logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

GÖKHAN YİĞİT KOÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/25727)

 

Karar Tarihi: 28/7/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 19/10/2022-31988

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucular

:

1. Gökhan Yiğit KOÇ

 

 

2. Irmak KOÇ ALAMASLI

 

 

3. Safinaz KOÇ

Başvurucular Vekili

:

Av. Emrullah AKSAKAL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, polise yapılan acil yardım çağrısına makul sürede yanıt verilmediği için ölümle sonuçlanan yaralama olayının meydana gelmesi ve bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle polisin idari yönden bağlı olduğu idare aleyhine açılan tam yargı davasında titiz bir inceleme yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucular 24/7/2019 tarihinde ayrı ayrı başvuru yapmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucu Safinaz Koç tarafından yapılan 2019/26550 sayılı başvuru 28/5/2020 tarihinde, başvurucu Irmak Koç Alamaslı tarafından yapılan 2019/26489 sayılı başvuru ile birleştirilmiştir.

5. Başvurucu Gökhan Yiğit Koç tarafından yapılan 2019/25727 sayılı başvuru kabul edilebilirlik konusunda oybirliği sağlanamadığı için, 2019/26489 sayılı başvuru ise kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılması gerektiği değerlendirildiği için Komisyonca Bölüme sevk edilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. 1/6/2021 tarihinde 2019/26489 sayılı başvuru, 2019/25727 sayılı başvuru ile birleştirilmiştir.

8. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

9. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

10. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

11. Başvurucu Safinaz Koç’un eşi, diğer başvurucuların ise babası olan ve İzmir’in Bornova ilçesi Mevlana Mahallesi’nde bulunan bir sitede güvenlik görevlisi olarak çalışan H.H.K. 3/2/2017 tarihinde saat 02.09’da aynı sitede ikamet eden İ.H.B. tarafından bacağından bıçaklanmış ve kesici, delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi ile gelişen kanama sonucu, tedavi gördüğü Ege Üniversitesi Hastanesinde 5/2/2017 tarihinde vefat etmiştir. Bıçaklanmasından önce H.H.K. 155 Polis İmdat hattını arayarak yardım istemiştir. Ayrıca olayın meydana geldiği siteye yiyecek siparişi teslim eden kurye Ö.K. yaralama eyleminden birkaç dakika önce 155 Polis İmdat hattını arayarak İ.H.B.nin bıçak çekip H.H.K.yı tehdit ettiğini söylemiştir (İçişleri Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının bir projesi olan Yeni Nesil 112 Acil Çağrı Merkezi, ülkemizde farklı acil yardım çağrıları için kullanılan yedi kuruma ait acil çağrı numaralarının -İtfaiye 110, Jandarma 156, Polis 155, Sağlık 112, Orman 177, Sahil Güvenlik 158, AFAD 122- tek numara altında (122) toplanması amacıyla geliştirilmiştir. Bu projeyle zaman ve kaynak israfı ile birlikte can ve mal kayıplarının azaltılması ve acil yardım hizmetlerinin tek merkezden koordine edilmesi suretiyle tüm ekiplerin en kısa sürede olay yerine ulaşmaları hedeflenmektedir. Başvuruya konu olayın meydana geldiği tarihte İzmir’de acil çağrılar için tek numara kullanılması uygulamasına henüz geçilmemiştir.).

12. Başvurucular 9/3/2017 tarihli dilekçeyle İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş ve yakınlarının özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken öldürüldüğünü belirterek 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun çerçevesinde kendilerine tazminat ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür (2330 sayılı Kanun barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve emniyet teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhâl veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri durumunda ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları hâlinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerini düzenlemektedir.).

13. Taleplerinin zımni olarak reddedilmesi üzerine başvurucular, İçişleri Bakanlığı aleyhine İzmir 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açıp maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Dava dilekçelerinde başvurucular; ölen yakınlarının olay günü saat 01.58’de 155 Polis İmdat hattını arayarak yanındaki kişinin kendisini tehdit edip öldüreceğini söylemesine ve saat 02.05’te 155 Polis İmdat hattını arayan kurye Ö.K.nın da yakınlarına bıçak çekildiğini bildirmesine rağmen polis ekiplerinin olay yerine gitmediğini, bu sırada yakınlarının bıçaklı saldırıya uğrayıp çok kan kaybettiğini ve neticede kesici ve delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi sonucu vefat ettiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca polis olay yerine olması gereken zamanda gitseydi yakınlarının hayatta olacağını ve olayın meydana gelmesinde idarenin büyük bir hizmet kusuru olduğunu iddia etmiştir. Başvurucular dava dilekçelerinde son olarak maddi ve manevi zararlarıyla ilgili açıklamalar yapıp zarar görenin hizmet gören konumunda olduğu ile hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hâllerde idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için ağır hizmet kusuru bulunması gerektiği yönündeki Danıştay içtihadından söz etmiştir.

14. Davalı idare; başka hususlar yanında gelen ihbar üzerine derhâl harekete geçilerek ekiplerin verilen adrese intikali için tüm birimlere sesli uyarı (anons) yapıldığını, sokak bilgisinin yanlış verildiğinin anlaşılması üzerine adres bilgisinin teyit edilerek ekiplerin doğru adrese yönlendirildiğini, olay yerinden gelen başka bir aramada failin kaçtığı bilgisinin iletilmesi üzerine ekiplerin kaçan şahsı yakalamak için yönlendirildiğini ve bu sırada 112 Sıhhi İmdat hattına haber verildiğini savunmuştur. Savunma dilekçesinin ekinde başka belgeler yanında başvurucuların yakınının ölümüyle sonuçlanan olay hakkında 155 Polis İmdat hattına yapılan ihbarlar ile olay nedeniyle yapılan telsiz görüşmelerine ilişkin kayıtların çözümüne dair belgelerin, ekip araçlarının olay anında bulundukları yerleri gösterir GPS kayıtlarının ve olay yerindeki kamera görüntülerini içerir CD’yi izleyen iki polis memurunun düzenlediği CD İzleme Tutanağı’nın bir örneği İdare Mahkemesine sunulmuştur. Cevap dilekçesi ekinde yer alan H.Y. tarafından Asayiş Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan 29/5/2017 tarihli raporda, ihbara konu adresin düzeltilmesi sonrası saat 02.02'de ekiplerin sevk edildiği belirtilmiştir. Rapora göre ilk ekip anons yapıldığında olağan trafik kurallarına göre hareket etmiş, olayın bıçaklı kavga olduğu öğrenilince seri hareket etmiştir. Bu ekibin yolda iken şüpheli şahsın kaçış istikametinde yakalanmasına yönelik uygulama yaptığı, yolda birkaç şahsı da kontrol ettiği belirtilmiştir. Ekip olay yerine vardığında henüz sağlık görevlilerinin gelmediği, hemen telsiz ile anons ederek acil ambulans talep edildiği ifade edilmiştir. Raporda diğer ekibin ise olay yerine 5-6 kilometre uzaklıkta olduğu, anons yoğunluğu olmadığı için olay yerine bu ekibin de yöneldiği ancak bölgeyi tam olarak bilemedikleri için yolbuldan (navigasyon) adresi aradıkları belirtilmiştir. Ekibin adrese yaklaştıkları sırada olay yerinden kaçtığı bildirilen şüpheli için bölgede araştırmaya geçtikleri raporda açıklanmıştır.

15. Olay hakkında 155 Polis İmdat hattına yapılan acil yardım çağrıları ile olay hakkında yapılan telsiz görüşmelerine ilişkin kayıtların çözümüne dair belgelerin içeriği özetle şöyledir:

i. Saat 01.57'de ilk acil yardım çağrısı yapılmıştır. Saat 01.58’de başlayıp 02.00’ye 13 saniye kalıncaya kadar süren acil yardım çağrısında ise H.H.K. olay yerini "Mevlana mahallesi 7476/30. sokak" şeklinde bildirerek güvenlik görevlisi olduğunu ve alkollü birinin kendisini ölümle tehdit ettiğini ifade etmiştir. Çözümlemeye göre konuşma bitiminde arbede sesleri gelmiştir.

ii. Saat 02.02’de Telsiz Komuta Merkezi olay günü olayın gerçekleştiği mahalleden sorumlu ekibe telsizle “Mevlana Mahallesi, 1776/30 Sokak. Burada B... P... E...varmış. Buradan güvenlik görevlisinin müracaatı var efendim. Bir değerlendirir misiniz?” demiş, karşıdan “Anlaşıldı efendim.” cevabı gelmiştir.

iii. 02.05-02.07 saatleri arasında ise Ö.K. adında biri acil yardım çağrısında kurye olduğunu ve sipariş getirdiğini belirterek "Mevlana mahallesi 1776/30. sokak" adresinde güvenlik görevlisine birisinin silah çektiğini bildirmiştir. Ö.K., kavganın devam ettiğini, güvenlik görevlisinin tehdit edildiğini ve ona bıçak çekildiğini söylemiştir. Çağrı merkezi görevlisi ise ekiplerin gelmekte olduğunu söylemiştir.

iv. Telsiz Komuta Merkezi saat 02.07’de daha önce olay yerine sevk ettiği ekip ile bir başka ekibe telsizle B... P... E...de bıçaklı bir olay olduğu bilgisini verip olay yerine birlikte geçmelerini söylemiştir.

v. 02.23-02.25 saatleri arasında kurye Ö.K. yaptığı acil yardım çağrısında, güvenlik görevlisinin bıçaklandığını ve yerde yatmakta olduğunu, şüphelinin ise yaya olarak kaçmakta olduğunu bildirerek şüphelinin eşkâlini de görevliye anlatmıştır. Ö.K. ambulansı da aradığını ifade ederek görevliden yardım istemiştir.

vi. 02.23-02.24 saatleri arasında 155 Polis İmdat hattı görevlisi ile 112 Sıhhi İmdat görevlisi arasında bir görüşme gerçekleşmiş, bu görüşmede olay yeri bilgisi karşılıklı olarak teyit edilmiştir.

vii. Saat 02.23’te Telsiz Komuta Merkezi olay günü Mevlana Mahallesi’nden sorumlu ekibe olay yerine geçip geçmediğini sormuş ve ekibin hareket hâlinde olduğunu öğrenmiştir. Bu sırada Merkez, H.H.K.nın yerde yattığını, İ.H.B.nin de kaçtığını bildirerek yardımcı ekip görevlendirilmesini söylemiştir. Bunun üzerine olay yerine ikinci bir ekip yönlendirilmiştir.

viii. İ.H.B.nin olay yerinden kaçması gözetilerek saat 02.23’ten sonra iki telsiz kanalı aracılığıyla başka ekipler de olay yerine sevk edilmiştir.

16. İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün yaptığı iç yazışmalara göre üç polis aracında konum destek cihazı bulunmamaktadır, yedi polis aracındaki konum destek cihazı ise herhangi bir veri transfer işlemi gerçekleştirmemiştir. Yalnızca bir aracın konum destek sistemindeki kayıtları çıkarılmıştır (Söz konusu iç yazışma tam yargı davasına istinaden yapıldığından bahsi geçen araçların olay günü olay yeri çevresinde bulunan ve/veya olay yerine sevk edilen ekip araçları olduğu değerlendirilmiştir. UYAP’ta mevcut konum destek sistemi kayıtları okunaklı olmadığından 155 Polis İmdat hattına ihbarlar yapıldığı sırada konum destek cihazının takılı olduğu aracın nerede olduğu tespit edilememiştir.).

17. CD İzleme Tutanağı’na göre;

- Saat 01.46 sıralarında ticari bir taksiden inen İ.H.B. sendeleyerek H.H.K.nın içinde bulunduğu güvenlik kulübesine girmiştir. İ.H.B., H.H.K. ile bir süre konuşmuş, saat 01.48 sıralarında cebinden çıkardığı teneke kutudaki içeceği içmiştir. Saat 01.50 sıralarında İ.H.B. ile H.H.K. tartışmaya başlamış, ardından H.H.K. İ.H.B.yi güvenlik kulübesinden çıkarmak istemiştir. Saat 01.54’te H.H.K. telefonuyla bir yeri arayınca İ.H.B. güvenlik kulübesinden çıkmıştır. O sırada Ö.K. yemek siparişini teslim etmek için siteye gelmiştir.

- H.H.K. telefonuyla bir görüşme yapmıştır. Saat 01.58’de elindeki büyük bir bıçakla yeniden güvenlik kulübesine giden İ.H.B., H.H.K. ile tartışmıştır. H.H.K. saat 01.59’da bir copla İ.H.B.ye vurmaya başlamış ve İ.H.B. ile birlikte kameranın görüş açısından çıkmıştır.

- Saat 02.00’de elinde cop bulunan H.H.K. tek başına sitenin kapısına yönelmiştir. O sırada İ.H.B. elindeki bıçağı arkasında saklayarak H.H.K.nın yanına gitmiştir. H.H.K. ile İ.H.B.nin tartışması yeniden başlamış ve H.H.K. eline beyaz bir sopa almıştır.

- Saat 02.02’de H.H.K. ile İ.H.B. tekrar güvenlik kulübesine girmiştir. Güvenlik kulübesi içinde bir süre konuşan H.H.K. ve İ.H.B. saat 02.08’de önce güvenlik kulübesinden sonra da kamera açısından çıkmıştır.

- H.H.K. saat 02.09’da kanayan sağ bacağını sağ eliyle tutup aksayarak site dışına çıkmıştır. Güvenlik kulübesinde kısa bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra İ.H.B.,H.H.K.nın düştüğü yere gitmiştir.

- İ.H.B. saat 02.10’da güvenlik kulübesine dönüp kısa bir telefon görüşmesi daha yaptıktan sonra H.H.K.nın yanına gitmiştir.

-İ.H.B. saat 02.18’de güvenlik kulübesinin ön tarafında bulunan Ö.K. ile bir şeyler konuşup kamera açısından çıkmıştır.

- Polis ekipleri saat 02.25’te, cankurtaran ise 02.30’da site önüne gelmiştir.

18. İdare Mahkemesi, olay yerinin tespiti ve olay yerine intikal sırasında hizmetin geç işletildiği iddiası ile ilgili olarak sorumluların tespitine ve gerekli işlemlerin yapılmasına yönelik herhangi bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığı konusunda davalı idareden bilgi istemiştir. Davalı idare olay hakkında yürütülen disiplin soruşturmasına ilişkin belgeleri İdare Mahkemesine göndermiştir. Sözü edilen belgelere göre;

i. Başvurucuların 17/5/2017 tarihli dilekçe ile yakınlarının ölümünde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla İzmir Valiliğinden maddi ve manevi tazminat talep etmesi üzerine bir komiser yardımcısı ile yirmi polis memuru hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

ii. Disiplin soruşturması kapsamında ifadesine başvurulan Ö.K. çalıştığı işyerine olayın meydana geldiği siteden olay günü bir yiyecek siparişi verildiğini, yiyeceği götürmek için bahse konu siteye gittiğini, sipariş tesliminden sonra sitenin güvenlik görevlisinin elinde cop, başka bir şahsın elinde ise bıçak gördüğünü, güvenlik görevlisinin alttan aldığını ancak diğer şahsın güvenlik görevlisiyle tehdit eder ve küfreder bir şekilde konuştuğunu, 155 Polis İmdat hattını arayarak bıçaklı kavga olayı olduğu yönünde ihbarda bulunduğunu, tartışmayı uzaktan izlediğini ve yolda polis aracının gelmesini beklediğini, bir süre sonra sözü edilen kişilerin yanına gidince güvenlik görevlisinin bıçaklandığını gördüğünü, bıçaklayan şahsın söylemesi üzerine 112 Sıhhi İmdat hattını arayıp durumu anlattığını ve olay yerine önce polisin, sonra da cankurtaranın geldiğini beyan etmiştir. Ö.K. ifadesinin devamında 155 Polis İmdat ve 112 Sıhhi İmdat görevlilerinin sitenin bulunduğu sokağın sistemde gözükmediğini söylediklerini, yolbul ile adresin bulunamadığını, 155 Polis İmdat görevlilerinin yönlendirmesi sonucunda polis ekiplerinin olay yerine ulaşabildiğini, söz konusu adrese ulaşabilmek için çevre yolunun ya da şehir içinin kullanılması gerektiğini, söylediklerine göre polislerin yoğunluktan dolayı geciktiklerini ifade etmiştir. Ö.K. 3/2/2017 tarihinde yine kolluk görevlilerine verdiği ifadesinde ise 155 Polis imdat hattını aradıktan sonra beş dakika kadar tartışmanın devam ettiğini gördüğünü, bundan sonra on dakika kadar daha beklemesine rağmen polislerin gelmediğini görünce yerde yatan yaralı hâldeki şahsın yanına gittiğini beyan etmiştir. Bu sırada şüphelinin güvenlik görevlisinin bacağını sarmaya çalıştığını gördüğünü belirten Ö.K., 112 Sıhhi İmdat hattını bundan sonra aradığını, kemerle kan kaybını önlemeye çalıştığını, daha sonra gelen polis ekibinin aramasından sonra ambulansın da olay yerine geldiğini ifade etmiştir.

iii. Olay tarihinde Işıkkent Polis Merkezi Amirliğinde grup amiri olarak görev yapan Ş.K. 02.00-02.30 saatleri arasında olayın meydana geldiği sitede bıçaklı kavga olduğunun duyurulması üzerine bir ekibi karakoldan olay yerine sevk ettiğini, bahsi geçen sitenin yeni yapıldığını, karakol bölgesine en uzak mesafede olduğunu, sitenin bulunduğu bölgede adres bulmanın zor olduğunu ve ekip aracında yolbul olmadığını söylemiştir.

iv. Işıkkent Polis Merkezi Amirliğine bağlı olup olay yerine sevk edilen ekipte yer alan C.Y. ve A.U. Mevlana Mahallesi’ne ulaştıkları sırada şüphelinin olay yerinden kaçtığı yönünde duyuru yapıldığını, olay yerinde başka ekipler de olduğu için öncelikle şüpheliyi yakalamaya yönelik çalışmalar yaptıklarını ancak şüpheliyi bulamadıklarını, olay yerinin karakola en uzak bölgede olduğunu, olayın meydana geldiği Mevlana Mahallesi’nin yapılan yeni siteler ve açılan yeni yollar nedeniyle adres itibarıyla karışık bir yer olduğunu beyan etmiştir.

v. Olay tarihinde komuta görevlisi olarak görev yapan A.M., başka hususlar yanında resmî görevli polis ekipleri ile sivil görevli polis ekiplerinin farklı telsiz kanalı kullandıklarını, 155 Polis İmdat hattına yapılan ihbarları ilk önce resmî görevli polis ekiplerine bildirdiklerini, olay günü olay yerini uygun sivil ekiplere de duyurduklarını beyan etmiştir.

vi. Olay günü komuta merkezinde görevli Ş.C. ihbarın saat 02.00 sıralarında ihbarla ilgili öz işlere (otomasyon) müracaatçı şahıs şeklinde düştüğünü, zaman kaybetmeden ihbarı duyurduğunu ancak bildirilen sokağın Mevlana Mahallesi’nde olmadığını, bu sebeple ihbarcıyı kendi telefonu ile arayarak sokak ismini doğru bir şekilde öğrenip olay yerine bir ekibi (Bu ekip olay günü olayın meydana geldiği Mevlana Mahallesi'ni de kapsayan bir bölgede görevlidir.), beş dakika kadar sonra aynı adreste bıçaklı kavga olayı olduğu bildirilince ikinci bir ekibi sevk ettiğini ifade etmiştir.

vii. Olay yerine sevk edilen ilk ekipteki V.B. ile M.V. başka hususlar yanında olay günü Mevlana ve Doğanlar bölgelerinden sorumlu ekip görevde olmadığı için Mevlana Mahallesi’nden de kendilerinin sorumlu olduğunu ancak bu mahallenin sokaklarını pek bilmediklerini, ilk duyuru geldiği sırada Dökümcüler Sitesi civarında şüpheli şahıslarla ilgili çalışma yaptıklarını, duyuruda sadece müracaatçıdan söz edildiği için trafik kurallarına uygun şekilde olay yerine hareket ettiklerini, olayın meydana geldiği sokağı bilmediklerini, ekip aracında yolbul olmadığını, mobil telefonlarındaki yolbul uygulamalarında aratsalar da sokağı bulamadıklarını, daha sonra bıçaklı kavga olayı olduğu yönünde ikinci bir duyuru yapıldığını, olay yerine sevk edilen ikinci ekiple iletişim kurmaya çalıştıklarını, akabinde bıçaklayan şahsın ara sokaklara kaçtığının duyurulduğunu, bu nedenle sokakları tarayarak olay yerine ulaşmaya çalıştıklarını beyan etmiştir.

viii. Olay yerine sevk edilen ikinci ekipte görevli O.Ç. ve İ.A. özetle saat 02.23 sıralarında olay yerine sevk edildiklerini, olay yerine geç intikal etmediklerini, olay günü bölgeden sorumlu ekibin kapalı olduğunu (Ekiptekilerin görevde olmadığının kastedildiği değerlendirilmiştir.), diğer ekiplerin bölgeye hâkim olmadığını ve sitenin bulunduğu sokağın yeni açılması nedeniyle sistemlerinde ve yolbulda gözükmediğini söylemiştir.

ix. Olay yerine sonradan sevk edilen bir sivil ekipte görevli İ.Ö. duyuru yapıldığı sırada Bornova’nın başka mahallesindeki bir okulun önünde olduklarını, olayın kendilerine bildirilmesinden sonra 5-6 dakika içinde olay yerine ulaştıklarını, sitenin bulunduğu sokak yeni açıldığı için yolbulda gözükmediğini beyan etmiştir. İ.Ö.nün ekip arkadaşı S.K. ise olayın meydana geldiği sırada nerede oldukları konusunda İ.Ö.yü doğrulayıp benzer olaylarda duyurunun öncelikle resmî ekiplerin kullandığı telsiz kanalından yapıldığını, kendileri sivil ekip olduğu için bir başka telsiz kanalı kullandıklarını ve bu telsiz kanalından duyuru yapılınca seri bir şekilde olay yerine intikal ettiklerini ifade etmiştir.

x. İdari soruşturma sırasında hakkında soruşturma yürütülen beş kişinin olay günü istirahatli oldukları, bir kişinin istatistikle ilgili birimde görevli olduğu, bir başkasının ise olay günü Işıkkent Polis Merkezi Amirliğinde nöbetçi olduğu tespit edilmiştir.

xi. Soruşturmacı olarak görevli Ö.A. yürüttüğü soruşturma sonunda hakkında soruşturma yürütülen kişilerden geriye kalan on kişinin olayın meydana gelmesinde kusurlarının olmadığı sonucuna ulaşmış ve olayı doğrular nitelikte somut delil bulunmadığı gerekçesiyle M.V., V.B., O.Ç. ve İ.A. hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Ö.A.ya göre olay yerine geç ulaşılması başka sebeplere ek olarak adresin yanlış verilip sonradan düzeltilmesinden, bölgeden asıl sorumlu ekibin kapalı olmasından, bölgenin adres itibarıyla karışık olmasından ve adresin yolbulda yer almamasından ileri gelmiştir. Olayda kasti bir durum, görevin savsaklanması söz konusu değildir.

xii. 20/12/2017 tarihinde İl Polis Disiplin Kurulu, 19 polis memuru hakkında disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

19. İdare Mahkemesi, disiplin soruşturması kapsamında alınan ifadelerde olayın yaşandığı bölgeden sorumlu Mevlana ve Doğanlar polis ekibinin olay günü görevde olmadığının belirtildiğine işaret ederek anılan ekibin olay günü görevde olmamasının nedenini21/2/2018 tarihli yazıyla Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğüne sormuştur.

20. Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünün İzmir İl Emniyet Müdürlüğü aracılığıyla İdare Mahkemesine gönderdiği belgelerde Mevlana ve Doğanlar polis ekibinin olay günü görevde olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, ayrıca olay günü biri komuta ekibi olmak üzere toplam yedi ekibin görevli olduğu belirtilmiştir. Bu ekiplerin üçü, Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı olup Devriye Ekipler Amirliğinde görevlidir. Kalan dört ekibin üçü ise Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğine, biri Işıkkent Polis Merkezi Amirliğine bağlıdır. Işıkkent Polis Merkezi Amirliğine bağlı ekibe olay günü verilen görev anlaşılamamıştır ancak görevlendirmelere ilişkin belgelere göre olay günü;

i. Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerden ilki Telsiz Komuta Merkezinde, ikincisi olayın meydana geldiği Mevlana Mahallesi’ni de kapsayan bir bölgede, üçüncüsü de birden fazla mahalleyi kapsayan bir başka bölgede görevlidir.

ii. Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğine bağlı ekiplerden birincisi komuta ekibidir, diğer iki ekip ise bölge ekibi olarak görevlidir.

21. Başvurucular İdare Mahkemesine sundukları 30/10/2018 tarihli dilekçelerinde -başka hususlar yanında- şikâyetleri üzerine başlatılan idari soruşturmada idarenin kendini akladığını ancak idarenin olaydan 19 kişiyi sorumlu tutmasının mevcut davanın haklılığını ortaya koyduğunu öne sürüp soruşturma raporunda olayın meydana geldiği bölgeden sorumlu ekip olay günü görevde olmasa da bu ekibin yerine iki ekip görevlendirildiği ifade edilmesine karşın idarenin İdare Mahkemesine gönderdiği 19/3/2018 tarihli yazıda Mevlana ve Doğanlar polis ekibinin o gün görevde olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığının açıklandığına işaret ederek çelişkili bir durum yaratıldığını iddia etmiştir.

22. Yaptığı yargılama sonunda İdare Mahkemesi, başvurucuların yakınının ölmesinde idarenin kusuru olmadığı gibi idarenin kusursuz sorumluluk veya sosyal risk ilkesi uyarınca da olaydan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle başvurucuların tazminat istemini 26/12/2018 tarihinde reddetmiştir. Anılan kararın kusur sorumluluğuna ilişkin değerlendirmeleri içerir kısmı şöyledir:

“...

Bakılan davada, tazminat isteminin konusu olan müteveffanın çalıştığı sitede oturan şahıs tarafından bıçaklanarak 03/02/2017 tarihinde öldürülmesi olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunulup bulunmadığının anlaşılabilmesi için olayın meydana geliş şeklinin irdelenmesi ve olayların bu şekilde sonuçlanmasında davalı idareye atfedilebilecek bir kusurun olup olmadığının saptanması gerekmektedir.

Bu kapsamda, dava dosyasına sunulan telsiz konuşmaları dökümü ve olay yerini gören güvenlik kamerası görüntülerinin irdelenmesi sonucunda, müteveffa tarafından 155 polis imdat hattının ilk olarak saat 01.57’de arandığı bu aramanın dokuz saniye sürdüğü ve müteveffa tarafından herhangi bir ihbarda bulunulmadığı, 01.58’de ikinci kez 155 polis hattının arandığı ve müteveffa tarafından kırkdokuz saniye süren konuşmada ihbarda bulunulduğu, 01.59’da davalı idarece müteveffa tarafından 7476/30.sokak olarak bildirilen adrese ekiplerin yönlendirildiği, ekiplerce adresin doğruluğunun teyit edilmesi sonucunda olayın gerçekleştiği adresin 7476/30.sokak değil1776/30.sokak olduğunun tespiti üzerine saat 02.02 itibariyle olayın gerçekleştiği adrese ekiplerin yönlendirildiği, bu sırada saat 02.05’de olay yerine sipariş götüren kurye tarafından 155 polis imdat hattı aranarak aynı olaya ilişkin ihbarda bulunulduğu, arayan kişiye olay yerine ekiplerin yönlendirildiğinin bildirildiği, güvenlik kameralarından saat 02.09’da müteveffanın kanayan bacağını tutarak olay yerinden uzaklaşmaya çalıştığının görüldüğü, saat 02.23’de t[e]krar 155 hattını arayan kuryenin olay yerinen failin kaçtığını bildirmesi üzerine şahıstan failin eşkal bilgisi alınarak ekiplerin bir kısmının kaçan faili yakalamak üzere yönlendirildiği, bu süreçte 112 ekiplerince 155 polis imdat hattı aranarak olay yerinin bilgilerinin alınmaya çalışıldığı, davalı idarece 112 ekiplerine olay yeri adresinin doğru bir şekilde aktarıldığı, saat 02.27’de yönlendirilen ekiplerden ikisinin olay yerine ulaştığı ancak 112 sağlık ekiplerinin olay yerine henüz gelmemiş olduğu, ambulansın gelmemiş olması nedeniyle155 polis imdat merkezi aranarak 112 ekiplerine haber verilip verilmediğinin teyit edildiği sırada 112 ekibinin olay yerine ulaştığı ve müteveffanın olay yerinden alınarak Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine kaldırıldığı, ancak kurtarılamadığı, bu süreçte 155 polis imdat ekiplerince olay yeri ve çevresinde failin yakalanması maksadıyla çalışmalara devam edildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, saldırıya uğrayan davacılar yakının ilk olarak 01.59’da 155 hattını aradığı ancak herhangi bir ihbarda bulunmadığı, bir dakika sonra gerçekleşen ikinci aramada müteveffa tarafından ihbarda bulunulduğu ancak sokak bilgisinin doğru verilmediği, 155 polis imdat ekiplerince sokak numarasının teyit edilmesi sonrasında ancak saat 02.02 itibariyle olaya etkin şekilde müdahale edilebilmesine imkan sağlayacak adres bilgisine ulaşılabildiği ve aynı dakikada 155 ekiplerine olay yeri adresi verilerek olaya müdahalede bulunmaları maksadıyla anons geçildiği, saat 02.05’de olay yerinde bulunan kurye tarafından aynı ihbarın tekrar yapıldığı ilk ihbar ile kurye tarafından yapılan ihbar arasında üç dakika geçmiş olduğu, çevredeki güvenlik kameraları üzerinde yapılan incelemede müteveffanın saat 02.09’da bıçaklandığı, bıçaklama olayının gerçekleştiğinin ve failin kaçtığının kurye tarafından saat 02.23’de 155 polis imdat ekiplerine bildirilmesi üzerine ekiplerce 112 ekiplerine haber verildiği ve kaçan failin yakalanmasına yönelik olarak ekiplerden bir kısmının olay çevresine yönlendirildiği anlaşılmış olup, kendilerine ihbarın geldiği saat 02.02’den itibaren olay yerine ekiplerin yönlendirilmesini sağlayan ve ihbardan yedi dakika sonra gerçekleşen bıçaklama olayı sonrasında sağlık ekiplerine durumu bildirerek faili yakalamaya odaklanan idare ajanlarının; olayın meydana geliş süreci içinde cinayet faillerinin yakalanması konusunda mevzuat gereği yerine getirmekle yükümlü oldukları görev ve sorumlulukları yerine getirmedikleri, bir ihmal veya kasıt olduğu yolunda bir tespit bulunmaması nedeniyle idarenin ağır bir hizmet kusurunun varlığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır.

...”

23. Başvurucular anılan karar aleyhine istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf istemine ilişkin dilekçelerinde başvurucular öz itibarıyla şu iddialarda bulunmuştur:

- Ölen, maruz kaldığı ölüm tehdidi ile bulunduğu konumu saat 01.57’de 155 Polis İmdat hattını arayarak polise bildirmesine karşın polis ekipleri olay yerine ancak saat 02.26 sıralarında intikal etmiştir.

- Ölen, yaşadığı olayın şaşkınlığıyla sokak ismini yanlış söylese de site ismini doğru bildirmiştir. Ayrıca sitenin açık adresine genel ağ arama motorlarında 0,38 saniyede ulaşılabilmesine rağmen polis, doğru adres bilgisine ulaşabilmek için üç dört dakika harcamıştır.

- Öldürülmekle tehdit edilen bir kişiden adres bilgisi istenmesinin ne derece makul ve mantıklı olduğunun sorgulanması, sosyal bir devlette acil durum hattının aranması üzerine arayan kişinin adres bilgilerinin acil durum hattıyla ilgili sisteme otomatik düşmesi gerekir. Bilişim sistemlerinin bu derece geliştiği günümüzde polisin arama üzerine doğrudan adres tespiti yapamaması, olayda idari hizmetin kötü işlediğinin bir göstergesidir.

- İdare Mahkemesinin saldırının ihbardan yedi dakika sonra gerçekleştiği yönündeki tespiti hatalıdır. İlk arama ile saldırı arasında geçen süre on iki dakikadır ve Bornova Ekipler Amirliğinin olay yerine mesafesi yalnızca 558 metredir.

- Saat 02.23’te dahi kolluk olay yerinde değildir. Zira failin olay yerinden kaçtığını kurye bildirmiştir. Bu sebeple saat 01.57’den 02.23’e kadar geçen sürede polisin faili yakalamaya odaklandığı yönündeki İdare Mahkemesi tespiti gerçeği yansıtmamaktadır.

- Somut olayda polis, risk içeren bir operasyon içinde değildir ve önleyici kolluk faaliyeti yürütmektedir. Bu bakımdan polisin kendi faaliyetinin bir risk taşımadığı dikkate alınarak somut olay yönünden tazminat sorumluluğu için ağır hizmet kusuru aranmamalıdır. Kaldı ki polisin otuz dakika içinde olay yerine intikal edememesi şeklindeki kusuru hafif değildir.

- “Çok, azı da kapsar.” kuralı gereğince İdare Mahkemesinin idarenin olaydan cankurtaranın olay yerine otuz dakikada gelmesi nedeniyle de sorumlu tutulması gerektiğinden hareketle dava dilekçesinin bir örneğini Sağlık Bakanlığına tebliğ etmesi gerekir. Neticede devlet, üzerine düşen yaşam hakkını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

24. İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesi (İstinaf Mahkemesi) İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ve anılan kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle başvurucuların istinaf istemini 20/6/2019 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 28/7/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

26. Başvurucular öz itibarıyla devletin ölen yakınlarının yaşamına yönelik saldırıyı önlemekle yükümlü olduğunu, polis ekipleri kısa sürede olay yerine ulaşsaydı yakınlarının hayatta olacağını ve yakınlarının ölümünün idarenin hizmet kusurunun bir sonucu olduğunu belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuruculara göre İdare Mahkemesinin polisin olaydaki ağır ihmali ile ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığına yönelik tespiti ağır bir ihlal oluşturmaktadır.

27. Başvurucular Anayasa’da güvence altına alınan herhangi bir hakla bağlantı kurmaksızın şu ihlal iddialarında bulunmuşlardır:

i. Ölen yakınlarının desteğinden mahrum kalmaları, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olması ve polisin kendi faaliyetinin risk taşımaması nedeniyle somut olayda tazminat ödenmesi için idarenin ağır kusuru aranmamalıdır. Kaldı ki polisin olay yerine yaklaşık otuz dakikada ulaşması hafif bir kusur olarak kabul edilemez.

ii. Olayda sağlık görevlilerinin de kusuru bulunmaktadır. Dava dilekçesinde hasım yanlış gösterilse dahi idare mahkemelerinin dava dilekçesini doğru hasma tebliğ etmeleri gerekir.

B. Değerlendirme

1. İddiaların Vasıflandırılması ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

29. Başvurucular, olaydan sağlık görevlilerinin de sorumlu olduğunu iddia etmiş ancak söz konusu sorumluluğun nedeni hakkında bir açıklama yapmamıştır. Ayrıca başvurucular, başvuruya konu edilen tam yargı davasını açmadan önce sağlık görevlilerinin olaydan sorumlu olduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığına müracaat etmedikleri gibi dava dilekçelerinde sağlık görevlileri ile ilgili bir sav da ileri sürmemişlerdir. Bu bakımdan somut olayda davanın yanlış hasma açılması gibi bir durum söz konusu olmamıştır. Bu durumda anılan iddianın bireysel başvuruya konu edilebilecek herhangi bir anayasal güvence kapsamında incelenmesi mümkün değildir.

30. Öte yandan başvurucuların idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğuna ve polisin olay yerine yaklaşık otuz dakikada ulaşmasının hafif bir kusur olarak kabul edilemeyeceğine yönelik iddialarının devletin ölen yakınlarının yaşamına yönelik saldırıyı önlemekle yükümlü olduğuna, polis ekipleri kısa sürede olay yerine ulaşsaydı yakınlarının hayatta olacağına ve yakınlarının ölümünün idarenin hizmet kusurunun bir sonucu olduğuna ilişkin iddiaları ile birlikte yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu kapsamında, İdare Mahkemesinin değerlendirmelerine ilişkin iddialarının ise yaşam hakkının usul boyutu kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

31. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama... hakkına sahiptir.”

32. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

34. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa’nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 82).

35. Anılan pozitif yükümlülükler uyarınca devlet, yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Neriman Yonat, B. No: 2018/33554, 15/6/2021, § 96; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 133).

36. Sözü edilen koruma ödevini yerine getirilebilmesi için devletin;

i. Yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması,

ii. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması gerekir (Neriman Yonat, § 97).

37. Bununla birlikte özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında sözü edilen pozitif yükümlülük, kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz. Ayrıca yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir (Neriman Yonat, § 98; T.A., §§ 136, 137).

38. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Neriman Yonat, § 99).

39. Bazı istisnaları olmakla birlikte yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği hâllerde etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık tutulması suretiyle de yerine getirilebilir (Neriman Yonat, § 100) ancak sözü edilen hukuk yollarında makul derecede bir ivedilikle hareket edilerek özenli bir inceleme yapılması şarttır. Bu nedenle derece mahkemelerince yürütülen tazminat ve tam yargı davalarında Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede bir inceleme yapılıp yapılmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmelidir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Perihan Uçar, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52).

40. Öte yandan söz konusu özen şartının yerine getirilmesi, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

41. Anılan pozitif yükümlülükler hiç şüphesiz yaşamları için gerçek ve yakın bir tehdit bulunduğu iddiasıyla kolluk görevlilerine acil çağrı yapan veya kendileri için acil çağrı yapılan kişiler yönünden de geçerlidir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

42. Başvurucuların yakını H.H.K., başvuruya konu olayın meydana geldiği gün saat 01.58’den 02.00’ye 13 saniye kalıncaya kadar geçen sürede 155 Polis İmdat hattında görevli kişiyle yaptığı telefon görüşmesinde ölümle tehdit edildiğini söylemiştir. Bu görüşme sırasında H.H.K.nın bulunduğu ortamdan arbede sesleri de gelmiştir. H.H.K. saat 02.09’da İ.H.B. tarafından bacağından bıçaklanmıştır. Polis ekipleri saat 02.25’te, cankurtaran ise 02.30’da olay yerine gelmiştir. H.H.K. olaydan iki gün sonra kesici, delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi ile gelişen kanama sonucu vefat etmiştir (bkz. §§ 11, 14). Bu olay sonrasında başvurucular İçişleri Bakanlığı aleyhine İdare Mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır (bkz. § 13). Bu davayla ilgili yargılama sürecinde başvurucular öz itibarıyla -bireysel başvurudaki iddialarına benzer şekilde- polisin olay yerine çok geç intikal ettiğinden yakınmıştır. Bu durumda İdare Mahkemesi ve İstinaf Mahkemesi tarafından yaşam hakkının gerektirdiği titizlikte bir inceleme yapılıp yapılmadığı ele alınacaktır.

43. Başvuruya konu yargılama sırasında H.H.K.nın yardım çağrısı üzerine görevlendirilen iki ekipte görevli polislerin disiplin soruşturması kapsamında verdikleri ifadelerinde olay günü Mevlana Mahallesi’nden sorumlu ekibin görevde olmadığını ve bu mahallenin sokaklarını iyi bilmediklerini beyan etmeleri üzerine Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünde Mevlana Mahallesi’nden sorumlu ekibin olay günü görevde olmamasının sebebi sorulmuştur. Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğü İdare Mahkemesine Mevlana ve Doğanlar polis ekibinin olay günü görevde olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını ve olay günü Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerden birinin olayın meydana geldiği Mevlana Mahallesi’ni de kapsayan bir bölgede görevli olduğunu bildirse de disiplin soruşturmasında soruşturmacı olarak görevli Ö.A.ya göre olay günü Mevlana Mahallesi’nden sorumlu olan asıl ekibin görevde olmaması olay yerine geç ulaşılmasının sebeplerinden biridir. Buna rağmen İdare Mahkemesi, Ö.A.nın tespitiyle ilgili açık bir değerlendirme yapmadan polis ekiplerinin olaya etkili bir şekilde müdahale edilebilmesine imkân sağlayacak adres bilgisinin ancak 02.02’de elde edilebildiğini, aynı dakikada 155 Polis İmdat görevlisinin adres bilgisini görevli ekiplere bildirdiğini ve H.H.K.nın 02.09’da bıçaklandığını dikkate alarak olayda ağır hizmet kusuru olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

44. Diğer taraftan yine başvuruya konu dava dosyasında yer alan ve Asayiş Müdürlüğüne sunulan komiser yardımcısı imzalı bir raporda ise görevlendirilen ekipçe olayın bıçaklı kavga olduğunun öğrenilmesine rağmen şüpheli şahsın kaçış istikametinde yakalanmasına yönelik uygulama yapıldığı belirtilmiştir. Hatta bu rapora göre ilgili kolluk görevlileri yolda birkaç kişiyi de kontrol etmiş, nihayet adrese ulaştıklarında şahsın yerde yattığını ve başında da kuryenin olduğunu görmüşlerdir. Bunun yanında olay yerine 5-6 km uzaklıktaki diğer ekibin ise bölgeyi tam olarak bilmedikleri gibi adrese yaklaştıkları sırada da olay yerinden kaçan şüpheliyi aramak için bölgede araştırmaya geçtiği raporda belirtilmiştir. Üstelik davaya cevap dilekçesinde davalı idare de olay yerine sevk edilen ekiplerin öncelikli olarak şüpheli şahsın kaçış istikametinde uygulama yaptıklarını bildirmiştir. Tanık olarak ifadesi alınan kurye Ö.K. da olayı bildirdikten sonra on dakika kadar beklemesine rağmen polislerin gelmediğini görünce güvenlik görevlisinin yanına gittiğini, şüphelinin güvenlik görevlisinin bacağını sarmaya çalıştığını gördüğünü, bunun üzerine ambulansı aradığını, polisler olay yerine gelip telsizle bildirdikten sonra ambulansın geldiğini beyan etmiştir. H.H.K. bıçakla tehdit edildiği ve yaralı olarak olay yerinde bulunduğu hâlde her iki ekibin de olay yerine ivedilikle ulaşmak yerine şüpheliyi aramaya koyulması bir özensizlik olarak görülmüştür. Nitekim yaralanan H.H.K. olaydan iki gün sonra kan kaybından vefat etmiştir. Başvurucular ayrıca istinaf taleplerine ilişkin dilekçelerinde başka iddialar yanında Bornova Ekipler Amirliğinin olay yerine mesafesinin yalnızca 558 metre olduğunu da ileri sürmüştür. Bunun da özellikle saldırının önlenmesi için saldırıdan önce olay yerine ulaşılmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesi bakımından değerlendirilmesi gereken bir iddia olduğu açıktır.

45. H.H.K.nın olaydan iki gün sonra kesici, delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi ile gelişen kanama sonucu vefat ettiği anlaşıldığına göre gerek saldırının önlenmesi gerekse de saldırı sonrası alınacak tedbirler yönünden kolluk görevlilerinin olay yerine süratle ulaşmasının yaşam hakkının korunması bakımından son derece önem taşıdığı kuşkusuzdur.

46. Bununla birlikte İdare Mahkemesi ve İstinaf Mahkemesince olay günü Mevlana Mahallesi’nden sorumlu asıl ekibin görevde olmamasının polisin olay yerine geç ulaşmasına neden olup olmadığı, ölümle tehdidin öğrenilmesinden sonra durumun olay yerine en kısa sürede ulaşabilecek polis ekibine veya karakola bildirilip bildirilmediği, yapılan anons üzerine harekete geçen ekiplerin olay yerine süratle ulaşmak için azami özen ve gayreti gösterip göstermediği hususlarında Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği düzeyde bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda derece mahkemeleri, polisin hem bıçaklı saldırıyı önlemek hem de sonrasında yaşam hakkının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak üzere bir an önce olay yerine ulaşıp ulaşmadığı bakımından başvurucuların son derece önemli olaniddiaları hakkında ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamamış, olayı bu yönüyle yeterince aydınlatamamıştır.

47. Yaşam hakkının usul boyutuyla ilgili yukarıdaki tespitler nazara alındığında yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

49. Başvurucular ihlal tespiti yanında ayrı ayrı 30.000 TL manevi tazminat ile miktar belirtmeden maddi zararlarının tazminini istemiştir.

50. İncelenen başvuruda İdare Mahkemesi ile İstinaf Mahkemesinin başvurucuların iddialarını titiz bir incelemeye tabi tutmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir. Tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı merciince yapılması gereken iş yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

51. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir(benzer değerlendirme için bkz. Fatma Turan, B. No: 2014/7804, 10/6/2020, § 96; Neriman Yonat,§ 116).

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İzmir 2. İdare Mahkemesine (E.2017/1274, K.2018/1765) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 364,60 TL başvurucu harcının başvuruculara AYRI AYRI, 4.500 TL vekâlet ücretinin ise MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/7/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Genel Kurul
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § …)
   
Başvuru Adı GÖKHAN YİĞİT KOÇ VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2019/25727
Başvuru Tarihi 24/7/2019
Karar Tarihi 28/7/2022
Birleşen Başvurular 2019/26489, 2019/26550
Resmi Gazete Tarihi 19/10/2022 - 31988
Basın Duyurusu Var

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, polise yapılan acil yardım çağrısına makul sürede yanıt verilmediği için ölümle sonuçlanan yaralama olayının meydana gelmesi ve bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle polisin idari yönden bağlı olduğu idare aleyhine açılan tam yargı davasında titiz bir inceleme yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Ölüm, ağır yaralanmada etkili soruşturma (delillerin toplanmasında özensizlik) İhlal Yeniden yargılama

BASIN DUYURUSU

19.10.2022

BB 95/22

Polise Yapılan Acil Yardım Çağrısına Makul Sürede Cevap Verilmemesi Nedeniyle Yaşam Hakkının İhlal Edilmesi

 

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 28/7/2022 tarihinde, Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri (B. No: 2019/25727) başvurusunda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

 

Olaylar

Başvurucuların bir sitede güvenlik görevlisi olarak çalışan yakını H.H.K., başvuruya konu olayın meydana geldiği gün saat 01.58’den 02.00’ye 13 saniye kalıncaya kadar geçen sürede 155 Polis İmdat hattında görevli kişiyle yaptığı telefon görüşmesinde ölümle tehdit edildiğini söylemiştir. Bu görüşme sırasında H.H.K.nın bulunduğu ortamdan arbede sesleri de gelmiştir. Ayrıca olayın meydana geldiği siteye yiyecek siparişi teslim eden kurye Ö.K. yaralama eyleminden birkaç dakika önce 155 Polis İmdat hattını arayarak İ.H.B.nin bıçakla H.H.K.yı tehdit ettiğini söylemiştir. H.H.K. saat 02.09’da İ.H.B. tarafından bacağından bıçaklanmıştır. Polis ekipleri saat 02.25’te, cankurtaran ise 02.30’da olay yerine gelmiştir. H.H.K. olaydan iki gün sonra kesici, delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi ile gelişen kanama sonucu vefat etmiştir. Bu olay sonrasında başvurucular İçişleri Bakanlığı aleyhine idare mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. Yapılan yargılama sonunda idare mahkemesi, başvurucuların yakınının ölmesinde idarenin kusuru bulunmadığı gibi idarenin kusursuz sorumluluk veya sosyal risk ilkesi uyarınca da olaydan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle başvurucuların tazminat istemini reddetmiştir. Başvurucular anılan karar aleyhine istinaf yoluna başvurmuş, istinaf mahkemesi ise idare mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ve anılan kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle başvurucuların istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

İddialar

Başvurucular, polise yapılan acil yardım çağrısına makul sürede cevap verilmediği için ölümle sonuçlanan yaralama olayının meydana gelmesi ve bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında titiz bir inceleme yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Başvurucular yargılama sürecinde öz itibarıyla polisin olay yerine çok geç intikal etmesinden yakındığından başvuruda idare mahkemesi ve istinaf mahkemesi tarafından yaşam hakkının gerektirdiği titizlikte bir inceleme yapılıp yapılmadığı ele alınmıştır.

Başvuruya konu yargılama sırasında H.H.K.nın yardım çağrısı üzerine görevlendirilen iki ekipte görevli olan polisler disiplin soruşturması kapsamında verdikleri ifadelerinde olay günü ilgili mahalleden sorumlu ekibin görevde olmadığını ve bu mahallenin sokaklarını iyi bilmediklerini beyan etmiştir. Bunun üzerine ilçe emniyet müdürlüğünden bu durumun sebebi sorulmuş; ilçe emniyet müdürlüğü idare mahkemesine ilgili polis ekibinin olay günü görevde olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını ve olay günü asayiş şube müdürlüğüne bağlı ekiplerden birinin olayın meydana geldiği mahalleyi de kapsayan bir bölgede görevli olduğunu bildirmiştir. Öte yandan disiplin soruşturmasında soruşturmacı olarak görevli Ö.A.ya göre ise olay günü mahalleden sorumlu olan asıl ekibin görevde olmaması olay yerine geç ulaşılmasının sebeplerinden biridir. Buna rağmen idare mahkemesi, Ö.A.nın tespitiyle ilgili açık bir değerlendirme yapmadan polis ekiplerinin olaya etkili bir şekilde müdahale edilebilmesine imkân sağlayacak adres bilgisinin ancak 02.02’de elde edilebildiğini, aynı dakikada 155 Polis İmdat görevlisinin adres bilgisini görevli ekiplere bildirdiğini ve H.H.K.nın 02.09’da bıçaklandığını dikkate alarak olayda ağır hizmet kusuru olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Diğer taraftan yine başvuruya konu dava dosyasında yer alan bir raporda ise görevlendirilen her iki ekibin olayın bıçaklı kavga olduğunu öğrenmelerine rağmen -olay yerine ivedilikle ulaşmak yerine- şüpheliyi aramaya koyuldukları, hatta ilgili kolluk görevlilerinin yolda birkaç kişiyi de kontrol ettiği, nihayet adrese ulaştıklarında şahsın yerde yattığını ve başında da kuryenin olduğunu gördükleri belirtilmiştir. Tanık olarak ifadesi alınan kurye Ö.K. de olayı bildirdikten sonra on dakika kadar beklemesine rağmen polislerin gelmediğini görünce güvenlik görevlisinin yanına gittiğini, şüphelinin güvenlik görevlisinin bacağını sarmaya çalıştığını gördüğünü, bunun üzerine ambulansı aradığını, polisler olay yerine gelip telsizle bildirdikten sonra ambulansın geldiğini beyan etmiştir. H.H.K. bıçakla tehdit edildiği ve yaralı olarak olay yerinde bulunduğu hâlde her iki ekibin şüpheliyi aramaya koyulması bir özensizlik olarak görülmüştür. Başvurucular ayrıca istinaf istemlerine ilişkin dilekçelerinde başka iddialar yanında ekipler amirliğinin olay yerine mesafesinin yalnızca 558 metre olduğunu da ileri sürmüştür. Bu iddianın da özellikle saldırının önlenmesi adına saldırıdan önce olay yerine ulaşılmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesi bakımından değerlendirilmesi gerekir.

H.H.K.nın olaydan iki gün sonra kesici, delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesisi ile gelişen kanama sonucu vefat ettiği anlaşıldığına göre gerek saldırının önlenmesi gerekse de saldırı sonrası alınacak tedbirler yönünden kolluk görevlilerinin olay yerine süratle ulaşmasının yaşam hakkının korunması bakımından son derece önem taşıdığı kuşkusuzdur.

Bununla birlikte idare mahkemesi ve istinaf mahkemesince olay günü ilgili mahalleden sorumlu asıl ekibin görevde olmamasının polisin olay yerine geç ulaşmasına neden olup olmadığı, ölümle tehdidin öğrenilmesinden sonra durumun olay yerine en kısa sürede ulaşabilecek polis ekibine veya karakola bildirilip bildirilmediği, yapılan anons üzerine harekete geçen ekiplerin olay yerine süratle ulaşmak için azami özen ve gayreti gösterip göstermediği hususlarında Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği düzeyde bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda derece mahkemeleri, polisin hem bıçaklı saldırıyı önlemek hem de sonrasında yaşam hakkının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak üzere bir an önce olay yerine ulaşıp ulaşmadığı bakımından son derece önemli olan iddialar hakkında ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamamış, olayı bu yönüyle yeterince aydınlatamamıştır.

Yaşam hakkının usul boyutuyla ilgili yukarıdaki tespitler nazara alındığında yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın bu aşamada incelenmesi mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi