|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportörler
|
:
|
Yüksel GÜNARSLAN
|
|
|
|
Hasan HÜZMELİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mehmet Şirin ABAK
|
|
Vekilleri
|
:
|
Av. Mehmet Beşir ABAK
|
|
|
|
Av. Şeyhmus TAŞKIN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kolluk görevlilerinin bir toplantıya müdahalesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, müdahale sırasında kullanılan gaz fişeğinin bir kişiye isabet etmesi neticesinde ağır nitelikte yaralanma meydana gelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olaydan kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan tam yargı davasının tanıklar dinlenmeden keyfî şekilde reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, silahların eşitliği ilkesinin ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/4/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Güvenlik güçleri Şanlıurfa'nın Suruç ilçesi Çengelli köyünde 19/7/2014 tarihinde düzenlenen bir gösteriye müdahalede bulunmuştur. Konuya ilişkin olarak düzenlenen aynı tarihli tutanak şöyledir:
"19 Temmuz 2014 günü yaklaşık 2500-3000 kişilik bir grup Suruç İlçesi Çengelli Köyü güneybatısında Suriye sınırına 300 metre mesafede toplanmışlardır. Gün boyu PKK'yı ve YPG'yi simgeleyen flamalar, [A.Ö.] posterleri açarak PKK ve YPG lehinde sloganlar atmışlardır. Gün içerisinde Suruç Belediyesine ait resmi araç tarafından bir kamyon parke taşı getirilip kırarak gruplara dağıtılmıştır. Milletvekilleri [A.T.] ve [E.K.] ile flamaların indirilmesi ve taşkınlık yapılmaması konusunda görüşülmüş aksi takdirde müdahale edilmek zorunda kalınacağı iletilmiştir. Buna rağmen saat 21.00 sıralarında bütün ikazlara rağmen 1'nci derece Askeri Yasak Bölge statüsünde bulunan Suriye sınırı tel örgülerine dayanmışlar ve slogan atmaya devam etmişlerdir. Ana grup içerisinde sayısı tespit edilemeyen bir grup sınırda bulunan tellerin üzerinden Suriye tarafına geçmeye başlaması ve çok kere ikaza rağmen grubun çekilmemesi üzerine gruba müdahale edilmiştir. Gruptan müdahale eden unsurlara yönelik ve yoğun şekilde taş ve havai fişeklerle saldırıda bulunulmuş, bunun üzerine gaz kullanılmıştır. Grup kısmen geri çekilip tekrar taş ve havai fişeklerle saldırılarına devam etmiş yaklaşık bu durum iki buçuk (2.5) saat sürmüştür. Müdahale esnasında göstericilerin kurmuş oldukları çadırlarda muhtemelen göstericilerin atmış oldukları havai fişekler sebebiyle yangın çıkmış, çıkan yangın daha sonra TOMA'larla söndürülmüştür. Bazı göstericilerin bırakmış oldukları araçların bazıları göstericilerin atmış oldukları taşlarla hasar görmüştür. Saat 23:30 civarında göstericilerin büyük bölümünün bölgeyi terk etmesi üzerine müdahaleye son verilerek bölge terk edilmiştir."
6. Suruç Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen epikriz formu ve diğer belgelere göre olay günü saat 21.40'da ayaktan hasta olarak acil servis kaydı yapılan başvurucuya yumuşak doku bozukluğu teşhisi konulmuştur. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından başvurucu ambulansla OSM Ortadoğu Hastanesine sevk edilmiştir. Aynı gün saat 23.40'ta düzenlenen genel adli muayene raporunda olayın öyküsü darp olarak ifade edildikten sonra yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği ve başvurucunun hayati tehlikesinin olmadığı belirtilmiştir.
7. Başvurucu 20/7/2014 günü kendi imkânlarıyla Gaziantep ilindeki başka bir özel sağlık kurumuna başvurmuştur. Özel Primer Hastanesi tarafından düzenlenen epikrizde hastanın hikayesi "Hasta ve yakınlarının ifadesi ile çeneye gaz bombası kapsülü isabet etmesi sonrasında çenede açık yara, çene kırığı, yüz felci gelişen ve Şanlırufa'da mikro cerrahi ile sinir onarımı yapılamaması nedeniyle acil servise geldi." olarak belirtilmiştir.
8. Kızıltepe Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 13/11/2014 tarihli sağlık kurulu raporunda başvurucunun söz konusu yaralanma nedeniyle tüm vücut fonksiyonlarını %69 oranında ve sürekli olarak kaybettiği belirtilmiştir.
A. Olaya İlişkin Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci
9. Başvurucu vekilinin Suruç Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderdiği 19/1/2015 tarihli dilekçeye göre başvurucu, Suriye sınırına yakın bir yerde DEAŞ örgütü tarafından sivil insanların öldürülmesini protesto etmek amacıyla 19/7/2014 tarihinde organize edilen oturma eylemine katılmıştır. Anılan dilekçedeki iddiaya göre güvenlik güçleri saat 20.00-20.30 sıralarında topluluğu dağıtmak amacıyla biber gazı kullanmış, bu sırada birkaç metre mesafeden kasten başına nişan alınarak ateşlenen biber gazı kapsülünün isabet etmesi neticesinde başvurucu, çenesinden ve boynundan ağır şekilde yaralanmıştır. Aldığı darbenin etkisiyle yaralanan başvurucu, baygın hâlde yattığı sırada sivil vatandaşların yardımıyla olay yerine gelen ambulansa bindirilerek Suruç Devlet Hastanesine götürülmüştür.
10. Söz konusu dilekçeyle başvurucu, hakkında adli rapor düzenlenmesine rağmen konuya ilişkin soruşturma başlatılmadığını beyan ederek orantısız güç kullanmak suretiyle ağır şekilde yaralanmasına neden olan güvenlik güçlerinden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca herhangi bir kimlik ve adres bilgisi belirtmeden güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yaralandığını gören tanıkların bulunduğunu ileri sürmüştür.
11. Başsavcılık şikâyet dilekçesi üzerine başlattığı soruşturma kapsamında Suruç İlçe Jandarma Komutanlığına 3/6/2015 tarihinde yazdığı müzekkereyle olaya ilişkin olarak tahkikat evrakı düzenlenip düzenlenmediğinin araştırılması, tedavi evrakının Suruç Devlet Hastanesinden temin edilmesini ve olayda ihmali bulunan görevlilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin bildirilmesini talep etmiştir.
12. Başsavcılık, aynı tarihte Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı müzekkereyle OSM Ortadoğu Hastanesi tarafından düzenlenen 19/7/2014 tarihli genel adli muayene raporuna istinaden herhangi bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini sormuştur. Soruşturma dosyasına giren 12/6/2015 tarihli cevabi yazıda konuya ilişkin herhangi bir soruşturma yürütülmediği belirtilmiştir.
13. İlçe Jandarma Komutanlığı (Komutanlık) başvurucu hakkında Suruç Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen belgeler ile söz konusu toplumsal olaya ilişkin düzenlenen tutanağı 29/8/2015 tarihli yazıyla Başsavcılığa göndermiştir. Söz konusu cevabi yazı ekindeki 11/8/2015 tarihli belgede Komutanlık kayıtlarında başvurucuya ilişkin herhangi bir tahkikat bulunmadığı, başvurucuya yönelik bir müdahale ve yaralama tespitinin yapılmadığı, başvurucunun yaralanmasına dair herhangi bir görüntü kaydı bulunmadığından ne zaman ve ne şekilde yaralandığının bilinmediği ve olay tarihinden bu yana konuya ilişkin başvuruda bulunulmadığı belirtilmiştir. Anılan belgede ayrıca temin edilen tıbbi belgelerden başvurucunun Suruç Devlet Hastanesine ambulansla değil kendi imkânlarıyla gittiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.
14. Başsavcılık, başvurucunun konuya ilişkin olarak müşteki şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması ve kati raporunun temini için 14/1/2016 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığından istinabe talebinde bulunmuştur. Başvurucuya ulaşılamaması nedeniyle istinabe talebine ilişkin evrak Başsavcılığa bila infaz iade edilmiştir.
15. Başsavcılık soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. 25/4/2017 tarihli kararda öncelikle kolluk görevlileri tarafından olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanaktaki tespitlere değinilerek başvurucunun olay yerinde olup olmadığının ve ne şekilde yaralandığının bilinmediği belirtilmiştir. Anılan kararda ayrıca başvurucunun kolluğun müdahalesiyle yaralandığı kabul edilse dahi kanuna aykırı gösteri ve yürüyüşün dağıtılması sırasında zor kullanma yetkisini kullanan kolluğun kanun hükmünü yerine getirdiği gerekçesiyle eylemin meşru hâle geleceği ifade edilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde anılan kararın başvurucuya tebliğ edilip edilmediği, bu karara itiraz edilip edilmediği hususunda bir bilgi ve belgeye yer verilmemiştir.
B. Olaya İlişkin Olarak Yürütülen Tazminat Davası Süreci
16. Başvurucu, olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle 15/4/2015 tarihinde Suruç Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) nezdinde İçişleri Bakanlığı (İdare) aleyhine tazminat davası açmıştır.
17. Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu davanın idare mahkemelerince görülmesi gerektiği şeklindeki gerekçeyle davanın usulden reddine 12/1/2016 tarihinde karar vermiştir. Bu karar temyiz incelemesinden geçerek 9/1/2017 tarihinde kesinleşmiştir.
C. Olaya İlişkin Olarak Yürütülen Tam Yargı Davası Süreci
18. Başvurucu 30/3/2017 tarihinde Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi/Mahkeme) nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; kolluk görevlilerinin barışçıl şekilde devam eden gösteri sırasında gerekli olmadığı hâlde orantısız şekilde biber gazı kullandığını, bu kapsamda baş bölgesi hedef alınarak kısa mesafeden yapılan atışla ağır şekilde yaralandığını, atışın gaz kullanımına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırı olarak yapıldığını beyan etmiştir. Ayrıca olayın meydana gelmesinde İdarenin hizmet kusuru olduğunu ileri sürerek ortaya çıkan zararlarına karşılık 60.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
19. Davalı İdare 18/8/2017 tarihli savunma dilekçesinde -sıraladığı diğer gerekliliklerin yanı sıra- tazminle sorumlu tutulabilmesi için idarenin işlem ve eylemiyle zararlı sonuç arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, olayın meydana gelmesinde ve sonrasındaki müdahalede hiçbir kamu görevlisinin kusur ve ihmali olmadığını belirtmiştir. İdare anılan dilekçede ayrıca kolluk kuvvetlerinin ayaklanan ve engellenemez hâle gelen topluluğa müdahale etme zorunluluğunun hasıl olduğunu, biber gazının usulüne uygun olarak kullanıldığını ve ortaya çıkan zararda İdarenin kusur veya kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür.
20. Başvurucu 18/10/2017 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde yaralanmanın gaz fişeği kapsülüyle meydana gelmesi nedeniyle zarar ile idari eylem arasında illiyet bağının bulunduğunu beyan ettikten sonra kolluğun müdahalesiyle yaralandığı hususunda bilgi sahibi olduklarını ileri sürdüğü üç kişinin kimlik ve adres bilgilerini bildirerek bu kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir.
21. İdare Mahkemesi yargılama sürecinde farklı tarihlerde verdiği ara kararlarla başvurucunun muhtelif sağlık kuruluşlarında gördüğü tedavilere ilişkin tıbbi belgeler ile konuya ilişkin olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı temin etmiştir. Mahkeme, başvurucunun bildirdiği tanıkların dinlenmesine ilişkin bir ara karar vermemiştir.
22. Mahkeme 11/10/2018 tarihinde başvurucunun yaralanmasının kolluk görevlilerinin eyleminden kaynaklandığının -diğer bir ifadeyle idarenin eylemi ile zarar arasında illiyet bağının bulunduğunun- ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme anılan sonuca ceza soruşturması kapsamında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, tıbbi tedavi evrakları ve kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanağı değerlendirmek suretiyle ulaşmıştır. Söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Soruşturma dosyasında bulunan, olayı müteakiben davacının olay günü müracaat ettiği OSM Ortadoğu Hastanesinde adlî muayene raporunda olayın öyküsünün 'darp' olarak belirtildiği, olaydan sonraki gün Özel Primer Hastanesinde olayın öyküsünün hasta yakınlarının ifadesiyle çeneye gaz kapsülü isabet etmesi olarak belirtildiği; ancak olay günü OSM Ortadoğu Hastanesinde gerçekleşen belirleyici muayenede 'darp' olarak belirtilen olay öyküsüne taş, havaî fişek, gaz kapsülü veya başka bir cismin mi neden olduğu hususuna dair bir belirlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
...
Gerek Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılan soruşturmaya ait dosyalardaki verilerden, gerekse Mahkememiz'deki dava dosyasındaki verilerden; sadece davacının 'sol yüz bölgesinde vuku bulan zararın kolluk personelinin attığı gaz fişeği kapsülünden kaynaklandığı iddiası' haricinde somut olarak, zararın kolluğun attığı gaz fişeği kapsülünden kaynaklı olduğuna dair bir delilin mevcut olmadığı; havanın kararması sonrasında meydana gelen olaylarda kalabalık grubun yoğun şekilde taşla ve havaî fişekle saldırdığı; taş saldırısı dolayısıyla bir çok araçta hasar oluştuğu; bu kapsamda davacıda oluşan zararın, söz konusu taş ve havaî fişek saldırısından kaynaklanmasının ihtimal dahilinde olduğu görülmektedir.
Bu durumda; davacıda vuku bulan zararın kolluk personelinin attığı gaz fişeği kapsülünden kaynaklı olduğuna ilişkin olarak, davacının iddiası haricinde herhangi bir 'somut' delilin mevcut olmadığı; davacıda oluştuğu belirtilen zarara idarenin gaz fişeği kapsülünün sebep olduğuna dair 'somut' illiyet bağının kurulamadığı, idarenin bu zarardan sorumlu tutulmasının ve tazminat talebinin kabulünün hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır."
23. Başvurucu, davanın reddi kararına karşı 27/12/2018 tarihli dilekçeyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucuya göre İdare Mahkemesi kararındaki kabulün aksine olay sonrasında ilk olarak Özel OSM Ortadoğu Hastanesine değil Suruç Devlet Hastanesine götürülmüştür. Suruç Devlet Hastanesinde düzenlenen belgelerde darp yerine yumuşak doku bozukluğu teşhisi yapılmıştır. Kaldı ki olayın koşullarından bihaber özel hastane çalışanının raporda darp şeklinde bir ifade kullanmış olmasının aleyhe sonuç doğurması hukuka aykırıdır. Ayrıca Suruç Devlet Hastanesine giriş kaydının saat 21.40'ta yapılması, yaralanmasını takiben olay yerinde bir süre beklemesi, ambulansın olay yerine ulaşması ve hastaneye gelişi için gereken süre dikkate alındığında kolluğun ilk müdahalesi sırasında yaralandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla gerekçeli kararda belirtildiğinin aksine 21.00 sıralarında başlayan gaz kullanımı üzerine göstericilerin taş ve havai fişek kullandıkları olaylar sırasında kendisi hastanededir. Kimlik ve adres bilgilerini bildirdiği tanıklar dinlenmeden ve vücudunda oluşan yaralanmanın sebebinin tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadan eksik incelemeyle karar verilmiştir.
24. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi (Daire) İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun istinaf talebinin reddine 4/2/2021 tarihinde kesin olarak karar vermiştir.
25. Başvurucu, nihai kararı 9/3/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Anayasa Mahkemesinin 6/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu, güvenlik güçlerinin barışçıl şekilde toplantı hakkını kullanan topluluğa gerekli olmadığı hâlde biber gazıyla müdahalede bulunduğu sırada başına isabet eden gaz kapsülüyle ağır şekilde yaralanması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde, somut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik koşullarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
29. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Somut olayda başvurucunun yaralanmasının potansiyel olarak öldürücü nitelikte olması ve ortaya çıkardığı sonuçların ağırlığı gözetildiğinde anılan ihlal iddiasının yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Yaşam hakkının maddi boyutuyla ilgili iddialar yönünden başvuruya uygulanabilir ilkeler, devletin yaşam hakkı bağlamında yüklendiği negatif yükümlükle ilgili olanlardır. Bu ilkeler Cemil Danışman ([1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 44, 45-50, 57, 63), Nesrin Demir ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2014/5785, 29/9/2016, §§ 105-109, 111-113) ve Fatma Akın ve Mehmet Eren ([GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, §§ 82-87) başvuruları hakkında verilen kararlarda yer almaktadır.
31. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Cemil Danışman, §§43, 95; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 97).
32. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma, şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58). Ayrıca yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarının bireysel başvuru süresi üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır (bkz. Nevzat Koçak [1. B.], B. No: 2015/11217, 9/10/2019, § 42).
33. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
34. Somut başvuruda başvurucunun, olay nedeniyle başlatılan ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirttiği ancak bu kararın kendisine tebliğ edilip edilmediği, karara itiraz edip etmediği ve itiraz etmişse sonucunda verilen karara dair bir açıklamada bulunmadığı görülmüştür. Dahası başvurucu anılan karara neden itiraz etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamada da bulunmamıştır. Bu itibarla somut olayın niteliği ile başvurucunun iddiaları birlikte değerlendirildiğinde başvuruda yaşam hakkı kapsamında başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu;
i. Yargısal süreçte adli ve idari yargı mercilerinin tutumunun yanlı olması ve bariz takdir hatalarına dayanması, dava dilekçesi ve istinaf başvuru dilekçesinde yer alan ve illiyet bağını ortaya koyan hususlar görmezden gelinerek keyfî ve siyasi bakış açısıyla karar gerekçesi oluşturulması nedeniyle adil yargılanma hakkının,
ii. Yargılama sürecinde siyasi saiklerle yapılan bariz takdir hataları ve istinaf başvurusunun gerekçesiz şekilde reddedilmesi neticesinde olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Bakanlık görüşünde, somut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik koşullarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
38. Başvurunun özü delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir hatası yapılarak tam yargı davasının reddine ilişkin olduğundan bu yöndeki iddialar adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılama hakkı bağlamında incelenmiştir.
39. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
40. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
41. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
42. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi, yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
43. Somut olayda İdare Mahkemesi İdarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için idari eylem ile meydana gelen zarar arasında bir illiyet bağının bulunması gerektiğini belirterek dava konusu yaralanmanın İdarenin eyleminden kaynaklandığının -diğer bir ifadeyle- idari eylem ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme bu sonuca ulaşırken müdahale sırasında göstericilerin kolluk görevlilerine iki buçuk saat boyunca yoğun şekilde taşlı ve havai fişekli saldırılarda bulunduğu, bu sırada bazı göstericilerin araçlarının atılan taşlardan zarar gördüğü yönündeki 19/7/2014 tarihli tutanağı, Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı, OSM Ortadoğu Hastanesince düzenlenen ve olay öyküsünün darp olarak belirtildiği genel adli muayene raporunu dikkate almıştır. Öte yandan Mahkemenin hükme esas aldığı ceza soruşturması kapsamında başvurucunun ifadesinin alınması ve meydana gelen yaralanmanın nedenine ışık tutabilecek kati hekim raporunun temini için başvurucunun resmî ikamet adresinden araştırılması girişiminde bulunulmuş, ancak başvurucuya ulaşılamaması nedeniyle anılan girişim sonuçsuz kalmıştır (bkz. § 14). Anılan delilleri değerlendiren Mahkeme başvurucunun yaralanmasının göstericiler tarafından gerçekleştirilen söz konusu taş ve havai fişek saldırısından kaynaklanmasının ihtimal dâhilinde olduğu kabulüyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karar ve dayandığı gerekçeler Daire tarafından da hukuka ve usule uygun bulunmuştur.
44. Bu açıklamalar sonrasında başvurucunun şikâyet ettiği hususların delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu tespit edilmiş, İdare Mahkemesinin kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Silahların Eşitliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
46. Başvurucu, gaz kapsülü isabetiyle yaralandığını ve ambulansla hastaneye kaldırıldığını gören tanıkların kimlik ve adres bilgilerini İdare Mahkemesine bildirmesine rağmen bu kişiler dinlenmeden karar verilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, bu iddiaya ilişkin olarak bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
47. Başvurunun bu kısmı adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesi bağlamında incelenmiştir.
48. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmektedir (Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).
49. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yazılı yargılama usulü benimsendiğinden ve yazılı yargılama usulünde duruşma istisnai olduğundan idari yargılama makamının gerekli bilgi ve belgeleri somut olayın özelliğine göre resen araştırıp bulması kurala bağlanmıştır. İdari yargılamada geçerli olan yazılı yargılama usulünün doğal sonucu olarak inceleme evrak üzerinde yapılmakta, iptal davalarında taraflardan birinin isteği üzerine veya mahkeme tarafından resen duruşma icra edilebilmekle birlikte burada da ancak tarafların dilekçe ve savunmalarında ileri sürdükleri sebep ve deliller tartışılabilmektedir. 2577 sayılı Kanun'un 18. maddesinde davacı ve davalı taraf dışında ayrıca tanık dinlenmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmediği, bu Kanun'da düzenlenmeyen ve sayma yolu ile belirtilen konularda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması öngörülmüş ise de sayılan hususlar arasında tanık dinlemeye yer verilmediği, bu düzenlemelerin bir neticesi olarak idari yargıdaki yerleşik uygulamada tanık dinleme yoluna gidilmediği anlaşılmıştır (İlker Erdoğan [1. B.], B. No: 2013/316, 20/4/2016, § 33).
50. Delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esasen mahkemelere ait olduğu, mahkemelerin dava konusuna, elde edilen delillerin ağırlığına ve iddia ile savunmalara göre tanık beyanı, keşif icrası ve bilirkişi incelemesi gibi delilleri toplamama veya incelememe konusunda takdir yetkisine sahip olduğu dikkate alındığında (İlker Erdoğan, § 34) anılan kararda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
52. Başvurucu; DEAŞ silahlı terör örgütünün Suriye’de sivillere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara kayıtsız kalmamak amacıyla Suriye sınırına yakın bir bölgede yapılan toplantıya katıldığını, anılan etkinliğin idarenin bilgisi dâhilinde ve sivil toplum örgütleri tarafından organize edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, kurulan çadırlarda oturma eylemi gerçekleştirdiğini ve herhangi bir gereklilik olmamasına rağmen kolluk kuvvetlerinin 20.00-20.30 saatleri arasında gruba biber gazıyla müdahalede bulunduğunu iddia etmiştir. Bu müdahale sonucunda ağır şekilde yaralandığını belirterek yargı makamlarının bu hususları etkili biçimde araştırmadan hukuka aykırı ve yetersiz gerekçelerle karar vermesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden yakınmıştır. Bakanlık, anılan ihlal iddiası yönünden görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
53. Başvurucunun katıldığı toplantıya kolluk görevlilerince gereksiz ve orantısız şekilde müdahale edildiği, bu müdahale sonucunda yaralandığı iddiasıyla açtığı tam yargı davasının reddine ilişkin şikâyetlerinin bir bütün olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir
54. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun23. ve 24. maddeleri ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 2. ve 16. maddelerinde yer alan düzenlemelerin kanunilik ölçütünü karşıladığı değerlendirilmiştir. Müdahalenin kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
55. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Leyla Akbulut ve Sakina Aktaş [2. B.], B. No: 2016/14834, 12/1/2022, § 49) . Bununla birlikte toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı devlete, toplantı veya gösteriye katılanların bu haktan tam anlamıyla yararlanabilmesi ve katılımcıların kısmen ya da tamamen şiddete yönelmesi veya toplantı veyahut gösterinin bütünüyle kamu düzenini bozucu bir yöne evrilmesi durumuna karşı ihtiyaç duyulan koruyucu tedbirleri alması için pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin zorunlu kıldığı tedbirler toplantı ve gösterinin büyüklüğüne, mahiyetine ve katılımcı sayısının yanında toplantı veya gösterinin yapıldığı mekâna bağlı olarak değişebilir (Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) [GK], B. No: 2017/36889, 29/9/2022, § 43; AYM, E.2014/101, K.2017/142, 28/9/2017 § 34).
56. Öte yandan barışçıl toplantı hakkı, bireylerin bu hakkı kullanırlarken sahip oldukları ödev ve sorumluluklardan ayrı düşünülemez. Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan şikâyetlerin incelenmesi sırasında bireylerin sahip oldukları ödev ve sorumlulukları gözönünde bulundurur. Bireylerin hak ve özgürlüklerinden tümüyle yararlanmalarının sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun davranmaları ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 43; Ömer Faruk Akyüz [2. B.], B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 62; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 57; Leyla Akbulut ve Sakina Aktaş, § 50). Nitekim hiçbir hak ve özgürlüğün sınırsız kullanılması düşünülemeyeceğinden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı için de kötüye kullanımları önlemek ve kamu düzenini sağlamak amacıyla sınırlamalar öngörülmesi kaçınılmazdır. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama nedenleri sadece gösterinin engellenmesi olmayıp devam etmekte olan bir gösterinin sonlandırılması ve buna karşı direnen göstericilerin dağıtılmasını da kapsamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ali Ulvi Altunelli [2. B.], B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§103, 104).
57. Somut olayda başvurucunun da aralarında olduğu kalabalık bir grup, Türkiye-Suriye sınırına çok yakın bir bölgede toplanmış ve gün boyunca PKK silahlı terör örgütünü simgeleyen flamalar ile örgüt lideri A.Ö.nün posterlerini taşıyarak PKK ve YPG lehine sloganlar atmış, belediyeye ait bir araçla olay yerine getirilen parke taşları kırılarak gruptakilere dağıtılmıştır. Ayrıca başvuruya konu olayda, taşkınlık yapılmaması ve flamaların indirilmesi yönünde ihtara rağmen grubun, saat 21.00 sıralarında slogan atarak birinci derece askeri yasak bölge statüsünde olan Suriye sınırına ilerlemesi ve akabinde bazı kişilerin sınır telleri üzerinden Suriye tarafına geçmeye başlaması üzerine kolluk görevlileri gruba müdahalede bulunmuştur. Tutanağa göre anılan müdahale sonrasında grup üyeleri kolluk görevlilerine taş ve havai fişeklerle saldırmış, bu saldırılar üzerine kolluk görevlileri biber gazı kullanmıştır (bkz § 5).
58. Anayasa Mahkemesi birçok kararında şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterilerin barışçıl toplanma kavramı dışında olduğunu ifade etmiştir (birçok karar arasında bkz. Osman Baydemir [1. B.], B. No: 2018/24509, 15/9/2021, §54). Somut olayda belediye aracından temin edilen taşların dağıtılması ve sınır ihlali yapılması katılımcıların önemli bir kısmının barışçıl amaç taşımadığını göstermektedir. Ayrıca ülke sınır güvenliğinin ihlalinin, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması için potansiyel riskler içerdiğinin gözardı edilmemesi gerekir. Bu hususlara ek olarak somut olayın koşullarında, toplantının gece vakti gerçekleştirilmesi ile anılan hakkın devlete yüklediği pozitif ödevlerin yerine getirilmesinde ve dolayısıyla kamu düzeninin korunması için gereken önlemlerin alınmasında güçlükler yaşanacağı aşikârdır. Dolayısıyla kamu otoritelerinin mevcut koşullar çerçevesinde gece vaktinde yapılacak toplantının neden olacağı güvenlik riskine yönelik kaygılarının temelsiz olmadığı anlaşılmıştır.
59. Öte yandan somut olayda kolluk görevlilerinin bazı katılımcıların askerî yasak bölge statüsünde olan bölgeye giriş yapmaları ve sınır ihlalinde bulunmaları üzerine gruba ilk defa fiziken müdahalede bulunduğu ve müdahale sonrası grubun yaralayıcı maddelerle saldırısı sonrası kolluk görevlilerinin biber gazı kullandığı anlaşılmıştır. Ayrıca tutanağa göre, anılan saldırı yaklaşık iki buçuk saat sürmüş, bu süre zarfında çadırlarda yangın çıkmış ve bazı araçlar taşlarla zarar görmüştür.
60. Başvuruya konu toplantıda katılımcıların düşüncelerini açıklamalarına ve kamuoyuna duyurmalarına olanak tanınmadığına yönelik bir iddia olmadığı gibi başvurucunun da gün boyu sürdüğü anlaşılan toplantıya saat 20.00'den sonra müdahale edildiğine yönelik beyanı bu yönde bir şikâyetin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Buna göre kolluk görevlilerinin toplantıya derhâl ve makul süre tanınmaksızın müdahale etmediği ancak toplantının barışçıl niteliğini yitirmesi, kamu düzeni ve güvenliğine yönelik açık tehdit oluşturması üzerine müdahalede bulunduğu görülmüştür.
61. Sonuç olarak barışçıl nitelikte olmayan bir toplantıya yapılan müdahalenin gerekçesini oluşturan güvenlik mülahazalarının toplantıya yapılan müdahalenin oluşturduğu dezavantajdan açıkça daha ağır nitelikte olduğu, dolayısıyla kolluk görevlilerinin müdahale etme gerekçesinin makul olduğu değerlendirilmiştir. Bu sebeplerle anılan toplantıya yapılan müdahalenin zorunlu toplumsal bir gereksinimi karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır.
62. Müdahalenin gerekli olduğu ortaya konduktan sonra ikinci aşamada olayın niteliğine göre gerçekleştirilen müdahalenin orantılı olup olmadığı ele alınmalıdır. Eldeki başvuruda başvurucu, kolluk görevlilerinin müdahalesi sırasında hukuka aykırı şekilde gaz fişeği kullanılması nedeniyle yaralandığını belirterek kullanılan gücün orantısız olması sebebiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olayla ilgili olarak açılan tam yargı davasında, idari eylem ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle davanın reddine; olay nedeniyle başlatılan ceza soruşturmasında ise başvurucunun ne şekilde yaralandığının tespit edilemediği ve kolluk müdahalesinin hukuka uygun olduğu gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir (bkz §§ 15, 22). Başvurucu, tam yargı davasına ilişkin nihai karar üzerine bireysel başvuruda bulunmuş; başvuru formunda kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edip etmediği, etmişse sonucu hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamıştır (bkz. § 34).
63. Hangi direnç seviyesinde ne tür bir kuvvet uygulanacağının kılavuzu olan2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinde yer verilen kademeli olarak artan zor kullanma araçları, müdahalenin orantılılığının incelenmesinde en önemli kıstaslardandır. Nitekim kolluğun toplumsal olaylara müdahale sırasında gerektiğinde kuvvet kullanması bir hukuka uygunluk nedeni olup, bu durumda uygulanacak güç kullanımı ortaya çıkan tehlikeyi önleyecek yeterlilik ve mahiyette olmalıdır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ali Ulvi Altunelli, § 76, 110; Güven Boğa [1. B.], B. No: 2014/17222, 3/7/2019, § 63)
64. Anayasa Mahkemesi birçok kararında devletin sorumluluğunu doğurabilecek şartlar altında gerçekleşen kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ya da yaralanma olaylarında maddi olayın aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkili yolun ceza soruşturması olduğu değerlendirmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Zeki Güngör [1. B.], B. No: 2013/8491, 31/3/2016, § 40; F.A. ve diğerleri [2. B.], B. No: 2016/1640, 11/3/2020, § 46).
65. Somut olayda başvurucu, orantısız bir şekilde gaz fişeği kullanıldığı iddiasına yönelik maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili bir yol olmayan tam yargı davası sonrası bireysel başvuruda bulunmuştur. Buna mukabil başvurucunun sorumluluğun tespitine yönelik bir sonuç elde edilebileceği etkili bir başvuru yolu olan ceza soruşturması yolunu tüketip tüketmediği konusunda ise bilgi vermediği görülmüştür. Dahası ceza soruşturması kapsamında başvurucunun iddia ve şikâyetlerinin dinlenmesi ile meydana gelen yaralanmanın nedenine ışık tutabilecek kati hekim raporunun temini için başvurucunun resmî ikamet adresinden araştırılması girişiminde bulunulmuş, ancak başvurucuya ulaşılamaması nedeniyle anılan girişim sonuçsuz kalmıştır (bkz. § 14). Buradan hareketle başvurucunun olayın meydana geliş koşullarının açığa çıkarılması için üzerine düşen asgari özen yükümlülüğüne uygun hareket etmediği söylenebilir. Öte yandan başvurucunun idari yargılama sürecinde kanun yolu aşamasında yaralanmanın nedenine ilişkin adli tıp raporu alınması talebinde bulunmasının olayın üzerinden ciddi bir zaman geçmesi nedeniyle belirleyici olmasının zor olduğu da bir gerçektir. Sonuç olarak, başvurucunun şikâyetini etkili yargısal mercilere sunma yükümlülüğünü gerektiği şekilde yerine getirmemesi kolluk görevlilerince kullanılan gücün orantılı olup olmadığı konusunda yapılacak anayasal denetimi engellemiştir. Bu nedenle kolluk görevlilerinin müdahalesinin orantılılığına ilişkin anayasal bir değerlendirme yapılamamıştır (karşılaştırma için bkz. §§ 29-34).
66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucuların ihlal iddialarını temellendiremediği, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu [2. B.], B. No:2012/1334, 17/9/2013, § 24).
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine dair kısmının bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
68. Başvurucu, tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, bu iddiaya ilişkin olarak bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
69. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 6/1/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.