|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
YENİ GÜN HABER AJANSI BASIN VE YAYINCILIK A.Ş. BAŞVURUSU (2)
|
|
(Başvuru Numarası: 2019/26707)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/11/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
|
|
Üyeler Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
:
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Ekin ÇANKAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.
|
|
Vekilleri
|
:
|
Av. Ülkü ÇETOK
|
|
|
|
Av. Buket YAZICI
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ulusal bir gazetede yer alan bir haber sebebiyle düzeltme ve cevap metni yayımlanmasına karar verilmesinin ifade ile basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu tüzel kişi, Cumhuriyet gazetesinin yayımcısıdır. 27/4/2019 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde "D&R'ın Kitapları Raftan Çekmesi Davalık Oldu" başlıklı bir yazı yayımlanmıştır. Bahsi geçen haber metninde kullanılan ifadeler şöyledir:
"[T. ] Kitap ve Kırtasiye A.Ş.’nin, Doğan Müzik Kitap Mağazacılık Pazarlama A.Ş.’yi (D&R) satın almasın[ın] ardından Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı [K.K.], bazı kitapların raflardan kaldırıldığına dair bir sosyal medya paylaşımı yaptı.
[T. ] Yayınevi ise üç yazarın yeni çıkan kitaplarının D&R mağazalarında yer almadığına dair paylaşımın altına yorum yaptı. Bunun üzerine [T.] Müzik Kitap Mağazacılık A.Ş. sosyal medya paylaşımının ticari itibarlarını zedelediği iddiasıyla [T.] Yayınevi’ne 50 bin TL’lik tazminat davası açtı.
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı [K.K.] 30 Mayıs 2018 tarihinde kişisel Twitter hesabından, 'D&R mağazalarında [T.] Gruba satışından sonra kültürel çeşitliliğin devam edeceğini söylediler ancak bugün [T.D.]’nin ‘Din Bu’ kitabı raflardan çekilip depoya kaldırılmış' paylaşımını yaptı. [K.]’nın bu paylaşımına [T.] Yayınevi ise, '[İ.K.], [Z.A.], ve [O.G.]nin nisan ayında raflarda yer alan kitapları ısrarla yürüttüğümüz görüşmelere rağmen D&R mağazalarına alınmadı' sözleriyle yanıt verdi. Bu paylaşımın ardından [T.] Müzik Kitap Mağazacılık A.Ş., [T.] Yayınevi ile iletişime geçerek söz konusu kitaplardan 1670 adet sipariş etti. Ancak kısa bir süre sonra [T.] Müzik Kitap Mağazacılık A.Ş. tarafından [T.] Yayınevi’ne 50 bin TL’lik tazminat davası açıldığı öğrenildi.
‘İtibarımızı zedeledi’
[T. ] Müzik Kitap Mağazacılık A.Ş.’nin şikâyet dilekçesinde söz konusu paylaşımın şirketin haklarını ve ticari itibarını zedelediği öne sürülerek, 'D&R mağazaları satış politikasına devir/satış öncesinde nasılsa öyle devam etmektedir. Yalan haber yaparak müvekkilin kişilik haklarını zedelemeye ve satışları olumsuz olarak etkilemeye kimsenin hakkı bulunmamaktadır' ifadeleri yer aldı.
‘İtibar hedef alınmadı’
Şikâyet dilekçesine cevap veren [T.] Yayınevi ise, davacının manevi tazminat talebinin hukuki dayanaktan tamamen yoksun olduğunu belirterek, 'Davaya konu twitter paylaşımında davacının ismi dahi zikredilmemiştir. Manevi veya ticari itibarı hedef alınmamıştır' ifadeleri kullanıldı."
3. [T.] Müzik Kitap Mağazacılık Pazarlama A.Ş. (talep eden şirket) anılan haberin itibarını zedelediği iddiasıyla ilgili gazeteye düzeltme ve cevap metni göndermiştir. Söz konusu metin şu şekildedir:
"Cumhuriyet Gazetesi'nin 27/04/2019 tarihli nüshasının 14. Sayfasında 'D&R'ın Kitapları Raftan Çekmesi Davalık Oldu' başlığı ile yayınlanan haber, gazetecilik ve basın ilkeleri hiçe sayılarak müvekkiller hakkında yalan dolu, iftira niteliğinde bir haberdir. Yazı içeriğinde müvekkil şirkete ait D&R mağazaları hakkında haber kisvesi altında iftira atılmakta, güncelliği olmayan bir konuda okuyucu yanıltılarak, kamuoyunda yanlış algı yaratılmaya ve böylelikle müvekkilin ticari itibarı kasıtlı olarak zedelenmeye çalışılmaktadır. Hiçbir güncelliği bulunmayan ve yalan içerikli yayınlarla, müvekkil şirketin bizzat kendisinin hedef alındığı, amacın haber vermek olmadığı açıkça görülmektedir. Ancak bilinmelidir ki, D&R mağazaları devir öncesindeki satış politikasına aynen devam etmektedir. Çamur at izi kalsın mantığı ile yapılan hiçbir haber, müvekkil şirketin zarara uğramasına sebebiyet veremeyecektir. Cumhuriyet Gazetesi'nde daha önce yapılmış bu ve benzeri gerçek dışı haberlerle ilgili olarak tarafımızca pek çok tekzip başvurusunda bulunulmuş ve Cumhuriyet Gazetesi tekziplerimizi defalarca yayınlanmak zorunda kalmıştır. Tüm bunlara rağmen ısrarla, gerçek dışı ve müvekkili töhmet altında bırakan ifadelerle, müvekkili hedef gösteren iftira niteliğindeki yayınlara devam edilmesi, amacın haber vermek olmadığını açıkça göstermektedir. Neticeten tekzibe konu yayında yer alan gerçek dışı bilgi ve açıklamaları, gazeteciliğin etik değerlerine yakışmayan haberi yayınlayan gazetenizi kınıyor, hukuken sahip olduğumuz hakları en etkin şekilde kullanacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz."
4. Metnin yayımlanmaması üzerine aynı taleple sulh ceza hâkimliğine başvuran şirketin talebi reddedilmiştir. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin (10. Sulh Ceza Hâkimliği) gerekçeli kararının ilgili kısmı şöyledir:
"haberin içeriğinde başvurucuya doğrudan yönelen, hakaret içeren, küçük düşürücü, karalayıcı, toplum nezdinde itibarını zedeleyici ibarelere yer verilmediği, başvurucu ile [T.] Yayınevi isimli bir kuruluş arasında devam ettiği belirtilen bir hukuki sürecin haberleştirildiği, yapılan haberin basının haber verme, vatandaşın haber alma hakkı kapsamında kaldığı anlaşılmakla talebinin reddine karar vermek gerekmiştir."
5. Şirketin karara itiraz etmesi üzerine İstanbul (Kapatılan) 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin (11. Sulh Ceza Hâkimliği) itirazın kabulüne dair gerekçeli kararı ise şu şekildedir:
"Yukarıda anlatılanlar ışığında anlaşılacağı üzere tekzip ile il[g]ili yargılama ivedi olup detay delil araştırması kanunen mümkün değildir. Hukuku uygulayan hakim dosya üzerinden inceleme yaparak belirtilen süreler içersinde kararını açıklayacaktır. Talep edilen yazı ile ilgili, yazının içeriğinin gerçeği yansıtmadığı yönünde beyanda bulunulmuştur. Yazı başlığı "D&R'ın kitapları raftan çekmesi davalık oldu" şeklindedir. Yazı içeriği olayın dava konusu olmasının anlatımı şeklinde olup, yazı içeriğinde de "D&R şirketinin, devir işleminden sonra belli başlı kitapları raftan çekmesi yönünden herhangi bir bilgi veya kanaat de sunulma[m]ış olup, yazı içeriği ile başlığın örtüşmediği de değerlendir[i]lmiştir. Yazı başlığı kesin kanı şeklinde belirgin şekilde okucuya sunulmuştur. Tekzip isteyen de yazı içeriğinin gerçeği yansıtmadığını beyan etmekle, haber içeriği ile örtüşmeyen ve yönlendirme olarak değerlendirilen yazı başlığı bu anlamda soyut ve isnat edici olup herhangi bir delile dayanmamıştır. Bu kapsamda yazı ve yorumların konusu ile kullanılan sözler arasında düşünsel bağlılık anlamında, öz ve biçim dengesi korunmalıdır. Yorumdaki üslup uygun değilse, aşağılayıcı, küçük düşürücü, abartılı ise hukuka uygunluktan söz edilemez. Somut olayda, ifade edilen özellikle yönlendirmeli yazı başlığı ile öz ve biçim dengesi bozulmuştur. Gerekli olmayan ve ayrımcılık isnadı içeren yakıştırma yapılmış ve amaç aşılmıştır. Bu yakıştırma, Aihs ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, talep eden ticari saygınlığına yönelik saldırı teşkil eden beyan olmakla, bu beyanla, talep edenin toplum içindeki ekonomik itibarı[yla] diğer şirketler nezdindeki saygınlığını sarstığı ve kar amacı güden şirket[in] manevi kişiliğini de zedelediği kabul edilmekle, bu anlamda haberin tekzip isteyeni incitebileceği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle talebin haklı gerekçelere dayandığı, talepte bulunan tarafça yukarıda da belirtildiği üzere noterlik vasıtası ile tekzip metninin karşı tarafa tebliğinin yapıldığı, sunulan gazete suretlerinden anlaşılacağı üzere devam sayılı üç nüshada aynı gazetenin sayılarının incelenmesinde tekzip metninin yer almadığı görülmekle, talepte bulunanın talebi yerinde görülerek, tekzip metninde de isnat edici beyanlar açısından resen düzeltme yapılarak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."
6. Bahsi geçen karar kesin nitelikte olup başvurucuya 26/6/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Düzeltme ve cevap metni, başvurucunun yayımcısı olduğu gazetenin 29/6/2019 tarihli nüshasında yayımlanmıştır. Başvurucu 24/7/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu, uyuşmazlık konusu haberin D&R kitabevinin talepte bulunan şirkete devredilmesinden sonra bazı yazarların kitaplarının raftan indirildiğine dair mevcut güncel bir meseleyi konu aldığını, bununla ilgili sosyal paylaşım platformlarında yorum yapan kişiler aleyhine açılan davaya haberde yer verildiğini, düzeltme ve cevap metni talebini inceleyen 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin gerekçeli kararının hukuka uygun olduğunu zira haber içeriğinde gerçeğe aykırı herhangi bir beyan olmayıp mevcut durumda kişiler arasındaki hukuki sürecin aktarıldığını belirtmiştir. Buna ilaveten başvurucu, düzeltme ve cevap metninde mezkûr haberle iftira attıklarının vurgulandığını ve "çamur at izi kalsın" gibi gazeteyi ve gazetecilik faaliyetini aşağılayan ifadelere yer verildiğini beyan etmiştir. Başvurucu, somut olayda ifade ile basın özgürlükleri ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasındadır.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
10. Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın "Düzeltme ve cevap hakkı" başlıklı 32. maddesi ışığında ve bir bütün olarak Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
12. İfade ve basın özgürlüklerine gerçekleştirilen müdahalenin dayanağı olan 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Düzeltme ve cevap" başlıklı 14. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
13. Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı değerlendirilmiştir. Bu noktada müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütü yönünden incelenmesi gereklidir.
14. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekir. Bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Anayasa'nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45; Mehmet Ali Gündoğdu ve Mustafa Demirsoy [1. B.], B. No: 2015/8147, 8/5/2019, § 41; Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019, § 89).
15. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (WIKIMEDIA FOUNDATION INC. ve diğerleri [GK], B. No: 2017/22355, 26/12/2019, § 65; Ferhat Üstündağ, § 46; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
16. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi açısından bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).
17. Anayasa Mahkemesi, basın özgürlüğüne düzeltme ve cevap hakkının kullanımıyla yapılan müdahalelerin anayasaya uygunluk denetiminin nasıl yapılacağına ilişkin inceleme usulünü ve temel ilkelerini Aydın Gelleci ([GK], B. No: 2018/18910, 5/9/2024) kararında ortaya koymuştur. Buna göre basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında dengeleme yapılırken incelemede sırasıyla şu üç aşamalı teste göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Aydın Gelleci, § 54):
i. Anayasa koyucu, düzeltme ve cevap hakkının kullanımını; kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması şartlarından en az birinin gerçekleşmesine özgülemiştir (Aydın Gelleci, §§ 47, 54). Buna göre düzeltme ve cevap hakkının kullanılması konusunda karar verecek sulh ceza hâkimlikleri, ilk olarak bu iki şarttan en az birinin gerçekleşip gerçekleşmediğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymalıdır. Bu yapılırken düzeltme ve cevap talebinin kabulü için şeref ve itibara yönelik müdahalenin her somut olayın koşullarına göre belli bir ağırlık düzeyine ulaştığı yargısal kararda, objektif bir gözlemciyi ikna edecek şekilde ilgili ve yeterli bir gerekçe gösterilmelidir.
ii. Talebin Anayasa'nın 32. maddesi uyarınca zaruri olan şartlardan en az birini taşıdığına karar verildiği takdirde ikinci aşamada, yayımlanması talep edilen metnin teknik olarak bir düzeltme ve cevaba tekabül edip etmediği belirlenmelidir. Buna göre;
- Düzeltme ve cevap metni haberin karşılığı olmalıdır. Diğer bir ifadeyle düzeltme ve cevap metninin süreli yayında yer alan haber veya makalenin kapsamını aşmaması, metnin konusu ile kullanılan ifadeler arasında düşünsel bağlılık bulunması gerekir.
- Düzeltme ve cevap metni suç unsuru içermemeli, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamalıdır.
iii. Talebin teknik olarak bir düzeltme ve cevaba denk geldiği de tespit edilmişse Hâkimlik tarafından son olarak orantılılık değerlendirmesi yapılması gerekir. Bu çerçevede özellikle düzeltme ve cevap metninin uzunluğunun yapılan yayımın uzunluğunu bariz bir şekilde aşmasının orantılılık sorununa yol açacağının altı çizilmelidir.
18. Buna göre yukarıda açıklanan üç aşamalı test ışığında, testin ilk aşaması bakımından somut olay incelendiğinde şirketin 10. Sulh Ceza Hâkimliğine sunduğu dilekçede haberin güncel olmadığı, D&R hakkında yanıltıcı bilgilerin okuyucuya sunulduğu, üstelik aynı haberle ilgili erişim engeli kararı da verildiği, şirketin ticari itibarının zedelendiği, satışların haberden etkilendiği ileri sürülmüştür. Talebi inceleyen 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin ret kararı sonrası şirketin karara itiraz etmesi üzerine, düzeltme ve cevap talebi ile ilgili olarak 11. Sulh Ceza Hâkimliği, gerekçeli kararında uyuşmazlık konusu haberin talepte bulunan tüzel kişiyi incitebileceğini kabul etmiştir. Buna ilaveten 11. Sulh Ceza Hâkimliğine göre, haberin başlığı ile haberde anlatılanlar birbiriyle uyumlu olmayıp başlık okuyucuyu yanlış yönlendirmektedir.
19. Oysa 11. Sulh Ceza Hâkimliği öncelikle mezkûr haberin talep eden şirketin haysiyet ve şerefine, belli bir ağırlık düzeyini aştığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek şekilde saldırı teşkil edip etmediğini veya şirketle ilgili gerçeğe aykırı yayın teşkil edip etmediğini tespit etmelidir. Zira haberin talep eden şirketi incitebileceği sonucuna ulaşmadan önce bu iki şarttan en az birinin gerçekleşip gerçekleşmediği ilgili ve yeterli bir gerekçe ile açıklanmalıdır. 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin talep eden şirketin incinebileceği kabulünün arkasında, kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması nedeni olduğu kabul edilse dahi iddia edildiği üzere talep eden şirkette meydana gelen şeref ve itibardaki zedelenmenin belli bir ağırlık eşiğini nasıl aştığının gerekçelendirilmediği açıktır. Bu noktada, sulh ceza hâkimliklerinin düzeltme ve cevap taleplerini değerlendirirken uygulamaları beklenen üç aşamalı testin ilk basamağında izlemeleri gereken yöntem Anayasa Mahkemesinin Aydın Gelleci kararında detaylıca ele alınmıştır.
20. Bu bağlamda üç aşamalı testin ilk basamağında 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması nedeni ile ilgili olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamadığı değerlendirildiğinden somut olayı mezkûr testin diğer aşamaları yönünden incelemeye devam edilmesine gerek olmadığı kanaatine varılmıştır.
21. Son olarak ihtilaflı haberle ilgili hâlihazırda erişimin engellenmesine karar verilmişken, görünürlüğü ortadan kaldırılan bir haberle ilgili düzeltme ve cevap hakkı kullanılmasının da kendi içinde çelişkili olduğu vurgulanmalıdır. Gerçekten de haberle ilgili erişimin engellenmesi kararı haberin dış alemdeki mevcudiyetinin, görünürlüğünün, dijital ortamdaki izlerinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Öte yandan düzeltme ve cevap hakkının kullanımıyla uyuşmazlık konusu haber dış alemdeki mevcudiyetini ve erişilebilirliğini korurken, haber sebebiyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişi habere aynı mecrada cevap vermek suretiyle haberin ulaştığı kitleye kendisini açıklama imkânına sahip olmaktadır. Şu hâlde, bir haberle ilgili, amaçları birbirinden oldukça farklı iki müdahalenin gerçekleşmesi kendi içinde çelişkili olduğu gibi ifade ile basın özgürlüğüne müdahaleyi ölçülü olmaktan uzaklaştırmaktadır.
22. Yapılan değerlendirmeler ışığında Anayasa Mahkemesi, 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucunun ifade ile basın özgürlüklerine müdahalesinin demokratik toplumda gerekli olup sosyal bir ihtiyacı karşıladığını ikna edici bir biçimde ortaya koyamadığı sonucuna ulaşmıştır.
23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu sonuca katılmamıştır.
III. GİDERİM
24. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
25. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda, gazetede yayımlanan habere karşı düzeltme ve cevap talebinin 11. Sulh Ceza Hakimliği tarafından kabul edilmesi nedeniyle başvurucunun ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir. İhlale yol açan düzeltme ve cevap metninin gazetede yayımlanmış olması dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Öte yandan yalnızca ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 364,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.364,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi amacıyla İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine (2019/2922 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, ulusal bir gazetede yer alan bir haber sebebiyle düzeltme ve cevap metni yayımlanmasına karar verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun, Anayasanın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;
Başvurucu, düzeltme ve cevap hakkına konu olan haberde D&R kitabevinin talepte bulunan şirkete devredilmesinden sonra bazı yazarların kitaplarının raftan indirildiğine dair güncel bir meseleyi konu aldığını, konu ile ilgili sosyal paylaşım platformlarında yorum yapan kişiler aleyhine açılan davaya haberde yer verildiğini, haberin gerçeğe aykırı olmadığını, hukuki sürecin aktarıldığını ileri sürmüş, düzeltme ve cevap hakkının yayımlanmasına karar veren İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği ise, gerekçeli kararında özetle, yazı başlığı ile haber içeriğinin örtüşmediğini, haber içeriği ile bağdaşmayan yazı başlığının soyut ve isnat edici olup, herhangi bir delile dayanmadığını, yönlendirmeli yazı başlığı ile öz ve biçim dengesinin bozulduğunu, gerekli olmayan ve ayrımcılık isnadı içeren yakıştırma yapıldığı, bu yakıştırmanın talep edenin ticari saygınlığına yönelik saldırı teşkil ettiği, talep edenin toplum içindeki ekonomik itibarını ve diğer şirketler nezdindeki saygınlığını zedelediği, kar amacı güden şirketin manevi kişiliğini de zedelediği kanaatine varıldığı, bu nedenlerle talebin yerinde görüldüğünü belirtmiştir.
Başvurucu, söz konusu haberin gerçek olduğu ve hukuki sürecin aktarıldığını ileri sürmüş ise de, düzeltme ve cevap hakkının yayımlanmasına karar veren mahkeme haberin başlığı ve içeriği hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapmış, söz konusu haberin talep eden hakkında ayrımcılık isnadı içerdiği ve ticari itibarının zedelendiği kanaatine ulaşmıştır. Talep eden şirketin ticari faaliyet yürüttüğü ve kar amacı güden bir kuruluş olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca, hangi kitapların veya ürünlerin satılıp satılmaması konusunda sözleşme ve çalışma özgürlüğüne sahip olduğu ve takdir hakkını haiz olduğu aşikardır.
Söz konusu maddeye göre (Anayasa m.48) “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olup, özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır”. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğü hakkına yer verildikten sonra, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla bu hakkın sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Yine Anayasa’nın 28. maddesinin 3. fıkrasında basın özgürlüğünün Anayasa’nın 26. ve 27. maddelerinde öngörülen sebeplerle sınırlanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, kişilik haklarının veya özel ve aile hayatının korunması amacı ile basın hürriyeti sınırlanabilecektir.
Haberin konusu, düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasını talep eden şirketin bazı kitapları raftan kaldırdığına ve sipariş vermediğine ilişkin sosyal medyada yapılan tartışmaları içermiş olsa da haberin başlığı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde haber, talep edenin bazı yazar ve kitaplara ayrımcılık yaptığı, bazı kitapları satmadığı izlenimini uyandıracak şekilde verildiğinden, Anayasa’nın 26., 28. ve 48. maddeleri uyarınca düzeltme ve cevap hakkının yayımlanmasına karar veren mahkemenin gerekçeleri isabetlidir.
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42; Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 35).Düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasına hükmeden mahkeme, kanun maddelerini somut olay açısından değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur. Mahkemenin gerekçesi incelendiğinde, yukarıda yer verilen hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik mevcut değildir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü haklarının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
|
Üye
|
|
Ömer ÇINAR
|
Metin KIRATLI
|