|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MÜRSEL KAYA BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/41112)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 13/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Saliha AKSOY
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mürsel KAYA
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Velat BOZHAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, maddi zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında uyuşmazlığın esasına etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu ve diğer kişiler, Diyarbakır ili Yenişehir ilçesi Şehitlik/Köşkler Mahallesi 73 pafta 107 ada 1 sayılı parsel üzerinde bulunan ve murisi K.K.ya aitken 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39. maddesine istinaden metruk ve harabe olduğundan bahisle yıktırılan yapıya ilişkin olarak uğradıklarını ileri sürdükleri zarara karşılık fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000 TL maddi tazminat talebiyle dava açmıştır.
3. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 18/1/2021 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... davalı idare tarafından gerçekleştirilen yıkımın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39. maddesi doğrultusunda tesis edilen yıkım işleminin icrasından kaynaklandığı, davacılar tarafından yıkım işleminin iptali noktasında idari yargı mercileri önünde bugüne kadar açılmış herhangi bir davanın bulunmadığı, dolayısıyla hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanmış bir yıkım işleminin bulunmadığı karşısında, söz konusu yıkım işleminin icrasından kaynaklanan dava konusu tazminat isteminin reddi gerekmektedir."
4. İstinaf kanun yolu açık olarak verilen Mahkeme kararı hakkında istinaf isteminde bulunulması üzerine Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi 30/4/2021 tarihli kararıyla Mahkemece verilen kararın miktar itibarıyla kesin olduğu belirtilerek istinaf isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
5. Başvurucu, nihai kararı 20/6/2021 tarihinde öğrendikten sonra 12/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
6. Başvurucu, dava konusu yapıya ilişkin bir yıkım kararı olmadığını, kendilerine herhangi bir tebligat yapılmadığını, yapının hatalı olarak yıkıldığını, bu nedenle iptal davasına konu olabilecek bir idari işlemden söz edilemeyeceğini belirtmiş; Mahkemece yıkım işlemine karşı açılmış bir dava olmadığı gerekçesiyle verilen hüküm nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
7. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özünün, Mahkemenin davanın reddine karar verirken olgusal değerlendirme ve hukuki gerekçe oluşturmamasına yönelik olması nedeniyle başvuru gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
8. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
9. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemeler, makul bir gerekçe ile yanıt vermelidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
10. Somut olayda Mahkemece yargılama sırasında dava konusu yapının adres ve koordinatlarının tespitini içeren bilirkişi raporu alınmış, anılan rapor doğrultusunda 23/11/2020 tarihli ara kararla davalı idareden söz konusu yapının yıkımı hususunda yapılan iş ve işlemler ile buna yönelik bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenilmiştir. İdare tarafından gönderilen 14/12/2020 tarihli cevabi yazıda "bilirkişi raporunda belirlenen koordinatlar kontrol edildiğinde dava konusu yapının Yenişehir İlçe Belediye Encümeni'nin 18/12/2018 tarihli, 202 sayılı ve 12/2/2019 tarihli, 24 sayılı kararları doğrultusunda ihalesi yapılan metruk yapıların yıkımı işi kapsamında yıkıldığı, ancak söz konusu yapının adresine encümen kararlarında yer verilmediği" ifade edilmiştir.
11. Mahkeme kararında, yapılan araştırma sonucunda yapıya ilişkin emlak vergisi beyannameleri ve vergi tahsilat makbuzları ile bilirkişi raporu uyarınca davacıların yıktırıldığını iddia ettikleri yapının yıkım öncesi mevcut olduğu, söz konusu yapının Belediye Encümenince alınan toplu yıkım kararı kapsamında yıkıldığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Diğer yandan Mahkeme ara kararına Yenişehir Belediye Başkanlığınca verilen cevapta anılan Encümen kararında bu yapıya ait bilgilerin bulunmadığı, mahalle muhtarlığından metruk yapıların sahiplerine ilişkin bilgilerin istenildiği ancak muhtarlık tarafından metruk yapıların kimlere ait olduğu noktasında tespit yapılamadığı, metruk yapı sahiplerine ulaşılamadığı için yapının yıkımına dair tebligat yapılamadığının tespit edildiği açıklanmıştır.
12. Mahkeme, yıkıma ilişkin olarak alınan Encümen kararında dava konusu yapıya yönelik bilgilerin yer almadığı ve yıkım kararının ilgilisine tebliğ edilmediği yönünde tespitlerde bulunmasına karşın başvurucunun bina yıkıldıktan sonra - belirli olmayan yıkım kararına karşı- iptal davası açmadığını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde yapının yıkımına yönelik tesis edilen işlemin/işlemlerin iptaline ilişkin olarak idari yargı mercileri önünde açılmış herhangi bir davanın bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu yapının yıkımına dair tesis edilen işlemin/işlemlerin hukuk aleminde mevcut olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, dava konusu edilen metruk yapının yıkımına ilişkin ilgili mevzuatta öngörülen usul hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığına yönelik bir hukuki değerlendirme yapmamış ve davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme hükmünde kararın sonucuna etki eden ve yıkım konusu taşınmaza ilişkin iptal davasına konu olabilecek bir idari işlemin mevcudiyeti yeterli bir gerekçeyle karşılanmayarak bu kapsamda başvurucu tarafından yapılan iddia ve itirazların değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açmıştır.
13. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
14. Başvurucu; ihlalin tespiti ile tür belirtmeksizin 15.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
16. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
17. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2020/219, K.2021/55) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.