logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Zeynel Aksoy [1. B.], B. No: 2022/7389, 4/3/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ZEYNEL AKSOY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/7389)

 

Karar Tarihi: 4/3/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan y.

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üyeler

:

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Merve ARSLANTÜRK

Başvurucu

:

Zeynel AKSOY

Vekili

:

Av. İhsan AKTAŞ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında 2/3/2021 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış; 12/3/2021 tarihinde adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılmıştır.

3. Başvurucu 6/3/2021 tarihinde Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezine başvurarak gözaltında tutulduğu 5/3/2021 tarihinde görevli polis memurları tarafından elleri arkadan kelepçelenmek suretiyle itirafçı olmaya zorlandığını, darbedildiğini, makatına yabancı cisim sokulduğunu ve testislerinin sıkıldığını, bu esnada kendisine sinkaflı küfürler edilerek kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüş; eşkâllerini detaylı şekilde verdiği şüphelileri teşhis edebileceğini belirtmiştir. Aynı iddialarını 8/3/2021 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna da bildirmiştir. Başvurucu, soruşturma sürecinde Terörle Mücadele Biriminde görevli iki polis memurunun sicil numarasını bildirerek bunlardan birinin kendisine kötü muamelede bulunan şüpheli olabileceğini belirtmiştir.

4. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti üzerine derhâl soruşturma başlatmıştır. İhbar dilekçeleri üzerine yürütülen diğer soruşturmalar da başvurucuya ilişkin soruşturma dosyasıyla birleştirilmiştir.

5. Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) yazılan ve 11/3/2021 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden havale edilen müzekkereyle, başvurucunun gözaltına alındığı andan itibaren bulunduğu şube ve nezarethaneye ilişkin tüm kamera kayıtlarının temin edilmesi, şikâyet dilekçesinde adı geçen ve eşkâli bildirilen polis memurlarının açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi talep edilmiştir. Emniyet Müdürlüğü 27/4/2021 tarihli tutanakla kamera kayıtlarının otuz gün süreyle muhafaza edildiğini, belirtilen tarihlere ait görüntülere bu süre geçtiği için ulaşılamadığını bildirmiştir. Emniyet Müdürlüğü, başvurucunun eşkâlini bildirdiği polis memurlarının kimlik bilgilerinin tespitine ilişkin talebe bir cevap vermemiştir.

6. Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesince başvurucu hakkında düzenlenen 2/3/2021 tarihli gözaltı giriş raporunda darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiş, başvurucunun gözaltında bulunduğu her gün aynı hastanede düzenlenen genel adli muayene raporları ile 5/3/2021 ve 9/3/2021 tarihli kontrol muayenelerine ilişkin raporlarda da benzer şekilde darp ve cebir bulgusuna rastlanmadığı tespit edilmiştir.

7. Başsavcılığın 17/3/2021 tarihli müzekkeresi üzerine başvurucu 19/3/2021 tarihinde Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Adli Tıp Kurumunun aynı tarihli raporunda, başvurucunun sol bacağı alt üçte bir ön yüzde 0,6x0,2 cm boyutunda iyileşmekte olan sıyrık ile sol ayak bileğinde hassasiyet saptanmıştır. Genital muayenede travmatik bulguya rastlanmamış, yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiştir. Ayrıca anal mukoza ve sfinkter (dışkılama kontrolünü sağlayan kaslar) tonusunun doğal olduğu, olayın koşulları itibarıyla travmatik bulgu oluşmaksızın livata eyleminin meydana gelmesinin tıbben mümkün olduğu, bu nedenle kişinin livataya maruz kalıp kalmadığına ilişkin kesin bir tıbbi kanaate varılamadığı ifade edilmiştir.

8. Başsavcılık; yürütülen soruşturma sonucunda 21/5/2021 tarihinde başvurucunun gözaltına alınmadan önce ve gözaltı süresince düzenli olarak doktor muayenesinden geçirildiği, raporlarda darp ve cebir izine rastlanmadığı, nezarethanelerin kamera sistemiyle 24 saat kaydedildiği ancak kayıtların saklama süresinin dolması nedeniyle görüntülere ulaşılamadığı, Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen bulguların hafif nitelikte olduğu ve livata iddiasının tıbben doğrulanamadığı, bu nedenle başvurucunun iddiasını destekleyen, kamu davası açılmasını haklı kılacak ve yeterli şüphe oluşturacak nitelikte delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

9. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına itirazı Sulh Ceza Hâkimliğince 1/11/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

10. Başvurucu, nihai kararı 30/12/2021 tarihinde öğrendikten sonra 28/1/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Başvurucu; gözaltında tutulduğu 5/3/2021 tarihinde kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kaldığını, ayrıca cinsel taciz eylemlerine uğradığını ileri sürmüştür. Bu iddialarına dayanak olarak Adli Tıp Kurumu tarafından 19/3/2021 tarihinde düzenlenen raporda vücut bütünlüğüne müdahalede bulunulduğunun tespit edilmesini göstermiştir. Başvurucu, söz konusu eylemleri gerçekleştiren kişilerin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli personel olduğunu ve bu kişileri teşhis edebileceğini belirtmesine rağmen teşhis işlemi yapılmadığını, şüphelilerin ifadesine başvurulmadığını, olay hakkında bilgi sahibi olabilecek tanıkların araştırılmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Başsavcılığın gerekli özeni göstermemesi nedeniyle kamera kayıtlarına da ulaşılamadığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa, mevzuat hükümleri ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

13. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

16. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı; kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).

17. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

18. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

19. Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğu yönünde yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili olarak bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delilleri toplamalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

20. Somut olayda başvurucu, gözaltında tutulduğu 5/3/2021 tarihinde görevli polis memurlarınca darbedildiğini, cinsel tacize uğradığını, bu esnada sinkaflı küfürlere maruz kaldığını ileri sürmüş; bu iddialarını gözaltı süreci devam ederken Başsavcılık, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu nezdinde ayrıntılı olarak dile getirmiştir. Başvurucu, şüphelilerin eşkâllerini tarif ederek teşhis yapabileceğini belirtmiş; soruşturma sürecinde Terörle Mücadele Biriminde görevli iki polis memurunun sicil numarasını bildirmiştir. Başsavcılık başvurucunun şikâyeti üzerine ceza soruşturması başlatmış ve bazı işlemler yapmışsa da ilgili birimde görev yapan personelin kimliklerini tespit etmemiş, sicil numaraları bildirilen görevliler yönünden özel bir araştırma yürütmemiş, başvurucuya teşhis imkânı tanımamış, olaya karıştığı ileri sürülen kamu görevlileri ile aynı dönemde gözaltında tutulan kişileri tanık olarak dinlememiştir. Emniyet Müdürlüğü 27/4/2021 tarihli tutanakla nezarethane ve şube içi kamera kayıtlarının otuz gün süreyle saklandığını, ilgili tarih aralığına ait görüntülere bu sürenin dolması nedeniyle ulaşılamadığını bildirmiştir. Başvurucunun gözaltına alındığı tarih, kayıtların saklama süresi ve müzekkere tarihi birlikte değerlendirildiğinde kötü muamele iddialarının aydınlatılması bakımından önemli bir delil niteliği taşıyan kamera kayıtlarının zamanında muhafaza altına alınmasının mümkün olduğu, buna rağmen Başsavcılıkça Emniyet Müdürlüğüne yöneltilen talebin akıbetinin yeterli özenle takip edilmediği anlaşılmıştır.

21. Diğer taraftan Adli Tıp Kurumu raporunda sol bacak alt üçte bir ön yüzde iyileşmekte olan sıyrık ile sol ayak bileğinde hassasiyet tespit edildiği, genital ve anal bölgede travmatik bulgu saptanmadığı, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, olayın koşulları itibarıyla travmatik bulgu oluşmaksızın livata eyleminin tıbben mümkün bulunduğu belirtilmiş; raporda yaralanmanın oluş zamanı ve sebebi hakkında belirleyici bir değerlendirme yapılmamıştır. Başsavcılık bu tıbbi tespitleri somut olayın koşullarıyla ilişkilendirmemiş, başvurucunun ayrıntılı beyanları ile tıbbi bulgular arasındaki olası bağlantıyı tartışmamış ve ek bir tıbbi inceleme yaptırmamıştır.

22. Sonuç olarak kamera kayıtlarının zamanında muhafaza altına alınmaması, eşkâli hatta sicil numaraları bildirilen polis memurları hakkında araştırma yapılmaması, olayın potansiyel tanıklarının belirlenip dinlenmemesi ve Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilen yaralanmanın oluş zamanına ve sebebine ilişkin belirsizliğin ek adli tıbbi incelemelerle giderilmemesi nedeniyle yürütülen ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği şekilde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

23. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya imkan verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Somut olayda Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen yaralanmanın oluş zamanı ve sebebi netleştirilemediğinden bu yaralanmaya neden olduğu iddia edilen eylemlerin başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olarak belirlenememiştir. Olayın maddi yönü bu belirsizlikler nedeniyle yeterince aydınlatılamadığından kötü muamele yasağının maddi boyutu bakımından ayrı bir değerlendirme yapılması mümkün görülmemiştir.

III. GİDERİM

24. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

26. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.

27. İhlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 165.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor No: 2021/52283) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 165.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Zeynel Aksoy [1. B.], B. No: 2022/7389, 4/3/2026, § …)
   
Başvuru Adı ZEYNEL AKSOY
Başvuru No 2022/7389
Başvuru Tarihi 28/1/2022
Karar Tarihi 4/3/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Yakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımı İhlal Yeniden soruşturma
İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi