logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ali Şanlı, B. No: 2019/18003, 31/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ALİ ŞANLI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/18003)

 

Karar Tarihi: 31/3/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 16/6/2022-31868

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Ali ŞANLI

Vekili

:

Av. Emir Abbas GÜRBÜZ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, jandarma astsubayın zorunlu hizmet süresinden önce istifa ettiği gerekçesiyle eğitim giderlerinin yasal faiziyle birlikte iadesinin istenmesinin zorla çalıştırma ve angarya yasağını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu 1986 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

6. Başvurucu 8/9/2005 tarihinde başladığı uzman jandarma okulundaki eğitimini 18/8/2006 tarihinde tamamlamış ve 30/8/2006 tarihinde uzman jandarma çavuş olarak Jandarma Genel Komutanlığında göreve başlamıştır. Başvurucu 30/8/2011 tarihinde uzman jandarmalıktan astsubaylığa nasbedilmiştir.

7. Başvurucu 18/10/2017 tarihinde istifa dilekçesi vermiş, bu dilekçesi kabul edilerek 28/12/2017 tarihinde kamu görevinden ayrılmıştır. İçişleri Bakanlığının (İdare) 28/2/2018 tarihli yazısıyla on beş yıllık zorunlu hizmet süresini doldurmadan göreviyle ilişiği kesildiği için 4.728,92 TL öğrenim gideri ile 3.700,20 TL yasal faizi ödemesi hususu başvurucuya ihtar edilmiştir.

8. Başvurucu 8/3/2018 tarihli dilekçeyle anılan borçlandırma işlemine itiraz ederek borcun kaldırılması talebinde bulunmuştur. Başvurucu 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun geçici 9. maddesindeki zorunlu hizmet süresini on yıldan on beş yıla uzatan 25/8/2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (694 sayılı KHK) 57. maddesinin yürürlüğe girmesinden önce on yıllık zorunlu hizmetini tamamlaması sebebiyle anılan hükmün kendisi yönünden uygulanamayacağını ileri sürmüştür. İdare 23/3/2018 tarihli yazıyla talebi reddetmiştir.

9. Başvurucu, borçlandırma işleminin iptali istemiyle 22/3/2018 tarihinde İstanbul 9. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde; başvurucunun on yıllık zorunlu hizmet süresini doldurduğu tarihten sonra yürürlüğe giren ve zorunlu hizmet süresini uzatan mevzuat hükmünün başvurucu yönünden uygulanmasının hukuka, kazanılmış haklarına ve Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilmiştir. Dilekçede, 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle zorunlu hizmet süresi uzatılırken bunun kimleri kapsadığı konusuna açıklık getirilmediği ifade edilmiştir. Başvurucunun kazanılmış hakkının ihlal edildiğinin savunulduğu dilekçede, özlük haklarının iadesinin istenmesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiği öne sürülmüştür. Dilekçede ayrıca 694 sayılı KHK'nın 57. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

10. İdarenin savunma yazısında, başvurucunun istifa tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre on beş yıl olan zorunlu hizmet süresini doldurmadığından öğrenim giderlerinin tahsili yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

11. İdare Mahkemesi 25/9/2018 tarihinde idari işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, hukuki güvenlik ilkesine ve kanunların geriye yürümezliği ilkesine atıfta bulunularak başvurucunun göreve başladığı dönemde on yıl olan zorunlu hizmet süresini tamamladığı belirtilmiş, sonradan yürürlüğe giren mevzuatla bu sürenin başvurucu yönünden on beş yıla uzatılmasının kanunların geriye yürümezliği ve kazanılmış haklara saygı ilkelerini zedeleyeceği ifade edilmiştir. Kararda, mecburi hizmet süresini on beş yıla çıkaran düzenlemenin başvurucu yönünden uygulanmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştır.

12. İdare bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca uzman jandarmaların zorunlu hizmet sürelerinin on yıl olduğu, uzman jandarmalıktan astsubaylığa nasbedilenlerin zorunlu hizmet süresinin ise aynı Kanun'un 18. maddesi gereğince uzman jandarmalığa nasıp tarihinden itibaren on beş yıl olduğu belirtilmiştir. İstinaf dilekçesinde, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 112. maddesinde astsubayların zorunlu hizmet süreleri on beş yıl olarak düzenlenmişken 22/5/2012 tarihli ve 6318 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle bu sürenin on yıla indirildiği vurgulanmıştır. 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) ile 3466 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki on yıllık sürenin on beş yıl olarak değiştirildiği açıklanan dilekçede, başvurucunun zorunlu hizmet yönünden tabi olduğu sürenin on beş yıl olduğu savunulmuştur.

13. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 20/3/2019 tarihinde istinaf istemini kabul ederek İdare Mahkemesi kararını kaldırmış ve davayı esastan kesin olarak reddetmiştir. Kararın gerekçesinde 2803, 3466 ve 926 sayılı Kanunların ilgili hükümlerine yer verildikten sonra uzman jandarmalıktan astsubaylığa geçirilenlerin mecburi hizmet sürelerinin -astsubay meslek yüksekokulunda geçen süreleri hariç tutulmak üzere- uzman jandarma çavuşluğa nasıp tarihinden itibaren on beş yıl olduğu belirtilmiştir. Kararda; başvurucunun istifa ettiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuatın esas alınması gerektiği ifade edilmiş, başvurucunun 30/8/2011 tarihinde astsubaylığa nasbedildiği dikkate alındığında 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca mecburi hizmet süresinin on beş yıl olduğu açıklanmış, buna göre dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaati belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucunun astsubay olması sebebiyle özel kanun niteliğinde olan 3466 sayılı Kanun'a tabi olduğu, genel kanun niteliğinde olan 926 sayılı Kanun'un başvurucu hakkında uygulanamayacağı ifade edilmiş, 926 sayılı Kanun uygulansa bile aynı sonuca ulaşılacağı değerlendirilmiştir.

14. Nihai karar 4/5/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 23/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Anayasa Mahkemesi 26/1/2022 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına müzekkere yazmıştır. Müzekkerede; uzman jandarmalıktan astsubaylığa nasbedilenlerden 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde on yılını doldurarak istifa etmiş olanların tabi olacağı zorunlu hizmet süresinin hangi kanuna göre belirlendiği ve bunlar aleyhine, zorunlu hizmet sürelerini tamamlamadıkları gerekçesiyle borçlandırma işlemi yapılıp yapılmadığı hususları sorulmuştur.

16. Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gönderilen 4/2/2022 tarihli cevapta özetle şunlar ifade edilmiştir:

i. Jandarma Genel Komutanlığında görevli personelin zorunlu hizmet süreleri 926 sayılı Kanun'a göre yürütülmekte iken 6/1/2017 tarihli ve 29940 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'yle (680 sayılı KHK) Jandarma Genel Komutanlığı personelinin zorunlu hizmet sürelerine ilişkin olarak 2803 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerden sonra anılan düzenlemelere göre işlem tesis edilmeye başlanmıştır.

ii. 680 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 6/1/2017 tarihi itibarıyla uzman jandarma kaynağından astsubaylığa nasbedilenler ile astsubay olarak nasbedilenler arasında farklılık gözetilmeksizin zorunlu hizmet süresi on yıl olarak uygulanmıştır. 694 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 25/8/2017 tarihinden itibaren ise zorunlu hizmet süresi on beş yıl olarak uygulanmıştır.

17. Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gönderilen cevap, buna karşı beyanda bulunması için başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine gönderdiği 17/2/2022 tarihli beyanlarında özetle şunları ifade etmiştir:

i. Jandarma Genel Komutanlığının gönderdiği cevaptan da anlaşılacağı üzere 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce zorunlu hizmet süresinin personel lehine olarak on yıl şeklinde uygulandığı hususu kesinliğe kavuşmuştur.

ii. Bu durumu yargılama sürecinde ileri sürdüğü hâlde Bölge İdare Mahkemesinin 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesinin uygulandığını kabul etmesi sebebiyle adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

iii. On yıllık zorunlu hizmet süresini tamamlamasından sonra bunun on beş yıla çıkarılması hukuk güvenliği ilkesini zedelemektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 926 sayılı Kanun'un "Subayların ve astsubayların yükümlülüğü" kenar başlıklı 112. maddesinin 26/3/1982 tarihli ve 2642 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değişik hâlinin birinci fıkrası şöyledir:

"Muvazzaf subay ve astsubaylar subay ve astsubay nasbedildikleri tarihten itibaren fiilen 15 yıl hizmet etmedikçe istifa edemezler."

19. 6318 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "15 yıl" ibaresi "10 yıl" şeklinde değiştirilmek suretiyle muvazzaf subay ve astsubayların zorunlu hizmet süreleri on yıla düşürülmüştür.

20. 6/1/2017 tarihli ve 681 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (681 sayılı KHK) 29. maddesiyle 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "10" ibaresi "onbeş" şeklinde değiştirilmek suretiyle muvazzaf subay ve astsubayların zorunlu hizmet süreleri on beş yıla çıkarılmıştır. 681 sayılı KHK'nın 29. maddesi hükmü 1/2/2018 tarihli ve 7073 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

21. 926 sayılı Kanun'un "Subayların ve astsubayların yükümlülüğü" kenar başlıklı 112. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Durumları yukarıdaki fıkralara uyanlar ile Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden her ne şekilde olursa olsun mecburî hizmet yükümlülüğünü tamamlamadan ayrılan veya ilişiği kesilen subay ve astsubaylar (Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde görev yapamaz şeklinde sağlık raporu alanlar ile vazife malûlü olarak Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden ayrılanlar hariç), her yıl kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından belirlenen; askerî öğrenci, subay ve astsubay nasbedildikten sonra kendilerine yapılan öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarını, yükümlülük sürelerinin eksik kalan kısmı ile orantılı olarak kanunî faizi ile birlikte tazminat olarak öderler. Öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarının hangi unsurlardan oluşacağı ve tahsiline ilişkin usul ve esaslar; Millî Savunma, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken yürürlüğe konulacak yönetmelikte belirlenir."

22. 3466 sayılı Kanun'un "Mecburî hizmet ve yedeklik" kenar başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının 12/6/2003 tarihli ve 4892 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle değişik hâlinin birinci cümlesi şöyledir:

"Uzman jandarmaların mecburî hizmet süresi, uzman jandarma çavuşluğa nasıp tarihinden itibaren on yıl olup, yaş hadleri 56’dır".

23. 696 sayılı KHK'nın 67. maddesiyle, 3466 sayılı Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "on yıl" ibaresi "onbeş yıl" şeklinde değiştirilerek uzman jandarmaların zorunlu hizmet süreleri on beş yıla çıkarılmıştır. 696 sayılı KHK'nın 67. maddesi hükmü 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 62. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

24. 3466 sayılı Kanun'un "Astsubaylığa geçirilme" kenar başlıklı 18. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

"Bu madde hükümlerine göre uzman jandarmalardan astsubaylığa geçirilenler 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine tâbi olurlar. Bunların uzman jandarmalıkta geçen hizmet süreleri, astsubay rütbe bekleme süresinden sayılmaz.

Uzman jandarmalardan astsubaylığa geçirilenlerin mecburî hizmet süreleri, astsubay meslek yüksek okulunda geçen süreleri hariç tutulmak üzere, uzman jandarma çavuşluğa nasıp tarihinden itibaren onbeş yıldır".

25. 680 sayılı KHK'nın 48. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'a eklenen "Mecburi hizmet süresi" kenar başlıklı geçici 9. maddesi şöyledir:

"Bu maddenin yayımı tarihi itibarıyla Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında muvazzaf subay ve astsubay olanlar için mecburi hizmet yükümlülükleri aşağıda belirtilmiştir:

a) Subay veya astsubay nasbedildikleri tarihten itibaren fiilen 10 yıl hizmet esas alınmak suretiyle mecburi hizmetlerinin kalan kısmı aynen devam eder.

b) Subay veya astsubay nasbedildikten sonra; Jandarma Genel Komutanlığı hesabına yurt içindeki fakülte ve yüksekokullarda lisans veya lisansüstü öğrenim yapanların yükümlülükleri, buralarda geçen süreler kadar uzatılır.

c) Kuvvet Harp Akademisi ve Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisi eğitimlerini veya komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimini bitiren subayların ve Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimini bitiren astsubayların yükümlülükleri, buralarda geçen süreler kadar uzatılır.

ç) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı hesabına yurt içinde tıpta, diş hekimliğinde uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı hesabına yurt içinde tıpta, diş hekimliğinde veya eczacılıkta doktora eğitimini bitirenlerin yükümlülükleri, buralarda geçen sürelerin yarısı kadar uzatılır.

d) Pilotaj eğitimini (pilot adaylarına verilen uçuş eğitimini) bitirenlerin yükümlülükleri sekiz yıl uzatılır.

e) Yabancı memleketlere altı ay veya daha fazla süre ile öğrenim, staj, kurs, ihtisas veya görgü ve bilgilerini artırmak maksadıyla gidenlerin yükümlülükleri, masrafların ödenme şekline bakılmaksızın, gidiş ve dönüş tarihleri arasında geçen sürenin iki katı kadar uzatılır.

f) Yurt dışı sürekli göreve atanan subay veya astsubayların yükümlülükleri, buralarda geçen süreler kadar uzatılır. Ancak, yaş haddinden, herhangi bir nedenle resen veya kadrosuzluktan emekli edilecekler ile tutuklulardan kendi isteği ile emekli olmak isteyenlere bu yükümlülük süresi uygulanmaz.

g) (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentleri gereğince yükümlülüklere eklenecek hizmet sürelerinin başlangıç tarihleri; yükümlülük süresini tamamlamadan gidenlerin, yükümlülük süresini tamamladıktan sonra, yükümlülük süresini tamamlayarak gidenlerle, yükümlülüklerini bu süre içinde tamamlayanların kadro görevine fiilen katıldıkları tarihten başlar.

Durumları birinci fıkra hükümlerine uyanlardan mezun olup olmadığına bakılmaksızın mecburi hizmetle yükümlü olduğu süre içinde, istifa edenler veya ilişiğinin kesilmesini gerektiren bir suç işleyenler ya da sağlık sebebi hariç başka herhangi bir sebeple ayrılanlar, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından belirlenen; öğrenci, subay ve astsubay nasbedildikten sonra kendilerine yapılan öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarını, yükümlülük sürelerinin eksik kalan kısmı ile orantılı olarak kanunî faizi ile birlikte tazminat olarak öderler.

Yabancı memleketlere öğrenim, staj, kurs, ihtisas veya görgü ve bilgilerini artırmak amacıyla gitmiş olanlardan durumları bu maddede yazılı hallere uyanlar hakkında ilgili hükümler uygulanmakla birlikte, orada bulundukları süre içerisinde aldıkları aylık ve Devletçe yapılan masrafların dört katı ayrıca tazminat olarak alınır.

Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinde ya da Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim görüp nasbedilen muvazzaf subay ve astsubaylar bakımından da bu maddenin birinci fıkrasının (b), (ç), (d), (e) ve (f) bentleri uygulanır.

Öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarının hangi unsurlardan oluşacağı ve tahsiline ilişkin usul ve esaslar; İçişleri ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir."

26. 25/8/2017 tarihlive 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "10" ibaresi "15" şeklinde değiştirilmek suretiyle muvazzaf subay ve astsubayların zorunlu hizmet süresi on beş yıla çıkarılmıştır. 694 sayılı KHK'nın 57. maddesi hükmü 1/2/2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

27. 6/12/2019 tarihli ve 7196 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 4. maddesi şöyledir:

"1. Hiç kimse köle ya da kul durumunda tutulamaz.

2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.

3. Aşağıdaki haller, bu madde anlamında 'zorla çalıştırma ya da zorunlu çalışma' sayılmaz:

a) Bu Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen koşullara uygun olarak tutulu bulunan bir kimseden, tutulu bulunduğu sırada veya şartlı tahliyeden yararlandığı süre içinde olağan olarak yapması istenilen bir iş;

b) Askeri nitelikli herhangi bir hizmet veya vicdanî reddin meşru sayıldığı ülkelerde, vicdanî reddi seçen kişilere zorunlu askerlik hizmeti yerine gördürülebilecek başkaca bir hizmet;

c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz veya afet hallerinde gerekli görülen her hizmet;

d) Olağan yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet"

29. Cebri ve Mecburi Çalıştırma Hakkında 29 Numaralı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi'nin (29 No.lu Sözleşme) 2. maddesi şöyledir:

"1. Bu Sözleşmenin amaçları için, 'Cebri veya Mecburi Çalıştırma' ifadesi herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri ifade eder.

2. Ancak 'Cebri veya Mecburi Çalıştırma' ifadesi bu Sözleşme bağlamında aşağıdakileri kapsamaz:

a) Mecburi askerlik hizmeti hakkındaki kanunlar gereğince mecbur tutulan ve sadece askeri bir mahiyet taşıyan işlere hasredilen bir çalışma veya hizmet;

b) Bizzat kendi kendini yöneten bir memleketin vatandaşlarının olağan kamu hizmeti yükümlülüklerinin bir parçasını teşkil eden bir iş veya hizmet,

c) Çalışma veya hizmetin bir kamu makamının nezaret ve kontrolü altında icra edilmesi ve söz konusu ferdin özel kişilerin, şirketlerin veya özel-tüzel kişilerin hizmetine bırakılmaması veya verilmemesi şartıyla, bir mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının sonucu olarak yapmaya mecbur edildiği bir iş veya hizmet;

d) Olağanüstü hallerde, yani harp, felaketler veya yangın, su baskını, açlık, yer sarsıntıları, salgın hastalıklar ve şiddetli hayvan salgınları, hayvanların ve mahsule zarar veren böcek veya parazitlerin hastalık yaymaları durumunda ve genel olarak halkın bütünün veya bir kısmının normal yaşama şartlarını veya hayatını tehlikeye koyan tehlikeli veya zarar verici her türlü şartlarda yapılması mecburi bir iş veya hizmet;

e) Küçük çaplı toplumsal hizmetler, yani toplum fertleri tarafından doğrudan doğruya toplum menfaatine yapılan işler, bizzat toplumun fertleri veya doğrudan doğruya temsilcilerinin bu çalışmaların gerekli olduğunu beyan etmeleri hakkının tanınması şartıyla toplum üyelerine düşen olağan kamu hizmeti mükellefiyetleri olarak mütealaa edilecektir."

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin zorla çalıştırma ve zorunlu çalışmayı yasaklayan 4. maddesinin ikinci fıkrasının demokratik toplumun temel değerlerinden birini düzenlediğini belirtmektedir. AİHM, diğer birçok maddi hükmün aksine Sözleşme'nin 4. maddesinin herhangi bir istisnaya yer vermediğini ve bu maddede düzenlenen hakkın ulusal güvenliği tehdit eden olağanüstü durumlarda dahi Sözleşme'nin 15. maddesinin ikinci fıkrasına göre askıya alınmasına izin verilen haklardan olmadığını vurgulamaktadır (Zarb Adami/Malta, B. No: 17209/02, 20/6/2006, § 43).

31. AİHM, başvurucunun yapmakla yükümlü tutulduğu hizmetin zorla çalıştırma ve zorunlu çalışma yasağı kapsamına girip girmediğini tespit ederken 4. maddede altı çizilen amaçların ışığında somut olayın tüm koşullarını dikkate almaktadır. AİHM, zorla çalıştırma ve zorunlu çalışma kavramının kapsamadığı hususların belirlenmesinde ikinci ve üçüncü fıkraların bir bütün olarak gözetilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Steindel/Almanya (k.k.), B. No: 29878/07, 14/9/2010).

32. AİHM, Sözleşme'nin 4. maddesinin zorla çalıştırma ve zorunlu çalışma kavramını tanımlamadığına dikkat çektikten sonra bu kavramların anlamlandırılması ve kapsamının belirlenmesi için -neredeyse Avrupa Konseyine üye tüm devletlerce kabul edilen- 29 No.lu Sözleşme'ye müracaat etmiştir. 29 No.lu Sözleşme'nin 2. maddesinde "cebri veya mecburi çalıştırma" ifadesinin herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri ifade edeceği hükme bağlanmıştır (Van Der Mussele/Belçika [GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 32).

33. AİHM zorla çalıştırma (forced labour) kavramının maddi ya da manevi zorlamayı (cebri) akla getirdiğine işaret etmiş ve somut olayda maddi ve manevi cebir uygulanmasının söz konusu olmadığını ifade etmiştir. Zorunlu çalışma (compulsory labour) kavramına ilişkin olarak ise AİHM, bunun herhangi bir yasal yükümlülük ve zorunluluğa delalet etmediğinin altını çizmiştir. AİHM'e göre sırf taraflardan birinin diğerine çalışma edimi yüklemesi ve edim yükümlüsünün bağıtladığı bu edimini yerine getirmemesi durumunda müeyyideye maruz kalması, serbest iradeyle akdedilen bir sözleşmenin gereği olan çalışma yükümlülüğünün Sözleşme'nin 4. maddesi kapsamında görülmesini gerektirmez. Bu anlamda AİHM ilk olarak 29 No.lu Sözleşme'de yapılan tanımda yer alan "ceza tehdidi altında" ibaresine vurgu yapmıştır. Buna göre zorla çalıştırmanın ceza tehdidi altında yapılması gerekmektedir. İkinci olarak AİHM "kişinin tam isteği olmadan" ibaresinden hareketle bu çalışmanın kişinin iradesine rağmen olması gerektiğini belirtmiştir (Van Der Mussele/Belçika, § 34).

34. AİHM, Sözleşme'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendine göre askerî nitelikteki herhangi bir hizmetin ya da vicdani ret hakkını tanıyan ülkelerde zorunlu askerlik yerine ikame edilen hizmetin zorla çalıştırma ya da zorunlu çalışma olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır (Chitos/Yunanistan, B. No: 51637/12, 4/6/2015, § 80). Ancak AİHM Sözleşme'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendindeki istisnanın sadece zorunlu askerlik hizmetini kapsadığını, muvazzaf askerlik hizmetini içermediğini ifade etmiştir (Chitos/Yunanistan, §§ 83-87).

35. Muvazzaf bir askerin zorunlu hizmet yükümlülüğünün incelendiği Chitos/Yunanistan kararında AİHM, başvurucunun askerî hizmete girmekle ortaya çıkan yükümlülüklerinin anlam ve kapsamının farkında olmadığını ileri sürmesinin bir meşruiyetinin bulunmadığına işaret etmiştir. Askerî hizmete girmenin sağladığı ana menfaatin parasız eğitim görebilmek olduğunun altını çizen AİHM; silahlı kuvvetlerin, tüm eğitim masraflarını karşıladığı gibi eğitim gören personele aylık bağladığını, ayrıca personeli sosyal güvenlik sisteminden yararlandırdığını, buna karşılık ise yeterliliğini elde etmesinden sonra personeli belli bir süre hizmet yürütme zorunluluğu altına soktuğunu hatırlatmıştır. AİHM askerî personelin eğitiminden sonra belli bir süre zorunlu hizmet görmelerinin görevlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmiş, zorunlu hizmet süresinin ne kadar olacağının belirlenmesinde devletlerin takdir marjının bulunduğunu vurgulamıştır. AİHM'e göre devletlerin silahlı kuvvetlerinin yeterli muvazzaf personele sahip olmasını temin etme, eğitim amacıyla yaptığı yatırımın geri dönüşünü garanti etme kaygısı askerî personelin belli bir hizmet süresinden önce istifa etmesinin yasaklanmasını ve bu tarihten önce ayrılanlardan eğitim masraflarının tahsil edilmesini haklılaştırmaktadır (Chitos/Yunanistan, §§ 92-94).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Anayasa Mahkemesinin 31/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu;

i. Zorunlu hizmet süresi yönünden 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesine tabi olduğunu ve bu maddenin ilk hâlinde belirtilen on yıllık zorunlu hizmet süresini tamamladığını belirtmiştir. Genel kanun niteliğinde olan 926 sayılı Kanun'un 112. maddesindeki on beş yıllık sürenin 6318 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle on yıla düşürülmesiyle 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesindeki on beş yılın hükümsüz hâle geldiğini ileri sürmüştür.

ii. 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin yürürlüğe girdiği 6/1/2017 tarihi itibarıyla 3466 ve 926 sayılı Kanunlarla bağının kalmadığını savunmuştur. Aksi düşüncenin uzman jandarmalıktan astsubaylığa nasbedilenlerle sivil kaynaktan astsubaylığa nasbedilenler arasında eşitsizliğe neden olacağını vurgulamıştır. 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki zorunlu hizmet süresinin on beş yıla çıkarılmasına kadar Jandarma Genel Komutanlığınca zorunlu hizmet süresinin tüm astsubaylar yönünden on yıl olarak uygulandığını iddia etmiştir. Bu sebeple on yıllık hizmet süresini doldurmasından sonra yürürlüğe giren mevzuatla zorunlu hizmet süresinin on beş yıla uzatılmasının kanunların geriye yürütülmesi mahiyetinde olduğunu öne sürmüştür.

iii. Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlandığını belirtmiş, jandarma astsubaylarla aynı süre eğitim gören polislerin zorunlu hizmet süreleri altı yıl olmasına rağmen jandarma astsubaylarınınkinin on beş yıl olmasının hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğunu ifade etmiştir.

iv. On yıllık zorunlu hizmet süresini doldurmasından sonra zorunlu hizmet süresinin on beş yıla uzatılmasının ve on beş yılı doldurmadan ayrılması sebebiyle eğitim giderlerini ödemeye zorlanmasının zorla çalıştırma yasağını, çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile mülkiyet hakkını ihlal ettiğini vurgulamıştır. Chitos/Yunanistan kararına atıfta bulunarak eğitim süresinin iki katı kadar bir zorunlu hizmet süresinin makul görüldüğüne işaret etmiştir.

v. Zorunlu hizmetini tamamlamamış sayıldığından kendisine silah ruhsatı verilmediğini belirtmiş, bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu öne sürmüştür.

B. Değerlendirme

38. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak 18. maddesi şu şekildedir:

"Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz."

39. Anayasa'nın 72. maddesi şu şekildedir:

"Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir"

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu bir bütün olarak incelendiğinde başvurucunun esas olarak zorla çalıştırma ve angarya yasağının ihlal edildiğinden şikâyet ettiği anlaşılmaktadır. Başvurucu, başvuru formunun sekizinci sayfasında eğitim giderlerini ödemeye zorlanmasının zorla çalıştırma yasağını, çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtmiş ise de başvuru formunda temel olarak zorla çalıştırma yasağı ve angarya yasağının ihlalinden yakınıldığı gözetildiğinde formun belirtilen bölümünde mülkiyet hakkından söz edilmiş olması tek başına mülkiyet hakkı şikâyetinin varlığı için yeterli bulunmamıştır. Ayrıca eldeki başvurunun çalışma ve sözleşme özgürlüğüyle bir alakasının olmadığı açıktır. Bu durumda başvurucunun tüm iddialarının zorla çalıştırma ve angarya yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

41. Başvurucu, silah ruhsatı alamamaktan şikâyet etmekte ise de eldeki başvuruya konu davanın silah ruhsatı verilmemesiyle bir ilgisi bulunmadığından söz konusu şikâyetin incelenmesine gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan zorla çalıştırma ve angarya yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Zorla Çalıştırma ve Angarya Yasağının Kapsamı ve Genel İlkeler

43. Anayasa'nın 18. maddesinin birinci fıkrasında hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı belirtilmiş, angarya yasaklanmış; ikinci fıkrasında ise zorla çalıştırma kapsamında olmayan hâller sayılmıştır. Buna göre;

- Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar,

 - Olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetler,

- Ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları zorla çalıştırma sayılmaz.

44. Zorla çalıştırmaya ilişkin ne Anayasa'da ne de gerekçesinde bir tanım bulunmaktadır. Ancak zorla çalıştırma kavramının sözel anlamından yola çıkıldığında çalıştırılmanın zora (cebre) dayalı olması gerektiği anlaşılmaktadır. Zor, eylemin iradiliğini ortadan kaldıran dışsal bir unsur olup daha üstün bir iradenin buyurmasının varlığına işaret eder. Zor kullanımından söz edilebilmesi için buyuran iradenin buyurulan iradeyi edilgenleştirmesi gerekir. Dolayısıyla zora dayalı çalıştırma, bir kimsenin serbest iradesi bulunmadan çalıştırılmasıdır. Öte yandan zor (cebir) kavramı, yaptırım tehdidinin varlığını şart kılar. Esasında bir buyurmanın zorakilik vasfını kazanması, yaptırım tehdidi ile desteklenmiş olması sayesindedir. Yaptırım tehdidi içermeyen buyruklar, zora dayalı olma vasfını taşımaz. Bu durumda yaptırım tehdidini içermeyen buyurmaya dayalı çalıştırmanın zoraki/cebri olduğunun kabulü imkânsızdır. Sonuç olarak zorla çalıştırmanın kişinin iradesi dışında ve yaptırım tehdidi altında çalıştırılması biçiminde tanımlanması mümkündür (Yasemin Balcı [GK], B. No: 2014/8881, 25/7/2017, § 63).

45. Nitekim 29 No.lu Sözleşme’nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında zorla çalıştırma "herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetler" biçiminde tanımlanmıştır. 29 No.lu Sözleşme'ye göre de zorla çalıştırmadan söz edilebilmesi için kişinin ceza tehdidi altında ve rızası bulunmaksızın çalıştırılması gerekmektedir (Yasemin Balcı, § 64).

46. Yaptırım kavramıyla sadece ceza hukukundaki dar ve teknik anlamdaki ceza değil her türlü adli, idari ve hukuki yaptırımlar kastedilmektedir. Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezalar ile adli ve idari para cezaları ve diğer idari yaptırımların yanında tazminat ve cezai şart gibi hukuki yaptırımlar da zorla çalıştırma tanımında yer alan yaptırım kavramına dâhildir. Olayın somut koşulları çerçevesinde kişinin işini kaybetme korkusunun dahi bir yaptırım tehdidi olarak yorumlanması mümkündür. Ancak hizmetin yerine getirilmesinin bunu zorunlu kılan bir hukuksal yükümlülüğün varlığına dayanması tek başına söz konusu hizmetin zorla çalıştırma veya angarya olduğu sonucuna ulaşılabilmesi bakımından yeterli değildir. Bu noktada hizmet yükümlüsünün rızasının varlığı büyük önem kazanmaktadır. İlgilinin kendi rızasıyla kabullendiği bir hizmetin yerine getirilmesi hususunda yasal zorunluluk bulunması bu hizmeti zorla çalıştırma veya angarya hâline getirmez. Zira bu hâlde kanunda öngörülen çalışma zorunluluğu, ilgilinin serbest iradesiyle bir sözleşme akdetmiş olması veya bir statüye girmiş bulunmasının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Yasemin Balcı, § 65).

47. Bu bakımdan olağan görev kapsamında tanımlanan veya açıkça tanımlanmasa bile makul olarak öngörülebilen işlerde rızanın bulunduğu varsayılabilir. Bu bağlamda gerek statü hukukuna gerekse akdi hukuka tabi olarak çalışan kişilere makul olarak öngörülemeyen bir iş veya görev yüklenmedikçe rızanın bulunmadığı öne sürülemez (Yasemin Balcı, § 66).

48. Bunun yanında alanında uzman olan kişilerin mesleklerini icra edebilme yetkisi kazanabilmesi için veya mesleklerinin icrası sırasında sosyal dayanışma anlayışının bir gereği olarak birtakım hizmetlerle yükümlü kılınması, uzmanlık alanlarıyla ilgili olmak ve aşırı külfet yüklememek kaydıyla zorla çalışma veya angarya olarak değerlendirilemez. Ancak bu şekilde çalışma zorunluluğu getirilen (uzman) kişiye ölçüsüz külfet yüklenmesi durumunda Anayasa'nın 18. maddesinin sınırlarının aşıldığı sonucuna ulaşılabilir. Bu kişilere ölçüsüz bir külfet yüklenip yüklenmediğinin tespitinde bunlara ücret ve benzeri menfaatlerin sağlanıp sağlanmadığı ve yapılması zorunlu kılınan hizmetin bunların mesleki gelişim ve kariyerlerine bir katkısının bulunup bulunmadığı hususları gözönünde bulundurulmalıdır (Yasemin Balcı, § 67).

49. Anayasa'nın 18. maddesinde, Sözleşme'nin 4. maddesi ile 29 No.lu Sözleşme'nin 2. maddesinden farklı olarak zorla (cebri) çalıştırma ve zorunlu çalışma yerine zorla çalıştırma ve angarya kavramlarına yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya, bir maldan ya da bir kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma biçiminde tarif edilmiştir. Anayasa Mahkemesince yapılan bu tanım, angaryanın geleneksel konseptiyle uyarlıdır. Zira angarya tarihsel süreç içinde bir kimsenin emeğinden karşılıksız yararlanmanın yanında başkasına ait bir taşınır veya taşınmaz malın -özellikle cezalandırma aracı olarak- bedelsiz bir şekilde kullanılması ve bunların her türlü semerelerinden yararlanılması durumunu da kapsayacak şekilde anlamlandırılmıştır. Ancak anayasal sistemimiz içinde mal varlığı hakları mülkiyet hakkı kapsamında ayrıca ve özel olarak koruma gördüğünden mallardan karşılıksız yararlanma olgusunun angarya yasağı kapsamında değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'nın 18. maddesinde sözü edilen angarya kavramının sadece emekten karşılıksız yararlanma durumunu kapsadığının kabulü gerekir (Yasemin Balcı, § 68).

50. Angaryada da zorla çalıştırmada olduğu gibi kişinin ceza tehdidi altında ve iradesi dışında çalıştırılması söz konusudur. Ancak angaryada zorla çalıştırmadan farklı olarak çalıştırılana ücret de ödenmemekte veya bariz bir şekilde düşük ücret ödenmektedir. Buna göre zorla çalıştırma ile angarya arasındaki fark, yaptırım tehdidiyle desteklenen irade dışı çalıştırma karşılığında ücret ödenip ödenmeyeceği hususundadır. İrade dışı çalıştırmada ücret ödeniyorsa zorla çalıştırmadan, ücret ödenmiyor veya ödenen ücret bariz bir şekilde düşük ise angaryadan söz edilebilir (Yasemin Balcı, § 69).

51. Zorla çalıştırma ve angarya yasağı mutlak nitelikte olmayıp Anayasa'nın 18. maddesinin ikinci fıkrasında bu yasağın istisnalarına yer verilmiştir. Buna göre (1) hükümlü ve tutukluların şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlü veya tutuklu bulundukları süreler içinde çalıştırılması, (2) vatandaşların olağanüstü hâllerde çalıştırılması, (3) vatandaşların ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevinin bir gereği olarak bedenî ve fikrî emeklerinden yararlanılması zorla çalıştırma veya angarya olarak görülemez.

52. Öte yandan Anayasa'nın 72. maddesinde düzenlenen zorunlu askerlik hizmeti de zorla çalıştırma ve angarya yasağının istisnası olarak kabul edilmelidir. Zorunlu askerlik hizmeti Anayasa'nın 72. maddesinden doğan bir yükümlülük olup bu yükümlülüğün ifası için yapılan çalışmanın Anayasa'nın 18. maddesindeki yasağın bir istisnası olduğunun kabulü Anayasa hükümlerinin tutarlı bir biçimde yorumlanması açısından mecburidir. Nitekim Sözleşme'nin 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde de zorunlu askerlik hizmeti zorla çalıştırma ve angarya yasağının kapsamı dışında tutulmuştur (Bilal İnci, B. No: 2019/16896, 3/2/2022, § 38).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

53. Bireysel başvuruya konu hizmet, zorunlu askerlik hizmeti olmayıp muvazzaf askerlik hizmetidir. Zorunlu askerlik, zorla çalıştırma ve angarya yasağının istisnasını oluştursa da muvazzaf askerlik, söz konusu yasağın kapsamına girmektedir. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu hizmetin Anayasa'nın 18. maddesiyle uyumlu olup olmadığı incelenmelidir.

54. Bu çerçevede, öncelikle başvurucunun zorunlu hizmet yükümlülüğünün zorla çalıştırma veya angarya kavramı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tespit edilecek, bu tespit yapıldıktan sonra Anayasa'nın 18. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen istisnalardan birinin kapsamında kalıp kalmadığı irdelenerek bir sonuca ulaşılacaktır.

i. Başvurucunun Zorunlu Hizmetinin Zorla Çalıştırma veya Angarya Kapsamında Değerlendirilebilirliği Sorunu

55. Somut olayda 8/9/2005 tarihinde jandarma okulunda başladığı yaklaşık bir yıllık eğitimini tamamlayarak 30/8/2006 tarihinde uzman jandarma olarak göreve başlayan başvurucu, 30/8/2011 tarihinde uzman jandarma kaynağından astsubaylığa nasbedilmiştir. Başvurucu 18/10/2017 tarihinde istifa dilekçesi vermiş, bu dilekçesi kabul edilerek 28/12/2017 tarihinde kamu görevinden ayrılmıştır. İdarenin 28/2/2018 tarihli yazısıyla on beş yıllık zorunlu hizmet süresini doldurmadan görevle ilişiği kesildiği için 4.728,92 TL öğrenim gideri ile 3.700,20 yasal faizin ödenmesi hususu başvurucuya ihtar edilmiştir.

56. Başvurucunun on yıl zorunlu hizmete tabi olmasına yönelik bir şikâyetinin bulunmadığını not etmek gerekir. Başvurucu, on yıllık zorunlu hizmet süresini tamamladıktan sonra yürürlüğe giren kanuni düzenlemeyle hizmet süresinin on beş yıla çıkarılmasından yakınmaktadır.

57. Başvurucu, bir yıl uzman jandarma eğitimine tabi tutulması sebebiyle kanunen zorunlu hizmet yükümlülüğü altına girmiştir. Başvurucunun tabi olduğu zorunlu hizmetin süresinin ne kadar olduğuyla ilgili olarak tartışma bulunsa da zorunlu hizmetin varlığıyla ilgili bir ihtilaf mevcut değildir. Zorunlu hizmete tabi olması başvurucunun istifa etmesine hukuki bir engel oluşturmasa da istifa yolunu tercih etmesi hâlinde 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, bir yıllık eğitim süresinde kendisine yapılan öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarını yükümlülük süresinin eksik kalan kısmı ile orantılı olarak kanuni faizi ile birlikte başvurucudan tazmin edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

58. Bununla birlikte başvurucunun zorunlu hizmet yükümlülüğünün zora dayalı olup olmadığının değerlendirilmesinde olayın bütün koşullarının gözönünde bulundurulması, özellikle zorunlu hizmet yükümlülüğünün amacının dikkate alınması gerekir. Bu bağlamda olağan görev kapsamında tanımlanan veya açıkça tanımlanmasa bile makul olarak öngörülebilen işlerde rızanın bulunduğunun varsayılabileceğinin hatırlanması gerekir (bkz. § 47).

59. Başvurucuya verilen bir yıllık eğitim, uzman jandarma görevinin gerektirdiği niteliklerin kazandırılması amacına yöneliktir. Söz konusu eğitim, uzman jandarma olabilmenin zorunlu bir şartıdır. Dolayısıyla bu eğitim, sıradan bir kimsenin elde edemeyeceği ciddi bir avantajı başvurucuya sağlamaktadır. Ayrıca başvurucu, uzman jandarma olmanın gerekli kıldığı bu eğitimi bedelsiz olarak almaktadır. Eğitim süreci boyunca başvurucuya aylık ödemesi yapılmakta ve başvurucu sosyal güvenlik sisteminin avantajlarından yararlandırılmaktadır. Devletin, henüz kamu hizmetine fiilen katılmayan ve hizmetinden yararlanılmayan bir kimsenin belli bazı vasıfları kazanması için yaptığı bu masrafların karşılığı olarak bu kişiyi makul bir süre zorunlu hizmetle yükümlendirmesi haklı karşılanmalıdır. Eğitimi için kamu bütçesinden kaynak aktarılan kişinin edindiği uzmanlığı kamu hizmeti olarak toplumun faydasına sunması gerektiği, aksi takdirde kamu kaynaklarının bir kişinin özel yararına kullanılması sonucunun ortaya çıkabileceği düşüncesi zorunlu hizmet yükümlülüğünü haklılaştırmaktadır.

60. Bununla birlikte haklı temelleri bulunsa bile zorunlu hizmet yükümlülüğünün başvurucuya orantısız bir külfet yüklemesi durumunda cebre dayalı olma vasfına büründüğü sonucuna ulaşılabilecektir. Devletin sağladığı imkânlarla belli bir süre eğitim gördükten sonra ataması yapılan askerî personelin zorunlu hizmet yükümlülüğünün süresi konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak hukuk devleti ilkesi gözetildiğinde bu takdir yetkisinin mutlak olduğu düşünülemez. Belirlenen zorunlu hizmet süresinin askerî personelin gördüğü eğitimin niteliğine, süresine ve askerî personele sağladığı yararların derecesine göre açıkça orantısız olduğu sonucuna ulaşıldığı hâllerde zorunlu hizmet yükümlülüğünün cebre dayalı olduğu, Anayasa'nın 18. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girdiği kabul edilebilecektir.

61. Diğer yandan zorunlu hizmet süresinin zorunlu hizmet yükümlüsü tarafından makul olarak öngörülebilir olması gerekir. Askerî hizmet, diğer kamu hizmetlerine nazaran disiplinin daha fazla ön plana çıktığı hizmet türüdür. Buna bağlı olarak devletin askerî personelin üzerindeki denetim ve gözetim yetkisi de diğer kamu görevlilerine kıyasen geniştir. Askerî görevlilerin vazgeçtiği özgürlükler diğer kamu görevlilerine göre nispeten fazladır. Kişi, askerî bir görevi üstlenmeyi kabullenmekle askerî disipline bağlı olarak ortaya çıkacak bu kısıtlamalara da rıza göstermiş olmaktadır. Askerî hizmetin bu niteliği gözetildiğinde kişinin askerî hizmete girişte, yükümlendirildiği zorunlu hizmetin süresinin ne kadar olduğunu bilmesi makul karşılanmalıdır. Askerî hizmete girmeyi kabul eden bir kimsenin zorunlu hizmetin süresine ilişkin olarak kamu otoritelerine açık bir çek verdiği ifade edilemez.

62. Başvurucu, uzman jandarma olarak nasbedildiği 30/8/2006 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata (3466 sayılı Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine) göre on yıl zorunlu hizmet yükümlüsü olmuştur. Başvurucu 30/8/2011 tarihinde uzman jandarma kaynağından astsubaylığa nasbedilmiştir. 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesinin dördüncü fıkrasına göre uzman jandarma kaynağından astsubaylığa geçirilenlerin mecburi hizmet süreleri on beş yıldır. İdare Mahkemesinin kabulünden de anlaşılacağı üzere bu on beş yıllık süre astsubaylığa nasıp tarihinden değil uzman jandarma çavuşluğa nasıp tarihinden itibaren işlemeye başlamaktadır.

63. Bununla beraber 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinde subayların yanında astsubayların da zorunlu hizmet sürelerine ilişkin düzenleme yer almaktadır. Sözü edilen maddenin ilk hâlinde on beş yıl olarak düzenlenen zorunlu hizmet süresi 3/6/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6318 sayılı Kanun'un 47. maddesiyle on yıla düşürülmüş, 6/1/2017 tarihinde yürürlüğe giren 681 sayılı KHK'nın 29. maddesiyle yeniden on beş yıla çıkarılmıştır.

64. Başvurucunun astsubaylığa nasbedilmesinden sonraki dönemde zorunlu hizmet süresinin astsubay olması esas alınarak belirlenmesi gerektiği hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte bu sürenin tayininde 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesi hükmünün mü yoksa 926 sayılı Kanun'un 112. maddesi hükmünün mü esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bölge İdare Mahkemesi 926 sayılı Kanun'a göre özel kanun niteliğinde olduğunu değerlendirdiği 3466 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Jandarma Genel Komutanlığınca gönderilen 4/2/2022 tarihli yazıda ise Komutanlıkta görevli personelin mecburi hizmetinin 926 sayılı Kanun'da yer alan esaslara göre yürütüldüğü ancak 680 sayılı KHK'yla 2803 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerden sonra bu mevzuata göre işlem tesis edilmeye başlandığı belirtilmiştir.

65. Zorunlu hizmet süresine ilişkin mevzuatın uygulanması yetkisi ilk elden idari makamlara ait olduğundan bu konuda kural olarak idari makamların yorumlarının esas alınması gerekir. İdari makamların bu yorumları kuşkusuz idari yargı denetimine tabi olsa da idari mahkemelerin, idareleri kişilerin aleyhine olan yorumu tercih etmeye zorlamaları idari yargı denetiminin mahiyetiyle bağdaşmaz. 3466 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca zorunlu hizmet süresinin -680 sayılı KHK'nın 48. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'a eklenen geçici 9. maddenin yürürlüğe girdiği 6/1/2017 tarihinden önceki dönem için- on beş yıl olduğu anlaşılmaktadır. 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinin uygulanması hâlinde 6318 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 3/6/2012 tarihinden sonra astsubayların zorunlu hizmet süresinin on yıla indirildiği görülmektedir. Her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi 926 sayılı Kanun'un uygulanması hâlinde de başvurucunun tabi olduğu zorunlu hizmet süresinin on beş yıl olduğu sonucunun değişmeyeceğini belirtmişse de 926 sayılı Kanun'un 112. maddesinin birinci fıkrasına göre zorunlu hizmet süresinin 681 sayılı KHK'nın 29. maddesiyle yapılan değişiklikten önce on yıl olduğu tartışmaya mahal vermeyecek kadar açıktır. Tüm bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun zorunlu hizmet süresi yönünden 6/1/2017 tarihinden önceki dönem için 926 sayılı Kanun'a tabi olduğu, buna göre anılan tarihten önceki zorunlu hizmet süresinin on yıl olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

66. Öte yandan 680 sayılı KHK'nın 48. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'a eklenen geçici 9. maddenin 6/1/2017 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde de Jandarma Genel Komutanlığında görevli -astsubaylar dâhil- tüm personel için zorunlu hizmet süresi on yıl olarak belirlenmiştir.

67. Başvurucunun uzman jandarma olarak 30/8/2006 tarihinde göreve başladığı ve uzman jandarma kaynağından astsubaylığa nasbedilenlerin zorunlu hizmet görevlerinin uzman jandarma çavuş olarak nasbedildikleri tarihten itibaren ifaya başlandığı gözetildiğinde zorunlu hizmet süresinin 30/8/2016 tarihinde dolduğunun kabulü gerekecektir.

68. Ancak 25/8/2017 tarihinde yürürlüğe giren 694 sayılı KHK'nın 57. maddesiyle 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen zorunlu hizmet süresi on yıldan on beş yıla yükseltilmiştir. Başvurucu bu değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra istifa etmek suretiyle 28/12/2017 tarihinde kamu görevinden ayrılmıştır. İdarenin idari süreçteki gerekçeleri gözetildiğinde 2803 sayılı Kanun'un geçici 9. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişiklik gözetilerek hizmet süresinin on beş yıl olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmıştır.

69. Başvurucu, astsubaylığa nasbedildiği 30/8/2011 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre on beş yıl zorunlu hizmet süresine tabiyken 3/6/2012 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle zorunlu hizmet süresi on yıla düşürülmüştür. Başvurucunun on beş yıl zorunlu hizmet yükümlüsü olacağını bilerek astsubaylığa geçmeyi kabul ettiği tereddütsüz olsa da bu durum başvurucunun kanun koyucunun lehe olarak yaptığı düzenlemelerden yararlanmasına engel oluşturmaz. Dolayısıyla başvurucunun tabi olacağını makul olarak öngörebildiği sürenin artık on yıl olduğunun kabulü gerekir. Aksinin kabulü, kanun koyucunun tüm astsubaylar için yaptığı genel bir düzenlemenin sonuçlarından başvurucunun yararlanmaması durumunu ortaya çıkaracaktır. Sonuç olarak zorunlu hizmet süresinin yasal bir değişiklikle on beş yıla uzatılmasının başvurucuya makul olarak öngöremediği bir külfet yüklediği değerlendirilmiş, dolayısıyla zorunlu hizmet süresinin on beş yıl olarak kabul edilmesi Anayasa'nın 18. maddesinin birinci fıkrası kapsamında görülmüştür.

70. Başvurucunun zorunlu hizmeti karşılığında tam ücret aldığı gözetildiğinde bunun angarya değil zorla çalıştırma şeklinde nitelendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

ii. Başvurucunun Zorunlu Hizmetinin Anayasal İstisnaların Kapsamına Girip Girmediği Sorunu

71. Zorla çalıştırma yasağının on beş yıla uzatılmasının olağanüstü hâl koşullarında gerçekleştirildiği gözetildiğinde başvurucunun durumunun Anayasa'nın 18. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetler" istisnası kapsamına girip girmediğinin de değerlendirilmesi gerekir.

72. Belirtilmelidir ki zorla çalıştırma ve angarya yasağı kapsamına giren çalıştırmalar ile olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetlerin birbirinden ayrılması her zaman kolay olamayabilir. Zira vatandaşlık ödevinin gerektirdiği çalışmaların zora dayalı olması mümkündür. Anayasa koyucu bunları, kişinin vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu ülkesine sadakatin bir gereği olarak ifası gereken ödevler biçiminde değerlendirmiş ve zorla çalıştırma ve angarya kapsamında görmemiştir. Ancak bu durumda dahi kişiye vatandaşlık ödevinin gerektirdiğinden daha fazla ve ölçüsüz bir külfet yüklenmesi hâlinde öngörülen çalışmanın zorla çalıştırma veya angarya olarak görülmesi mümkündür. Kişiye yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkenin ihtiyacının mahiyeti, öngörülen vatandaşlık ödevinin niteliği, bedenî veya fikrî çalışma yükümlüsüne sağlanan avantajlar birlikte gözönünde bulundurulur (bazı farklarla birlikte bkz. Yasemin Balcı, § 71).

73. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde bir askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

74. Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden biri de terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile kamu görevinden çıkarılmasıdır. Bu kapsamda darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olan Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının yanı sıra diğer terör örgütleri ile ilgisi nedeniyle de çok sayıda kamu görevlisinin ihraç edildiği bilinmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-60). Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) general/amiral kadrosunun yarısına yakınının kamu görevinden çıkarıldığı görülmektedir. Bunun dışında TSK'da görev yapan çok sayıda kişinin kamu görevinden çıkarıldığı anlaşılmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri § 58).

75. TSK'da gerçekleştirilen ihraçlarla birlikte ciddi sayıda personel açığı ortaya çıkmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı gibi iç güvenlik alanında hayati role sahip bir kurumda personel sayısı yönünden oluşacak açığın güvenlik hizmetlerinde zafiyete yol açabileceği açıktır. Bu alanda zafiyet oluşmasını engellemek amacıyla tedbir alınması kaçınılmazdır. Kamu otoritelerinin Jandarma Genel Komutanlığının olağanüstü dönemin yol açtığı astsubay ihtiyacının karşılanması için on yıl olan zorunlu hizmet süresinin on beş yıla çıkarılması yolunda düzenleme yaptığı anlaşılmaktadır. Olağanüstü dönemde ülkenin içinde bulunduğu ihtiyaçlar gözetildiğinde görevdeki astsubayların zorunlu hizmet süresinin uzatılmasının olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetler kapsamında başvurulabilecek bir tedbir olduğu değerlendirilmiştir.

76. Bununla birlikte bu tedbirin Anayasa'nın 18. maddesini ihlal etmemesi için başvurucuya ölçüsüz bir külfet yüklememesi gerekir. Bu bağlamda başvurucunun zorunlu hizmeti karşılığında yasal tüm parasal haklarını aldığının altı çizilmelidir. Ayrıca eklenen beş yıllık süreyle ortaya çıkan zorunlu hizmet sürenin daha önceki dönemlerde TSK'da uygulanan süreyle de uyumlu olduğu dikkate alınmalıdır. Bu durumda -olağanüstü koşullar da gözetildiğinde- başvurucunun zorunlu hizmetinin beş yıl uzatılmasının başvurucuya aşırı külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.

77. Diğer taraftan başvurucunun zorunlu hizmet yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle katlandığı ve 4.728,92 TL öğrenim gideri ile 3.700,20 TL faizden oluşan mali külfetin de başlı başına bir ölçüsüzlüğe yol açmadığı kanaatine varılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 18. maddesinde güvenceye bağlanan zorla çalıştırma yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Zorla çalıştırılma ve angarya yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 18. maddesinde güvence altına alınan zorla çalıştırma ve angarya yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 31/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Ali Şanlı, B. No: 2019/18003, 31/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı ALİ ŞANLI
Başvuru No 2019/18003
Başvuru Tarihi 23/5/2019
Karar Tarihi 31/3/2022
Resmi Gazete Tarihi 16/6/2022 - 31868

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, jandarma astsubayın zorunlu hizmet süresinden önce istifa ettiği gerekçesiyle eğitim giderlerinin yasal faiziyle birlikte iadesinin istenmesinin zorla çalıştırma ve angarya yasağını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Zorla çalıştırma ve angarya yasağı Zorla çalıştırma ve angarya İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 926 Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu 112
3466 Uzman Jandarma Kanunu 7
18
680 Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname geçici 9
KHK 681 Olağanüstü Hal Kapsamında Milli Savunma ile İlgili Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 29
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi