logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Nihat Hançeroğlu, B. No: 2018/17821, 10/5/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

NİHAT HANÇEROĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/17821)

 

Karar Tarihi: 10/5/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 16/6/2022-31868

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Kemal ÖZEREN

Başvurucu

:

Nihat HANÇEROĞLU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Bağbaşı regülatörü ve hidroelektrik santrali projesi için verilen çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

5. K.H. Enerji Elk. Ürt. San. ve Tic. A.Ş. (Şirket) tarafından Erzurum'un Tortum ilçesi sınırları içinde Katıklı Çayı üzerinde yapılacak Bağbaşı Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi'nin (proje) çevresel etki değerlendirmesinin (ÇED) yapılması, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından (İdare) talep edilmiştir. Şirket tarafından hazırlanan nihai ÇED raporunda aylık bazda uygun görülen miktardaki çevresel akışın düzenli şekilde mansaba salınacağı, kurak dönemlerde regülatöre belirlenen yağıştan daha az su gelmesi hâlinde ise gelen suyun tamamının mansaba salınması gerekeceği belirtilmiştir. İdare tarafından anılan proje kapsamında inşaat ve işletme dönemine ilişkin çevresel etkilerin kapsamlı ve detaylı olarak incelendiği vurgulanarak olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlerin çevre mevzuatı çerçevesinde öngörülen modelleme çalışmaları ile desteklendiği, nihai ÇED raporu ve eklerinin yeterli ve uygun olduğu, yapılan tüm incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeleye dayandığı gerekçesiyle 2/9/2016 tarihinde ÇED olumlu kararı verilmiştir.

6. Başvurucu tarafından bahse konu projeye yönelik ÇED olumlu kararının, geçici kabul teklif belgesi ve Geçici Kabul Tutanağı'nın ve anılan projeyle ilgili bazı idari işlemlerin iptali istemiyle Erzurum 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açılmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, projenin yukarısında bulunan Büyükbahçe regülatörü ve HES projesi kapsamında yapılan biriktirme havuzuna ve yapılması planlanan Büyükbahçe Göleti'ne ÇED raporunda yer verilmediğini, biriktirme havuzunun vadi suyunu 12 saat alıkoyma etkisine değinilmediğini belirtmiştir. ÇED raporunda verilen bilgilerin gerçeği yansıtmadığını ileri süren başvurucu, anılan proje hakkında ÇED olumlu kararı verilmesinin çevre haklarını ortadan kaldırdığını vurgulamıştır.

7. İdarenin savunma dilekçesinde, ÇED raporunda proje ve yakın çevresine yönelik yapılan hesaplamalar ve bilimsel çalışmalar çerçevesinde öngörülere dayalı tedbirler alındığı, bu bağlamda projenin çevreye olabilecek etkilerinin kabul edilebilir değerlerin altında kabul edilerek proje hakkında ÇED olumlu kararı verildiği vurgulanmıştır.

8. İdare Mahkemesi 9/12/2016 tarihli kararıyla mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Oluşturulan bilirkişi heyeti ile 13/5/2017 tarihinde mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda 27/7/2017 tarihli bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bilirkişi raporunda ÇED olumlu kararının uygun olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.

9. Bilirkişi raporunun mansap su hakları ile ilgili kısmında şu tespitlere yer verilmiştir:

" ... Ocak, Şubat, Mart, Kasım ve Aralık aylarında 158,9L/s, Nisan ayında 238,9L/s, Mayıs ayında 239,58L/s, Haziran ayında 164,52L/s, Temmuz ayında 575,26L/s, Ağustos ayında 542,18L/s, Eylül ayında 413,68L/s ve Ekim ayında 247,02L/s suyun kadim su hakları doğrultusunda dere yatağına bırakılacağı ÇED raporunda ifade edilmektedir. Proje sahasında yer alan 47 adet toprak ark, değirmen ve özellikle alabalık tesisi için ekosistem suyunun alıcı ortama verilmesi yanında özellikle kurak mevsim sulama süreçlerinde bu su iletim ve kullanım yapımlarına yeterli su verilmesi ve sistematik bir şekilde çalışmasının sağlanması için yöre halkının desteklenmesi gerektiği de göz ardı edilmemelidir. ...aylık bazda uygun görülen miktardaki çevresel akışın Bağbaşı Regülatöründen düzenli biçimde mansaba salınması gerekeceği, mevzuat uyarınca kurak dönemlerde regülatöre belirlenen çevresel akıştan daha az su gelmesi durumunda ise gelen suyun tamamının mansaba salınacağı ÇED, EDR, hidrobiyolojik değerlendirme ve kümülatif değerlendirme raporlarında yer almaktadır ..."

10. İdare Mahkemesince 31/10/2017 tarihinde ÇED olumlu kararı ile geçici kabul teklif belgesi ve Geçici Kabul Tutanağı'nın iptali istemi yönünden davanın reddine, diğer idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemi yönünden anılan işlemlerin kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

11. İdare Mahkemesi, bilirkişi raporuna yönelik itirazların raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmediğini ve raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğunu vurgulamıştır. Kararın gerekçesinde; keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında tüm proje elemanlarının hazırlık ve inşaat aşamalarının tamamlandığı görüldüğünden ÇED dosyasında yer alan toz, gürültü vb. hususlarda değerlendirme yapılması mümkün olmamakla birlikte, belirlenen tespitler sonucunda inşai faaliyetlerin ÇED dosyasına uygun olarak yapıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir. Yapılan projenin yeterli uzman personel tarafından asgari gerekliliklere ve usulüne uygun olarak hazırlandığı, proje hazırlanırken gerekli incelemelerin yapıldığı, proje nedeniyle çevre açısından oluşabilecek olumsuz etkilerin en aza indirilmesi kapsamında verilen taahhütlerin ve alınacak tedbirlerin yeterli olduğu belirtilmiştir. Projeye yönelik olarak alınan ÇED olumlu kararının ilgili mevzuata uygun olarak hazırlandığı, çevre açısından da ciddi boyutta olumsuz sonuçlara neden olmayacağı, dolayısıyla dava konusu edilen ÇED olumlu kararında, geçici kabul teklif belgesinde ve Geçici Kabul Tutanağı'nda hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

12. İdare Mahkemesi kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu; hükme esas alınan bilirkişi raporunun gerçeği yansıtmadığını, raporda Büyükbahçe Göleti'ne ve biriktirme havuzuna ilişkin değerlendirme yapılmadığını ve iddialarının İdare Mahkemesince de dikkate alınmadığını vurgulayarak bilirkişi raporunda yer alan hususlarda detaylı açıklamalarda bulunmuştur.

13. (Kapatılan) Danıştay Ondördüncü Dairesi 22/2/2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmaması nedeniyle temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının (i) bendi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olarak karar vermiştir.

14. Nihai karar 9/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Öte yandan başvurucu tarafından Devlet Su İşleri 8. Bölge Müdürlüğünce hazırlanan Erzurum'un tortum büyükbahçe göleti yapım işine ait şartname dosyaya sunulmuştur. Aynı zamanda söz konusu gölet ile ilgili olarak alınan 11/4/2014 tarihli ÇED kapsam dışı kararı Erzurum 3. İdare Mahkemesinde dava konusu edilmiştir. Erzurum 3. İdare Mahkemesi 6/11/2020 tarihli kararıyla göletin göl hacminin 3/10/2013 tarihli ve 28784 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği'nde belirtilen eşik değerden düşük olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karara yönelik temyiz başvurusu Danıştay Altıncı Dairenin 14/9/2021 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

16. Ayrıca projenin yukarısında bulunan Büyükbahçe regülatörü ve HES projesi hakkında verilen ÇED olumlu kararı da İdare Mahkemesinin 2015/220 Esas sayılı dosyasında dava konusu edilmiş, bu kapsamda 12/10/2015 tarihli teknik bilirkişi raporu hazırlanmıştır. Anılan raporda, Bağbaşı yöresindeki tarım arazilerinin su haklarına değinilerek Büyükbahçe HES kapsamında yer alan büyük kapasiteli yükleme havuzundaki depolamaya bağlı olarak Büyükbahçe HES mansabındaki arazilerin tarımsal sulama gereksinimlerine yetecek miktarlarda sürekli bir debi akışı sağlanamaması durumunda bu alanların su ihtiyacının karşılanmamasının söz konusu olacağı belirtilmiştir. Akabinde İdare Mahkemesince Büyükbahçe HES projesine yönelik ÇED olumlu kararının iptaline karar verilmiştir. Bu karar uyarınca yeniden ÇED raporu hazırlanmış; bu raporda anılan projenin kanal tipi olduğu, depolamanın olmaması nedeniyle depolamadan kaynaklı sorunların da söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora dayanılarak Büyükbahçe HES projesi hakkında ÇED olumlu kararı verilmiştir.

17. Diğer yandan başvurucunun bireysel başvuru dosyasına sunduğu 9/8/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ekinde Erzurum Valiliği tarafından tesis edilmiş beş farklı idari yaptırım kararı bulunmaktadır. Söz konusu kararlarda projeyle ilgili taahhüt edilen çevresel akış miktarının altında su bırakılması nedeniyle Şirket aleyhine idari yaptırım uygulandığı belirtilmektedir.

18. Ayrıca projenin uygulanacağı yörenin halkı, su kullanımı hususunda Çevre Şehircilik İl Müdürlüğüne şikâyetlerde bulunmuştur. Bu dilekçelerde; suyun büyük kısmının HES'e gitmesi nedeniyle su arklarına su gelmediği, bu nedenle sulama yapılamadığı, su nöbetlerinin bozulduğu ve komşular arasında bu durum nedeniyle kavgalar yaşandığı ifade edilmektedir. Öte yandan Devlet Su İşleri 8. Bölge Müdürlüğü benzer şikâyetler üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne gönderdiği 6/6/2018 tarihli yazıda, yapılan denetim sonucunda HES'in taahhüt edilen su miktarını bırakmadığı hususunun rapor altına alındığını belirtmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. İlgili hukuk için bkz. Mehmet Kurt [GK], B. No: 2013/2552, 25/2/2016, §§ 19-31; Ahmet Bilgin ve diğerleri, B. No: 2015/11709, 12/12/2018, §§ 18-24.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Anayasa Mahkemesinin 10/5/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

21. Başvurucu; proje için teknik olarak yerine getirilmesi mümkün olmayan taahhütte bulunulduğunu, projenin yukarı kısmına yapılan depo nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilmeyeceği hususunun bilirkişi raporunda yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, Büyükbahçe Göleti'nin ÇED raporunda zikredilmediğini ve derece mahkemelerince de bu konunun dikkate alınmadığını ifade etmiştir. Derece mahkemelerinin 2015/220 Esas sayılı dosyada yer alan bilirkişi raporundaki mansap su haklarının kesintiye uğrayacağına ilişkin tespiti gözardı ettiğini vurgulayan başvurucu, eksik yargılama nedeniyle bütüncül bir çevresel değerlendirme ortaya konulmadığını belirterek sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu, Yapım İşleri Geçici Kabul Tutanağı'na ilişkin uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının (i) bendi kapsamında olmamasına rağmen temyizen verilen kararda karar düzeltme hakkı tanınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. Bakanlık görüşünde; başvurucunun HES işletmesinin kurulacağı bölgede ikamet ettiğine veya işletmenin kurulacağı bölge ile ilgisi olduğuna dair açıklama yapmadığı, bu nedenle mağdur sıfatının olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte başvuru konusu olayda ilgili yargısal makamlarca, yapılması planlanan HES'in faaliyetlerinin riskleri ve zararlı etkileri yönünden kapsamlı ve nitelikli bir araştırma yapıldığı, bu araştırma sonucunda uzman bilirkişilerin raporlarına dayalı olarak ÇED raporunda gerekli bütün tedbirlerin öngörüldüğü belirtilmiştir.

23. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını ve taleplerini tekrar etmekle birlikte projenin yapılacağı bölgede kendisine ait tarım arazilerinin olduğunu, bunlar ve kiraladığı diğer araziler üzerinde tarımsal faaliyet gerçekleştirdiğini belirtmiş, bu husustaki bilgi ve belgeleri sunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."

25. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

 “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

26. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Yapım İşleri Geçici Kabul Tutanağı'na ilişkin olarak temyizen verilen kararda karar düzeltme hakkı tanınmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti bulunmakta ise de bireysel başvurunun özünün proje nedeniyle su haklarının kesintiye uğrayacağı yönündeki iddiaların derece mahkemelerince değerlendirilmediği ve eksik yargılama yürütüldüğü iddiasına dayandığı görüldüğünden başvurunun ihlal iddialarının mahiyeti gereği, özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yöndeki bir karar için bkz. Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 51).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, esas itibarıyla Anayasa'nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanında bulunmayan Anayasa'nın 56. maddesinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi; daha önce pek çok kararında söz konusu hakkın Anayasa’nın fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması ile ilgili hukuksal çıkarları ihtiva eden 17. maddesi, özel hayata ve aile hayatına saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ve konut dokunulmazlığını düzenleyen 21. maddesi ile bağlantılı olarak ve söz konusu hükümlerde yer alan hukuksal çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Mehmet Kurt, § 46; Ahmet İsmail Onat, B. No: 2013/6714, 21/4/2016, § 59; Fevzi Kayacan (2), B. No: 2013/2513, 21/4/2016, § 39; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 43; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 52).

29. Somut başvuru açısından değerlendirilmesi gereken ilk husus, başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler ile başvurucunun özel ve aile hayatı veya konutunu kullanım hakkı arasında gereğince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet Kurt, § 70; Ahmet İsmail Onat, § 84; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 68). Başvurucunun, ÇED olumlu kararı verilen projenin yapılacağı bölgede tarımsal faaliyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan projenin başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik etkisinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

31. Devletin özel hayata saygı hakkını etkili olarak koruma ve bunlara saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Pozitif yükümlülük anayasal hakların korunmasına yönelik maddi yükümlülüklerin yanı sıra ilgililerin çevresel meseleye ilişkin karar alma sürecine katılımı ile etkili idari ve yargısal yollara başvuru imkânı tanınmasını içeren usule dair yükümlülükleri ihtiva etmektedir.

a. Genel İlkeler

32. Devletin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu başvurularda devletin negatif veya pozitif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılabilmesi ise oldukça güçtür. Kaldı ki söz konusu başvurularda devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri yönünden uygulanacak ilkeler çoğunlukla aynıdır (benzer yöndeki karar için bkz. Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 59; Binali Özkaradeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/4686, 1/2/2018, § 54).

33. Çevresel meseleler bağlamında devletin usule ilişkin yükümlülükleri daha önce Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında ortaya konulmuştur. Buna göre muhtemel olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en aza indirilmesi amacının gerçekleştirilebilmesi için sürece dâhil olan söz konusu tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların sürece etkin katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır (Mehmet Kurt, §§ 61-66; Ahmet İsmail Onat, §§ 79-81; Fevzi Kayacan (2), §§ 56-61; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 64, 65; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 56).

34. Anayasa'nın 48. maddesi gereğince özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine uygun yürümesinin sağlanması konusunda devlete düşen bazı yükümlülükler bulunmaktadır (Ahmet İsmail Onat, § 99). Ayrıca devletin Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında koruyucu bir mevzuat oluşturma ödevi yanında denetleme yapma ve koruyucu fiilî tedbir ve faaliyetlerde bulunma yükümlülüğü de mevcut olup bu kapsamda devletin gereken tedbirleri alması gerekmektedir. Bununla birlikte hangi tedbirlerin alınması gerektiği ve bu tedbirlerin nasıl uygulanacağı hususlarında kamu otoritelerinin geniş bir takdir yetkisi mevcuttur (Binali Özkaradeniz ve diğerleri, § 57).

35. Bu bağlamda söz konusu çevresel etki kapsamında karşı karşıya gelen menfaatler arasında adil bir dengenin tesis edilip edilmediği belirlenmelidir. Bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir yetkisi dikkate alındığında çevresel meseleler bağlamında Anayasa Mahkemesinin görevi, söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, yargısal makamlar başta olmak üzere kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıklarını ve ilgili tüm menfaatleri gözetip gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır (Mehmet Kurt, § 78; Ahmet İsmail Onat, § 87; Fevzi Kayacan (2), §§ 66, 67; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 70, 71; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 61).

36. Karmaşık çevresel sorunların ele alınıp çözümlenmesi aşamasında karar süreci, çevreye ve kişi haklarına zarar verebilecek faaliyetlerin etkilerini önceden değerlendirecek ve önleyecek şekilde tesis edilmelidir. Böylece bireysel ve kamusal menfaatler arasında adil bir denge tesis edilerek karşıt görüşlerin dile getirilmesine olanak tanıyacak gerekli etüt ve değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu bağlamda söz konusu sürece ilişkin bilgilere erişim ve karar alma sürecine aktif katılımın yanı sıra karardan etkilenebilecek bireylerin karar alma sürecinde görüş ve menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için konuyla ilgili her türlü tasarrufa karşı yargısal başvuru hakkına sahip olmaları ve iddialarının yargısal makamlarca özenli bir şekilde değerlendirilmesi son derece önemlidir (Ahmet İsmail Onat, § 94; Fevzi Kayacan (2), § 71; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 75; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 62). Bu anlamda anılan anayasal güvenceleri gözeten bir yargılama süreci yürütülmesi ve neticede ulaşılan sonucun konuyla ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Öncelikle belirtmek gerekir ki somut olayda projeye verilen iznin ülkenin ekonomik yararına ilişkin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiği açıktır. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade edecek şekilde tanımlanan ÇED prosedürü; çevresel varlıkları korumayı amaçlayan, proje şeklindeki faaliyetler için uygulanan, muhtemel olumsuz etkileri değerlendiren ve bunların yanında faaliyet sahibi, kamu otoritesi ve halkın karşı karşıya geldiği bir süreci ifade etmektedir (Mehmet Kurt, § 73).

38. Bu bağlamda ÇED; kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan, karar verme sürecini etkileyen, dolayısıyla karar mercilerine kararlarını sağlıklı bir şekilde verebilmeleri için seçenek üreten ve bu seçeneklerin olumlu ve olumsuz yönlerini saptayan bir yöntem olarak görülmektedir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevredeki varlıklardır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009; Mehmet Kurt, § 74).

39. Çevresel karar alma süreçlerinin karmaşık yapısı nedeniyle kamusal makamların geniş bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu bağlamda söz konusu alanda bir hidroelektrik santrali inşası ve işletilmesi hususunda kamusal makamlarca verilen kararın yerindeliğinin denetlenmesi Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte süreçte, bireyin temel hakları ile söz konusu kamusal menfaat arasında gerekli dengenin tesisine hizmet edecek güvencelerin yer alıp almadığının tespiti önemli olup belirtilen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin tespitinde ise çevresel meseleler bağlamında söz konusu olan usul güvencelerinin gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir (Mehmet Kurt, § 75).

40. Başvurucunun proje sürecine etkin katılımının sağlanmadığına yönelik bir iddiası bulunmamaktadır. Diğer yandan başvurucu; projeyle ilgili olarak yerine getirilmesi mümkün olmayan taahhütte bulunulduğunu, projenin yukarı kısmına yapılan depo nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilemeyeceğini, bu hususun bilirkişi raporunda yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca ihalesi yapılan Büyükbahçe Göleti'nin ÇED raporunda zikredilmediğini ve derece mahkemesince de bu hususların dikkate alınmadığını ifade eden başvurucu eksik yargılama yapıldığını ileri sürmüştür.

41. Yargılama safahatında uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda 27/7/2017 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Başvurucu bilirkişi raporuna itiraz etmiş, İdare Mahkemesince bu itirazların raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmediği ve raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Başvurucunun iddialarının temeli, proje nedeniyle su haklarının kesintiye uğrayacağı hususuna dayanmaktadır. Başvurucu bu bağlamda ilk olarak İdare Mahkemesinin 2015/220 Esas sayılı diğer bir dava dosyasında yer alan bilirkişi raporundaki mansap su haklarının kesintiye uğrayacağına ilişkin tespitin dikkate alınmadığını iddia etmiştir. Anılan bilirkişi raporunda mansaptaki arazilerin tarımsal sulama gereksinimlerine yetecek miktarlarda sürekli bir debi akışı sağlanamaması durumunda bu alanların su ihtiyacının karşılanmamasının söz konusu olacağı tespit edilmiştir (bkz. § 16). Bununla birlikte söz konusu bilirkişi raporundan sonra hazırlanan ÇED raporunda anılan projenin kanal tipi olduğu, depolamanın olmaması nedeniyle depolamadan kaynaklı sorunların da söz konusu olmadığı şeklinde aksi yönde tespitlerin ortaya konulduğunu ve bu rapor sonucunda Büyükbahçe HES Projesi hakkında ÇED olumlu kararı verildiğini belirtmek gerekir. Bununla birlikte bireysel başvuruya konu projeye ilişkin hazırlanan 27/7/2017 tarihli bilirkişi raporunda ise Bağbaşı regülatöründen aylık bazda uygun görülen miktardaki çevresel akışın düzenli biçimde mansaba salınacağı, çevresel akıştan daha az su gelmesi durumunda ise gelen suyun tamamının mansaba salınması gerekeceği belirtilmiştir (bkz. § 9). Derece mahkemesi kararlarında ise davacının temel iddiası olan mansaba salınacak su hususunda bir değerlendirme yapılmadığı, bu konudaki çelişkinin ve belirsizliğin açıklığa kavuşturulmadığı görülmektedir.

43. Diğer yandan başvurucu, aynı su kaynağı üzerinde yapılması planlanan Büyükbahçe Gölet'inin ortaya çıkaracağı etkinin hem ÇED olumlu kararı verilirken hem de yargılama safahatında dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Anılan gölet projesiyle ilgili olarak verilen ÇED kapsam dışı kararının iptali istemiyle açılan dava, Erzurum 3. İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Öte yandan göletin bireysel başvuruya konu edilen projeye yönelik etkisi, bilirkişi raporunda ve derece mahkemesi kararlarında incelenmemiştir.

44. Gerek projeyle ilgili taahhüt edilen çevresel akış miktarının altında su bırakılması nedeniyle uygulanan idari yaptırım kararları gerek idarelerin iç yazışmalarında yer alan taahhüt edilen su miktarının salınmadığına ilişkin tespitler, somut olayda ÇED olumlu kararının alınması ve buna ilişkin yargılamanın yapılması sürecinde yeterli ve özenli bir şekilde incelemenin yapılmadığını göstermektedir. Başvurucunun mansap su haklarının kesintiye uğrayacağına, kurulması planlanan gölet nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilmeyeceğine yönelik temel bir itirazı bulunmasına rağmen derece mahkemelerince bu hususlarda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

45. Somut başvuru açısından başvurucunun temel iddialarının kamusal makamların başvurucunun ve kamunun menfaatleri arasında adil bir denge tesis edip etmediklerinin belirlenmesi hususunda önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen başvurucunun söz konusu talep ve itirazlarının derece mahkemelerince değerlendirilmediği görülmektedir. İdare Mahkemesinin bilirkişi raporundan hareketle ortaya koyduğu inceleme ve gerekçesinin ise sınırlı olduğu, bu yönüyle başvurucunun temel iddialarına doğrudan bir cevap vermediği ve başvurucunun iddialarının yargı mercileri önünde gerektiği gibi değerlendirilmesi imkânını elde edemediği anlaşılmaktadır.

46. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadığı, olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmediği ve kamusal makamların özel hayata saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmektedir.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Recai AKYEL ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamıştır.

C. Giderim Yönünden

48. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

49. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.

50. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Recai AKYEL ve İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Erzurum 1. İdare Mahkemesine (E.2016/1563, K.2017/3261) GÖNDERİLMESİNE,

D. 294,70 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/5/2022 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Başvuru, Bağbaşı Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali Projesi için verilen "çevresel etki değerlendirmesi olumlu" kararının iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

1. Bireysel başvurunun konusu olabilecek ve bireysel başvuru öncesinde gerçekleşen somut olaylara bakıldığında Bir şirket tarafından Erzurum'un Tortum İlçesi sınırları içerisinde Katıklı Çayı üzerinde yapılacak Bağbaşı Regülatörü Ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi'nin (Proje) çevresel etki değerlendirmesinin (ÇED) yapılması, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından (İdare) talep edilmiştir. Şirket tarafından hazırlanan nihai ÇED raporunda aylık bazda uygun görülen miktardaki çevresel akışın düzenli şekilde mansaba salınacağı, kurak dönemlerde regülatöre belirlenen yağıştan daha az su gelmesi hâlinde ise gelen suyun tamamının mansaba salınması gerekeceği belirtilmiştir. İdare tarafından, anılan proje kapsamında inşaat ve işletme dönemine ilişkin çevresel etkilerin kapsamlı ve detaylı olarak incelendiği vurgulanarak olumsuz etkilerin giderilmesi için alınacak önlemlerin çevre mevzuatı çerçevesinde öngörülen modelleme çalışmaları ile desteklendiği, nihai ÇED raporu ve eklerinin yeterli ve uygun olduğunu, yapılan tüm incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeleye dayandığı gerekçesiyle 2/9/2016 tarihinde ÇED olumlu kararı verilmiştir.

Başvurucu tarafından bahse konu projeye yönelik ÇED olumlu kararının geçici kabul teklif belgesi ve geçici kabul tutanağının ve anılan projeyle ilgili bazı idari işlemlerin iptali istemiyle Erzurum 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açılmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, projenin yukarısında bulunan Büyükbahçe Regülatörü ve HES Projesi kapsamında yapılan biriktirme havuzuna ve yapılması planlanan Büyükbahçe Göleti'ne ÇED raporunda yer verilmediğini, biriktirme havuzunun vadi suyunu 12 saat alıkoyma etkisine değinilmediğini belirtmiştir. ÇED raporunda verilen bilgilerin gerçeği yansıtmadığını ileri süren başvurucu, anılan Proje hakkında ÇED olumlu kararı verilmesinin çevre haklarını ortadan kaldırdığını vurgulamıştır.

İdarenin savunma dilekçesinde, ÇED raporunda proje ve yakın çevresine yönelik yapılan hesaplamalar ve bilimsel çalışmalar çerçevesinde öngörülere dayalı tedbirler alındığı, bu bağlamda projenin çevreye olabilecek etkilerinin kabul edilebilir değerlerin altında kabul edilerek proje hakkında ÇED olumlu kararı verildiği vurgulanmıştır.

İdare Mahkemesi 9/12/2016 tarihli kararıyla mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Oluşturulan bilirkişi heyeti ile 13/5/2017 tarihinde mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda 27/7/2017 tarihli bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bilirkişi raporunda ÇED olumlu kararının uygun olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.

İdare Mahkemesince 31/10/2017 tarihinde ÇED olumlu kararı ile geçici kabul teklif belgesi ve geçici kabul tutanağının iptali istemi yönünden davanın reddine, diğer idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemi yönünden anılan işlemlerin kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

İdare Mahkemesi, bilirkişi raporuna yönelik itirazların raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmediğini ve raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğunu vurgulamıştır. Kararın gerekçesinde; keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında tüm proje elemanlarının hazırlık ve inşaat aşamalarının tamamlandığı görüldüğünden ÇED dosyasında yer alan toz, gürültü vb. hususlarda değerlendirme yapılması mümkün olmamakla birlikte yapılan tespitler sonucunda inşai faaliyetlerin ÇED dosyasına uygun olarak yapıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir. Yapılan projenin yeterli uzman personel tarafından asgari gerekliliklere ve usulüne uygun olarak hazırlandığı, proje hazırlanırken gerekli incelemelerin yapıldığı, proje nedeniyle çevre açısından oluşabilecek olumsuz etkilerin en aza indirilmesi kapsamında verilen taahhütlerin ve alınacak tedbirlerin yeterli olduğu belirtilmiştir. Projeye yönelik olarak alınan ÇED olumlu kararının ilgili mevzuata uygun olarak hazırlandığı, çevre açısından da ciddi boyutta olumsuz sonuçlara neden olmayacağı, dolayısıyla dava konusu edilen ÇED olumlu kararında, geçici kabul teklif belgesinde ve geçici kabul tutanağında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İdare Mahkemesi kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmuştur. (Kapatılan) Danıştay Ondördüncü Dairesi 22/2/2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin, hukuk ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının (i) bendi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olarak karar vermiştir.

Öte yandan başvurucu tarafından Devlet Su İşleri 8. Bölge Müdürlüğünce hazırlanan Erzurum ili Tortum Büyükbahçe Göleti yapım işine ait şartname dosyaya sunulmuştur. Aynı zamanda anılan gölet ile ilgili olarak alınan 11/4/2014 tarihli ÇED kapsam dışı kararı Erzurum 3. İdare Mahkemesinde dava konusu edilmiştir. Erzurum 3. İdare Mahkemesi 6/11/2020 tarihli kararıyla göletin göl hacminin 3/10/2013 tarihli ve 28784 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği'nde belirtilen eşik değerden düşük olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karara yönelik temyiz başvurusu Danıştay Altıncı Dairenin 14/9/2021 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Ayrıca projenin yukarısında bulunan Büyükbahçe Regülatörü ve HES Projesi hakkında verilen ÇED olumlu kararı da İdare Mahkemesinin 2015/220 esas numaralı dosyasında dava konusu edilmiş, bu kapsamda 12/10/2015 tarihli teknik bilirkişi raporu hazırlanmıştır. Anılan raporda, Bağbaşı yöresindeki tarım arazilerinin su haklarına değinilerek Büyükbahçe HES kapsamında yer alan büyük kapasiteli yükleme havuzundaki depolamaya bağlı olarak Büyükbahçe HES mansabındaki arazilerin tarımsal sulama gereksinimlerine yetecek miktarlarda sürekli bir debi akışı sağlanamaması durumunda bu alanların su ihtiyacının karşılanmamasının söz konusu olacağı belirtilmiştir. Akabinde İdare Mahkemesince Büyükbahçe HES Projesine yönelik ÇED olumlu kararının iptaline karar verilmiştir. Bu karar uyarınca yeniden ÇED raporu hazırlanmış; bu raporda anılan projenin kanal tipi olduğu, depolamanın olmaması nedeniyle depolamadan kaynaklı sorunların da söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora dayanılarak Büyükbahçe HES Projesi hakkında ÇED olumlu kararı verilmiştir.

Bireysel başvurunun konusu ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığının 63415402-3.15.717.2021 sayılı ve 14 Temmuz 2021 tarihli cevap yazısından anlaşıldığı kadarıyla ÇED raporunun hazırlanması, paydaşların ve çevre halkının görüşlerinin alınması gibi uzun ve detaylı süreçlerin titizlikle sürdürüldüğü ve sonuç itibariyle kabul edildiği, bu nedenle bu süreçte devletin Anayasanın 5., 20. ve 56. maddeleri gereğince pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinden söz edilemeyeceği vurgulanmalıdır.

Başvurucunun söz konusu talep ve itirazlarının ayrıca derece mahkemelerince değerlendirildiği görülmektedir. Erzurum 1. ve 3. İdare Mahkemelerinin kararları birlikte değerlendirildiğinde, eldeki davanın bütüncül değerlendirmesinin ortaya konulduğu anlaşılmaktadır. Erzurum 1. İdare Mahkemesinin bilirkişi raporundan hareketle ortaya koyduğu inceleme ve gerekçesinin yeterli olmadığı, bu yönüyle başvurucunun temel iddialarının yargı mercileri önünde gerektiği gibi değerlendirilmesi imkânını elde edemediği iddia edilemeyecektir.

Derece mahkemelerinin yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ve adil yargılanma hakkının usul güvencelerine bir aykırılığın olduğunu söylemek mümkün olmamıştır. Dava kapsamında olayların, olguların ve verilerin değerlendirilmesinin mahkemelerin takdir alanı içerisinde olduğunu söylemenin de yanlış bir tarafı bulunmamaktadır. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadıkları, olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmedikleri ve kamusal makamların özel hayata saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği söylenemeyecektir.

2. Kararın 17. ve 18. paragraflarında yer verilen konuların bireysel başvuru kararını etkileyen unsurlar olarak düşünülmemesi gerekmektedir. ÇED raporu ve projenin yazılmış şekli ile bunların uygulanması ayrık tutulmalıdır. Uygulamanın kabul edilen ÇED raporuna ve projeye aykırı olması, teknik ve bilimsel hazırlanan ÇED raporunun ve projenin yanlış olduğunu göstermez. Ayrıca kararın 17. ve 18.paragraflarında yer verilen idarenin işlem, tedbir ve yaptırım uygulamalarının doğrudan doğruya başvurucunun iddialarını doğruladığı da söylenemez.

İşletmenin çalışması sürecinde ÇED raporu ve proje şartlarına aykırılık, çevreye zarar verici faaliyetler görüldüğünde idarenin yaptırım uygulaması ve işletmenin çalışmasını sonlandırması söz konusudur. Ayrıca projenin uygulanmasından hakları ihlal edinenlerin ve zarar görenlerin her zaman mahkemeler önünde haklarını arama imkânları ve tazminat talep etme hakları bulunmaktadır.

3. Başvuru iddialarının değerlendirilmesinde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini kabule yetecek derecede, asgari sınırı aşan bir nitelikte somut olguya rastlandığı söylenemez.

4. Başvuru iddialarının değerlendirilmesinde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, esas itibarıyla Anayasa'nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanında bulunmayan Anayasa'nın 56. maddesinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, söz konusu hakkın Anayasa’nın özel hayata ve aile hayatına saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ile bağlantılı olarak ve söz konusu hükümlerde yer alan çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmiştir.

5. Başvuru iddialarının değerlendirilmesinde dayanak alınan Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin ihlal edildiğini kabule yetecek derecede, asgari sınırı aşan bir nitelikte somut olguya rastlandığı söylenemez. Somut başvuru açısından değerlendirilmesi gereken ilk husus, başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler ile başvurucunun özel ve aile hayatı veya konutunu kullanım hakkı arasında gereğince sıkı bir bağın varlığı gerçekleşmemiştir ve bu yönde bir tespitte bulunulmamıştır. Başvurucunun ÇED olumlu kararı verilen projenin yer aldığı bölgede tarımsal faaliyette bulunması, anılan Projenin başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik etkisinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında asgari sınırı aştığı şeklinde değerlendirilmemiştir.

6. Somut olayda başvurucunun başvuru konusu regülatörün ve HES'in bulunduğu mevkide HES işletmesinin kurulacağı bölge ile sıkı bir ilişkisi olduğuna dair yeterli açıklama yapmadığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun işletmenin kurulacağı bölgede konutunun veya tarlasının HES işletmesinin faaliyetlerinden nasıl, ne tür ve ne derece etkilendiğine dair somut verileri, bilgi ve belgeyi de sunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre başvuruya konu edilen tüm süreç incelendiğinde belirli bir bölgede yapılması planlanan HES işletmesi faaliyetlerinin başvurucuyu güncel ve kişisel olarak doğrudan ne şekilde etkilediğinin başvurucu tarafından ortaya konulamadığı ve dolayısıyla Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesinde başvurucunun mağdur sıfatının olmadığı değerlendirmesinin gerçeğe aykırı olmayacağı düşünülmektedir. Zira Anayasa Mahkemesi başvurucuların mağdur statüsünü tartıştığı kararlarında, çevresel rahatsızlık iddialarının değerlendirilebilmesi için çevrenin genel olarak bozulması değil bireylerin özel veya aile hayatı ile konutları için zararlı bir etkinin söz konusu olması ve başvuruya konu işletmenin faaliyetlerinin başvurucuları güncel ve kişisel olarak doğrudan etkilediğinin başvurucular tarafından ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır (Ayşe Sevtap Uzun, B. No: 2013/6260, 13/4/2016, §§ 36-41; Tezcan Karakuş Candan ve diğerleri, §§ 24-27; Ertuğrul Barka ve diğerleri, B. No: 2014/2818, 24/1/2018, § 44).

7. Bağbaşı Regülatörü ve HES Projesi işletmesine yönelik ÇED olumlu kararı 2 Eylül 2016 tarihinde verilmiştir. Ancak bilindiği üzere ÇED raporu HES işletmesinin faaliyete başlaması için tek başına yeterli değildir. Zira yatırım ve faaliyete başlanabilmesi için, meri mevzuat uyarınca ilgili kurum ve kuruluşlardan izin, onay ve/veya ruhsat alınması gerekmektedir. Bu bağlamda ÇED raporunun bir işletmeye verilecek faaliyet izninin temel belgesi olduğu değerlendirilmekle birlikte bu raporun üzerine eklenecek diğer ruhsat ve izinlerle (çalışma izni, su atık yönetim izni, hava kirliliği ölçümü vb.) birlikte işletme faaliyetinin çevresel etkilerinden bahsedilebilir. İdare Mahkemelerinin verdiği kararlarda da ÇED raporunun usule ilişkin denetimi yapılmakta ve olası bir faaliyet durumunda ortaya çıkacak etkiler değerlendirilmektedir. Kararlarda somut, mevcut etkilere yönelik bir inceleme yapılmamaktadır. Bu bağlamdan anlaşıldığı üzere özel hayata saygı hakkı açısından asgari eşiğin aşılması "olası" etkilerden çok somut, mevcut ve ciddi tehlikelerle ortaya çıkmaktadır. Regülatör ve HES sahasının faaliyete başlamasından önceki etkileri bakımından ise başvurucunun bir şikâyeti bulunmamaktadır.

8. Diğer taraftan HES işletmesinin çevresel etkilerinin asgari eşik sınırında olduğu kabul edilse dahi başvurucunun ileri sürdüğü çevresel etkilerle kendisi arasındaki sıkı bağın olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bireysel başvuru formunda başvurucunun ÇED raporuna yönelik genel itirazlarda bulunduğu değerlendirilmektedir. Bireysel başvuru formunda ileri sürülen itirazların başvurucuyu ne yönde etkilediğine ve ÇED raporunda alınan tedbirlerin somut olarak ne şekilde eksik olduğuna ilişkin açıklama bulunmamakta olup yalnızca ÇED raporunda belirtilen önlemlerin yetersiz olduğu soyut bir şekilde ifade edilmektedir. Dolayısıyla somut başvuru için başvurucunun özel hayatına ilişkin ileri sürdüğü itirazların özel hayatı ile sıkı sıkıya bağlı olduğu hususunun ne kadar temellendirildiğine ilişkin değerlendirmede bu koşulların göz önüne alınması gerektiği değerlendirilmektedir.

9. Somut olayda projeye verilen iznin ülkenin ekonomik yararına ilişkin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içermektedir. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade edecek şekilde tanımlanan ÇED prosedürü; çevresel varlıkları korumayı amaçlayan, proje şeklindeki faaliyetler için uygulanan, muhtemel olumsuz etkileri değerlendiren ve bunların yanında faaliyet sahibi, kamu otoritesi ve halkın karşı karşıya geldiği bir süreci kamu otoritelerinin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi anlamında yönetemedikleri söylenemez.

10. Başvurucunun proje sürecine etkin katılımının sağlanmadığına yönelik bir iddiası bulunmamaktadır. Diğer yandan başvurucunun projeyle ilgili olarak yerine getirilmesi mümkün olmayan taahhütte bulunulduğunu, dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilemeyeceğini, ileri sürmesi, teknik ve bilimsel bazda projeler karşısında ileriye dönük ve soyut iddialar olarak görülmüştür. Yargılama safahatında uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda 27/7/2017 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Başvurucu bilirkişi raporuna itiraz etmiş, İdare Mahkemesince bu itirazların raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmediği ve raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu sonucuna varılmıştır.

Bireysel başvuruya konu yargılama süreci bir bütün olarak dikkate alındığında özel hayata saygı hakkının korunması yükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlandığı, kararda yer verilen tespit ve gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı sonucuna varılmıştır. Nihayet başvurucunun özel hayata saygı hakkının korunmasına ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin mevcut olduğu da anlaşılmaktadır.

Açıklanan gerekçelerle;

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verilmesi gerekir.

 

Üye

Recai AKYEL

Üye

İrfan FİDAN

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Nihat Hançeroğlu, B. No: 2018/17821, 10/5/2022, § …)
   
Başvuru Adı NİHAT HANÇEROĞLU
Başvuru No 2018/17821
Başvuru Tarihi 31/5/2018
Karar Tarihi 10/5/2022
Resmi Gazete Tarihi 16/6/2022 - 31868
Basın Duyurusu Var

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Bağbaşı regülatörü ve hidroelektrik santrali projesi için verilen çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Özel hayat (çevre) İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2872 Çevre Kanunu 2
10
Yönetmelik 16/12/2003 Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği 6

BASIN DUYURUSU

16.6.2022

BB 59/22

Hidroelektrik Santrali Projesi İçin Verilen Kararın İptali İstemiyle Açılan Davanın Reddedilmesi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edilmesi

 

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 10/5/2022 tarihinde, Nihat Hançeroğlu (B. No: 2018/17821) başvurusunda, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

 

Olaylar

Enerji elektrik üretimi ile uğraşan bir şirket tarafından regülatör ve hidroelektrik santrali (HES) projesinin çevresel etki değerlendirmesinin (ÇED) yapılması, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından (İdare) talep edilmiş ve İdare tarafından projeye ÇED olumlu kararı verilmiştir.

Başvurucu bahse konu projeye yönelik ÇED olumlu kararının geçici kabul teklif belgesinin, Geçici Kabul Tutanağı’nın ve anılan projeyle ilgili bazı idari işlemlerin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. ÇED raporunda verilen bilgilerin gerçeği yansıtmadığını ileri süren başvurucu, anılan proje hakkında ÇED olumlu kararı verilmesinin çevre haklarını ortadan kaldırdığını iddia etmiştir. İdare Mahkemesi ÇED olumlu kararı ile geçici kabul teklif belgesi ve Geçici Kabul Tutanağı’nın iptali istemi yönünden davanın reddine, diğer idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemi yönünden anılan işlemlerin kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Başvurucu bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay, idare mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.

İddialar

Başvurucu; proje için teknik olarak yerine getirilmesi mümkün olmayan taahhütte bulunulduğunu, projenin yukarısında yapılan depo nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilmeyeceği hususunun bilirkişi raporunda yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu kurulması planlanan göletin ÇED raporunda zikredilmediğini ve derece mahkemelerince de bu konunun dikkate alınmadığını ifade etmiştir. Netice itibarıyla eksik yargılama nedeniyle bütüncül bir çevresel değerlendirme ortaya konulmadığını belirten başvurucu özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Öncelikle belirtmek gerekir ki ÇED; kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan, karar verme sürecini etkileyen, dolayısıyla karar mercilerine kararlarını sağlıklı bir şekilde verebilmeleri için seçenek üreten ve bu seçeneklerin olumlu ve olumsuz yönlerini saptayan bir yöntemdir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevredeki varlıklardır.

Çevresel karar alma süreçlerinin karmaşık yapısı nedeniyle kamusal makamların geniş bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu bağlamda söz konusu alanda bir hidroelektrik santrali inşası ve işletilmesi hususunda kamusal makamlarca verilen kararın yerindeliğinin denetlenmesi Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte süreçte, bireyin temel hakları ile söz konusu kamusal menfaat arasında gerekli dengenin tesisine hizmet edecek güvencelerin yer alıp almadığının tespiti önemli olup belirtilen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin tespitinde ise çevresel meseleler bağlamında söz konusu olan usul güvencelerinin gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir.

Somut olayda başvurucunun proje sürecine etkin katılımının sağlanmadığına yönelik bir iddiası bulunmamaktadır. Başvurucu; projeyle ilgili olarak yerine getirilmesi mümkün olmayan taahhütte bulunulduğunu, projenin yukarı kısmında yapılan depo nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilemeyeceğini, bu hususun bilirkişi raporunda yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca ihalesi yapılan göletin ÇED raporunda zikredilmediğini ve derece mahkemesince de bu hususların dikkate alınmadığını ifade eden başvurucu eksik yargılama yapıldığını ileri sürmüştür.

Gerek projeyle ilgili taahhüt edilen çevresel akış miktarının altında su bırakılması nedeniyle uygulanan idari yaptırım kararları, gerek idarelerin iç yazışmalarında yer alan taahhüt edilen su miktarının salınmadığına ilişkin tespitler, somut olayda ÇED olumlu kararının alınması ve buna ilişkin yargılamanın yapılması sürecinde yeterli ve özenli bir şekilde incelemenin yapılmadığını göstermektedir. Başvurucunun mansap su haklarının kesintiye uğrayacağına, kurulması planlanan gölet nedeniyle dere yatağına bırakılması taahhüt edilen suyun verilmeyeceğine yönelik temel bir itirazı bulunmasına rağmen derece mahkemelerince bu hususlarda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Somut başvuru açısından başvurucunun temel iddialarının kamusal makamların başvurucunun ve kamunun menfaatleri arasında adil bir denge tesis edip etmediklerinin belirlenmesi hususunda önem arz ettiği anlaşılmıştır. Buna rağmen başvurucunun söz konusu iddiaları derece mahkemelerince değerlendirilmemiştir.

Sonuç olarak kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadığı, olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmediği ve kamusal makamların özel hayata saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi