logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Sadık Maraz [2. B.], B. No: 2020/24623, 4/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SADIK MARAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/24623)

 

Karar Tarihi: 4/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Seda AYHAN

Başvurucu

:

Sadık MARAZ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; yaşlılık aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması işleminin iptali talebiyle açılan davada kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialara ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Karabük İl Emniyet Müdürlüğünde 1/7/1986-30/5/1989 tarihleri arasında bekçi statüsünde 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olarak 2 yıl 11 ay görev yapmıştır.

3. Başvurucunun talebi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından, başvurucunun farklı kanunlara tabi olarak çalıştığı süreler dikkate alınarak hizmet birleştirmesi yapılmış ve başvurucuya toplam 5016 hizmet gün sayısı üzerinden 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 60. maddesi uyarınca 1/2/2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır.

4. Başvurucu, emekli olduktan sonra 1/7/1986-30/5/1989 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun'a tabi hizmetlerine karşılık herhangi bir ek mali hakkı olup olmadığı hususunda bilgi edinmek amacıyla 14/2/2008 tarihinde idareye başvuru yapmıştır.

5. SGK başvurucunun talebini, son olarak 5434 sayılı Kanun'a tabi bir görevde bulunmaktayken emekliye ayrılmadığından bahisle 23/2/2008 tarihinde reddetmiştir.

6. SGK 9/2/2009 tarihli yazı ile başvurucuya yaşlılık aylığı bağlama işlemi tesis edilirken başvurucunun 1/7/1986-30/5/1989 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında 2 yıl 11 ay olarak belirlenen hizmet süresinin hatalı olarak belirlendiğini, hizmet süresinin 2 yıl 5 ay 14 gün olması gerektiğini, daha önce 2 yıl 11 ay olarak belirlenen hizmet süresinin kaldırıldığını bildirmiştir.

7. SGK 22/5/2009 tarihli yazı ile yeniden tespit edilen hizmet süresinin başvurucunun emekli olabilmesi için 506 sayılı Kanun'un 60. maddesinde aranan 5000 hizmet gününden daha az (4850 gün) olduğu ve başvurucunun yaşlılık aylığı bağlanma şartlarını haiz olmadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesine ve geriye dönük olarak 1/2/2005-22/6/2009 tarihleri arasında yersiz olarak ödenen toplam 29.912,36 TL'nin başvurucu adına borç çıkarılmasına karar vermiştir.

8. Başvurucu, bunun üzerine emeklilik işleminin iptal edilmesi ve yersiz ödeme yapıldığı gerekçesiyle geriye dönük olarak tesis edilen 29.912,36 TL borç çıkarılması işleminin iptali talebiyle SGK aleyhine Karabük İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde 10/3/2001 tarihinde SGK Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından 5434 sayılı Kanun'a tabi hizmet süresinin2 yıl 11 ay olarak bildirildiğini, idarenin yanlış bilgi vermesi üzerine bildirilen hizmet süresi esas alınarak emeklilik işlemlerinin tesis edilmesinde kendisine izafe edilecek herhangi bir kusurun olmadığını ifade etmiştir.

9. Mahkeme tarafından konu ile ilgili olarak sosyal güvenlik uzmanı bir bilirkişiden bilirkişi raporu alınmıştır. 6/6/2011 tarihinde düzenlenen ilk raporda başvurucunun emeklilik işlemlerine esas emeklilik tahsis dosyasının dava dosyasında mevcut olmadığı gerekçesiyle herhangi bir tespit yapılamamıştır. 23/12/2011 tarihli ek raporda ise başvurucunun emekli olabilmesi için 506 sayılı Kanun'un 60. maddesi uyarınca aranan 5000 hizmet gün sayısının eksik olduğunun yaşlılık aylığının bağlandığı tarihten itibaren SGK tarafından tespit edilmesi mümkünken idare tarafından gerekli özen gösterilmeyerek takriben 5 yıllık bir süre geçtikten sonra ve başvurucunun emekliliğe bağlı ek mali hakları hususunda yaptığı başvuru neticesinde tespit edilip yaşlılık aylığının kesilmesinde ve geriye dönük olarak borç tahakkuk ettirilmesinde başvurucuya atfı kabil bir kusur tespit edilemediği sonucuna varılmıştır.

10. Mahkeme, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli ve kanaat verici nitelikte olduğunu belirterek yaşlılık aylığı bağlanması işleminin SGK'nın kendi hatalı işleminden kaynaklandığı, yaşlılık aylığı bağlanması işlemlerinde başvurucuya atfı kabil bir kusurun bulunmadığı, kurum işlemindeki hata nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı gerekçesiyle 22/3/2012 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir.

11. Karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (Daire) Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararında 5434 sayılı Kanun kapsamında kalan uyuşmazlığın iş mahkemelerinin görev alanına girmediğini belirtmiş; Emekli Sandığına yönelik işlem hususunda dosyanın tefrik edilerek -uyuşmazlığın çözümünün idari yargıya ait olması nedeniyle- dava dilekçesinin reddine ve idari yargıdaki davanın sonucunun bekletici mesele sayılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

12. Bozma kararı sonrasında Mahkeme bozma kararına uyulmasına, davanın Emekli Sandığına yönelik kısmının tefrikine, tefrik edilen dava sonucunun bekletici mesele yapılmasına karar vermiştir.

13. Başvurucu, Mahkemenin 8/11/2012 tarihli kararından sonra kurum işleminin iptali talebiyle bu kez idari yargıda dava açmış ve Ankara 4. İdare Mahkemesi 7/4/2014 tarihli kararla davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.

14. Başvurucu, verilen kararlar arasında olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıktığını ileri sürerek uyuşmazlığın çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Ankara 4. İdare Mahkemesi, mercii tayini amacıyla dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

15. Uyuşmazlık Mahkemesi 24/12/2018 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğuna karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı uyarınca Mahkeme tefrik edilen dosyaların yeniden birleştirilmesine karar vermiştir.

16. Mahkeme 28/3/2019 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; SGK tarafından yaşlılık aylığı bağlanması sırasında hizmet sürelerinin ilgili kurumlardan sorularak işlem tesis edildiği, ancak başvurucunun da ne kadar hizmet süresi olduğunu bilebileceği ve yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunduğu tarihte emekli sandığı kapsamındaki hizmet süresinin 2 yıl 5 ay 14 gün olduğu hususunda bir itirazının olmadığı, baştan itibaren yaşlılık aylığı bağlanması şartları haiz olmadığından kurumun hatasına dayanılarak objektif olarak şartları sağlanmayan aylığın ödenmesinin mümkün olamayacağı belirtilmiştir.

17. Başvurucu tarafından bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Daire temyiz başvurusunun reddine ve anılan kararın onanmasına karar vermiştir.

18. Başvurucu, nihai hükmü 3/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu, kurum işleminin iptali talebiyle açılan ilk davada alınan bilirkişi raporu kapsamında idarenin hatasının açık bir şekilde ortaya konulmasına ve davanın kabul edilmiş olmasına rağmen yargılamanın sonraki aşamalarında lehe olan bilirkişi raporu dikkate alınmadan davanın reddine karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

21. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun Mahkeme kararından sonra 1/7/2020 tarihinde yeniden başvuru yaptığını, başvuru neticelendirilmeden bireysel başvuruda bulunduğunu, 9/11/2020 tarihinde de başvurusunun neticelendirildiğini beyan etmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında; bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiş ve görüş yazısında yer alan hususları kabul etmekle birlikte aylıkların iadesi amacıyla hakkında icra takibi başlatıldığını ve emekli aylığından 1/4 oranında kesinti yapılacağının şifahen bildirildiğini belirtmiştir.

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

24. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemeler, makul bir gerekçe ile yanıt vermelidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

25. Öte yandan istinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, yargı merciinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz merciilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Caner Kandırmaz [2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).

26. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak yargı mercilerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçelerini denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi söz konusu kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

27. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri gereğince SGK tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi hâlinde idare tarafından hatalı olarak ödendiği tespit edilen anapara tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksine bir durumun başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.

28. Diğer taraftan "iyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).

29. Başvurucu, Mahkemenin ilk kararında kendisine atfı kabil bir kusur olmadığını tespit eden lehe bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesine rağmen daha sonra bu rapora itibar edilmemesinin gerekçesine yer verilmeksizin davanın reddinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun bu iddiasını yargılama sırasında açık bir biçimde dile getirdiği görülmektedir.

30. Gerçekten de Mahkemenin davanın kabulüne dair gerekçeli kararında bilirkişi raporuna yönelik tespit ve değerlendirmelere yer verilmiş ve bilirkişi raporu uyarınca başvurucuya atfı kabil bir kusur olmadığı belirtilmiştir. Dairenin usule dair bozma kararından sonra ise gerekçeli kararda başvurucunun hizmet süresini bilebilecek durumda olduğu ifade edilerek dava reddedilmiştir.

31. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme, yasa kurallarını yorumlama, kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğine karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte mahkemenin esasa etkili iddialara ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe sunması hakkaniyete uygun yargılanmanın gerçekleşmesi adına bir zorunluluktur (Seyhan İlğaz [1. B.], B. No: 2014/7475, 17/7/2018, § 39). Bu bağlamda Mahkemenin gerekçeli kararında ilk kararda hükme esas alınan bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmıştır. Bunun yanında temyiz dilekçesinde de ileri sürülen bu iddiaya ilişkin olarak Dairece de herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

36. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Karabük İş Mahkemesine (E.2012/215, K.2019/111) GÖNDERİLMESİNE,

D. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Başvuru, yaşlılık aylığının ödenmeye başladığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması işleminin iptali talebiyle açılan davada kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialara ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Çoğunluk gerekçesinde, ilk kararda hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıya ait bir kusurun bulunmadığı belirtildiği ve bu nedenle davanın kabulüne karar verildiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin usule ilişkin bozma kararından sonra ise davacının hizmet süresini bilebilecek durumda olduğu belirtilerek davanın reddedildiği, ikinci kararda ilk yargılamada hükme esas alınan bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğine değinilmediği gibi, bu konuda Yargıtay Hukuk Dairesince de herhangi bir gerekçe belirtilmediği, yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği ifade edilmiştir.

Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucuya SGK tarafından yaşlılık aylığı bağlanması sırasında hizmet süresi ilgili Kurum tarafından hesaplanmış olsa da başvurucunun ne kadar hizmet süresi olduğunu bilebileceği ve yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunduğu tarihte hizmet süresinin 2 yıl 5 ay 14 gün olduğu hususunda bir itirazının olmadığı, baştan itibaren yaşlılık aylığı bağlanması şartlarını haiz olmadığı, kurumun hatasına dayanılarak objektif olarak şartları sağlanmayan aylığın ödenmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bozma öncesi verilen ilk kararda hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli olan 5000 hizmet günü sayısının eksik olduğu belirlenmiş, ancak bu hususun idarenin hatasından kaynaklandığı, davacının yaşlılık aylığı bağlanması hususunda kusurlu olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece, idarenin kusurlu olduğu belirtilerek, yani kusur yorumuna istinaden davanın kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay’ın usuli gerekçelerle bozma kararı sonrasında yargılama yapan mahkeme ise, idarenin kusurlu olmasının sonuca etkili olmadığı, objektif olarak yaşlılık aylığı bağlanma koşulunun sağlanmadığı gerekçelerine yer vererek davanın reddine karar vermiştir.

Dava konusu uyuşmazlık açısından davacının prim gün sayısının eksik olduğu bilirkişi raporu ile sabit olup, bu husus taraflar açısından tartışma konusu değildir. Uyuşmazlık tarafların kusuru noktasında toplanmakta olup, yani davacının prim gün sayısı açısından kusurlu olmamasının yaşlılık aylığının iptali için gerekçe oluşturup oluşturmayacağı noktasında doğmaktadır. Buna göre dava konusu uyuşmazlığın çözümünde taraflara ilişkin “kusur yorumu” esas olup, bu husus hukuki nitelikte olduğundan HMK uyarınca, yorumun hâkim tarafından yapılması gerekmektedir. Tarafların kusurunun sonuca etkisinin belirlenmesi, özel ve teknik bir bilgi gerektirmediğinden HMK’ya göre, bu konuda bilirkişi raporu alınmasına gerek yoktur. Bu nedenle, bilirkişinin kusur yorumuna neden itibar edilmediği konusunun yerel mahkemece veya Yargıtay tarafından değerlendirilmesi gerekmediği gibi, bu hususun Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi ve başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi de mümkün değildir.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42; Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 35).Buna göre, somut olayda başvurucuya yaşlılık aylığı bağlanması için prim gün sayısının eksik olduğu hususunda tartışma olmadığı, idarenin hatalı hesaplama yapmış olmasının yaşlılık aylığı bağlanması için gerekçe oluşturmayacağı kaldı ki, prim gün sayısındaki eksikliğin davacı tarafından da bilinmesi gerektiğini belirten ve davanın reddine karar veren yerel mahkemenin gerekçeli kararında bariz takdir hatası veya keyfilik mevcut değildir. Yerel mahkeme kararının gerekçesi yeterli olup, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği kabul edilmelidir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

 Ömer ÇINAR

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Sadık Maraz [2. B.], B. No: 2020/24623, 4/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı SADIK MARAZ
Başvuru No 2020/24623
Başvuru Tarihi 30/7/2020
Karar Tarihi 4/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yaşlılık aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması işleminin iptali talebiyle açılan davada kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialara ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi