dolayısıyla kendileri bakımından kötü muamele yasağının ihlal edildiğinden bahisle yaptıkları somut başvuruda Mahkememiz çoğunluğunca başvurucular bakımından Anayasa'nın 17. maddesinde koruma altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.

2. Tarafımızca aşağıda açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

3. Somut olayda, haklarında yürütülen soruşturma kapsamında başvurucuların evlerinde arama işlemi gerçekleştirilmiştir. Başvurucular 17.08.2016 ve 31.8.2016 tarihlerinde Hani Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak evlerinde yapılan arama sırasında kolluk görevlileri tarafından dövülmek suretiyle yaralandıklarını, hem kendilerinin hem de ailelerinin hakaret ve tehdide maruz kaldığını, aynı eylemlerin kendileri bakımından Emniyet Müdürlüğünde de devam ettiğini, ayrıca adli muayenelerinin Emniyet Müdürlüğünde yapıldığını ve muayene esnasında doktorların baskı altında olduğunu ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuşlardır.

4. Şikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında başvurucular hakkında tanzim edilen adli raporlar temin edilmiş, arama ve elkoyma işlemlerine ilişkin kamera kayıtları toplanmış ve bu kayıtlar hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

5. Başsavcılıkça, adli raporlar ve alınan bilirkişi raporları incelendikten sonra, 07.04.2017 tarihinde, iddialar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda, müştekilerin maruz kaldıkları basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralanmalarının, polisin yasalar kapsamında gerçekleştirdiği kademeli ve ölçülü güç kullanımı esnasında kendi fevri davranışları sonucunda meydana geldiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla hem yapılan müdahalenin hem de söz konusu yaralanmaların yasaya uygun olduğu, bu sebeple arama ve elkoyma işlemine katılan kolluk kuvvetleri hakkında kamu davası açılacak ölçüde delil oluşmadığı gerekçelerine dayanılmıştır.

6. Söz konusu karara yapılan itiraz üzerine, Sulh Ceza Hâkimliğince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 173/3 maddesi uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiştir.

7. Karar da, BTM ile giderilebilir şekilde yaralandıklarına ilişkin haklarında adli raporlar bulunan müştekiler yönünden olayda zor kullanma ölçülerinin aşılıp aşılmadığının tespiti bakımında adli tıp raporu alınması gerektiği, müştekilere müdahale eden kolluk kuvveti mensuplarının tespit edilerek şüpheli olarak ifadelerinin alınması gerektiği, İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün ilgili güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesi gerektiği, müştekilerin adli rapora konu yaralanmalarının sebebinin dosya kapsamında araştırılması gerektiği, müştekilerin sağlık kurulu raporlarının nerede ve kim tarafından alındığının tespiti için ilgili sağlık kurulu mensuplarının tanık olarak ifadelerine başvurulması gerektiği tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

8. Söz konusu kararı takiben yeni bir soruşturma kaydı yapılarak soruşturma işlemlerine başlanmıştır. Bu kapsamda; Hani merkezde gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan başvuruculara operasyon sırasında işkence yapılıp yapılmadığının, hakaret ve tehditte bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından Emniyet Amirliğinin bahçesi ile nezarethane görüntüleri de dahil olmak üzere ilgili yerlerden gerekli incelemelerin yapılması, şüphelilere müdahale eden Doktor S.A. nın bilgi sahibi olarak dinlenmesi, muayenenin nerede ve nasıl yapıldığının araştırılması istenilmiş, aramada bulunan polisler ile şüpheli ve yakınlarının ifadeleri alınmış, temin edilen rapor, bilgi, belge ve beyanlar soruşturmanın genişletilmesine karar veren Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmiştir.

9. Sulh Ceza Hâkimliği gönderilen rapor, bilgi, belge ve beyanları değerlendirdikten sonra başvurucuların itirazlarının reddine karar vermiştir. Başvurucular 15.08.2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır.

10. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir.

11. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı; bu kapsamda diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

12. Somut olayda başvurucuların şikâyeti üzerine Cumhuriyet savcısı tarafından derhal soruşturma işlemlerine başlanmış ve başvurucuların şikâyetine konu kötü muamele iddiaları hakkında ilgili kamera kayıtları da dâhil olmak üzere deliller toplanmaya çalışılmış, başvurucuların sağlık raporları temin edilmiştir. Cumhuriyet savcısının bahse konu delilleri değerlendirerek yeterli şüphe yokluğu nedeniyle verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itiraz üzerine Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı gereğince soruşturma genişletilmiş, bu kapsamda soruşturmadaki eksikler giderilmiş (bu bağlamda sürecin içinde yer alan ilgili doktor ve hemşirenin ve Muhtarın konuya ilişkin görgü ve bilgilerine başvurulmuş) eksikliğe ilişkin gerekli adımlar atılmış sonuç olarak yeni elde edilenler de dâhil olmak üzere toplanan tüm deliller değerlendirilerek iddialar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

13. Etkili soruşturma yükümlülüğünün amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamak olup, söz konusu etkili soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Bu nedenle, Anayasa'nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği şeklinde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

14. Somut olayda, çoğunluk görüşünde belirtilen eksiklikler de dâhil olmak üzere bir kısım eksiklikler bulunmakta ise de, başvuruya konu olayın gerçekleşme sürecinde görev alan ve beyanlarına başvurulan Doktor, Hemşire ve Muhtar tarafından başvurucuların şikâyetlerini doğrulayıcı herhangi bir açıklamada bulunulmamış olması ve başvurucular hakkında düzenlenen raporlarda da başvurucuların maruz kaldıkları yaralanmaların güvenlik güçlerinin yasalar kapsamında gerçekleştirdiği güç kullanımı esnasında kendi fevri davranışları sonucunda meydana geldiği sonucuna ulaşılan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yararlanmaları aşan nitelikte yaralanmalar olduğuna dair bir verinin de dosyada bulunmaması nedeniyle kanaatimizce söz konusu eksikliklerin Anayasa'nın 17. maddesinde koruma altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunu ihlal edici nitelikte değerlendirilmesi mümkün değildir.

15. Açıklanan gerekçelerle başvurucular bakımından Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne dayanan karar tarafımızca iştirak edilmemiştir.

 

Başkan

Kadir ÖZKAYA

Üye

Kenan YAŞAR

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Fesih Karataş ve diğerleri, B. No: 2018/25634, 1/3/2023, § …)
   
Başvuru Adı FESİH KARATAŞ VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/25634
Başvuru Tarihi 15/8/2018
Karar Tarihi 1/3/2023

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yakalama sırasında ve nezarethanede kolluk görevlilerinin darp ve hakaretine maruz kalınması ile bu olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Gözaltında kötü muamele İhlal Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 160
5237 Türk Ceza Kanunu 256
86
94
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi