TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RECEP İBRAHİMOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/14878)
Karar Tarihi: 5/10/2022
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Kenan YAŞAR
Raportör
Kemal ÖZEREN
Başvurucu
Recep İBRAHİMOĞLU
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, pasaport verilmemesinden kaynaklanan manevi zararların tazmin edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucunun umumi pasaportu 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) (5) numaralı maddesi kapsamında iptal edilmiştir. Başvurucu, pasaport verilmemesine ilişkin işlemin iptali ve bu işlemden kaynaklı manevi zararların tazminine karar verilmesi talebiyle İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu manevi tazminat talebi ile ilgili olarak olağanüstü hâl (OHAL) ortamında pasaportunun iptal edilmesinin ve bunun sebebinin hukuken denetlenebilir şekilde tarafına bildirilmemesinin kendisi ve ailesi üzerinde psikolojik baskı oluşturduğunu vurgulamıştır.
3. Yargılama safahatında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2016/98375 sayılı soruşturma dosyası kapsamında başvurucunun T.A. Derneğine üye olduğu ve hakkında 8/1/2016 tarihinde "FETÖ/PDY şüphelisi- İstanbul" şeklinde kayıt girildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yargılama devam ederken Başsavcılığın 15/2/2018 tarihli yazısıyla başvurucu hakkında anılan dosya kapsamında herhangi bir soruşturmanın bulunmadığının bildirilmesi üzerine başvurucunun pasaportunun iadesine karar verilmiştir.
4. İdare Mahkemesi başvurucunun pasaportunun iade edilmiş olması nedeniyle 31/10/2018 tarihinde işlemin iptali istemi yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebi yönünden de davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; manevi tazminat talebi yönünden başvurucunun pasaportunun iptaline ilişkin olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemekle birlikte, olayda idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek sorumluluk hâllerinin de bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesince, 667 sayılı KHK'da yer alan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisakı ve irtibatı bulunan kişilerin eşlerinin pasaportlarının iptal edileceğine ilişkin hüküm altı çizili şekilde vurgulanarak aktarılmıştır.
5. Başvurucu bu karara yönelik istinaf başvurusunda, T.A. Derneğine hiçbir zaman üye olmadığını, bu durumun Başsavcılığın yazısıyla da sabit olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte İdare Mahkemesinin ilgisiz mevzuatı vurgulu bir şekilde yazarak eşini de zan altında bıraktığını, pasaportunun iptal edilmesi nedeniyle tutuklanma tedirginliği yaşadığını ve psikolojik baskı altında kaldığını ifade etmiştir. Başvurucunun istinaf talebi reddedilmiştir.
6. Nihai hükmü 27/3/2019 tarihinde öğrenen başvurucu 26/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; FETÖ/PDY ile hiçbir bağlantısının bulunmadığını, T.A. Derneğine üye olmadığını bu durumun Başsavcılığın yazısıyla da sabit olduğunu, buna rağmen 667 sayılı KHK uyarınca pasaportunun iptal edildiğini belirtmiştir. Haksız uygulama nedeniyle tutuklanma korkusu yaşadığını, o dönem eşinin hamile olması sebebiyle korku ve tedirginliklerinin arttığını, ayrıca İdare Mahkemesince ilgisiz mevzuatın karara aktarılması nedeniyle eşinin de zan altında kaldığını vurgulayan başvurucu yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık, başvurucunun soyut ve objektif kriterlerle ölçülmesi mümkün olmayan bir olgu ileri sürdüğüne yönelik görüş bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
9. Başvuru özel hayata saygı hakkı yönünden incelenmiştir.
10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
11. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bunun yanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletin bireylerin özel hayata saygı haklarına keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hak ve özgürlüklere karşı saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32; U.B., B. No: 2015/3175, 10/10/2019, § 33; Murat Haliç, § 42; İlhan Gökhan, § 42).
12. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idareyle ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve ilgili ve yeterli gerekçeler içeren adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluğunu içermektedir (Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235, 10/3/2016, § 94).
13. Bu bağlamda hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda yeterli derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız, B. No: 2017/37387, 21/4/2021, §§ 31-37).
14. Somut olayda başvurucuya umuma mahsus pasaport verilmemesine yönelik idarenin ileri sürdüğü gerekçenin aslında mevcut olmadığı ortaya konulmuş ve yargılama devam ederken başvurucunun umuma mahsus pasaportunun iadesine karar verilmiştir. Başvurucunun pasaportunun iptali ile başvurucu hakkında bir soruşturmanın olmamasının anlaşılması sonucunda pasaportunun iade edilmesi arasında bir yılı aşkın bir sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun yaşanan süreç içerisinde manevi olarak zarara uğradığına ilişkin temel bir iddiası bulunmasına ve pasaport verilmemesine yönelik öne sürülen gerekçenin mevcut olmadığının anlaşılmasına rağmen İdare Mahkemesi, olayda idarenin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek tazminat talebini reddetmiştir. İstinaf aşamasında da başvurucunun bu husustaki iddiaları dikkate alınmamıştır.
15. Bununla birlikte İdare Mahkemesinin dava konusu edilen olayla ilgisi bulunmayan FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı bulunan kişilerin eşlerinin pasaportlarının iptal edileceğine ilişkin 667 sayılı KHK'da yer alan hükmü altı çizili şekilde kararında vurguladığı da gözönüne alındığında yargılama safahatında özenli inceleme yapma yönündeki yükümlülüğü yerine getirmediği söylenmelidir.
16. Sonuç olarak derece mahkemelerince özel hayata saygı hakkı bakımından yeterince özenli bir yargılama yapılmadığı, ilgili ve yeterli nitelikte gerekçeye yer verilmediği, bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
17. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
18. Başvurucu; ihlalin tespitine, yeniden yargılama yapılmasına ve 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
19. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
20. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 13. İdare Mahkemesine (E.2018/66, K.2018/1774) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 364,60 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesine (E.2019/289) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.