|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
HÜLYA YURDAKUL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/21910)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 15/10/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Ceren Sedef EREN
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Hülya YURDAKUL
|
|
|
|
2. Halil KOÇ
|
|
|
|
3. Fatma ÖZKAN
|
|
|
|
4. Hüseyin YURDAKUL
|
|
|
|
5. Mete KOÇ
|
|
|
|
6. Koçlar Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Tarık ÇAĞLAYAN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hâkimin reddi talepli dilekçelerde kullanılan ifadelerin hâkimin kişilik haklarına zarar verdiğinden bahisle aleyhe manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 28/4/2021 ve 29/4/2021 tarihlerinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2021/45222, 2021/45263 ve 2021/45303 bireysel başvuru numaralı dosyaların 2021/21910 numaralı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuruya konu olaylar tarihinde başvurucular Halil Koç, Mete Koç, Hülya Yurdakul ve Hüseyin Yurdakul; başvurucu Koçlar Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.nin (Şirket) ortaklarıdır. Başvurucu Fatma Özkan ise Antalya Barosuna bağlı olarak görev yapan bir avukattır.
5. Şirketin başvurucular dışındaki bir kısım ortağı hakkında resmî belgede sahtecilik ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlarından kamu davası açılmıştır. Şirket tüzel kişiliği ve Şirketin ortağı olan başvurucular da bu davada katılan sıfatıyla yer almışlardır. Başvurucu Fatma Özkan ise anılan yargılamada başvurucu Mete Koç ile Şirketin vekilliği görevini yürütmüştür.
6. Söz konusu kamu davasını yürüten hâkim, dilekçelerinde kendisi hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunulduğunu ve hakaret içeren ifadelere yer verildiğini belirterek başvurucular hakkında manevi tazminat davası açmıştır. Hâkim; dava konusu yaptığı dilekçeleri, dava dilekçesine eklemiştir. Hâkimin dava açmasına neden olan dilekçelerden biri, başvurucu Halil Koç'un sunduğu hâkimin reddi talebini içeren 10/3/2014 tarihli dilekçedir. Anılan dilekçeyi başvurucu Halil Koç, hâkimin reddi talebinde bulunan sıfatıyla; başvurucular Hülya Yurdakul, Hüseyin Yurdakul ve Mete Koç ise tanık sıfatıyla imzalamıştır. Anılan dilekçede hâkimle ilgili olarak şikâyet edilen ve hâkimin reddi talebine gerekçe yapılan hususlar şu şekilde sıralanmıştır:
" ...Mahkeme hakiminin tarafsızlığını yitirmiş olduğunu 03.03.2014 tarihli oturumdaki ve daha sonraki hal ve tavırlarından dolayı öğrenmiş bulunmaktayım.
Şöyle ki; 1- 03.03.2014 tarihli duruşma saati 09:45 olmasına rağmen saat 11:28 de duruşmaya başlanmış ve avukatım ile 10:50 de yaptığım telefon görüşmesinde saat 11:50 de hazır olacağını bildirmesine ve bu durumu hakime söylememe rağmen sanık avukatlarının talepleri doğrultusunda avukatımı beklemeden duruşmaya başlamıştır.
2- Duruşmaya başladıktan sonra tarafıma dönerek 'Halil Koç sana 2 çift lafım olacak'demiş ve yaklaşık 10 sn manidar bir şekilde kafasını sallamıştır.
3- Defalarca söz istememe rağmen hiç dikkate almayarak söz vermemiştir. Ayrıca avukatım ... nın sunduğu 27.02.2014 tarihli dilekçedeki beyanları ve talepleri de hiçbir şekilde dikkate almamıştır.
4- Diğer katılanlar Koçlar Sigorta Arac.Hiz.Ltd. Şti., Mete Koç ve Hüseyin Koç avukatı (başvurucu Fatma Özkan), talepleri ve görevsizlikle ilgili bir karar verilmesini defalarca talep etmesi üzerine Mahkeme hakimi bu avukata 'karar vermek zorunda mıyım, sen ne biçim avukatsın' diyerek, hakarette bulunmuştur.
5- Diğer katılanlar vekili (başvurucu Fatma Özkan) bunun üzerine REDDİ HAKİM talebinde bulunduğu halde Mahkeme hakimi bunu dikkate almayarak, zapta geçirmeyerek alelacele hüküm açıklamaya başlamıştır. Bunun üzerine avukat 'benim REDDİ HAKİM talebim var, hüküm açıklayamazsınız' dediği halde, (defalarca) mahkeme hakimi görevini kötüye kullanarak sanki kendisi hakkında REDDİ HAKİM talebi yokmuş gibi davranmış ve avukat sanki hüküm açıklandıktan sonra reddi hakim talebinde bulunmuş gibi bu talebin hükümden sonra yapıldığını ifade ederek zapta bu şekilde geçirmiştir. Katılanlar avukatı da hakimin bu tavırlarından dolayı 'böyle bir yargılamayı kabul etmiyoruz' demiştir.
6- Mahkeme katibi hükmü yazarken hakim tarafıma, 27.02.2014 havale tarihli dilekçem ve ekinde sunduğum resimlerle ilgili olarak, sanıkların dolaylı olarak avukatlığını yapan Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı ... nın adeta avukatlığını üstlenerek 'sen o resimleri niye dosyaya koydun, hakimin sanıklarla pavyona gitmesi seni ilgilendirmez, sen onu takip mi ediyorsun, bunun hakkında işlem yapılması gerekir' diyerek görevi dışında hareket ederek, kendisinin tarafsızlığını yitirdiğini belli etmiştir.
7- Daha sonra hakim tarafıma 'avukatınız sizi yanlış yönlendiriyor, ben dosyayı Ağır Ceza Mahkemesine göndersem orası da ceza verse bu sanıklar kararı temyiz etmeyecekler mi' demiştir.
8- Duruşma bittikten sonra kardeşim katılan Hülya Yurdakul ve diğer katılan Mete Koç ile koridorda oturmakta iken bu hakim tarafıma 'siz niye hala burada bekliyorsunuz, burayı terk edin' dahi demiştir.
9- Yukarıdaki anlatımlar ışığında, mahkeme hakiminin bu tutumları ve davranışları ne amaçla yapmış olabileceği düşünüldüğünde; görevli olmadığı halde yasaları askıya alarak dosyaya bakma hırsı, sanıkların suçsuz olduklarını gösterir hiçbir belge ve bilginin olmadığını bilerek, sanıklar lehine zaman kazandırma ve tarafımız aleyhine ise UZUN yıllar zaman kaybettirme amacını başarıyla yerine getirmiş olduğu da görülmektedir.
10- Bütün bu olanlara Hülya Yurdakul, Mete Koç ve duruşma salonunda izleyici olarak bulunan Hüseyin Yurdakul da tanıktır.
SONUÇ ve İSTEM: Tüm bu nedenlerle sair yasal haklarım saklı kalmak kaydıyla, tarafsız ve objektif olması gereken, ancak tarafsızlığını kaybetmiş olan ve adil yargılanma hakkımı ihlal eden ... hakimi ... nın CMK 24 v. devamı maddeler gereğince REDDİ HAKİM istemi olarak kabul edilerek çözümlenmesini arz ve talep ederim. 10.03.2014"
7. Hâkimin dava açmasına sebep olan bir diğer dilekçe ise başvurucular Halil Koç ve Hülya Yurdakul'un Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) sunmak üzere Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ve şikâyetçi sıfatıyla imzaladığı 10/3/2014 tarihli dilekçedir. Yukarıda yer verilen hâkimin reddi talebini içeren 10/3/2014 tarihli dilekçede belirtilen hususlar aynı şekilde bu dilekçede de yer almıştır. HSK'ya sunulan bu dilekçenin ilgili kısmı şu şekildedir:
"6- Mahkeme katibi hükmü yazarken; hakim tarafıma, (Ek-3)te sunulan, 17.02.2014 havale tarihli dilekçe ve ekinde bulunan resimlerde görünen, sanıkların birçok suçlardan dolayı yargılamasını yapan ve emekli olduktan sonra yine aynı sanıkların dolaylı olarak avukatlığını yürüten Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı ... nın adeta avukatlığını da üstlenerek tarafıma anlaşılmaz bir şekilde kızarak ve tehdit ederek 'sen o resimleri niye dosyaya koydun, hakimin sanıklarla pavyona gitmesi seni ilgilendirmez, sen onu takip mi ediyorsun' demiştir.
...
8- Duruşma bittikten sonra Hülya Yurdakul ve diğer katılan Mete Koç ile beraber koridorda oturmakta iken, hakim tarafımız yanına gelerek 'siz niye hala burada bekliyorsunuz, burayı terk edin' demiştir. Avukatımızın dilekçe yazdığını onu beklediğimizi söylememiz üzerine, yanımızdan ayrılmıştır. (Ek-4 07.03.2014 tarihli dilekçedeki kamera kaydı)
9-27. 02.2014 tarihli dilekçemiz de belirtildiği gibi, sahte bonoların icra takibine konulması suretiyle 'Nitelikti Dolandırıcılık' SUÇU oluştuğu halde, dosyayı görevli Ağır Ceza Mahkemesine kasıtlı olarak göndermemiştir. Sanıkların bonoları sahte olarak düzenlediklerini (Ek-5)teki beyanlarına ve (Ek-6)da sunulan Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu 2012/73077 sayılı soruşturma dosyasına alınan bilirkişi raporu sunulmasına rağmen dikkate almamış, verdiği karar ile tarafımızın maddi ve manevi kaybına neden olmuştur.
10- (Ek-7 ) sunulan 06.03.2014 tarihli Antalya barosu tarafından tutulan tutanak.
11- Yukarıda belirtilen 03.03.2014 tarihli duruşmada hakim ... nın eylemlerine duruşma Savcısı ... ne yazık ki seyirci kalmıştır. Bu savcı hakkındaki yasal haklarımız da saklıdır.
12- (Ek-8) Sunulan 10.03.2014 tarihli, Hakim ... hakkında REDDİ HAKİM istemli dilekçemi de sunuyorum. Bütün bu olanlara diğer katılanlar vekili Av. Fatma Özkan, Mete Koç ve duruşma salonunda izleyici olarak bulunan Hüseyin Yurdakul da tanıktır.
SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerden dolayı sair yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla, tarafsız ve objektif olması gereken, ancak tarafsızlığını kaybederek, adil yargılanma hakkını da ihlal ederek, hakimlik görevinden uzaklaşarak, davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görerek, tarafımız delillerini, taleplerini bilinçli olarak dikkate almayarak, araştırma ve inceleme yapmayarak, yok hükmündeki kararı ve sanıklara olan samimi davranışı, tarafımıza ve diğer katılan vekiline karşı hileli tutumu, duruşma sonrası tavırları gereğince, hakim ...hakkında soruşturma yapılarak, kamu davası açılmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz. Saygılarımızla. 10.03.2014"
8. Hâkimin dava dilekçesine eklediği bir diğer dilekçe, başvurucu Hülya Yurdakul ve Şirket tarafından şikâyetçi sıfatıyla imzalanan ve yine HSK'ya sunulan 21/4/2014 tarihli şikâyet dilekçesidir. Dilekçenin daha önce başvurucu Halil Koç ile Hülya Yurdakul'un birlikte sundukları 10/3/2014 tarihli dilekçeye ek olarak birtakım başka şikâyetlerin dile getirilmesi amacıyla sunulduğu belirtilmiştir.
9. Hâkimin dava dilekçesine eklediği ve şikâyet ettiği son dilekçe ise başvurucu Şirket adına vekili başvurucu Fatma Özkan'ın hâkimin reddedilmesi talebinin reddi kararına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz ettiği 3/3/2014 tarihli dilekçedir. Başvurucu Fatma Özkan'ın 3/3/2014 tarihli karar duruşmasında, hâkimin reddi talebinin kabul görmemesi üzerine aynı gün başvurucu Şirket adına itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Dilekçenin şikâyet edilen ilgili kısmı şöyledir:
"duruşma esnasında henüz hüküm açıklanmadan reddi hakim talebinde bulunduğumuz halde sanki hükümden sonra talepte bulunmuşuz gibi talebin hükümden sonra yapıldığını ifade edip talebimizi reddetti.
...ayrıca duruşma esnasında katılanlar vekili olarak şahsıma sen ne biçim avukatsın diyerek aşağılayıcı ve hakaret boyutuna varan ifadeler kullanarak tarafını açıkça belli etti.
...reddi hakim talebimiz hükümden sonra verilmiş gibi gösterilerek apar topar karar vermesi bile mahkemeyi ne kadar taraflı olarak yönettiğinin göstergesidir ve yargılamayı usulsüz ve adaletsiz olarak yönlendirdiğinin kanıtıdır."
10. Bahsedilen ceza yargılamasının 3/3/2014 tarihli duruşma tutanağında, hüküm açıklandıktan sonra yapılan hâkimin reddi talebinin ileride temyiz edilerek Yargıtayda değerlendirilmesi amacıyla bu aşamada reddine karar verildiği belirtilmiştir. Hâkimin söz konusu ceza yargılamasında sanıkların beraatine karar vermesinden sonra başvurucuların kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay, beraat hükmünü bozmuştur. Yargıtay bozma kararında sanıkların eyleminin kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmadığı yönünden delillerin takdir ve değerlendirmesinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek her iki suç yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
11. Hâkim; başvurucular aleyhine açtığı manevi tazminat davasında, başvurucular Halil Koç ve Hülya Yurdakul'un 10/3/2014 tarihinde hâkimin reddi talebiyle verdiği dilekçelerinde kendisinin eylemlerine duruşma savcısının da seyirci kaldığından ve savcı hakkındaki yasal haklarının saklı olduğundan bahsederek hem kendisi sanki duruşma salonunda yargılama yapmıyor da bir suç işliyormuş gibi anlattıklarını hem de savcıya “Sıra sana da gelecek.” tehdidi yaptıklarını belirtmiştir. Davacı hâkim, başvurucuların hâkimin reddi talebine ilişkin kararı açıkladıktan sonra yapmışlar gibi tutanağa geçirdiğini de iddia ettiklerini ve bu durumun kendisini sahtecilikle suçlamak, olmayan bir şeyi tutanağa geçirmekle itham etmek olduğunu, ayrıca bu kısımda kendisi için "hiç sıkılmadan" ibaresini kullanarak kendisine hakaret ettiklerini ifade etmiştir.
12. Davacı hâkim ayrıca başvurucuların kendisini eski ağır ceza mahkemesi başkanı olan ve yürüttüğü ceza yargılamasında bazı sanıklarla ilişkisi bulunduğunu iddia ettikleri eski bir hâkimle işbirliği yapmakla ve kendilerini tehdit etmekle itham ettiklerini hatta söz konusu kişinin hâkim olarak görev yapmaktayken sanıklarla pavyona gittiğini gösteren fotoğrafları dosyaya neden sundukları konusunda hesap sormakla suçladıklarını, bu suçlamaların gerçekle hiçbir ilgisi olmadığını, zaten dosyaya bu fotoğrafların sunulmadığını belirtmiştir. Hâkim 10/3/2014 ve 21/4/2014 tarihinde HSK'ya verilen şikâyet dilekçelerinde de bu suçlamalara devam edildiğini, ayrıca HSK'ya bir kez şikâyet dilekçesi verilmişken başvurucu Şirket ve başvurucu Hülya Yurdakul tarafından 21/4/2014 tarihinde bir dilekçe daha verilerek çok şikâyet edilen hâkim görüntüsü yaratılmaya çalışıldığını ifade etmiştir.
13. Davacı hâkim dava dilekçesinde, söz konusu ceza yargılamasında iki defa beyanda bulunmak için süre talep eden başvurucuların taleplerini kabul ettiğini ve iki defa duruşmayı ertelediğini, başvurucuların hâkimin reddi talebinde samimi olmaları hâlinde bunu kendilerine verilen süre içinde rahatlıkla yapabileceğini oysa başvurucuların niyetinin kendini çeşitli hakaretler ve sözlü saldırılarla bezdirip istedikleri görevsizlik kararını aldırmak olduğunu, kendinin ise dosya içeriğine, esas hakkındaki mütalaaya ve vicdani kanaatine göre karar verdiğini vurgulamıştır.
14. Davaya cevap dilekçelerinde başvurucular; genel olarak hak arama hürriyeti çerçevesinde şikâyet ve itiraz haklarını kullandıklarını, ayrıca dilekçelerde hâkime isnat ettikleri olguların gerçekliğine dair birbirlerine tanıklık ettiklerini belirtmiştir. Başvurucular ayrıca cevap dilekçelerinde, ceza davası dosyası ile HSK'ya yaptıkları şikâyet dosyasını da delil olarak göstermiştir.
15. Manevi tazminat davasının 5/10/2016 tarihli duruşmasında, dava konusu ceza yargılamasının duruşmalarında görev alan Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibi ile bazı sanıkların müdafiliğini yapan avukat, davacı hâkimin tanıkları olarak dinlenmiştir. Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibi tutanağa geçirilmeyen hiçbir olay yaşanmadığını belirtmiştir. Tanık olarak dinlenen avukat ise başvurucu Fatma Özkan'ın ısrarla belirttiği hâkimin reddi talebinin tutanağa geçirilmesi isteğine, bazı sanıkların müdafiliğini yapan diğer avukatla karşı çıkmasına rağmen davacı hâkimin beraat kararını açıkladıktan sonra bu isteği tutanağa geçirdiğini ifade etmiştir.
16. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme) HSK'ya yazdığı müzekkereye HSK, davacı hâkim hakkındaki 10/3/2014 tarihli şikâyet dilekçesi hususunda işleme konulmama kararı verildiği ve bu karara ilişkin yeniden inceleme talebinin reddedildiği, diğer şikâyet dilekçesiyle ilgili olarak ise henüz bir karar verilmediği şeklinde cevap vermiştir.
17. Başvurucuların manevi tazminat davasının duruşmalarında, davacı hâkimin verdiği beraat kararına karşı kendilerinin temyiz taleplerinin sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini ileri sürdüğü ve mahkemece bu talebin kabul edildiği, Yargıtayca söz konusu ceza yargılamasında verilen görevsizlik kararı üzerine mahkemenin tazminat talebi hakkında karar verdiği görülmüştür.
18. Mahkeme tazminat davasını kabul etmiştir. Mahkeme gerekçesinde öncelikle hâkimin sahte tutanak düzenlediğinin iddia edilmesinin yüz kızartıcı bir isnat olduğu ve bir hâkimin mesleki şeref ve haysiyetine saldırı oluşturacağı belirtilmiştir. Duruşma tutanağından hâkimin beraat kararını açıkladığı, ferileri yazdırmaya başladığının ancak henüz bitirmeden "hüküm açıklandıktan sonra yapılan reddi hâkim talebinin ileride temyiz edilerek Yargıtay'da değerlendirilmesi amacıyla bu aşamada reddine" şeklinde kısa bir ret kararı yazdığının, daha sonra asıl kararın kalan ferilerini yazdırmaya devam ettiğinin gözlendiğini belirten Mahkeme, duruşmada cereyan eden hâkimin reddi talebini davacı hâkimin tutanağa geçirmediğine dair başvurucuların söz ve açıklamaları dışında herhangi bir veri bulunmadığını ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısının duruşmada tutanağa yansıtılan dışında herhangi bir şey yaşanmadığını ve tutanağın duruşmanın seyrine uygun olduğunu açıkladığı, ayrıca temyiz incelemesini yapan Yargıtay Dairesinin de hâkimin reddi meselesine değinme gereği duymadığını da eklemiştir. Mahkeme; başvurucuların hâkimi, sanıklara zaman kazandırma ve kendilerine zaman kaybettirme amacını başarıyla yerine getirmekle de itham ettiğini, hâkimin kendilerine manidar şekilde kafa salladığına dair ifadelere yer verdiğini, hâkimin taraflı tutum gösterdiğini iddia eden bu suçlamanın da hâkimin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunun açık olduğunu vurgulamıştır. Bunun yanında Mahkeme, bu suçlamaların gerçekleştirildiği 10/3/2014 tarihli hâkimin reddi talepli dilekçeyi Halil Koç dışındaki başvurucular Mete Koç, Hülya Yurdakul ve Hüseyin Yurdakul'un tanık sıfatıyla imzalandığı görülmekteyse de adı geçenlerin söz konusu dilekçeye imza atmakla dilekçede hâkim hakkında ileri sürülen olguların gerçek olduğu, hâkimin dilekçede açıklanan şekilde hareket ettiğine tanıklık ettiği iradesini sergilediğini belirtmiş ayrıca dilekçede hâkimin bir taraf lehine başarıyla hareket ettiği gibi öznel değerlendirmelere de yer verildiğini, bu yargının bir süreç sonunda edinilen izlenime dair olduğunu ve izlenimler maddi vakıa niteliğinde olmadığından tanıklık mefhumu dışında kaldığını ifade etmiştir.
19. Gerekçede, HSK'ya şikâyet edildiği iki dilekçede hâkime isnat edilen sanıklarla ilişki içindeki eski bir hâkimle birlikte hareket ettiği, kararın gerekçesini ona yazdırdığı (Bu iddiaya 21/4/2014 tarihli HSK'ya şikâyet dilekçesinde yer verilmiştir.) ve hileli tutum sergileyerek görevini kötüye kullandığı şeklindeki suçlamaların hâkimin en öznel işlerindenbirini bir başkasına yaptırdığının ileri sürülmesi onun düşünme, karar verme, karar yazma yeteneğinden ve gücünden yoksun olduğu, bağımlı, yönlendirilen bir kimse olduğu anlamını taşıdığı, bu isnada dair hiçbir veri olmadığından kişilik haklarını kuşkusuz olarak zedelediğinden bahsedilmiştir.
20. Kararda, hâkimin reddi talebinin reddine karşı 3/3/2014 tarihli itiraz dilekçesini kaleme alan başvurucu Fatma Özkan'ın avukat olması nedeniyle onun beyanlarının iddia ve savunma dokunulmazlığı yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerektiği de ifade edilmiştir. İddia ve savunma dokunulmazlığı konusunda ulusal ve uluslararası metinler ile yargı kararlarına detaylı bir biçimde değindiği görülen Mahkeme; başvurucu avukatın hiçbir olgusal temeli olmaksızın hâkimi sahte tutanak düzenlemekle, kendilerine hasmane davranmakla ve karşı taraf yararına hareket etmekle suçlamasının, ayrıca bu suçlamalarda bulunurken kullandığı dilin iddia ve savunma dokunulmazlığı içinde telakki edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
21. Mahkeme son olarak hâkimlerin yanlış karar vermesinin, hataya düşmesinin ve verdiği kararların temyiz veya istinaf incelemelerinde bozulmasının onlar hakkında olgusal temeli bulunmayan, şeref ve itibarı zedeleyici söz ve açıklamalarda bulunulmasını hukuka uygun hâle getirmeyeceğini, hâkimlerin yanlış karar vermelerinin nesnel bir gerçeklik olması nedeniyle kararların kanun yolu incelemelerine tabi tutulduğunu vurgulamıştır. Bu doğrultuda davacı hâkimin verdiği beraat kararının Yargıtay tarafından görev nedeniyle bozulmasının başvurucuların tazminat sorumluluklarına bir etkisi olmadığını ifade etmiştir.
22. Mahkeme; başvurucular Fatma Özkan ve Mete Koç'un imzaladığı 3/3/2014 tarihli dilekçedeki yargı ve yakıştırmalar nedeniyle, diğer başvurucuların ise bunun dışındaki dilekçelerde yer alan yargı ve yakıştırmalar dolayısıyla sorumlu olduğuna, bu nedenle 21/4/2014 tarihinden işleyecek kanuni faiziyle birlikte 10.000 TL manevi tazminatın başvurucular Hülya Yurdakul, Halil Koç, Hüseyin Yurdakul ve Şirketten, 3/3/2014 tarihinden işleyecek kanuni faiziyle birlikte 5.000 TL manevi tazminatın ise başvurucular Fatma Özkan ve Mete Koç'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı hâkime verilmesine hükmetmiştir.
23. Başvurucuların tamamı istinaf dilekçelerinde genel olarak iddia ettikleri olaylara birbirlerinin tanık olduğunu belirtmiş ve ileri sürdükleri olguların iddia ve savunma dokunulmazlığı ile etkili başvuru hakkı ve hak arama hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
24. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 22/3/2021 tarihinde usul ve kanuna uygun olduğunu değerlendirdiği karara karşı başvurucuların istinaf taleplerinin esastan reddine karar vermiştir. Başvuru konusu yargılama sürecinde başvurucu Şirket ile Mete Koç'un vekilliği görevini yürüten başvurucu Fatma Özkan'ın nihai nitelikteki bu kararı 29/3/2021 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden (UYAP) açmak suretiyle karardan haberdar olduğu tespit edilmiştir. Başvuru konusu yargılama sürecinde başvurucular Halil Koç, Hülya Yurdakul ve Hüseyin Yurdakul'un vekilliği görevini yürüten avukatın ise nihai nitelikteki bu kararı 25/3/2021 tarihinde UYAP'tan açmak suretiyle karardan haberdar olduğu tespit edilmiştir.
25. Başvurucular Halil Koç, Hülya Yurdakul ve başvurucu Şirket birlikte tek bir formla 29/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucular Hüseyin Yurdakul, Mete Koç ve Fatma Özkan ise ayrı ayrı ve münferit olarak 28/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İddia ve savunma dokunulmazlığı" başlıklı 128. maddesi şöyledir:
"(1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir."
27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"(1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir.
(2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır."
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Nikula/Finlandiya (B. No: 31611/96, 21/3/2002) kararında, avukatların mesleklerini icrası esnasındaki ifade özgürlüklerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Karara konu olayda başvurucu avukatın savcı tarafından izlenen yönteme dönük eleştirilerinin hakaret suçunu oluşturduğu gerekçesiyle nihai olarak savcının zararlarını tazminine ve yargılama giderlerini ödemesine hükmedilmiştir. AİHM'e göre başvurucu, savcıyı hukuksuz bir davranışta bulunmakla itham etmiş olmasına rağmen bu eleştiri, savcı tarafından bilinçli olarak tercih edilen ve başvurucuya göre savcının resmî görevlerinin ihlalini teşkil eden bir manipülasyon rolü olarak görülen soruşturma stratejisine yöneliktir. AİHM, başvurucu tarafından kullanılan ifadelerin bazılarının uygunsuz olduğu söylenebilirse de eleştirilerin savcının yargılama esnasındaki performansına yönelik olduğu, mesleki ya da diğer niteliklerine ilişkin olmadığı tespitini yapmıştır. AİHM'e göre savcı bu eleştirilere hoşgörü göstermelidir. AİHM ayrıca başvuru konusu olayda savcıya yönelik eleştirilerin savcı ya da hâkimlerin basın yoluyla eleştirildiği olaylardan farklı olarak mahkeme salonunda yapıldığını ve savcıyı kişisel olarak incitecek düzeye varmadığını da not etmiştir. AİHM, para cezası kaldırılmış olsa bile zararları ve yargılama giderlerini ödeme durumunda kalınmasının avukatların müvekkillerinin çıkarlarını hararetle savunma görevi üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği sonucuna varmıştır (Nikula/Finlandiya, §§ 51, 52, 54). AİHM bu kararda (bkz. §§ 45, 46, 49) avukatların mesleklerini icrası esnasındaki ifade özgürlüğü konusundaki ilkelerini şu şekilde açıklamıştır:
- Avukatların özel rolü kendilerine adaletin yönetiminde kamu ve mahkemeler arasında aracı olmak suretiyle merkezî bir pozisyon sağlamaktadır.
- Adaletin garantörü olan ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette görevi hayati olan mahkemeler kamu güvenine ihtiyaç duymaktadır.
- Avukatların bu alandaki asli rolleri gözönünde bulundurulduğunda kendilerinden adaletin iyi yönetimine ve kamu güveninin sürdürülmesine katkıda bulunmalarını beklemek meşru bir beklentidir.
- Avukatlar, adaletin yönetimi ile ilgili konularda yorumda bulunma hakkına sahip olsalar da eleştirileri belli sınırları aşmamalıdır. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmelerde yargı kararlarından kaynaklanan sorular hakkında kamunun bilgi alma hakkı, adaletin iyi yönetiminin gereklilikleri ve hukuk profesyonellerinin onurlarının korunması gibi çeşitli menfaatler arasında bir dengeleme yapılması gerekir.
- Avukatın bir davanın mahkemede görülmesi esnasındaki ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, bazı durumlarda avukatın temsil ettiği kişinin adil yargılanma hakkı ile ilgili hususları gündeme getirebilir. Silahların eşitliği ve yargılamanın adilliğiyle ilgili diğer saikler taraflar arasında argümanların özgür ve hatta şiddetli müzakeresini teşvik eder.
29. AİHM; Nikula/Finlandiya kararındaki değerlendirmelerine ilave olarak Morice/Fransa ([BD], B. No: 29369/10, 23/4/2015, §§ 134-139) kararında, avukatların mesleklerini icrası sırasındaki ifade özgürlüklerine yönelik olarak şu değerlendirmeleri yapmıştır:
- Avukatlar, eleştirileri belli sınırları aşmamak kaydıyla adaletin yönetimi ile ilgili konularda yorumda bulunma hakkına sahiptirler. Bu sınırlar, yargıyı sadece yargısal tartışmanın medya tarafından takibinin sağlanması veya davayı ele alan yargıçla hesaplaşmak arzusu ya da stratejisiyle yapılmış olabilecek asılsız ve temelsiz saldırılardan korumak için gereklidir.
- Avukatlar güçlü bir olgusal temel olmaksızın yorum yapmalarına izin verilen alanı aşan söylemlerde bulunamazlar.
- Avukatlar tarafından söylenen sözler, bu sözlerin yanıltıcı veya ağır kişisel saldırı niteliğinde olup olmadığını ya da davadaki olaylarla yeterli ölçüde yakın bir ilişki içinde olup olmadıklarını belirleyebilmek bakımından söylendiği bağlam içinde değerlendirilmelidir.
- Avukatlar söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü, adaletin dürüst yönetiminin etkili işleyişi bakımdan hayati bir öneme sahip olan hukuk mesleğinin bağımsızlığıyla ilişkili hâle gelir. Çok hafif bir ceza verilmiş olsa dahi savunma avukatının ifade özgürlüğünün kısıtlanması, demokratik bir toplumda çok istisnai durumlarda gerekli olarak kabul edilebilir.
- Avukatın bir davanın mahkemede görülmesi esnasındaki ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, bazı durumlarda avukatın temsil ettiği kişinin adil yargılanma hakkı ile ilgili hususları gündeme getirebilir. Adillik ilkesi taraflar arasında argümanların özgür ve hatta şiddetli müzakeresini teşvik eder. Avukatlar müvekkillerinin menfaatlerini hararetli bir biçimde savunmak yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük bazen mahkemenin davranışlarına karşı çıkma ya da itiraz edip etmeme konusunda karar vermelerini gerektirir. Bu kapsamda aleyhteki sözlerin mahkeme dışında tekrar edilip edilmemesi de dikkate alınmalıdır. Öte yandan hedef alınan yargı görevlisinin kim olduğu (hâkim veya savcı) da önemlidir. Yargılamanın tarafı olan savcı, kullanılan bazı ifadeler uygunsuz olsa da mesleki ya da diğer niteliklerine ilişkin olmayan eleştirilere hoşgörü göstermelidir.
30. Diğer ilgili uluslararası hukuk için bkz. Keleş Öztürk [2. B.], B. No: 2014/15001, 27/12/2017, §§ 23-28.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucular Halil Koç, Hüseyin Yurdakul, Hülya Yurdakul ve Şirket Yönünden
32. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Hüseyin Aşkan ([2. B.], B. No: 2017/15649, 21/7/2020) kararında, süre aşımı yönünden uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda UYAP evrak işlem kütüğü üzerinde yapılan incelemede başvurucu vekili tarafından nihai kararın açılarak okunduğu tespit edilen tarih, nihai kararın sonucunun öğrenildiği tarih kabul edilerek bireysel başvuru süresi bu tarihten itibaren başlatılmış ve başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
33. Somut olayda da nihai kararın başvurucular Halil Koç, Hülya Yurdakul ve Hüseyin Yurdakul'un vekili tarafından UYAP üzerinden 25/3/2021 tarihinde okunduğu, anılan başvurucuların ise otuz günlük bireysel başvuru süresi geçtikten sonra 28/4/2021 ve 29/4/2021 tarihlerinde bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır. Nihai kararın başvurucu Şirketin vekili tarafından UYAP üzerinden 29/3/2021 tarihinde okunduğu, başvurucu Şirketin de otuz günlük bireysel başvuru süresi geçtikten sonra 29/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu görülmüştür.
34. Açıklanan gerekçelerle Halil Koç, Hüseyin Yurdakul, Hülya Yurdakul ve başvurucu Şirket yönünden başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer Başvurucular Yönünden
1. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucular Mete Koç ve Fatma Özkan davalı oldukları manevi tazminat davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
36. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle Mete Koç ve Fatma Özkan'ın makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucular; yasal haklarını kullandıklarını, hâkimin reddi talepli dilekçelerinde işin mahiyeti gereği hâkimin tarafsızlığıyla ilgili ifadelere yer verdiklerini, hâkimlerin de kendilerinin bahsedilen yasal menfaatleri karşısında bu şekilde eleştirilere ve ifadelere tahammül etme yükümlülüklerinin bulunduğunu, söz konusu dilekçelerinin iddia ve savunma dokunulmazlığı yönünden ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını iddia etmiştir. Başvurucular; yargılama merciilerince hiçbir iddialarının karşılanmadığını, gerekçelerin yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca ilk derece mahkemesinin kendilerini tanık olarak dinlemesi ve bu nedenle isticvap edilmeleri gerektiğini, Mahkemenin ise hiçbir gerekçe göstermeden bu taleplerini reddettiğini belirtmiştir. Başvurucular ifade özgürlüklerinin, mülkiyet haklarının ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürmüştür.
39. Bakanlık görüşünde, somut olayda ifade özgürlüğüne bir müdahalenin bulunup bulunmadığı, hükmedilen manevi tazminat kararı ile yarışan iki değer arasında (ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı) adil bir denge kurulup kurulmadığı, bu anlamda mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içerip içermediği hususlarının Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ile somut olayın kendine özgü şartları da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
40. Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir."
41. Başvurucuların tüm şikâyetlerinin ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
43. Hâkim hakkında yazdıkları, tanık ve vekil sıfatıyla imzaladıkları dilekçeler nedeniyle aleyhlerine manevi tazminata hükmedilen başvurucuların ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
45. Müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
46. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin dayanağı olan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
47. Müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a)Genel İlkeler
48. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Keleş Öztürk, §§ 46, 47; F.E. (2) [1. B.], B. No: 2015/10184, 29/11/2018, §§ 58-62; Bayram Akın [2. B.], B. No: 2015/19278, 7/3/2019, §§ 30-34).
(i) İfade Özgürlüğünü İlgilendiren Yönüyle İddia ve Savunma Dokunulmazlığı
49. İddia ve savunma dokunulmazlığı, Anayasa'nın 36. maddesi çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmalarını sunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkeler hem medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların hem de bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerlidir. Anayasal güvenceye sahip iddia ve savunma dokunulmazlığı, 5237 sayılı Kanun'da da yer almaktadır. Anılan Kanun'un 128. maddesinde yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvurularda muhakeme süjelerinin kişilerle ilgili olumsuz beyanları -belli sınırlar içinde olmak kaydıyla- hukuka uygunluk nedeni olarak öngörülmüştür (Kenan Gül [1. B.], B. No: 2015/17892, 19/2/2019, §§ 43, 44; Şeyma Fenercioğlu [1. B.], B. No: 2015/12747, 7/11/2019, §§ 38, 39).
50. Söz konusu madde ile her ne kadar dokunulmazlığın kullanımına şekil, yer ve ölçülülük yönünden sınırlama getirilmiş olsa da maddi gerçeklerin iddia ile savunmanın çarpışması sonucu ortaya çıkacağı dikkate alındığında bu sınırlamaların mümkün olduğunca dar yorumlanması gerekmektedir. Nitekim yargılama esnasında kullanılan ifadelerin ve eleştiri hakkının makul olmayan ölçüde sınırlandırılmasının hem Anayasa'nın 26. maddesi hem de 36. maddesi altında güvence altına alınan hakların gereğince yerine getirilmesini engelleyeceği unutulmamalıdır. Davanın tarafları ve profesyonel olarak iddia ve savunma görevini icra eden avukatlar bu görev nedeniyle herhangi bir müeyyide veya ceza tehdidi altında kalmamalıdırlar (Kenan Gül, §§ 45, 46; Şeyma Fenercioğlu, §§ 40, 41).
51. Anayasa Mahkemesine göre de iddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Anayasa Mahkemesi, bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını kaygıya kapılmadan serbestçe yapmaları gerektiğini, iddia ve savunma sınırı içinde kalan ifadelerin suç olarak değerlendirilmemesi gereğinin olayda hakaret kastının bulunup bulunmamasından ziyade adaletin tam olarak yerine getirilmesi sebebine dayandığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre bu serbestlik davanın aydınlığa kavuşmasına, diğer bir deyişle hakkın meydana çıkmasına yol açma amacına hizmet etmelidir (AYM, E.1963/163, K.1965/36, 8/6/1965; E.1979/38, K.1980/11, 29/1/1980; Kenan Gül, § 47; Şeyma Fenercioğlu, § 42).
52. Öte yandan yargılama süjelerince yapılan isnat ve değerlendirmelerin ancak gerçek ve somut vakıalara dayandığı ve uyuşmazlıkla bağlantılı olduğu müddetçe ölçülü kabul edilebileceği de hatırda tutulmalıdır (Kenan Gül, § 46;Şeyma Fenercioğlu, §41).
(ii)Avukatların Rolü ve Mesleklerini İcra Ederken İfade Özgürlükleri
53. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun genel gerekçesinde; avukatlık mesleğinin nitelikleri ve önemi, bir kamu hizmeti olduğu, avukatın yargılama süreci içinde adaletin bulunup ortaya çıkarılmasında görev aldığı, kamu yararını koruduğu belirtilmiştir. Kanun'un 1. ve 2. maddelerinde avukatlığın kamusal yönü ağır basan bir meslek olduğu vurgulanmıştır. Bilgi ve deneyimlerini öncelikle adalet hizmetine vererek adalete ve hakkaniyete uygun çözümler için hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasında yargı organlarıyla yetkili kurul ve kurumlara yardımı görev bilen avukatın, hukuk devletinin yargı düzeni içindeki yeri özellik taşımaktadır (AYM, E.2007/16, K.2009/147, 15/10/2009; Keleş Öztürk, § 49; Bayram Akın, § 35).
54. Avukatların söylediği sözlerin ya da yazılı olarak verdiği beyanların kendi bağlamında değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede avukatlar tarafından söylenen sözlerin yapılan konuşmanın tamamı dikkate alınarak ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir. Bazı durumlarda avukatların ifade açıklamaları ile adil yargılanma hakkı arasında yakın bir ilişki ortaya çıkabilir. Bu nedenle somut başvurudaki gibi bir avukatın ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda demokratik bir toplumda bu tür bir açıklamaya yapılacak müdahalelerin çok istisnai durumlarda gerekli olduğu kabul edilebilir. Adaletli bir yargılamanın varlığı, ancak avukatın etkin katılımıyla sağlanabilir (AYM, E.2007/16, K.2009/147, 15/10/2009; Keleş Öztürk, §§ 51, 52; Bayram Akın, §§ 37, 38).
(iii) Başkalarının Şöhret veya Haklarının Korunması
55. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44; Hasan Ercan [2. B.], B. No: 2015/54, 12/11/2019, § 32).
56. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemeler önünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilen dilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Cem Mermut [2. B.], B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 37). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Kenan Gül, § 53; Şeyma Fenercioğlu, § 44).
(iv) Yarışan Haklar Arasında Dengeleme
57. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa'da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma dokunulmazlığı bağlamında ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (somut olaya benzer başvurularda yapılan değerlendirmeler için bkz. Hasan Ercan, §§ 38-47; F.E. (2), §§ 68-77).
58. Yarışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:
i. İddia ve savunma dokunulmazlığının kullanılmasını haklı gösterecek emarelerin varlığı
ii. İddia ve savunma dokunulmazlığının sırf üçüncü kişilere zarar vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı
iii. Hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı
iv. Sarf edilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Kenan Gül, §§ 54-56; Şeyma Fenercioğlu, §§ 45-47).
59. Başvuru konusu ifadelerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi de önemlidir. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır. Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, § 48; F.E. (2), § 66).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
60. Somut olayda yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca başvurucuların iddia ve savunma dokunulmazlığı bağlamında ifade özgürlükleri ile davacı hâkimin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında yargılama merciilerince adil bir denge kurulup kurulmadığı incelenecektir.
61. Başvurucu Fatma Özkan'ın hazırladığı ve başvurucu Mete Koç tarafından tanık sıfatıyla imzalanan hâkimin reddi talebini içeren 3/3/2014 tarihli dilekçe ile başvurucu Halil Koç'un şikâyetçi sıfatıyla hazırladığı ve başvurucu Mete Koç'un ise tanık sıfatıyla imzaladığı hâkimin reddi talebini içeren 10/3/2014 tarihli dilekçelerde, davacı hâkimin, hâkimin reddi talebini hüküm açıklandıktan sonra yapılmış gibi tutanağa geçirttiğinden ve bu durumun hâkimin tarafsız olmadığını kanıtlar nitelikte bulunduğundan bahsedilmektedir. Başvurucu Fatma Özkan 3/3/2014 tarihli dilekçede davacı hâkimin kendisine "Sen ne biçim avukatsın?" diyerek aşağılayıcı ve hakaret boyutuna varan ifadeler kullandığından ve tarafını açıkça belli ettiğinden, ayrıca hâkimin apar topar karar vermeye çalıştığından da bahsetmiştir. 10/3/2014 tarihli dilekçede ise hâkimin görevini kötüye kullanmak suretiyle bu eylemde bulunduğu iddiası yer almıştır.
62. Hâkimin reddi talebini içeren 10/3/2014 tarihli dilekçede ise davacı hâkimin ceza davası dosyasına sunulduğu belirtilen fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere sanıkların daha önce birçok yargılamasında hâkim olarak görev yapan ve bu yargılamada da dolaylı olarak vekilliğini üstlenmiş olan eski ağır ceza mahkemesi başkanı bir hâkimin adeta avukatı gibi davranarak başvurucu Halil Koç'a kızdığı ve onu tehdit ettiği, "Sen o resimleri niye dosyaya koydun, hâkimin sanıklarla pavyona gitmesi seni ilgilendirmez, sen onu takip mi ediyorsun?" dediği iddia edilmiştir. Anılan dilekçelerde hâkimin duruşmanın başında başvurucu Halil Koç'a "Halil Koç sana iki çift lafım olacak." dedikten sonra 10 saniye kafasını manidar şekilde salladığı da ileri sürülmüştür.
63. Kişilerin kamu makamlarına seslerini duyurabilmeleri amacına hizmet eden dilekçe hakkı, hak arama özgürlüğünün en önemli araçlarından biridir. Bu anlamda kişilerin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme yollarından biri olarak hak arama özgürlüğünün işlerlik kazanması, korunması ve sağlanması bakımından önemli bir role sahiptir. Dolayısıyla kişilerin haklarını aradıkları sırada bazı değerlendirmeleri veya yönelttikleri bazı isnatlar nedeniyle cezalandırılmaları ya da yaptırıma uğramaları ancak oldukça istisnai koşullarda mümkün olmalıdır (Hasan Ercan, § 41).
64. Anayasa Mahkemesi Hasan Ercan kararında, ilgili kuruma gönderdiği şikâyet dilekçesinde yer verilen ifadeler nedeniyle hâkime hakaretten cezalandırılan başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvuruyu incelemiştir. Hâkime yönelik eleştirilerin ağır olduğu kabul edilse bile sarf edilen sözlerin hâkimin verdiği karara ilişkin olduğunu, hâkimin ne özel hayatının ne de kişisel özelliklerinin hedef alınmadığını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, bu nedenle dilekçe bir bütün olarak değerlendirildiğinde yürütülen yargılamanın eleştirildiğine ve hâkimi şikâyet amacı taşıdığına karar vermiştir. Anılan kararda, kişilerden yargı yetkisini temsil eden hâkimlere yönelik ifadelerinde daha saygılı bir üslup kullanmalarının bekleneceği, bununla birlikte kaba, incitici, örfe ve görgü kurallarına aykırı ifadelerin disiplin hukukunun veya tazminat hukukunun da ötesinde ceza yargılamasına konu edilmesinin kişiler üzerinde caydırıcı etki doğuracağı vurgulanarak ayrıca dilekçenin işleme konulmaması nedeniyle aleniyetinin asgari seviyede kaldığı da gözönüne alınarak başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmedilmiştir (Hasan Ercan, §§ 43-47).
65. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruda da Hasan Ercan kararında izlediği yöntemi takip edecektir. Hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren sebepler olması hâlinde 5271 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca davanın taraflarınca hâkimin reddi istenebilir. Başvurucular da bu kapsamda dilekçelerinde ileri sürdükleri iddialarla hâkimin tarafsızlığının şüphede olduğunu ortaya koymak istemiştir. Özellikle bir avukat olan başvurucu Fatma Özkan'ın görevi itibarıyla böyle bir konuda aktif davranmaması, onun müvekkillerine karşı sorumluluğunun doğmasına da neden olabilir (avukatların rolü için bkz. §§ 53, 54). Dilekçelerde, ilgili ceza yargılamasının duruşmalarında yaşandığı iddia edilen ya da hâkimin tarafsızlığı mefhumuyla doğrudan alakalı olduğu görülen iddialardan bahsedildiği görülmektedir. İleri sürülen iddiaların doğru olduğu ya da makul bir temeli bulunduğu değerlendirildiği takdirde anılan dilekçelerde iddialar bağlamında yapılan subjektif değerlendirmelere ve değer yargılarına davacı hâkim tarafından katlanılması gerektiği kabul edilmelidir (ilkeler için bkz. §§ 49-52).Nitekim böyle bir durumda katılan sıfatları bulunan başvurucuların hâkimin reddini sağlamakla ve böylece yargılamanın tarafsız ve bağımsız yürütülmesini garanti altına almakla adil yargılanma hakları yönünden elde edecekleri menfaat hâkimin kişilik hakları karşısında ağır basacaktır.
66. Davacı hâkim; başvurucular tarafından kendisi hakkında ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını, başvurucuların görevsizlik kararı verilmesini sağlamak amacıyla kendisi üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ve hâkimin reddini talep etme haklarını bu şekilde amacı dışında kullandıklarını iddia ederek başvurucular aleyhine dava açmıştır. Şikâyetçi hâkimin, kendisinin reddini talep eden başvurucuların dilekçelerindeki olgusal iddiaları mesleki itibarını ağır biçimde zedeleyici ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde gördüğü anlaşılmaktadır.
67. Tazminat davasına bakan Mahkeme, davacı hâkim tarafından tanık olarak gösterilen duruşma savcısı, zabıt kâtibi ve duruşmalarda bulunan bir kısım sanık müdafiinin, duruşma tutanaklarında yer alan hususlar dışında herhangi bir şey yaşanmadığına ilişkin tanıklıklarını dinlemiştir. Öte yandan Mahkemenin, dilekçelerinde ileri sürdükleri iddialar yönünden başvurucuların birbirlerinin tanıklıklarını göstermelerini hiç değerlendirmeye almadığı anlaşılmaktadır. Mahkeme, başvurucuların reddi hâkim taleplerinin hükümden sonra yapılmış gibi duruşma tutanağına geçirildiği iddiaları ile duruşmalarda yaşandığı belirtilen diğer olaylar bağlamında davanın aydınlatılması için objektifliğinde şüphe bulunmayacak bir delil olarak duruşma esnasında kamera kaydının yapılıp yapılmadığını araştırmamış, yapılmış ise bunun temin edilerek incelenmesi yoluna başvurmamıştır. Başvurucuların böyle bir kamera kaydının olup olmadığı ve varsa temin etme konusunda yetkilerinin bulunmadığı da gözetildiğinde söz konusu araştırmanın Mahkeme tarafından yapılması gerektiği konusunda şüphe bulunmamaktadır.
68. Bunun yanında başvurucuların davacı hâkimin ceza davası dosyasına sunulan fotoğraflara tepki gösterdiği yönündeki iddiaları konusunda ilgili dosya celbedilerek bu yönde fotoğrafların dosyada olup olmadığının incelenmesi mümkünken tazminat davasına bakan Mahkemenin yalnızca davacı hâkimin dosyaya sunulan fotoğraf bulunmadığı şeklindeki beyanını kabul ederek başvurucuları sorumlu tuttuğu ve aleyhlerine tazminata hükmettiği görülmektedir. Başvurucuların dava dilekçesine karşı beyanlarında; dilekçelerinde geçen ifadelerin doğru olduğunu belirttikleri ve buna delil olarak ceza davası dosyasını, HSK'ya şikâyet dosyasını gösterdikleri, ayrıca tanıklarının olduğunu ve sair delillerinin bulunduğunu belirttikleri dikkate alındığında tazminat davasına bakan Mahkemenin gerekli araştırma ve incelemeyi yaptığından söz etmek mümkün görünmemektedir.
69. Yapılan açıklamalar doğrultusunda yargılama merciilerinin dava konusu dilekçelerde ileri sürülen ve mesleki itibarını zedeleyen olgusal isnatlar nedeniyle davacı hâkimin kişilik haklarının ihlal edildiği yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe sunduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle başvurucuların ifade özgürlüklerine yapılan bu müdahalenin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığının ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
70. Açıklanan gerekçelerle Mete Koç ve Fatma Özkan'ın Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucular, birbirlerinin tanıkları olarak dinlenmemelerinden de şikâyet etmişler ise de ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verildiğinden bu iddianın incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. GİDERİM
72. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 25.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
73. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
74. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
75. İhlalin niteliği dikkate alınarak başvuruculara taleple bağlı kalınarak net 25.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucular uğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucu Şirket, Halil Koç, Hüseyin Yurdakul ve Hülya Yurdakul'un başvurularının süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Başvurucular Mete Koç ve Fatma Özkan'ın makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Başvurucular Mete Koç ve Fatma Özkan'ın ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucular Mete Koç ve Fatma Özkan'ın Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/76, K.2019/371) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Mete Koç ve Fatma Özkan'a net 25.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.