|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Murat BAŞPINAR
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Faruk PORSUK
|
|
|
|
2. İsmail BAŞBOĞA
|
|
|
|
3. Şirin NAS
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Ahmet Baran ÇELİK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, silahlı terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargılamada hukuka aykırı olarak elde edildiği iddia edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
A. Başvuruya İlişkin Süreç
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) PKK/KCK terör örgütü ve bu örgütle bağlantılı gençlik hareketine yönelik olarak başvurucuların da bulunduğu kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır.
3. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucular hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile birlikte bir kısım suçlardan cezalandırılmaları talebiyle 31/8/2016 tarihinde iddianame düzenlemiştir. İddianamede başvurucularla birlikte toplam otuz şüphelinin cezalandırılmasını talep etmiştir. Soruşturma sürecinde başvurucuların örgütle irtibatlı olduklarına dair ulaşılan deliller şöyledir:
4. Başvurucu Faruk Porsuk yönünden;
i. Başvurucunun Marmara Bölgesinde örgüt içinde "Partizan" kod ismini kullandığı belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramalarda üzerinde "PKK Sonu Olmayan Bir Romandır" ve çeşitli yazıların bulunduğu içinde el yazısı notlar yazılı ajanda ile satışa sunulmalarının yasaklanmasına ve el konularak toplatılmasına dair kararlar bulunan "Hasan Cemal Çözüm Sürecinde Kürdistan Günlükleri", "Yeni Paradigma ve Demokratik Ulus" ve "Kürdistan Yurtsever Devrimci Gençlik Manifestosu" isimli kitapların ve başvurucuya ait PKK/KCK terör örgütü kırsal kıyafeti ile çekilmiş bir adet fotoğrafın ele geçirildiği bildirilmiştir.
iii. Ele geçirilen "Kürdistan Yurtsever Devrimci Gençlik Manifestosu" ve "Yeni Paradigma ve Demokratik Ulus" isimli kitapların PKK/KCK terör örgütünün propagandasını içerdiği, ele geçen kitap ve defterlerdeki "PKK bir terör örgütü değil. Bir halkın düşmanlarına karşı kendini korumak için bir savunma gücüdür.", "PKK' nin ilk şehidi","T.C. PKK yi tanımadan barış süreci başlayamaz Barışın asıl teminatı kürt halk önderi Abdullah Öcalandır.", "21 GERİLLAM" şeklinde el yazması notların başvurucunun eli ürünü olduğunun tespit edildiği ayrıca el yazması notlarda yer alan H.K. isminin işaretlendiği, PKK/KCK terör örgütü adına silahlı eylemlerde bulunurken öldürülen H.K. isimli örgüt mensubundan şehit olarak bahsedildiği, PKK/KCK terör örgütü mensuplarını övücü/yüceltici el yazması ile şiirler yazıldığı, PKK/KCK terör örgütünün yeni silahlı yapılanması olan YPS (Sivil Savunma Güçleri) ve PYD/YPG terör örgütünün isimlerinin ve PKK terör örgütünün kısaltmasının el yazısıyla not alındığı belirtilmiştir.
iv. Aynı dosyada yargılanan şüphelilerin başvurucuyla ilgili beyan ve teşhislerinin bulunduğu belirtilmiştir. Buna göre kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla şüpheli sıfatıyla beyanda bulunan H.Y.; başvurucunun Bahçelievler bölgesinde Partizan A/K isimli kişi olduğunu, şahıs ve malzeme temin etmenin yanı sıra eylemde kullanılan ses bombalarını yaptığını, tarihini hatırlamadığı zamanda Malatyalılar Derneğine ses bombası attığını belirterek başvurucuyu tarif etmiş ve fotoğraftan teşhis etmiştir. H.Y. sorgu sırasında müdafii huzurunda verdiği beyanda ise kolluk beyanlarını kabul etmeyerek baskı altında yazıldığını ifade etmiştir. Diğer şüphelilerden Z.K. kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla şüpheli sıfatıyla verdiği beyanda; Partizan kod adıyla tanıdığı ve 30/7/2016 tarihinde içerisinde kırmızı sırt çantası içinde 61 adet Feza marka sarı-kırmızı renkli dolu torpil, 5 adet dolu vaziyette havai fişek rampası, beyaz saydam poşet içinde Flash marka iki adet dolu çakmak gazı, iki adet Mobel marka dolu sentetik tineri bırakan ve eylem için talimat vermesini beklediği şahsın başvurucu olduğunu beyan ederek bu şahsın PKK/KCK terör örgütü gençlik yapılanması içinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü belirtmiş ve kendisini fotoğraftan teşhis etmiştir. A.Ö. ise müdafiinin de hazır bulunmasıyla kollukta verdiği beyanında; başvurucunun gerçek adını bilmediğini, Partizan kod isimli bu şahsın yapılacak olan eylemlerde kullanılacak olan malzemeleri temin eden ve dağıtımını yapan kişi olduğunu, kendisiyle birlikte yakalanan Z.ye çanta içinde bulanan torpil, havai fişek, tiner ve çakmak gazlarını eylemde kullanılmak üzere veren kişi olduğunu; Zafer Mahallesi, Baharistan Sokak'ta bulunan Malatya Pötürge Çevre Köyleri Derneği isimli yere fitil ateşlemeli basınç etkili el yapımı maytap saldırısını gerçekleştirdiğini ifade etmiş ve başvurucuyu fotoğraftan teşhis etmiştir. Z.K. ve A.Ö.sorgu sırasında müdafii huzurunda verdikleri beyanlarda da emniyette verdikleri ifadelerin doğru olduğunu ve tekrar ettiklerini ifade etmiştir.
v. Ayrıca başvurucunun DNA profilinin 16/8/2015 tarihindeki Bahçelievler ilçesinde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması olayında materyalden elde edilen DNA profili ile uyumlu olduğu ve bu nedenle bu olayı gerçekleştiren kişi olduğunun tespit edildiğinin bildirildiği görülmüştür.
5. Başvurucu İsmail Başboğa yönünden;
i. Başvurucunun İstanbul bölgesinde örgüt içinde "İsmail" kod ismini kullandığı belirtilmiştir.
ii. Başka bir soruşturmada ismi geçen S.O.; Başsavcılıkta müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği beyanında başvurucunun eşkâl bilgilerini vererek kendisini tanıdığını beyan ettikten sonra, Bağcılar Bölgesi'nde KCK/PKK terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYG içerisinde aktif olarak faaliyet gösteren ve Bağcılar’da terör örgütü adına gerçekleştirilen molotofkokteylli korsan gösteri eylemlerine ara sıra katılan ve İ.K. ile birlikte hareket eden kişi olduğunu ifade etmiş ve başvurucuyu fotoğraftan teşhis etmiştir.
iii. Yine beyanda bulunan H.Y., müdafiinin de hazır bulunmasıyla alınan kolluk beyanında, başvurucunun eşkâl bilgilerini vererek DEMGENÇ (Demokratik Gençlik Konfederasyonu) örgütlenmesinde Bağcılar ilçesi sorumlusu olarak kendisiyle görüşen ve gençlerle faaliyet yürüten kişi olduğunu, mahallesinden gençlerden eleman katılımı sağladığını, ayrıca başvurucunun malzeme temin ettiğini ve 2016 yılı Mayıs ayı içerisinde Demirkapı Mahallesi'nde 20-25 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen korsan gösteride polise karşı molotofkokteyli, ses bombası, silah kullanıldığını belirterek başvurucuyu fotoğraftan teşhis etmiştir. H.Y. sorgu sırasında müdafii huzurunda verdiği beyanda ise kolluk beyanlarını kabul etmeyerek baskı altında yazıldığını ifade etmiştir.
iv. 3/9/2010 günü Bağcılar ilçesi Demirkapı Mahallesi Bahadır Sokak üzerinde meydana gelen işyerinde ızrar ve molotofkokteyli atma olayından elde edilen materyallerin yapılan biyolojik incelemesi neticesinde bulgu numarası 11 No.lu bezparçası üzerinden epitel hücre olabileceği değerlendirilerek alınan örnek üzerinde belirlenen DNA profilinin başvurucuya ait DNA profili ile uyumlu olduğunun bildirildiği görülmüştür.
6. Başvurucu Şirin Nas yönünden;
i. Başvurucunun örgüt içinde "Şirin-Baran" kod ismini kullandığı belirtilmiştir.
ii. H.Y., müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği kolluk beyanında; başvurucunun eşkâl bilgilerini vererek DEMGENÇ örgütlenmesinde gençlikte faaliyette bulunduğunu, PKK/KCK terör örgütü içinde (eleman aktarımı) milislik faaliyetleri yürüttüğünü, Esenyurt ilçesinde kandırdığı gençleri daha önceden belirlediği örgüte yakın ailelerin evlerinde birkaç gün barındırdıktan sonra onların kırsal alana katılımlarını sağladığını belirterek başvurucuyu fotoğraftan teşhis etmiştir. S.Y. ise müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği kolluk beyanında; başvurucuyu Baran olarak tanıdığını, kendisine sürekli örgüte katılması, yapılacak sokak eylemlerine dâhil olması, kendisine vereceği birtakım eşya ve notları belirteceği adreslere götürerek kuryelik yapması yönünde sözlü baskılar yaptığını, aksi hâlde öldüreceği ve eziyet edeceği yönünde tehdit ettiğini, ayrıca Esenyurt ilçesinde birçok kişiyi korkutarak illegal işler yaptırdığını belirterek başvurucuyu fotoğraftan teşhis etmiştir. H.Y. sorgu sırasında müdafii huzurunda verdiği beyanda ise kolluk beyanlarını kabul etmeyerek baskı altında yazıldığını ifade etmiştir.
iii. PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması içinde faaliyet gösteren şahıslarla buluşmalarında güvenlik güçleri tarafından takip edilmemek ve yakalanmamak için farklı adresler ve açık hat diye tabir edilen başka kişilerin adına kayıtlı telefon hattı kullandığı, ses getirecek bir eylem planladığı ve telefon görüşmelerinde örgütsel gizliliğe riayet ettiği belirtilmiştir.
7. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde(Mahkeme) yapılan yargılama sürecinde 18/10/2016 tarihli ilk celsede başvurucuların savunmaları alınmıştır. Başvuruculardan Faruk Porsuk savunmasında; hakkında beyanda bulunanların iftira attıklarını, kod adı kullanmadığını, tekstilde çalıştığı için bez parçalarını çöpe attıklarını, hiçbir gösteri ya da eyleme katılmadığını, evinde çok sayıda kitap olduğunu ve onlardan aldığı notları da ajandaya yazdığını, sadece kitaplardan alıntı yapıp not ettiğini belirterek suçlamaları kabul etmemiştir. Başvuruculardan İsmail Başboğa savunmasında; üzerine atılı suçların hiçbirini kabul etmediğini, hakkında beyanda bulunan kişileri tanımadığını ve herhangi bir örgüte üye olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu Şirin Nas ise savunmasında; suçlamaları kabul etmeyerek kod adı kullanmadığını, H.Y.yi tanımadığını, sıva işi yaptığını, S.Y. ile partide tanıştığını ancak iddia edilen konuşmaları yapmadığını, partinin düzenlediği bir konsere katıldığını ve bu konserin kartlarını dağıttığını beyan etmiştir.
8. Aynı celsede tanık S.O.nun beyanı da alınmıştır. Tanık S.O. beyanında; İsmail Başboğa isimli birisini tanımadığını, 2012 yılı sonlarında Vatan Emniyet Müdürlüğünde terör suçuyla ilgili ifadesinin alındığını ancak bu ifadeyi verirken fotoğraftan ya da canlı olarak herhangi bir kimseyle ilgili teşhis yapmadığını beyan etmiştir. Tanığa sanıklara bakıp tanıdığı kişiler olup olmadığı sorulduğunda ise hiçbirini tanımadığını, başvurucuyla ilgili beyanda bulunmadığını ifade etmiştir. Aynı dosyada sanık sıfatıyla yargılanan S.Y. beyanında; gözaltına alındıktan sonra usulüne uygun avukat yardımından faydalanamadığını, tutanakları okumasına izin verilmediğini, bu şartlar altında tutanakları imzaladığını, sorgu sırasında ifadesinin alındığı zamanda kendisini doğru ifade edemediğini, bu nedenle soruşturmada başvurucu Şirin hakkında verdiği beyanları kabul etmediğini, Şirin Nas'ı HDP Esenyurt'tan tanıdığını beyan etmiştir.
9. Öte yandan yargılama sırasında bir kısım sanıklar; müdafiileri tarafından iddianamede aleyhe beyanları bulunan A.Ö., H.Y. ve Z.K.nın soruşturma beyanlarının müdafii olmaksızın ve işkence altında alındığını, gerçeğe aykırı raporlar alındığından bahisle suç duyurusunda bulunduklarını ve bu suç duyurularının sonuçlarının beklenmesini talep etmiştir. 17/11/2016 tarihli celsede barodan gelen yazı cevabında A.Ö., H.Y. ve Z.K.ya soruşturma aşamasında sorgudan önce barodan avukat görevlendirilmediğinin bildirildiği görülmüştür. 19/07/2017 tarihli celsede A.Ö. ve S.Y.nin müdafii, A.Ö.ye yönelik kötü muameleye ilişkin yaptıkları suç duyurusunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini ve anılan bu karara itiraz ettiklerini ifade etmiştir. Başsavcılık 19/10/2017 tarihli son celsede A.Ö. ve S.Y.ye karşı kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmaların hâlen sonuçlandırılmadığını ve devam etmekte olduğunu bildirmiştir.
10. İddia makamı 16/5/2017 tarihli celsede başvurucuların cezalandırılması yönünde mütalaasını sunmuştur. Mahkeme 19/10/2017 tarihli son celsede başvurucuların esas hakkındaki savunmalarını da alarak başvurucular Faruk Porsuk ve Şirin Nas'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl, başvurucu İsmail Başboğa'nın ise 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmaları yönünde karar vermiştir. Ayrıca başvurucu Faruk Porsuk hakkında, başvuru konusu yapılmayan toplantı ve yürüyüşlere silah ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma suçu ile genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da mahkûmiyet kararı vermiştir.
11. Gerekçeli kararda başvuruculardan Faruk Porsuk'un 30/7/2017 tarihinde eylemde kullanılmak üzere temin edildiği anlaşılan, Z.K. ile A.Ö.de yakalanan malzemeleri temin etmesinin yanında 16/8/2015 tarihinde Bahçelievler'de gerçekleştirilen şiddet içerikli eylemlere bizzat katılmış olması, örgüt içinde faaliyette bulunduğuna dair beyanlar ile evde ele geçirilen/el konulan örgütsel içerikli dokümanla birlikte değerlendirildiğinde PKK terör örgütünün bir üyesi olduğu ve hiyerarşik yapıya dâhil olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bu sonuca ulaşılırken;
i. Başvurucunun telefonunda Ş.A. isimli teröristin anma programında çektirdiği propaganda nitelikli fotoğrafların ve ev aramasında ele geçen "Gerilla" "Partizan" şeklinde ifadeler bulunan defterin fotoğraflarının bulunduğuna dair dijital inceleme tutanağı,
ii. 16/8/2015 tarihinde Bahçelievler'de meydana gelen molotofkokteylli ve el yapımı patlayıcıların da kullanıldığı yasa dışı gösteri olayıyla ilgili olarak olay yerinden elde edilen bez maske üzerinde başvurucunun DNA profillerinin tespit edildiğine dair İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 24/8/2016 tarihli uzmanlık raporu,
iii. Başvurucunun evinde ele geçirilen el yazısı ile yazılmış örgütsel dokümanlardaki el yazılarının başvurucuya ait olduğunun tespitine dair İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğünün 22/8/2016 tarihli uzmanlık raporu,
iv. Dosya sanıklarından A.Ö. ve Z.K.nın başvurucu Faruk Porsuk'un "Partizan" kod adını kullandığı, yakalandıklarında ele geçen malzemeleri temin eden ve DGİ içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü bildiği kişi olduğuna dair beyanları ve teşhisleri,
v. El yazısı ile yazılmış dokümanların incelenmesine dair tutanak, ele geçirilen kitaplar hakkında toplatma ve yasaklama kararı olduğunun tespitine dair tutanak, adresinde yapılan arama tutanağı ve 25/4/2016 tarihinde Bahçelievler Pötürge Çevre Köyleri Derneği isimli yere patlayıcı atılmasına dair tahkikat evrakından oluşan deliller hükme esas alınmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı ise şöyledir:
"Sanığın PKK terör örgütünün gençlik yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiğine dair bilgilerden sonra soruşturmaya dahil edildiği, evinde yapılan aramada PKK terör örgütü ile ilişkili ve haklarında toplatma ve yasaklama kararı bulunan kitapların, sanığın PKK terör örgütü mensuplarınca giyilen kıyafet ile çekilmiş fotoğrafının, el yazısı ile yazılmış örgütsel notların ele geçirildiği, Kriminal Polis Laboratuvarının raporuna göre el yazılarının sanığa ait olduğu, [Z.K.] ve [A.Ö.nün] teşhis ve beyanlarına göre örgüt içerisinde faaliyette bulunduğu, Partizan kod adını kullandığını, 30/7/2016 tarihinde [Z.K.nın] sırt çantasında yakalanan eylem malzemelerinin bu sanık tarafından temin edildiği, [Z.K.ya] verildiği, ses bombası yaptığı, 16/8/2015 tarihinde Bahçelievlerde gerçekleşen ve yasa dışı hale gelen örgütsel toplantıya molotof ve el yapımı patlayıcılarla katıldığı anlaşılmış, olayın oluşu mahkememizce bu şekilde kabul edilmiştir.
...
... sanık Faruk Porsuk'un 30/7/2017 tarihinde eylemde kullanılmak üzere temin edildiği anlaşılan ve sanıklar [Z.K.] ile [A.Ö.de] yakalanan malzemeleri temin etmek yanında 16/8/2015 tarihinde Bahçelievler'de gerçekleştirilen şiddet içerikli eylemlere bizzat katılmış olması ve örgüt içerisinde faaliyette bulunduğuna dair beyanlar ile örgütsel içerikli evde yakalanan dokümanlar birlikte değerlendirildiğinde sanığın PKK terör örgütünün bir üyesi olduğu, hiyerarşik yapıya dahil olduğu anlaşılmış terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyetine karar vermek gerekmiş hakkındaki beyanlar yakalama ve inceleme tutanakları ve 16/8/2015 tarihli şiddet içerikli eylemlere katıldığının DNA örneklerinden anlaşılmış olması nedeniyle inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir."
12. Gerekçeli kararda başvuruculardan İsmail Başboğa'nın tanık S.O.nun olayın hemen sonrasında alınan ve itibar edilen beyanlarına göre 26/3/2011 tarihli eylemlerden birisine katıldığını görüntüden de teşhis ettiği, örgütün emir ve talimatlarını alıp yerine getirebilecek konumda olduğu, hiyerarşik yapıya dâhil olduğu ve böylece üzerine atılı terör örgütü üyesi suçunu işlediği belirtilmiştir. Mahkemece bu sonuca ulaşılırken tanık S.O.nun başka bir soruşturma dosyasında müdafii huzurunda verdiği "başvurucuyu tanıdığı, Bağcılar bölgesinde KCK-PKK terör örgütünün gençlik yapılanması DYG içerisinde aktif olarak faaliyet gösterdiği ve Bağcılar'da terör örgütü adına gerçekleştirilen molotof kokteylli gösterilere arada bir katıldığı" yönündeki itibar edilen eski beyanı ve teşhisi hükme esas alınmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın evinde yapılan aramada suç unsuru oluşturan herhangi bir şey bulunmadığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/2633 soruşturma sayılı evrakında şüpheli sıfatı ile ifade veren ve fotoğraftan teşhis işlemi yapan tanık [S.O.nun] sanık İşmail Başboğa'yı Bağcılar bölgesinde KCK-PKK terör örgütünün gençlik yapılanması DYG içerisinde aktif olarak faaliyet gösteren ve Bağcılar'da terör örgütü adına gerçekleştirilen molotoflu eylemlere katılan bir kişi olarak anlattığı ancak daha sonra aynı konuda ifadesi alınırken bu beyanlarını kabul etmediği, İsmail Başboğa'ya tanımadığını ifade ettiği görülmüş ise de; tanık [S.O.nun] olayın hemen sonrasında alınan beyanlarının doğru olduğu daha sonradan birçok dosyada görüldüğü üzere örgüt tarafından yöneltilen baskılar nedeniyle beyanlarını değiştirdiği, zira sanığı 26/3/2011 tarihli eylemlerden birisine katıldığı görüntüden de teşhis ettiği bu nedenle beyanlarının doğru olduğu anlaşıldığından sanık İsmail Başboğa'nın üzerine atılı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği, örgütün emir ve talimatlarını alıp yerine getirebilecek konumda olduğu, hiyerarşik yapıya dahil olduğu anlaşıldığından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyetine, ..."
13. Başvuruculardan Şirin Nas'ın ise, PKK terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) içinde sanıklar S.Y., B.U. ve H.A. ile irtibatlı olarak faaliyet gösterip terör örgütünün kırsal kadrosuna eleman temin etmeye çalıştığı, örgüt mensuplarının moral seviyelerini yukarıda tutmak amacıyla konser tarzı etkinlikler düzenlediği, YDG-Hiçerisinde aktif olarak faaliyet gösterdiği ve "biz bir şey yapmadık ama yapmaya çalışıyorduk. Gençliği toplamaya çalışıyorduk ama olmadı." şeklinde söylediği sözlerle terör örgütü PKK'nın hiyerarşik yapısına dâhil olup emir ve talimat alıp yerine getirebilecek konumda olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bu sonuca ulaşılırken;
i. Sanık S.Y.nin kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği "Ben Şirin Nas'ı Baran kod olarak tanırım. Esenyurt bölgesinde Zilan kod ile birlikte DGİ içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürütür. Örgüt mensuplarının bu bölgede aldığı bütün eylemlerden bilgisi ve onayı vardır. Ayrıca bu şahıs PKK terör örgütünün kırsal kadrolarına eleman kazandırma çalışmaları yapar." şeklindeki beyanı ve teşhisine dair tutanak,
ii. M.K. isimli kişinin kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği "Fotoğraftaki şahsı Şirin olarak tanırım. Bu şahıs PKK terör örgütü içerisinde eleman aktarımı yapar. Esenyurt ilçesinde kandırdığı gençleri daha önceden belirlediği örgüte yakın ailelerin evlerinde birkaç gün barındırdıktan sonra kırsal alana katılımlarını sağlar." şeklinde beyanı ve teşhisine dair tutanak,
iii. Dosyanın diğer sanıklarından H.A.nın kollukta müdafiinin de hazır bulunmasıyla verdiği "Bu şahsı Esenyurt ilçesinde HDP ilçe teşkilatında gördüm. Bana ve yanımda yer alan Z. isimli arkadaşıma kırsala gitmek istiyorsanız çıkışınızı yaparız şeklinde beyanda bulunan, yüzü maskeli birisi kadın iki şahıs ile Esenyurt HDP parti binasında görüştüren ve tanımadığım şahıslarca casus olarak suçlanmama, tehdit edilmeme sebep olan kişidir." şeklindeki beyanı ve teşhisine dair tutanak,
iv. Başvurucunun mahkeme kararı ile dinlenen telefonlarının tespit ve değerlendirilmesine dair tutanaklar, tape kayıtlarından oluşan deliller hükme esas alınmıştır. Gerekçeli kararın başvurucuyla ilgili kısmı ise şöyledir:
"PKK terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDG-H içerisinde sanıklar [S.Y.], [B.U.] ve [H.A.] ile irtibatlı olarak faaliyet gösterip terör örgütünün kırsal kadrosuna eleman temin etmeye çalıştığı, bu maksatla yukarıda belirtilen sanıklar ile yaptığı telefon görüşmelerinin mahkeme kararı ile dinlenip tapeleştirilerek dosya içerisine konulduğu, konuşmalarının bir kısmını şifreli hale getirip gizlemeye çalıştıkları, ayrıca örgüt mensuplarının moral seviyelerini yukarıda tutmak amacıyla konser tarzı etkinlikler düzenledikleri, bu etkinliklerin davetiye satışları ve paraların toplanmasından da sorumlu olduğu, sanıklardan [S.nin] 5/6/2016 günü ele geçirilen bomba konusunda yakalanan şahıslarla ilgili olarak konuştuğu, yakalanan şahısların Esenyurt YDG-H içerisinde faaliyet gösteren şahısların ismini verdiği, Şirin Nas'ın kendi isminin de verildiğini ve ceza alabileceğini düşündüğü için Esenyurt'a uzun süre uğramayacağını söylediği, aynı gece yakalanan [K.] isimli şahıs için inşallah konuşmamıştır diyerek kendisi ile bilgi vermesinden korktuğu, [S.nin] Şirin'e gençlik içinde seni ve çok kişinin ismini vermişler. diye söylediği, sanığın da YDG-H (Yükselen Devrimci Gençlik Hareketi) içerisinde aktif olarak faaliyet gösterdiği ve 'biz bir şey yapmadık ama yapmaya çalışıyorduk. Gençliği toplamaya çalışıyorduk ama olmadı.' şeklinde söylediği, böylece sanığın terör örgütü PKK'nın hiyerarşik yapısına dahil olup emir ve talimat alıp yerine getirebilecek konumda terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, örgüt üyesi olmak suçunu işlemiş olacağı anlaşıldığından mahkumiyetine karar vermek gerekmiş, dinlenen telefon görüşmeleri ile de uyumlu [S.Y.], [B.U.] ve [H.K.nın] soruşturma aşamasında alınan beyanları nedeniyle inkara yönelik savunmasına itibar edilmemiştir."
14. Başvurucular; silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlemedikleri, mahkûmiyetlerinde esas alınan beyanların kötü muamele sonucu alınan beyanlar olduğu, atılı suç unsurlarının oluşmadığı ve kötü muamele iddialarının sonucu beklenmeden karar verildiğini ileri sürerek mahkûmiyet kararına karşı istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurmuştur. Anılan karar, kanun yolu denetiminden geçerek 6/11/2020 tarihinde kesinleşmiştir.
15. Başvurucuların müdafileri, nihai kararı 28/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 25/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Başvuru Formunda Belirtilen Kötü Muamele İddialarıyla İlgili Süreçler
16. Başvurucular, başvuru formunda dosya sanıklarıyla ilgili kötü muamele iddialarına ilişkin olarak Başsavcılığa yaptıkları suç duyurularına ilişkin 2016/115739, 2016/121176, 2016/133749 ve 2016/140094 numaralı dosyaları üzerinden soruşturmalar yürütüldüğünü beyan etmiştir.
17. Müşteki A.Ö.nün şikâyeti üzerine Başsavcılık 2016/115739 numaralı soruşturma dosyasında cinsel yönden taciz şeklinde işkence yapma ve görevi kötüye kullanma suçlarından yürütülen soruşturmada, güvenlik kamera kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesi neticesinde verilen raporu değerlendirerek işkence iddialarının soyut nitelikte olduğunu belirtmek suretiyle 20/4/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan karara müşteki vekilince yapılan itirazı, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 15/6/2017 tarihinde reddetmiş ve karar kesinleşmiştir. Müşteki vekilinin kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yaptığı 2017/32392 numaralı başvuruda ise İkinci Bölüm Üçüncü Komisyon 31/3/2020 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
18. Müşteki S.Y.nin şikâyeti üzerine Başsavcılık 2016/121176 numaralı soruşturma dosyasında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması ve görevi kötüye kullanma suçlarından yürütülen soruşturmada; müştekinin yakalama ve gözaltı süreçlerindeki adli raporlarını değerlendirerek müştekinin sağ el bileğindeki şişliğin basit nitelikte olması ve raporda bunun duvara çarpma sonucu oluştuğunun belirtilmesi karşısında başvurucuların iddialarının soyut nitelikte olduğunun ifade edilmesi suretiyle 21/11/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan karara müşteki vekilince yapılan itirazı, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 4/1/2018 tarihinde reddetmiş ve karar kesinleşmiştir. Müşteki vekilinin kötü muamele iddialarıyla Anayasa Mahkemesine yaptığı 2018/5010 numaralı başvuruda ise, İkinci Bölüm 11/1/2023 tarihinde başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verdikten sonra yaptığı esas incelemesi neticesinde Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
19. Müştekiler E.Y. ve M.O.nun şikâyetleri üzerine Başsavcılık 2016/133749 numaralı soruşturma dosyasında işkence ve görevi kötüye kullanma suçlarından yürütülen soruşturmada; müştekilerin yakalama ve gözaltı süreçlerindeki adli raporlarını değerlendirerek iddialarının soyut nitelikte olduğunu belirtmek suretiyle 23/12/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan karara yapılan itirazı, İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliği 12/1/2017 tarihinde reddetmiş ve karar kesinleşmiştir. Müştekilerin kesinleşen karara karşı bireysel başvuruları bulunmamaktadır. Yine müşteki H.Y.nin şikâyeti üzerine Başsavcılık 2016/140094 numaralı soruşturma dosyasında görevi kötüye kullanma suçundan yürütülen soruşturmada; müştekinin üzerindeki silahla birlikte yakalanma sürecine ilişkin tutanakları ve adli raporları değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir kanıt ve emare elde edilemediğini belirtmek suretiyle 3/5/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan karara karşı itiraz yapılmadığı gibi müştekinin bireysel başvurusu da bulunmamaktadır.
20. Komisyon; başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
21. Ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
22. Başvurucular; aramada ele geçirilen ve hakkında daha önce toplatılması yönünde karar verilmiş olan kitap ve dergiler ile diğer sanıklardan A.Ö., Z.K. ve S.Y.nin beyanları dışında mahkûmiyetine esas alınan delil bulunmadığını, anılan sanık beyanlarının da kötü muamele koşullarında alındığını ve bu durumla ilgili soruşturmalar neticelendirilmeden karar verildiğini belirterek hukuka aykırı olarak elde edilen beyanlar neticesinde mahkûmiyetlerine dair karar verilmiş olması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; öncelikle başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığının değerlendirilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesince daha önce verilen kararlarda da belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetinin esası bakımından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bulunmamıştır.
24. Başvurucuların şikâyetleri hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
25. Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).
26. Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, § 43).
27. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa Yargıtay ve derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, Yargıtay ve derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Orhan Kılıç, § 44).
28. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa olup kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinin sağladığı güvenceler açısından değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü içinde somut davanın kendine özgü şartları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, § 51).
29. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi Orhan Kılıç kararında hukuka aykırı delillerin mahkûmiyette kullanılmasının adil yargılanma hakkına etkisine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde böyle bir durumda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için üç aşamalı bir testten bahsedilebilecektir. Buna göre anılan testin;
i. İlk aşamasında, şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olup olmadığına bakılmalıdır.
ii. İkinci aşamada, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir.
iii. Üçüncü aşamada ise bu tür bir delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediği değerlendirilmelidir.
30. Testin ilk aşamasında uygulama alanı bulan ilk bakışta (prima facia) anlaşılma teorisi Anayasa Mahkemesince başka haklar bakımından da kullanılmıştır (Ali Kıdık [2. B.], B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §§ 62, 63; Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021, § 109). Buna göre hukuka aykırılık, bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle hukuka aykırılık ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa) ilk bakışta anlaşılabilen bir hukuka aykırılıktan söz edilebilir.
31. Testin ilk aşamasında, hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığı olarak belirtilen ikinci durum yönünden ise öncelikle Orhan Kılıç kararında genel olarak içtihattan değil delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten bahsedildiğinin altı çizilmelidir. İçtihatların yapılan değerlendirmede ve özellikle ilk bakışta anlaşılma testi yönünden destekleyici birer argüman olarak kullanılması mümkün ise de testin bu aşaması bakımından doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespitinin içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğuracağı, bu yöntemin de anayasal denetim açısından uygun olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu aşamada delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğinin somut olay özelinde ve mahkemelerce tespit edilip edilmediğine bakılarak bir değerlendirme yapılmalıdır.
32. Testin ilk aşaması kapsamında delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olduğunun tespit edilmesi hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir. Testin diğer adımlarının da incelenmesi gerekir. Bu bağlamda mahkûmiyet hükmünün tek başına veya belirleyici ölçüde söz konusu hukuka aykırı delile dayalı olup olmadığı önem taşımaktadır. Testin ikinci aşaması uygulanırken delilin tekliğinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, delilin belirleyiciliğinden ise söz konusu davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olması anlaşılmalıdır (tanık sorgulama hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65). Mahkûmiyete esas alınan delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan delillerin ağırlık derecesinin gerekçeli kararda tartışılmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.
33. Testin üçüncü aşamasında ise hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya mahkemelerce hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanmasının bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisi incelenmektedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yaşar Yılmaz [1. B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46). Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (Güllüzar Erman [2. B.], B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, §§ 47, 48). Bununla birlikte hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve yargılamada tek veya belirleyici olarak kullanılan delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin tespiti için onun gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması da zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yaşar Yılmaz, § 46).
34. Somut olayda başvurucular mahkûmiyet kararına esas alınan delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Bu delil, aynı soruşturma dosyasında ifadeleri alınan diğer şüphelilerin kötü muamele ve işkence altında verdikleri ifadeleri olarak açıklanmıştır.
35. Gerekçeli kararda başvurucular hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında şu hususlara dayanılmıştır:
i. Başvurucu Faruk Porsuk yönünden; başvurucunun evinde yapılan aramada PKK terör örgütü ile ilişkili ve haklarında toplatma ve yasaklama kararı bulunan kitap,PKK terör örgütü mensuplarınca giyilen kıyafet ile çekilmiş fotoğraf, el yazısı ile yazılmış örgütsel not ele geçirilmesi, soruşturma aşamasında müdafii huzurunda ifade veren A.Ö. ve Z.K.nın başvurucu aleyhine beyanı, teşhisleri ve yine 16/8/2015 tarihinde Bahçelievler'de gerçekleştirilen şiddet içerikli eylemlere bizzat katılmış olması (bkz. § 11)
ii. Başvurucu İsmail Başboğa yönünden; tanık S.O.nun başvurucunun PKK terör örgütünün gençlik yapılanmasında aktif olarak görev aldığına ve Bağcılar'da gerçekleştirilen eyleme katıldığına dair beyan ve teşhisi (bkz. § 12)
iii. Başvurucu Şirin Nas yönünden ise diğer sanıklardan S.Y., M.K. ve H.A.nın başvurucunun örgütün kırsal kadrosuna eleman temin ettiğine dair soruşturma aşamasında müdafii huzurunda verdiği beyanlar ile iletişimin tespiti ve kayda alınmasına ilişkin tape kayıtları (bkz. § 13).
36. Somut olayda; yukarıda anılan testin ilk aşaması kapsamında öncelikle uyuşmazlık konusu delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiği, başvurucuların her biri yönünden -somut olay özelinde- mahkemelerce tespit edilen ya da kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde edilme yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen bir delil vasfında olup olmadığına bakılmalıdır.
37. Dosya kapsamında bir kısım sanıklarca kötü muamele ve işkence iddiasıyla yapılan suç duyurularında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararlar verilmiş ve bu kararlar kesinleşmiştir. Diğer taraftan kötü muameleye uğradıkları belirtilen A.Ö. tarafından yapılan bireysel başvuruda kabul edilemezlik kararının, S.Y. tarafından yapılan bireysel başvuruda ise kötü muamele yasağının ihlal edilmediği kararının verildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 17-19). Ayrıca soruşturma aşamasında beyanından dönen H.Y.nin beyanı ise mahkûmiyet kararlarında hiç dikkate alınmamıştır. Başvurucular hakkında bu doğrultuda verilen hüküm, istinaf ve temyiz kanun yolu incelemesinden geçmek suretiyle kesinleşmiştir. Bu nedenle somut olayda işkence ve kötü muamele altında verildiği belirtilen beyan delilinin hukuka aykırı olduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığından bahsedilemez.
38. Başvuruya konu mahkûmiyetin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde edilme yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen bir delile dayanıp dayanmadığı yönünden ise somut olayda, S.Y., A.Ö., H.Y. ve Z.K.nın soruşturma aşamasında başvurucular aleyhine beyan ve teşhiste bulunurken müdafii yardımından faydalandıkları anlaşılmıştır. Ancak anılan beyanların mahkûmiyette kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini etkileyip etkilemediğine bakılmasının somut olay şartlarında yapılacak inceleme yönünden daha önemli olduğu değerlendirilmiştir.
39. Bu noktada yukarıda anılan üç aşamalı testin üçüncü aşaması kapsamında, delilin belirleyici nitelikte hükme esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi için delillerin elde edildiği koşulların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının somut olay şartlarında incelenmesi gerekir.
40. Somut olayda Mahkeme, hukuka aykırı olduğu iddia edilen beyanlarla birlikte başvurucu Faruk Porsuk yönünden gerçekleştirilen şiddet içerikli eylemlere bizzat katılmış olmasına ve bir kısmı kendi el yazısıyla yazılmış örgütsel içerikli dökümanların içeriklerine dayanmış ve yine başvurucu Şirin Nas yönünden ise M.K. ve H.A. nın beyanlarıyla birlikte yöntemince yapılan telefon dinlemeleri ve tape kayıtlarına dayanarak mahkûmiyet karar verdiğini açıklamıştır (bkz. §§ 11-13). Diğer taraftan başvurucu İsmail Başboğa aleyhine beyanda bulunan tanık S.O.nun ise işkence ve kötü muamele şikâyetinin bulunduğuna dair tespite yer verilmemiştir. Mahkemenin bu yöndeki değerlendirmeleri de dikkate alındığında söz konusu delillerin tekya da belirleyici nitelikte olmadıkları kabul edilmelidir.
41. Diğer taraftan başvurucular, yargılamanın tüm aşamalarında delillere ilişkin iddia ve itirazlarını ileri sürme imkânı bulmuşlardır. Böylelikle başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler sağlandığı değerlendirilmiştir.
42. Son olarak başvurucuların beyan delilinin gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde etki oluşturabilecek somut bir delil sunmadıklarının da altı çizilmelidir. Ayrıca somut olayın koşullarında başvurucuların mahkûmiyetlerine esas alınan delillerin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte olduğu yönünde bir tespit olmadığı gibi kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte de bulunulmamıştır. Mahkemenin gerekçeli karar içeriği ve yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut olayda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan husus bulunmadığı da açıktır. Dolayısıyla başvurucuların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
44. Başvurucular, örgüt adına içeriği tespit edilemeyen basın açıklamalarına katıldıkları iddiasıyla cezalandırılmalarına karar verildiğini belirterek ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde, başvurucuların herhangi bir basın açıklamasına katılmalarına ilişkin iddia bulunmadığı gibi mahkûmiyetlerine dayanak alınan deliller arasında bu yönde bir tespit ya da değerlendirme de bulunmamaktadır. Buna göre başvurucuların ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Metin Birdal ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 74-82) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMALARINA 14/10/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.