logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Deniz Güler ve diğerleri, B. No: 2019/16713, 2/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

DENİZ GÜLER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/16713)

 

Karar Tarihi: 2/3/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucular

:

1.Deniz GÜLER

 

 

2. Şükrü GÜLER

 

 

3. Yeter Damla GÜLER

Başvurucular Vekili

:

Av. Mahmut DOĞAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle ilgili olarak tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/5/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların yakınları Y.G. 21/11/2003 tarihinde doğum yapmak üzere başvurduğu özel bir hastanede saat 11.10 sıralarında ameliyata alınarak sezaryenle canlı bir bebek dünyaya getirmiştir. Saat 11.40 sıralarında ameliyattan çıkarılarak servise alınan Y.G.nin saat 12.15 sıralarında gözlerinin kapalı olup ağzından köpük geldiğinin fark edilmesi üzerine servis hemşiresi tarafından nabız ve tansiyon kontrolü yapılmış, nabız ve tansiyonunun bulunmadığı anlaşıldığında anestezi uzmanına haber verilmiştir.

9. Ameliyatı gerçekleştiren anestezi uzmanı doktor N.Ö. ile kadın doğum uzmanı doktor D.A. tarafından acilen müdahalede bulunulduktan sonra saat 13.50 sıralarında Y.G. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesine sevk edilmiştir. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen 28/11/2003 tarihinde Y.G. hayatını kaybetmiştir.

A. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması ve Yargılaması Süreci

10. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından ölüm olayına ilişkin derhal soruşturma başlatılmıştır.

11. Başsavcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında 29/11/2003 günü düzenlenen ölü muayene tutanağında cesedin harici muayenesi yapılarak ölüm sebebinin tespiti için otopsi yapılması gerektiği belirtilmiş; yapılan otopsi sonucunda alınan Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 3/3/2004 tarihli otopsi raporunda mevcut verilerle kişinin kesin ölüm sebebinin belirlenemediği, olayla ilgili tüm hastane evrakları, adli tahkikat dosyasının birlikte gönderilerek Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan alınan 30/3/2005 tarihli raporda, ölümün ameliyat sonrası erken dönemde gelişen komplikasyonlar sonucu solunum dolaşım durması ve sonrasında uygulanan canlandırma işlemi ile geri döndürülüp uzun süre yoğun bakımda yatmaya bağlı olarak gelişen komplikasyonlardan ileri geldiği bildirilmiştir.

12. Başsavcılık tarafından Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulundan alınan 10/5/2006 tarihli raporda, anestezinin bitiminde saat 11.40 sıralarında Y.G.nin servise alınması, uygulanan resüsitasyon sonrası dahiliye uzmanı notunun saat 12.15 olduğu dikkate alındığında 35 dakikalık sürede olayı açıklayacak hiçbir tıbbi belgenin düzenlenmemiş olması nedeniyle solunum ve kalp durmasının sebebinin tespitinin mümkün olmadığı, bu nedenle ölüm olayında hastayı tedavi eden hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olup olmadığı yönünde fikir beyan edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

13. Başsavcılıkça; özel hastanede sezaryen ameliyatı ile doğum yaptıktan sonra servise alınan Y.G.nin fenalaşarak sevk edildiği hastanede vefat ettiği, sezaryen ameliyatını yapan kadın doğum uzmanı doktor D.A. ile anestezi uzmanı doktor N.Ö.nün eylemlerinin taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturduğu iddia edilerek tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan doktorlar hakkında Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır.

14. Ceza Mahkemesi 7/7/2008 tarihinde ölüm olayında doktorların varsa kusurlarının bulunup bulunmadığı, varsa kusur oranının belirtilmesi hususlarında Yüksek Sağlık Şûrasından rapor hazırlanmasını talep etmiştir. Yüksek Sağlık Şûrasının 1/10/2009 tarihli raporunda sezaryen operasyonundan sonra uyanma odasında hastanın yeterince bekletilip takip edilmediği, hiçbir vital bulgusunun kaydedilmediği, anestezinin bitiminden hastanın servise alınması arasındaki sürede hastadan aneztezi uzmanının sorumlu olduğu, bu dönemde oluşan postop solunum sıkıntısı, kardiopulmoner arrest (solunum ve dolaşımın aniden durması) ve ardından gelişen hipoksik ensefalopatiden(oksijensizlikten kaynaklanan beyin hasarı) dolayı doktor N.Ö.nün sekizde dört oranında kusurlu olduğu, hastane evrakı ve otopsi bulgularından hastada var olan yaygın pnömoni (zatürre), yara yerinde apseli nekrotik enfeksiyonla gelişen sepsis (vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği tepkinin neden olduğu durum) tablosunun teşhis ve tedavisinde eksiklik olduğu, bunun da ölüme etkisi olduğundan hastanenin de sekizde iki oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.

15. Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 21/4/2010 tarihli kararda Dr. D.A.nın ölüm olayında kusurlu olmadığından beraatine, doktor N.Ö.nün ise taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu işlediği anlaşıldığından 2.842 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, verilen adli para cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. Ceza Mahkemesi ayrıca hastanenin olayda kusuru olduğu anlaşılan yoğun bakım ünitesi görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir. Hastanenin yoğun bakım ünitesi görevlileri hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığına ilişkin olarak başvuru dosyasında herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

16. Sanık N.Ö. temyiz kanun yoluna başvurmuş, Yargıtay yaptığı temyiz incelemesi sonucunda 6/11/2012 tarihinde kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.

B. Olayla İlgili Olarak Hukuk Mahkemesinde Açılan Tazminat Davası Süreci

17. Başvurucular 9/6/2006 tarihinde Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi)yakınlarının doğumdan sonra kendisine gelmeden odasına çıkarılarak tıbbi ihmalde bulunulduğu, hastanede yoğun bakım ünitesinin olmaması nedeniyle tedavide gecikme yaşandığı iddialarıyla doktorlar D.A. ve N.Ö. ile özel hastane aleyhine toplam 55.000 TL manevi, 4.000 TL maddi tazminat ödenmesi talebiyle tazminat davası açmıştır.

18. Hukuk Mahkemesince hesap uzmanı bilirkişiden destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi için alınan rapor üzerine başvurucular açtıkları davayı ıslah etmiştir.

19. Hukuk Mahkemesi, Adli Tıp Kurumunun 30/3/2005 ve 10/5/2006 tarihli raporları ile Yüksek Sağlık Şûrasının 1/10/2009 tarihli raporlarını değerlendirerek davalı doktor D.A. aleyhine açılan davanın reddine, davalılar doktor N.Ö. ve özel hastane aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

20. Davacı başvurucular ile davalı doktor N.Ö. ve özel hastanenin anılan karar hakkında temyiz kanun yoluna başvurması üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 20/6/2011 tarihli karar ile davalıların olaydaki kusur durumları, olayın oluş şekline göre talep edilen manevi tazminat miktarlarının makul olduğunu gözeterek manevi tazminat taleplerinin tamamının kabulüne karar verilmesi, hükmedilen maddi tazminatın ise faize ilişkin kısmının başvurucular lehine düzeltilmesi gerektiğini belirterek Hukuk Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

21. Hukuk Mahkemesince 17/2/2012 tarihinde bozma kararına uyularak davanın kabulü ile 55.000 TL manevi tazminatın başvuruculara ödenmesine, hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda belirtildiği üzere başvuruculardan Şükrü Güler'e 3.189,07 TL, Deniz Güler'e 14.520,79 TL ve Yeter Damla Güler'e 20.287,94 TL maddi tazminatın 27/11/2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.

22. Hukuk Mahkemesinin kararı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından 6/6/2012 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

C. Olayla İlgili Olarak Açılan Tam Yargı Davası Süreci

23. Başvurucular 1/4/2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne (İdare) başvuruda bulunarak tazminat talebinde bulunmuş, İdarenin 30/4/2010 tarihli cevap yazısı ile başvurucuların tazminat talepleri reddedilmiştir.

24. Başvurucular, yakınları Y.G.nin doğum sonrası sevk edildiği hastanede yanlış teşhis ve tedavi yöntemi uygulanması sonucu öldüğünü ileri sürülerek İdarenin hizmet kusuru bulunduğunu belirterek başvurucular Deniz Güler ve Yeter Damla Güler'in her biri için 25.000 TL manevi tazminatın, Deniz Güler için 14.520,94 TL, Yeter Damla Güler için 20.287,94 TL destekten yoksun kalma tazminatının, başvuruculardan Şükrü Güler için 50.000 TL manevi tazminatın, 3.189,07 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 5.258,20 TL hastane giderinin ölüm tarihi olan 29/11/2003 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini talebiyle 14/6/2010 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmışlardır.

25. İdare Mahkemesince 26/6/2012 tarihinde, başvurucuların yakınının rahatsızlığı ve muayene şekilleri dikkate alınarak gerekli tedavinin uygulanıp uygulanmadığı, bu tedavide ihmal, tedbirsizlik ve meslek ifasında acemilik bulunup bulunmadığı, gerekli özenin gösterilip gösterilmediği, tıbbi bir hatanın başka bir deyişle idareye yüklenebilecek hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı konularında Adli Tıp Kurumundan rapor hazırlanması talep edilmiştir.

26. Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen 8/8/2012 tarihli raporda; hasta hakkında düzenlenmiş hasta dosyasının tamamının elde edilemediği, dosyadaki mevcut belgelerden kişiye uygulanan yoğun bakım tedavisinde ölüme neden olacak eksik bir eylem ya da tedavi bulunmadığı belirtilmiştir.

27. İdare Mahkemesi 14/2/2013 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi gerekçeli kararında; başvurucular tarafından Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat istemi ile açılan davada 17/2/2012 tarihli karar ile hesap bilirkişisince düzenlenen raporda belirtilen destekten yoksun kalma tazminatının tamamına yasal faiziyle hükmedildiğini, manevi tazminat taleplerinin de tamamının kabulüne karar verildiğini, buna göre aynı olay nedeniyle taraflara kısmi de olsa tazminat ödenmesinin mümkün olmadığı sonucuna vararak davanın reddine karar vermiştir.

28. İdare Mahkemesi ret kararında ayrıca başvurucuların talep ettiği hastane masraflarını kendilerinin ödediğine dair herhangi bir bilgi veya belgeyi dosyaya sunmadıklarından hastane masrafı olarak uğradıklarını ileri sürdükleri maddi zararı somutlaştıramadıklarını belirtmiştir.

29. Başvurucular Yüksek Sağlık Şûrası 1/10/2009 tarihli raporunda İdarenin sekizde iki oranında kusurlu olduğunu açıkça ortaya koyduğu hâlde Adli Tıp Kurumunun hastane dosyasının tamamını elde edemediğini belirterek mevcut bilgi belgelerle eksik inceleme yaparak rapor düzenlediğini, Yüksek Sağlık Şûrası ile Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki çelişkinin giderilemediğini, İdare Mahkemesinin hastane masraflarına ilişkin bilgi ve belgeyi hastaneden getirtmeden anılan taleplerinin reddedildiğini, İdare lehine ayrımcılık yapıldığını belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuşlardır.

30. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) 3/4/2018 tarihli kararıyla İdare Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek başvurucuların temyiz istemlerini reddederek onama kararı vermiştir.

31. Başvurucular Dairenin kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuş, Daire 21/2/2019 tarihli kararı ile karar düzeltme isteminin reddine karar vermiş ve anılan karar kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili hukuk için bkz. Ali Abidin Saruhanoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§ 39-42.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Anayasa Mahkemesinin 2/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

34. Başvurucular, İdare Mahkemesince Yüksek Sağlık Şûrası ile Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için rapor alınmadan davanın reddedildiğini, yaptıkları masraflara ilişkin her türlü belgenin İdare Mahkemesince hastaneden getirtilebileceği hâlde hastane masraflarına ilişkin taleplerinin de reddedildiğini belirterek yaşam hakkının, İdare Mahkemesinin davanın reddine karar vererek İdare lehine ayrımcılık yapması nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

 “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

36. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ayrımcılık yasağının ihlaline yönelik şikâyetlerinin özü, yaşam hakkına ilişkin olduğundan anılan kapsamda inceleme yapılacaktır.

38. Başvurucuların hastane masrafları ile ilgili şikâyetleri yakınlarının ölümünden önceki tedavi sürecine ilişkin olduğundan bu şikâyete yönelik olarak yaşam hakkı kapsamında bir değerlendirme yapılamayacaktır.

39. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda başvurucular müteveffanın eşi ve çocuklarıdır. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

40. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

41. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

42. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

43. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

44. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

45. Bu yaklaşım tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Nail Artuç, § 38).

46. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

47. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).

48. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

49. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiş olup ölüm olayının sağlık personelinin hatalı tıbbi uygulamalarından kaynaklandığını ve olayda hizmet kusuru bulunduğunu iddia etmektedirler. Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda başvurucular tarafından açılan tam yargı davası, ilgili personelin veya idarenin sorumluluğunun tespit edilerek gerekirse zararların tazminini sağlayarak başvurucuların mağduriyetini giderebilecek niteliktedir. Dolayısıyla yaşam hakkı kapsamındaki etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü, başvuruculara idare mahkemeleri önünde açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilebilir(Eyüp Kudin, B. No: 2017/15834, 22/7/2020, § 59).

50. Her ne kadar delilleri değerlendirmek ve hukuk kurallarını yorumlamak kural olarak derece mahkemelerinin yetkisinde olsa da yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece mahkemelerinin Anayasanın 17. maddesinin gerektirdiği makul derecede ivedilik ve özen ile bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

51. Başvurucular Yüksek Sağlık Şurası raporu ile Adli Tıp Kurumu raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınmadığından, İdare lehine ayrımcılık yapıldığından yakınmaktadırlar.

52. Somut olayda İdare Mahkemesi başvurucuların yakınları Y.G.nin ölümünde İdarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, hizmet kusuru varsa kusur oranının bildirilmesi hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor hazırlanmasını talep etmişse de İdare Mahkemesi tam yargı davasının reddine dair kararın gerekçesinde anılan raporu temel almamıştır. Şöyle ki İdare Mahkemesi gerekçesinde; İdarenin kusurunun varlığını tartışmamış, başvurucuların daha önce Hukuk Mahkemesinde davalı özel hastane ve doktor N.Ö. aleyhine açtıkları tazminat davasında destekten yoksun kalma tazminatının tamamını aldıklarını, 15/7/2008 tarihinde alınan hesap bilirkişisi raporunda Yüksek Sağlık Şurası tarafından belirlenen kusur oranında bir indirim yapılmadığını, Hukuk Mahkemesinin maddi tazminat miktarında kusur oranında indirim yapmadan davanın kabulüne karar verdiğini, manevi tazminat yönünden de başvurucularca talep edilen manevi tazminat miktarın tamamına hükmedildiğini belirtmiştir. İdare Mahkemesi başvurucuların zararının karşılanmış olması nedeniyle aynı olaydan dolayı yeniden tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır.

53. Dolayısıyla İdare Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda da belirtildiği üzere İdarenin kusuru kabul edilse dahi kusur oranında bir indirim yapılmadan başvurucuların zararlarının hukuk yargılaması sonucunda verilen karar ile giderilmiş olmasından dolayı yargılamanın yeniden bilirkişi raporu alınmaması ve davanın reddedilmesi nedenleriyle Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özenle yürütülmediği söylenemeyecektir.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmezliğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

55. Başvurucular yakınlarının ölümünde hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla açtıkları tam yargı davasının makul sürede sonuçlandırılmamasından şikayet etmişlerdir.

2. Değerlendirme

56. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

57. Başvurucuların yargılamanın uzun sürdüğüne ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47).

60. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

61. Başvurucular İdarenin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle zararlarının tazmin edilmesi için 1/4/2010 tarihinde İdareye başvurmuşlardır. İdarenin başvurucuların talebini reddetmesi üzerine başvurucular 14/6/2010 tarihinde İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır. İdare Mahkemesi 14/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiş, anılan karar temyiz ve karar düzeltme kanun yolu incelemelerinden sonra 21/2/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

62. Başvuruya konu davanın karmaşık bir nitelik arz etmediği ve başvurucuların yargılamanın uzamasına hiç bir katkılarının olmadığı dikkate alındığında yargılamanın 9 yıla yakın bir sürede sonlandırılmasının makul olduğu söylenemeyecektir.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucular, ihlalin tespiti ile birlikte 150.000 TL manevi tazminat ve 43.256,15 TL maddi tazminat taleplerinde bulunmuşlardır.

66. Somut başvuruda makul sürede yargılama yapılamamasının Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vermesi nedeniyle ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 45.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

67. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 45.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Deniz Güler ve diğerleri, B. No: 2019/16713, 2/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı DENİZ GÜLER VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2019/16713
Başvuru Tarihi 6/5/2019
Karar Tarihi 2/3/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle ilgili olarak tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Tıbbi ihmal sonucu ölüm, ağır yaralanma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (İdare) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu 13
6098 Türk Borçlar Kanunu 49
74
3359 Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu 1
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi