|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
BAYRAM ALİ KAYACAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/21576)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 10/2/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
İsmail ŞAHİN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Bayram Ali KAYACAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mehmet HORUŞ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, Bodrum Geriş Rüzgâr Elektrik Santrali Revizyon Projesi için verilen çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Muğla'nın Bodrum ilçesi Geriş mevkiinde özel bir şirket tarafından yapılması planlanan Geriş Rüzgâr Elektrik Santrali (RES) Revizyon Projesi (Proje) ile ilgili olarak verilen 19/10/2017 tarihli çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir kararının iptali istemiyle Muğla 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 1/11/2017 tarihinde başvurucu tarafından dava açılmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; ÇED kararının insan ve çevre sağlığı için risk oluşturduğunu, müteşebbisin kaçak olarak faaliyet gösterdiğini, daha önce aynı yer ile ilgili 2014 tarihli ÇED gerekli değildir kararının iptali istemiyle dava açıldığını ve davanın hâlen derdest olduğunu, üretim lisansına aykırı ve geriye dönük ÇED kararının verildiğini ileri sürmüştür.
3. Mahkemece 24/12/2018 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Gerekçede aynı işlemin iptali istemiyle açılan Mahkemenin başka bir dosyasında yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 9/7/2018 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak ÇED gerekli değildir kararında hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmiştir. Anılan bilirkişi raporunda Proje alanının kapsadığı geniş arazinin arkeolojik, doğal, kültürel ve doğal peyzaj-topoğrafik görünümü ile Proje kapsamında alanın içinde barındırdığı 1. derece arkeolojik, 1. ve 3. derece doğal sit bölgelerinde müdahaleler yapılacak olması nedenleriyle ayrıntılı bir saha incelemesi yapılarak ÇED çalışmalarının yerine getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
4. İdare tarafından anılan karara karşı temyiz kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine Danıştay Altıncı Dairesince (Daire) 25/6/2019 tarihinde temyiz isteminin kabulüne ve Mahkeme kararının bozulmasına hükmedilmiştir. Kararda, hükme esas alınan raporu hazırlayan bilirkişi heyetinin tek sayıda oluşturulması gerektiği ayrıca bilirkişilerden tespiti istenilen hususlar arasında dava konusu kararın plan kararlarına uygun olup olmadığı hususuna da yer verilmesine rağmen heyette uzmanlık alanı itibarıyla bu kapsamda değerlendirme yapabilecek şehir ve bölge planlaması konusunda uzman bilirkişiye yer verilmediği ifade edilmiştir. Mahkemeye sunulan raporda arkeolojik ve doğal sit alanları ile jeolojik ve hidrojeolojik açıdan yapılan incelemeler yönünden bir takım eksiklik ve olumsuzluklar ortaya konulmuş olmasına rağmen bu eksikliklerin dava konusu ÇED gerekli değildir kararını sakatlar nitelikte olup olmadığının ortak bir değerlendirme ve sonuç belirtilerek açıklığa kavuşturulmadığı vurgulanmıştır. Netice itibarıyla tarafların iddia ve savunmaları, nihai ÇED raporunu hazırlayanların uzmanlık alanları ve bölgenin özelliği de dikkate alınarak gerekirse başka dallarda da öğretim görevlileri seçmek ve heyeti tek sayıda oluşturmak suretiyle dava konusu ÇED gerekli değildir kararına konu faaliyetin Proje alanının niteliğine göre tarım alanları, su kaynakları, arkeolojik ve doğal sit alanları vb. duyarlı yörelere etkisi ile nihai ÇED raporunun ve alınacak önlemlerin teknik ve bilimsel açıdan yeterli olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda üniversitelerin ilgili bölümlerinden seçilecek biri çevre mühendisi olmak üzere Mahkemece belirlenen heyetteki bilirkişilerin uzmanlık alanlarına ek olarak şehir ve bölge planlaması konusunda uzman bilirkişinin de yer aldığı yeni bir heyet ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucunda düzenlenecek raporun -bu raporun ortak bir sonuç bildirecek şekilde hazırlanması gerektiği de gözetilerek- değerlendirilmesi suretiyle yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
5. Mahkemece, Dairenin bozma kararı sonrasında mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Şehir ve bölge planlaması konusunda uzman bilirkişinin de yer aldığı tek sayıda oluşturulan heyet raporunda; dava konusu alandaki kurulu ve kurulacak rüzgâr türbinlerinin tarım ve arazi kullanımı yönünden çevreye etkisinin olmayacağı, yörenin mevcut jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik özellikleriyle yeraltı, yerüstü su durumları gözönüne alındığında dava konusu etkinliğin ve olası çevresel etkilerinin raporda yeterli düzeyde anlatıldığı ve çevreye önemli bir olumsuz etkisinin bulunmayacağı, ÇED sürecinin yürütülmesinde davalı idarenin mevzuat hükümlerine aykırı davranmadığı belirtilmiştir. Bölgenin sahip olduğu karasal faunistik yapının Proje nedeniyle olumsuz etkilenmeyeceği, revize ve nihai raporlamalarda floristik anlamda eksikliklerin giderilmiş olduğu, bölgenin rüzgâr potansiyeli açısından ekonomik bir RES yatırımı için uygun bulunduğu ifade edilerek ÇED gerekli değildir kararının uygun olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
6. Başvurucu; bilirkişi raporuna karşı sunduğu itiraz dilekçesinde imar planı bilirkişisinin Projedeki dört türbinin plan revizyonu yapılmadan kaçak şekilde yapıldığını ortaya koyduğunu, şehir plancısı bilirkişisinin belirttiği uygun mesafeler ve kabul edilebilir ses şiddetlerinin yanlış ve yanıltıcı olduğunu belirtmiştir. Harita mühendisi bilirkişisinin google earth ekran görüntüsü ve birkaç fotoğraf dışında herhangi bir bilgi vermediğini, böylece mesafelerle ilgili bariz hataların bütün bilirkişi raporunu sakatladığını, arkeolog, çevre ve jeoloji mühendisi bilirkişilerinin görüşlerinin Proje tanıtım dosyasının tekrarı niteliğinde olduğunu, somut herhangi bir değerlendirme içermediğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak bilirkişi raporunun soyut ve genel nitelikte olduğu, bozma kararındaki gerekçeleri karşılamadığı ifade edilerek ÇED gerekli değildir kararının kamu yararına ve hukuka aykırılık taşıdığı vurgulanmıştır.
7. Mahkeme bilirkişi raporuna itirazları yerinde görmeyerek 22/9/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde bilirkişi raporuna atıfla ÇED kararına konu faaliyetin yapılacağı alan itibarıyla tarım ve arazi kullanım kararı yönünden çevreyi olumsuz etkilemeyeceği; alanın jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik özellikleriyle yeraltı, yerüstü su durumları gözönüne alındığında dava konusu faaliyetin su kaynaklarına olumsuz etkisinin olmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca bölgenin sahip olduğu karasal faunistik yapının RES Projesi nedeniyle olumsuz etkilenmeyeceği, bölgenin rüzgâr potansiyeli açısından ekonomik bir RES yatırımı için uygun olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak ÇED gerekli değildir kararının çevreye olumsuz etkisinin olmayacağı, Proje kapsamında olası çevresel etkiler bakımından gerekli ve yeterli önlemlerin alınmış olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, anılan karara temyiz başvurusunda bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek bilirkişi heyetinin seçiminde hata yapıldığını, bilirkişi raporunun ÇED kararını değerlendirmekten uzak ve yetersiz olduğunu ileri sürmüştür.
8. Daire 31/3/2021 tarihinde Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına kesin olarak karar vermiştir.
9. Başvurucu, nihai kararı 14/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 26/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu ve diğer bazı kişiler tarafından RES Revizyon Projesi için verilen 2014 tarihli ÇED gerekli değildir kararının iptali talebiyle açılan davada Muğla 2. İdare Mahkemesi 23/11/2017 tarihinde karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçede dava konusu yer hakkında 2017 yılında yeniden ÇED gerekli değildir kararı (mevcut başvuruya konu) verildiği ve böylece 2014 tarihli ÇED gerekli değildir kararının hükümsüz hâle geldiği ifade edilmiştir. Anılan karar temyiz kanun yolu aşamasından geçerek 18/5/2018 tarihinde kesinleşmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucu; doğup büyüdüğü, geçimini sağladığı tarla ve bahçelerinin bulunduğu bölgede rüzgâr enerji santrali projesine verilen ÇED raporunun iptali istemiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiğini, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu, bu kapsamda maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiği, bunun yanında yargı sürecinde Proje kapsamındaki faaliyetlerin riskleri ve zararlı etkileri yönünden kapsamlı ve nitelikli bir araştırma yapılarak ÇED raporunun hukuka uygun bulunduğu vurgulanmıştır. Görüşte ayrıca başvurucunun özel hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin yapılacak değerlendirmede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
14. Başvuru, özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
16. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade edecek şekilde tanımlanan ÇED prosedürü; çevresel varlıkları korumayı amaçlayan, proje şeklindeki faaliyetler için uygulanan, muhtemel olumsuz etkileri değerlendiren ve bunların yanında faaliyet sahibi, kamu otoritesi ve halkın karşı karşıya geldiği bir süreci ifade etmektedir (Mehmet Kurt [GK], B. No: 2013/2552, 25/2/2016, § 73).
17. Bu bağlamda ÇED; kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan, karar verme sürecini etkileyen, dolayısıyla karar mercilerine kararlarını sağlıklı bir şekilde verebilmeleri için seçenek üreten ve bu seçeneklerin olumlu ve olumsuz yönlerini saptayan bir yöntem olarak görülmektedir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur; çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009; Mehmet Kurt, § 74).
18. Çevresel karar alma süreçlerinin karmaşık yapısı nedeniyle kamusal makamların geniş bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu bağlamda söz konusu alanda bir projenin inşası ve işletilmesi hususunda kamusal makamlarca verilen kararın yerindeliğinin denetlenmesi, Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte süreçte, bireyin temel hakları ile söz konusu kamusal menfaat arasında gerekli dengenin tesisine hizmet edecek güvencelerin yer alıp almadığının tespiti önemli olup belirtilen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin tespitinde ise çevresel meseleler bağlamında söz konusu olan usul güvencelerinin gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir (Mehmet Kurt, § 75).
19. Somut olayda başvurucu Mahkemenin yetersiz bilirkişi raporu ile hatalı bir karar verdiğini, rapora yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Başvuruya konu yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporunda ÇED gerekli değildir kararına konu faaliyetin Proje alanının niteliğine göre tarım alanları, su kaynakları, arkeolojik ve doğal sit alanları vb. duyarlı yörelere etkisiyle nihai ÇED raporunun ve alınacak önlemlerin teknik ve bilimsel açıdan yeterli olduğu belirtilmiştir. Mahkemece dava konusu kararın çevreye olumsuz etkisinin olmayacağı, Proje kapsamında olası çevresel etkiler bakımından gerekli ve yeterli önlemlerin alınmış olduğu, ÇED gerekli değildir kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda kararda başta başvurucunun bilirkişi raporuna olan itirazlarının değerlendirildiği, söz konusu çevresel rahatsızlığa ilişkin iddialarını ilgili usule ilişkin güvenceleri haiz olarak yargısal makamlara sunma ve inceletme imkânı bulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddia ve itirazlarının ayrıntılı olarak incelendiği ve ÇED gerekli değildir kararının nedenlerinin kapsamlı bir gerekçe ile karşılandığı görülmektedir.
20. Sonuç olarak başvuru konusu olayda gerçekleştirilmesi planlanan Projenin faaliyetlerinin riskleri ve zararlı etkileri yönünden ilgili yargısal makamlarca kapsamlı ve nitelikli bir araştırma yapıldığı ve başvurucunun iddia ve itirazlarının ilgili gerekçelerle karşılandığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Projenin faaliyet süreçlerinde gerçekleştirilen idari eylem ve işlemlerin hukukiliği yargı mercilerince iddiaları karşılayacak yeterlilikte incelenmiştir. Bu durumda başvurucunun ve kamunun eldeki başvuru özelinde karşı karşıya gelen menfaatleri arasında yargısal makamlar tarafından adil bir denge kurulmadığı ve takdir yetkisinin sınırlarının aşıldığı söylenemeyecektir.
21. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaştıkları, olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirdikleri, başvurucunun özel hayata saygı hakkı bağlamında kamusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiği sonucuna varılmıştır.
22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.