logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Habip Özdemir, B. No: 2020/24446, 15/11/2023, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HABİP ÖZDEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/24446)

 

Karar Tarihi: 15/11/2023

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Kübra KAYA

Başvurucu

:

Habip ÖZDEMİR

Vekili

:

Av. Mehmet TAŞCI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranıldığından bahisle açılan tam yargı davasında hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu 6/3/2014 tarihinde baş ağrısı ve mide bulantısı şikâyetiyle Gaziantep Doktor Ersin Arslan Devlet Hastanesine başvurmuştur. Göğüs cerrahisi uzmanı doktorun migren tanısı ve talimatıyla Dikloron isimli ampul, hemşire tarafından kas içine enjekte edilmiştir. Enjeksiyon işleminin ardından başvurucunun sağ bacağında uyuşma ve yanma şikâyeti üzerine yapılan muayenede sağ bacak sinirlerinin ağır derecede tahrip olduğu anlaşılmıştır.

3. Başvurucunun zararının karşılanması talebiyle idareye yaptığı başvuru zımnen reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu 300.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, enjeksiyon işleminden önce olası riskler hakkında bilgilendirilmediğini, tıbbi ihmal nedeniyle sağ ayağının malul kaldığını, inşaat ustası olması nedeniyle iş göremez hâle geldiğini vurgulamıştır. Gaziantep 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yargılama safahatında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca (ATK) düzenlenen 24/4/2017 tarihli raporda enjeksiyonun yanlış yere yapıldığını gösteren tıbbi belge bulunmadığı, enjeksiyon doğru yere yapılmış olsa dahi ilaçların doku içi yayılımla sinir hasarına yol açmasının mümkün olduğu belirtilerek enjeksiyonu uygulayan hemşireye ve talimatı veren doktora kusur atfedilemeyeceği ifade edilmiştir. Mahkeme 9/2/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde ATK raporuna atıfta bulunularak somut olayda hizmet kusuru bulunmadığı ifade edilmiştir.

4. Başvurucu tarafından anılan karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu dava dilekçesindeki beyanlarına ilaveten ATK raporunda doktor ve hemşireye kusur yüklenemeyeceği tespit edilmiş ise de davalı Sağlık Bakanlığının adam çalıştıranın sorumluluğu hükümlerine göre tazminat sorumluluğu bulunduğunu ifade etmiştir. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi 9/5/2018 tarihinde başvurucunun talebini kısmen kabul ederek Mahkeme kararının kaldırılmasına ve başvurucuya 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; maddi tazminat için tıbbi uygulama ile meydana gelen zarar arasında doğrudan illiyet bağı aransa da manevi tazminat açısından böyle bir gereklilik bulunmadığına işaret edilmiştir. Bu kapsamda, hizmetin kötü yürütüldüğü hususunda ömür boyu kuşku duyacak başvurucuya elem ve ızdırabını giderecek ancak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak bir miktar manevi tazminatın ödenmesinin uygun olduğu belirtilmiştir.

5. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 14/5/2020 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli şekilde onanmasına karar vermiştir. Danıştayın gerekçesinde doktor ve hemşirenin hizmet kusuru tespit edilemediğinden maddi tazminata hükmedilebilme şartları oluşmamış ise de aydınlatılmış onamı alınmayan başvurucuya uygun bir miktar manevi tazminat ödenmesinin uygun görüldüğü belirtilmiştir.

6. Başvurucu nihai hükmü 13/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 22/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Başvurucu ayrıca tıbbi müdahalede ihmali bulunduğunu iddia ettiği doktor ve hemşire hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur. Şahinbey Kaymakamlığı (Kaymakamlık) 16/1/2015 tarihinde soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 26/5/2015 tarihli kararı ile hemşire yönünden soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir. Başsavcılık 18/1/2016 tarihinde hemşire yönünden taksirle yaralamaya sebebiyet verme eyleminde kusuru bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, doktor yönünden ise soruşturma izni verilmemesi nedeniyle soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu anılan karara karşı 10/2/2015 tarihli dilekçesi ile Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğine (Sulh Ceza Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılık kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle 23/3/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

8. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Başvurucu, aydınlatılmış onamının alınmadığını, yanlış enjeksiyon sonucunda bacağında hasar kaldığını, iş göremez hâle geldiğini ve takdir edilen tazminat miktarının yetersiz olduğunu, ayrıca soruşturma izni verilmemesi nedeniyle ceza soruşturmasından sonuç alamadığını maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğimi ileri sürmektedir. Bakanlık görüşünde; ATK raporu dayanak gösterilerek verilen derece mahkemeleri kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içerip içermediği yönüyle, ceza soruşturmasına dair iddianın ise başvurucunun mağdur sıfatının olup olmadığı açısından değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı, acil servise tıbbi hizmet almak için gidip sakat kaldığı, hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu yönünde beyanda bulunmuştur.

10. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, doktor ve hemşire hakkında soruşturma izni verilmemiş olması nedeniyle ceza soruşturmasından sonuç alamadığını ileri sürmüş ise de hemşire hakkında soruşturma izni verilerek esastan inceleme yapıldığı, başvurucunun Başsavcılık kararına itirazının Sulh Ceza Hâkimliğince 23/3/2016 tarihinde reddedildiği görülmüştür. Başvurucunun şikâyetinin özü, aydınlatılmış onam alınmaksızın gerçekleştirilen tıbbi müdahaleden gördüğü zarar nedeniyle açtığı tazminat davasında hükmedilen tazminatın yetersizliğine ilişkin olduğundan iddianın bir bütün olarak Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında devlet, ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır. Delillerin değerlendirilmesi veya hukuk kurallarının yorumu açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece yargı makamlarının görevidir. Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının gerektirdiği usul yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin her somut olayın kendine özgü şartları altında denetlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede yargı makamlarının Anayasa’nın 17. maddesinin gerekliliklerine uygun ve özenli bir inceleme yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir.

13. Somut olayda başvurucu 300.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi ise başvurucuya 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Öte yandan Danıştay tarafından Bölge İdare Mahkemesinin kararı, gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmıştır. Bu bağlamda derece mahkemelerince yapılan yargılamada tıbbi ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı görülmektedir. Yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınması sebebiyle yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği gerekçesiyle başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

14. Başvurucu hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğundan yakınmıştır. Bu bağlamda tazminatın nasıl hesaplanacağı konusu hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin bir mesele olarak derece mahkemelerinin takdirindedir. Bariz takdir hatası veya keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin bu takdirine müdahale etmesi mümkün değildir. Somut olayda ise derece mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının keyfî veya bariz takdir hatası içerdiği hususunda herhangi bir kanaate ulaşılamamıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız, B. No: 2017/37387, 21/4/2021, § 39).

15. Ayrıca yargılama sürecinde avukat tarafından temsil edilen başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar edildiği anlaşılmaktadır.

16. Sonuç olarak uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu makamlarınca pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği söylenemeyeceğinden maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediği açıktır.

17. Açıklanan gerekçelerle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Habip Özdemir, B. No: 2020/24446, 15/11/2023, § …)
   
Başvuru Adı HABİP ÖZDEMİR
Başvuru No 2020/24446
Başvuru Tarihi 22/7/2020
Karar Tarihi 15/11/2023

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranıldığından bahisle açılan tam yargı davasında hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı Tıbbi ihmal-Tıbbi uygulamalar İhlal Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi