|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MUSTAFA SEYHAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/58283)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 1/10/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Murat BAŞPINAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mustafa SEYHAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Çağrı Seyfettin GÖKDEMİR
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, diğer haklara ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Olayların Arka Planı
1. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması Hakkında Genel Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Kamu makamları ve yargı organları olgusal temellere dayanarak bu teşebbüsün arkasında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) olduğu sonucuna ulaşmıştır (darbe teşebbüsü ve arkasındaki FETÖ/PDY'ye ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-36).
2. 2010 Yılındaki Kamu Personeli Seçme Sınavı Eğitim Bilimleri Testinin İptal Edilme Süreci
6. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından önceden ilan edilen sınav takvimine göre belirli tarihlerde Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) düzenlenmektedir. ÖSYM'nin resmî internet sitesinde yer alan bilgilere göre ortaöğretim ve ön lisans mezunları ile lisans mezunları için farklı şekilde uygulanan KPSS, kamu hizmeti ve görevlerine atanmak isteyen adayların müracaat ettiği merkezî bir sınavdır.
7. Öğretmen olarak atanmak isteyen lisans mezunlarının müracaat ettiği 2010 yılındaki KPSS 10 Temmuz Cumartesi günü gerçekleştirilmiş ve sınav sonuçları 11/8/2010 tarihinde ÖSYM'nin resmî internet sitesinde duyurulmuştur. Sonuçların açıklanmasından sonra geçmiş yıllara oranla çok sayıda adayın eğitim bilimleri testinde 120 sorunun tamamına doğru cevap verdiği anlaşılmıştır. Bu sonucun sınav sorularının bazı kişiler tarafından sınavdan önce temin edilerek kendileri ile bağlantılı diğer kişilere elektronik posta yoluyla gönderilmesinden ve bu şekilde sınavda toplu olarak kopya çekilmesinden kaynaklandığı yönünde yazılı ve görsel basında fazla sayıda habere yer verilmesi üzerine idari ve adli makamlarca söz konusu iddialarla ilgili farklı tarihlerde çeşitli soruşturmalar başlatılmıştır.
B. Başvurucuya İlişkin Süreç
8. 1980 doğumlu olan başvurucu Pamukkale Üniversitesi Tarih Öğretmenliği Bölümünden 2001 yılında mezun olmuştur.
9. Başvurucunun KPSS 2010 Lisans P3 Puan (Genel Yetenek ve Genel Kültür) türü ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına memur (sözleşmeli öğretmen) olarak ÖSYM tarafından yerleştirmesi yapılmıştır.
10. ÖSYM tarafından iptal edilen sınavdaki tüm sorulara doğru cevap veren veya yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapora göre birkaç soru yönünden yanlış seçenekte birleşen adaylar hakkında soruşturmalar başlatılmıştır. ÖSYM tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 15/3/2016 tarihli rapora göre genel yetenek testindeki birkaç soru yönünden yanlış seçenekte birleşen adaylardan biri olduğunun görülmesi üzerine başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik yapma, silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarını işlediği şüphesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır.
11. Soruşturma kapsamında başvurucunun 10/7/2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS eğitim bilimleri testinde 120 sorudan 113 soruyu doğru cevapladığı, 31/10/2010 tarihinde tekrarlanan eğitim bilimleri testine girdiği ve aynı başarılı performansı gösteremeyerek ve zorluk derecesi bakımından daha kolay olduğu bilirkişi raporlarıyla tespit edilen ikinci sınavdan ise 120 sorudan 71 soruyu doğru cevapladığı görülmüştür. Başvurucunun telefon iletişim kayıtlarının ayrıca incelenmesi sonucunda kendisi gibi yanlış seçenekte birleştiği görülen şüphelilerin bazılarıyla telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal verdiği, diğer bir ifadeyle baz birlikteliği olduğu, bir kısım şüphelilerle de aynı yıllarda birlikte çalıştığı ve işyeri birlikteliğinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bundan başka başvurucunun 2004-2010 yılları arasında FETÖ/PDY ile iltisaklı kurumlarda çalıştığını gösteren sosyal sigorta kaydı olduğu, ayrıca Bank Asya hesabında 31/12/2013-24/12/2014 tarihleri arasında para artışı olanları gösterir listede bulunduğu belirtilmiştir.
12. Soruşturma neticesinde Başsavcılık; başvurucunun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması talebiyle toplam doksan bir şüpheli hakkında 11/11/2016 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede 2010 yılındaki KPSS'nin iptal edilmesi ve bu konuda başlatılan adli işlemlerle ilgili detaylı açıklamalara yer verdikten sonra farklı dosyalar üzerinde yürütülen soruşturmalar kapsamında ifadeleri alınan bazı şüphelilerin sınav sorularını sınavdan önce kimlerden aldıklarına dair ikrarda bulunduklarını, yer verilen teknik bilirkişi raporlarındaki bulguların ve tespitlerin yanı sıra başvurucunun iptal edilen sınav üzerine girdiği sınavda gösterdiği başarının iptal edilen sınava nazaran oldukça düşük olduğunun anlaşıldığını ifade etmiştir.
13. İddianamenin kabulü ile açılan dava Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) E.2016/181 sayılı dosyası üzerinden görülmeye başlanmıştır. Otuz sekiz celsede tamamlanan duruşmanın 9/2/2017 tarihli dördüncü celsesinde başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; herhangi bir terör örgütüyle bir alakasının olmadığını, örgütsel faaliyet olarak herhangi bir şekilde para transferinde bulunmadığını, 2001 yılında çalıştığı dershanedeki maaşını almak için Bank Asyada hesap açtırdığını, 2009-2010 yıllarında çalıştığı kurumda açılan KPSS kursunda tarih ve vatandaşlık derslerine girmeye başladığını ve bu süreçte kendisinin de KPSS'ye girmeye karar verdiğini, çalışmalarını yoğunlaştırdığını beyan etmiştir. Ayrıca ilk sınav iptal edildikten sonra Muğla'da başka bir işe başvurduğunu ve bu nedenle de tekrar edilen sınava kadar olan dönemde çalışamadığını, sınav yeri de İstanbul'a alındığından yeterince dinlenemeden yorgunluk ve uykusuzluk altında tekrar sınava girdiğini, buna bağlı olarak da istediği sonucu elde edemediğini ileri sürerek suçlamaları kabul etmemiştir.
14. Öte yandan Başsavcılık, başvurucu hakkında yürütülen başka bir soruşturmada 12/2/2018 tarihli iddianameyle aynı suçlardan (kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma) cezalandırılması talebiyle yeni bir dava açmıştır. Mahkemenin E.2018/866 sayılı dosyasında 5/3/2018 tarihinde birleştirme kararı verilerek yargılamaya E.2016/181 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.
15. Yargılamanın tamamlanmasının ardından Mahkeme 7/11/2018 tarihinde hükmü açıklamıştır. Buna göre başvurucunun resmî belgede sahtecilik yapma suçundan beraatine, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 206.500 TL adli para cezasıyla, FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan ise 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararda; öncelikle FETÖ/PDY hakkında ayrıntılı açıklamalara yer vererek örgütün karakteristik özelliğinin gizlilik ve tedbir olduğunu, mensuplarını kamuya yerleştirmek amacıyla kamu sınavlarının sorularını önceden ele geçirme ve kendisine tam anlamıyla bağlı olan üyelere soruları vererek başarılı olmalarını temin etme gibi meşru olmayan yöntemleri sıklıkla uyguladığı yönünde değerlendirmelere yer vermiştir. Bu bağlamda Mahkeme gerekçeli kararında "sınav sorularını önceden aldığı kesin olarak tespit edilen bir kişinin örgüt üyesi olduğu karinesinin ortaya çıktığını" vurgulamıştır. Gerekçeli kararın anılan genel değerlendirmelere ilişkin kısmı şöyledir:
"D-2010 KPSS SINAVINDA SORULARIN SIZDIRILMASI İLE İLGİLİ HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE MAHKEMEMİZİN NİTELENDİRMESİ;
1-Terör Örgütü Üyeliği Suçu Yönünden;
Yukarıda ayrıntısı anlatıldığı üzere FETÖ tarafından bir şekilde (muhtemelen daha önceden ÖSYM'ye sızdırılan örgüt elemanlarınca) 2010 KPSS sınav sorularının çalınıp kurum dışına çıkartılarak sınavdan yaklaşık bir hafta önce örgüt mensuplarına dağıtıldığı sabit görülmüştür. Sızdırılan sınav sorularının FETÖ terör örgütü üyeleri dışında kişilere verilmesi mümkün değildir. Stratejisi ve hareket tarzı itibariyle gizliliğe ve tedbire azami derecede önem veren bu örgütün sınav sorularının sızdırılması gibi önemli ve kamuoyu nezdinde örgüt aleyhine rahatsızlık yaratacak bir konuda tedbirsiz davranması düşünülemez. ÖSYM'den çalınan sınav sorularının FETÖ tarafından %100 güvenilen örgüt mensupları dışındaki kişilere, hatta örgütle yeni tanışmış sempatizan konumundaki kişilere dahi verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle sınav sorularını önceden aldığı kesin olarak tespit edilen kişilerin Fetö terör örgütü üyesi olduğu karinesi oluşmaktadır."
16. Gerekçeli kararda başvurucu ile ilgili olarak Mahkeme, başvurucunun 2005-2010 yılları arasında bir kez KPSS sınavına girdiğini, 10/7/2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen bu sınavda KPSS eğitim bilimleri testinde 120 sorudan 113 soruyu doğru cevapladığını, 31/10/2010 tarihinde tekrarlanan sınavda eğitim bilimleri testine girdiğini ve aynı başarılı performansı gösteremeyerek ve zorluk derecesi bakımından daha kolay olduğu bilirkişi raporlarıyla tespit edilen ikinci sınavda ise 120 sorudan 71 soruyu doğru cevapladığını, aynı sınavda iptal edilmeyen Genel Yetenek Testinde 60 sorudan 49 soruyu, Genel Kültür Testinde ise 60 sorudan 54 soruyu doğru cevapladığını belirtmiştir. Mahkeme 10/7/2010 tarihli sınavın iptal edilmesi üzerine 31/10/2010 tarihinde tekrar edilen ve önceki sınava nazaran daha kolay olduğu bilirkişilerce tespit edilen sınava da giren başvurucunun aynı başarıyı gösteremeyerek bu defa doğru cevap sayısını 113'ten 71'e düşürdüğüne dikkati çekmiş, bu durumun iptal edilen 10/7/2010 tarihli sınavda gösterdiği başarının yeteneği dışında başka faktörlere dayandığı yönünde güçlü bir kanaat oluşturduğunu ifade etmiştir. Mahkeme bu kanaate dayanarak başvurucunun sınav sorularını önceden alarak hileli hareketlerle sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterip sıralamada diğer adayların önüne geçtiğini ve bu sebeple anılan terör örgütünün üyesi olduğunu, ayrıca hileli bu hareketiyle haksız şekilde kamu görevine atandığını ve birden fazla kez maaş aldığı için sınav sorularını sınavdan önce elde etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğini kabul etmiştir. Mahkeme soruları sınavdan önce alabilmesinin de başvurucunun örgüt üyesi olduğuna bir karine oluşturduğunu değerlendirmiştir.
17. Mahkeme, gerekçeli kararında başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan kurumlarda daha önceki tarihlerde çalışmış olmasına ve eşi olan M.S. ile genel yetenek testinin 39 numaralı sorusunda yanlış cevapta birleşmiş olmasına ilişkin tespite de delil olarak dayanmıştır. Gerekçeli kararın başvurucunun eylemleriyle ilgili olan kısmı şöyledir:
"Soruşturma aşamasında alınan 18.03.2015 tarihli Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme Bilirkişi İnceleme Raporuna Göre; tekrarlanan Eğitim Bilimleri sınavı, ilkine göre nispeten daha kolaydır. Elde edilen veriler incelendiğinde, 2010 yılında uygulanan KPSS Eğitim Bilimleri testinin iptal edilen ve tekrarlanan sınavına ikinci kez giren 2052 adaydan 35’i puanını artırırken, 18’i aynı puanı almış ve 1999 kişi puanını düşürmüştür. Aynı amaca yönelik tekrar edilen ve daha kolay olan bir sınavda adayların %97,4’ünün puanlarını düşürmesi olağan bir durum değildir. 2010 yılında yapılan Eğitim Bilimleri testinin her ikisine de giren adayların doğru cevap sayıları karşılaştırıldığında, sanığın 10 Temmuz 2010 tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı ile ilk sınava göre daha kolay olduğu ÖSYM ve bilirkişi tarafından belirtilen 31 Ekim 2010 tarihinde girdiği Eğitim Bilimleri Sınavı doğru cevap sayısı arasındaki farkın 42 (doğru cevap sayısındaki düşüş) olduğu, ilk uygulanan Eğitim Bilimleri testindeki doğru cevap sayısı ile ikinci kez uygulanan Eğitim Bilimleri testindeki doğru cevap sayısının farkının 12 ve üzeri olması adayların iki farklı testteki başarı puanlarının tesadüfi hata ile açıklanamayacak kadar büyük olduğu ve bu nedenle sanığa ait 2010 yılı Eğitim Bilimleri Testinin doğru cevap sayıları farkının beklenenden yüksek çıkmasının ölçmenin standart hatası ölçütü ile açıklanamayıp, başka etkenlerden kaynaklanabileceğine yönelik GÜÇLÜ KANAAT OLUŞTUĞU anlaşılmıştır.
Sanığın 2010 KPSS sınavında Eğitim Bilimleri testinde 100 ve üzeri doğru yapan şüpheli 3227 kişi ile olan irtibatlarına bakıldığında ise, benzer şekilde 2010 yılındaki ilk sınava girip (120) sorudan (116) doğru yapıp, ikinci sınavda ise (120) sorudan (86) doğru yapan[M.S.]nin sanığın eşi olduğu tespit edilmiştir. Genel Yetenek Testinin 39 numaralı sorusunda Mustafa SEYHAN’ın, eşi [M.S.] ile birlikte aynı yanlış şıkta birleştiği görülmüştür.
Sanığın KPSS 2010 Lisans P3 Puan (Genel Yetenek ve Genel Kültür) türü ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına Memur olarak ÖSYM’ce yerleştirilmesinin yapıldığı ve iddianame tanzim tarihine kadar maaş, ek ders vs olmak üzere toplam 99.135,19-TL gelir elde ettiği anlaşılmıştır.
Sanık hakkında yukarıda bahsedilen deliller değerlendirildiğinde,
Ölçme değerlendirme bilirkişi raporunda belirtildiği üzere 2010 yılındaki başarı grafiğindeki anormal yükselişin şüpheli olduğu, 31.10.2010 tarihinde tekrarlanan Eğitim Bilimleri Testinin ise zorluk derecesi bakımından daha kolay olduğu bilirkişi raporlarıyla ve ÖSYM yazısıyla sabit olmasına rağmen başarısında büyük bir düşüş olduğu ve ikinci sınavda (120) sorudan (71) soruyu doğru cevapladığı nazara alındığında iptal edilen sınavdaki yüksek başarının kendi başarısı olmadığı kanaatine varılmıştır. Sanığın ilk sınava çok çalışıp yüksek başarı elde edip ikinci sınava ise hazırlanamaması sebebiyle başarısının düştüğü şeklindeki savunması mahkememizce makul görülmemiş ve suçtan kurtulmaya yönelik nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Anlatılan nedenlerle; FETÖ tarafından sızdırılan 2010 KPSS sorularını önceden alarak sınavda yüksek başarı elde eden sanığın FETÖ/PDY üyesi olduğu, örgütün 2010 yılında aldığı kararla hem kendi okullarında maaşlı olarak çalıştırdığı üyelerini kamuya aktarıp maaş yükünden kurtulmak, yeni gelenlere yer açmak, bu şekilde himmet adı altında topladığı aidatları artırmak ve hem de mahrem hizmetlerdeki örgüt mensuplarının eşlerinin ve mahrem imamların kamuya atanması için sınav sorularını sızdırdığı, sanığın sınav öncesi örgüt tarafından kendisine verilen sorulara çalışarak sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterip, sıralamada diğer adayların önüne geçtiği, tekrar edilen Eğitim Bilimleri testinden aldığı puan ve iptal edilmeyen ancak kopya çekildiği mahkememizce kabul edilen Genel Kültür-Genel Yetenek testlerinden aldığı puanla Milli Eğitim Bakanlığına öğretmen olarak atandığı ve iddianame tanzim tarihine kadar maaş, ek ders vs olmak üzere gelir elde ettiği, sınav sorularını önceden alarak hileli hareketlerle sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterip, sıralamada diğer adayların önüne geçtiği anlaşılmış, bu sebeple anılan terör örgütünün üyesi olduğu sabit olmuş, hukuki kesintinin iddianamenin tanzimi ile gerçekleşeceği cihetle, sanığın birleşen dosyalarının bir kül halinde değerlendirilmesi sonucu 'tek' örgüt üyeliği suçunun oluştuğu anlaşılarak bu suçtan mahkûmiyet; bunun yanında sanığın diğer adayların önüne geçtiği hileli bu hareketiyle haksız şekilde kamu görevine atandığı ve birden fazla kez maaş aldığı için sanığın eyleminin zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu sonuç ve kanaatine varılarak bu suçlardan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ise de, yukarıda ayrıntısı anlatıldığı üzere, iddianamedeki anlatım itibariyle sanığın ÖSYM sonuç belgesi üzerinde sahtecilik yaptığının iddia edilmediği, iddianın içerik sahteciliğine yönelik olduğu, içerikte sahteciliğin yukarıdaki anlatımlar karşısında ancak memur kişi tarafından işlenebileceği, sanığın sınav tarihinde memur olmaması nedeniyle içerik sahteciliğinin faili olamayacağı, dolayısıyla sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla atılı suçtan beraatine karar verilmiştir."
18. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 25/11/2020 tarihinde verdiği kararla kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçu yönünden kesin olmak üzere, silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçu yönünden verilen karar kesinleşmiştir. Başvurucu müdafi, kesin olarak verilen bu hükme karşı 5/1/2021 tarihinde temyiz başvurusu yapmıştır. İstinaf Dairesi aynı tarihte verdiği ek kararla ceza miktarı itibarıyla hükmün temyiz edilemeyecek nitelikte bulunduğunu belirterek temyiz isteminin reddine karar vermiştir.
19. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçundan verilen hükümle birlikte diğer suçtan verilen temyiz isteminin reddi kararına karşı da temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 16/9/2021 tarihinde verdiği kararla, "dosyada mevcut diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle, sanıklar ..., Mustafa Seyhan, ... yönünden ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları beklenilmeden karar verilmesinin sonuca etkili görülmediğini" belirterek hükümdeki uygulama hatasını da düzeltmek suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen hükmü onamıştır. Ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçu yönünden verilen temyiz talebinin reddine yönelik İstinaf Dairesinin ek kararını da onamıştır.
20. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin nihai kararı 22/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesi şöyledir:
"Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir."
22. 5237 sayılı Kanun'un "Nitelikli dolandırıcılık" başlıklı 158. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Dolandırıcılık suçunun;
...
e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,
...
İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. ..."
23. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" başlıklı 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 272. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir."
25. 5271 sayılı Kanun'un "Temyiz" başlıklı 286. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
(2) Ancak;
a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,
Temyiz edilemez."
B. Yargıtay İçtihadı
26. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 6/12/2023 tarihli ve E.2023/3-376, K.2023/644 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Diğer taraftan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
27. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13/9/2023 tarihli ve E.2022/1548, K.2023/5483 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemleri
Ayrıntıları Dairemizin 26.10.2017 tarih ve 2017/1809 esas 2017/5155 karar sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, syf. 383 vd).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütünniteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin 'suç işlemek amacı' olması aranır (Toroslu özel kısım syf. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280).
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında;
Oluş ve dosya kapsamına göre, sanığın 2010 KPSS sınavına girdiği, iptal edilen 2010 KPSS sınavında Eğitim Bilimleri testinde 120 sorudan 119 soruyu, Genel Kültür testinde 60 sorudan 50 soruyu doğru cevaplandırdığı, iptal edilen Eğitim Bilimleri testine ilişkin 31.10.2010 tarihinde yapılan sınavda Eğitim Bilimleri testinde 120 sorudan 80 soruyu doğru cevaplandırdığı, iptal edilen sınavda 100 ve üzeri net yapan 5 şahısla aynı kurumda çalıştığı, Genel Kültür sınavında 44 nolu soruda yanlışta birleşen adaylar arasında bulunduğu belirlenerek kamu kurum ve kuruluşlarının zararına neden olacak şekilde dolandırıcılık suçunun varit olduğunun dikkate alındığı ve bu hususun silahlı terör örgütü suçuna dayanak teşkil ettiğinin kabul edildiği somut olayda silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin suçlamayı kabul etmeyen sanığın FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı kurumlarda çalışmasının örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği, kod adı kullanmayan, bylock kullanıcısı olmayan sanığın örgütle organik ilişki içine girip süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterenörgütsel eylem ve faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı dikkate alındığında, atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraati yerine yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemleri
Dosya içerisine alınan 18.03.2015 tarihli bilirkişi raporunda sanığın iki ayrı sınavdaki başarı farklılığının tesadüfi olamayacağına yönelik güçlü kanaat oluştuğunun ifade edilmesi karşısında; ihtimallere dayanan yüzdelik oranlarının yer aldığı değerlendirme içermesi, sanığın hileli bir davranışını ortaya koymaya elverişli olmadığı gibi, kişinin önceki ve sonraki yıllardaki doğru ve yanlış cevap sayılarının kıyaslanarak, sınav sorularını haksız elde etmek sureti ile sınavda hileli yollarla yüksek puan aldığının kesin olarak ispatlanamayacağı, ayrıca bilirkişi raporunu teyit eder başkaca delil, beyan, bilgi bulunmadığı gibi, bilirkişi raporunda sınav sorularının alındığına dair kesin kanaatin de bildirilmediği de gözetilerek, sanığın üzerine atılı kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak mahkûmiyetini gerektirir yeterli delil bulunmadığından beraati yerine, delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur."
28. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 8/12/2021 tarihli ve E.2021/4666, K.2021/10380 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"III-Katılan Hazine ve Maliye Bakanlığı, sanık ve müdafiinin kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Somut olayda, öğretmenlik görevinden 24.12.2017 tarihinde 695 sayılı KHK ile ihraç edilen sanığın 10.07.2010 tarihinde yapılan KPSS sorularını ve cevaplarını sınav öncesinde temin etmek suretiyle atandığından bahisle mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, sanığın daha sonra yapılan 31.10.2010 tarihli iptale konu olmayan KPSS’nin eğitim bilimleri ve 10.07.2010 tarihinde yapılan KPSS’nin genel kültür genel yetenek kısmı ile atandığı ve atandığı bu sınava ilişkin kendisine soru verildiği hususunda, dolayısıyla atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve 2009 yılı KPSS genel kültür genel yetenek testi ile 2010 yılı genel kültür genel yetenek testlerindeki doğru cevap sayısı farkının 8 olmasının dosya kapsamında makul düzeyde delil teşkil etmediği gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, katılan Hazine ve Maliye Bakanlığı vekili ile sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA [karar verilmiştir]."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Anayasa Mahkemesinin 1/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık Yapma Suçu Yönünden
30. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı merciilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini, soruları sınavdan önce ele geçirdiğine dair somut bir delil olmadığını, bu bağlamda yanlış seçenekte birleşme ve önceki sınava nazaran daha kolay bir sınavda düşük performans göstermesinin olağan olamayacağı gibi varsayımlardan hareketle cezalandırıldığını belirterek çeşitli anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nde (İçtüzük) belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını yinelemiştir.
33. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür (Deniz Baykal [2. B.], B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32). 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
34. Bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliği, öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu [2. B.], B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir. Başvurucunun nihai kararın gerekçesini dava dosyasını incelemek suretiyle öğrenmesi mümkündür. Bu doğrultuda dosyadan suret alınması gibi hâllerde başvurucunun gerekçeli kararı öğrendiği kabul edilebilir. Başvurucuların nihai kararın gerekçesini öğrendiklerini beyan ettikleri tarih de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İlyas Türedi [1. B.], B. No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21, 22).
35. Somut olayda başvurucunun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden İstinaf Dairesinin kesin olarak verdiği karardan en geç bu hükme karşı temyiz talebinde bulunduğu 5/1/2021 tarihinde haberdar olduğu görülmektedir (bkz. § 18). Bu durumda nihai kararı öğrenme tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 9/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı merciilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini, soruları sınavdan önce ele geçirdiğine dair somut bir delil olmadığını, bu bağlamda yanlış seçenekte birleşme ve önceki sınava nazaran daha kolay bir sınavda düşük performans göstermesinin olağan olamayacağı gibi varsayımlardan hareketle cezalandırıldığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
38. Bakanlık görüşünde; 6216 sayılı Kanun ve İçtüzükte belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığı değerlendirildiği takdirde başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.
39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
40. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı merciilerince yeterli açıklamalara yer verilmediği yönündeki şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
44. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
45. Mahkemece başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasında FETÖ/PDY ile iltisaklı olan kurumlarda daha önceki tarihlerde çalışması delil olarak kullanılmıştır. Yargıtay, bu tür eylemlerin örgütsel alanda olduğunun kabul edilmesi için örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Başvuruya konu olayda ise ilk derece mahkemesinin iltisaklı kurumda çalışmış olmanın örgütsel özellik taşıyıp taşımadığı konusunda bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Nitekim Yargıtay, kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmalarının tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı].
46. Hazırlanan iddianamede başvurucunun 2010 KPSS'de hakkında soruşturma yürütülen bir kısım şüphelilerle HTS irtibatının olması, yine bir kısmıyla aynı yıllarda aynı işyeri arkadaşlıklarının bulunması ve belirtilen HTS irtibatlı bir kısım şahıslar arasında para transferine ilişkin tespitler bulunduğu iddia edilmiş ise de anılan bu tespitlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesine yönelik bir değerlendirme yapılmamıştır. Ayrıca Mahkemece de bu iddialar kararda mahkûmiyete dayanak olarak alınmamıştır.
47. Geriye ilk derece mahkemesinin ifade ettiği şekliyle sınav sorularını önceden aldığı kesin olarak tespit edilen kişilerin FETÖ/PDY üyesi olduğu yönündeki kabul kalmaktadır.
48. Mahkeme 2010 yılı KPSS sorularının örgütlü bir yapı tarafından sınavdan önce ele geçirilerek bu yapıya yakın kişilere sızdırıldığı iddiası hakkında yürütülen ana soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporlarına ve diğer delillere atıf yapmak suretiyle söz konusu örgütlü yapının FETÖ/PDY olduğunu kabul etmiştir. Nitekim bahsi geçen ana soruşturma kapsamında sınavdan çok önceki bir tarihte soruların bilgisayarında kayıtlı olduğu tespit edilen ve ifadesi alınan bazı şüpheliler tarafından verilen soruların kendilerine ulaştırıldığı yönündeki beyanlara/ikrarlara dayanılmıştır. Yine aynı olaya ilişkin olarak yürütülen başka soruşturmalar kapsamında ifadeleri alınan diğer şüphelilerin de sınav sorularının kendilerine FETÖ/PDY tarafından dağıtıldığına dair ikrar içeren ifadeler verdiği gerekçeli karardan anlaşılmaktadır.
49. Gerekçeli karara göre örgütün stratejisi ve hareket tarzı itibarıyla gizliliğe ve tedbire son derece önem verdiği dikkate alınarak sınav sorularının sızdırılması gibi örgüt aleyhine rahatsızlık yaratacak bir konuda tedbirsiz davranmasının düşünülemeyeceği değerlendirilmiş ve sızdırılan soruların sadece örgüte tam sadakatle bağlı olan üyelere dağıtıldığı kabul edilmiştir. Bu kabule göre sınav sorularını önceden aldığı kesin olarak tespit edilen kişilerin FETÖ/PDY üyesi olduğu karinesi oluşturulmuştur.
50. Mahkemece FETÖ/PDY tarafından sızdırılan sınav sorularının sınavdan önce başvurucuya verildiği ve bu suretle anılan suçun işlendiği yönündeki kabulün başvurucunun farklı tarihlerde yapılan sınavlarda sergilediği başarı farkına dayandırıldığı görülmekle birlikte soruların kim tarafından, ne şekilde başvurucuya verildiği hususunda somut bir değerlendirmede bulunulamadığı görülmüştür. Diğer bir ifadeyle Mahkeme sınavlar arasındaki başarı farkının tesadüf olamayacağı kanaatiyle başvurucunun sınav sorularını önceden elde etmek suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği sonucuna ulaşmış ancak tümüyle ihtimale dayanan bu kanaati destekleyen ve başvurucunun sınav sorularını sınavdan önce hileli bir davranışla elde ettiğini ortaya koyan bir delil göstermemiştir (bu konuya ilişkin Yargıtay değerlendirmeleri için bkz. §§ 26-28).
51. Mahkeme başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle sonradan kapatılan kurumlarda 2004-2010 yılları arasında çalışmış olmasını da delil olarak kabul etmiştir ancak Mahkemenin değerlendirdiği delillerin hiçbirinin başvurucunun soruları sınavdan önce kimden ve ne şekilde aldığını, diğer bir ifadeyle olayın nasıl gerçekleştiğini doğrudan ortaya koyamadığının altı çizilmelidir. Dahası Mahkeme örgütün sadece karakteristik özelliklerini temel alarak soruları kendisine sıkı sıkıya bağlı mensupları dışında hiç kimseye vermeyeceğini kabul etmiş; örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle başvurucuyu silahlı örgüt üyeliği suçundan da mahkûm etmiştir. Başvurucunun suçlamayı kabul etmemesi karşısında gerekçeli kararda silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyete yeterli bir değerlendirme yapıldığını söylemek mümkün gözükmemektedir.
52. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58). Ancak başvurucunun savunmasında belirttiği iddialarının kararın sonucunu değiştirebilme ihtimali olan iddialar olduğu ve bildirilen bu durum hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmüştür.
53. Eldeki olayda ilk derece mahkemesi -başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olan kurumlarda daha önceki tarihlerde çalışması ve sınav sorularını önceden aldığı kesin olarak tespit edilen kişilerin FETÖ/PDY üyesi olduğu karinesiyle alakalı olgular bir bütün olarak ele alındığında- başvurucunun bir terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğini somut olayın koşullarında ortaya koymakta başarılı olamamıştır.
54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
55. Başvurucu ayrıca suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle birlikte tarafsızlık, bağımsızlık ve kanuni hâkimlik ilkelerine aykırı karar verildiğini, müdafi yardımından faydalanma hakkının kısıtlandığını, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım hakları ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının da ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü anılan bu şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına ihlalin sonuçları itibarıyla bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
56. Tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Fırat İşgören ([1. B.], B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34) ve Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) kararları doğrultusunda süre aşımı nedeniyle, ceza infaz kurumuna gelen belgelerin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine kaydedilmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin ve el konulan dijital materyallerin kendisine geri verilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarının bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği İsmail Buğra İşlek ([1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkin ise açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğün yerine getirilmediğinden ve dolayısıyla bu iddialar temellendirilemediğinden Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
57. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 10.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
58. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
59. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
60. Maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunulmadığı için maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından da manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvenceleri ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/181, K.2019/464) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, ceza yargılamasında esaslı iddia ve savunmalarının gerekçede değerlendirilmediğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
2010 yılında yapılan KPSS sınavında tüm sorulara doğru cevap veren ve birkaç soruda yanlış seçenekte birleşen adaylar hakkında soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılık tarafından, soruşturma kapsamında başvurucunun eğitim bilimler testindeki120 sorudan 113 soruyu doğru cevapladığı, 31.10.2010 tarihinde tekrar edilen ve daha kolay olduğu bilirkişi raporlarıyla tespit edilen sınavda ise 120 sorudan 71 soruyu doğru cevapladığı, başvurucunun telefon iletişim kayıtlarının incelenmesinden kendisi ile yanlış seçenekte birleşen bazı şüpheliler ile birlikte aynı baz istasyonundan sinyal verdiği, bazı şüphelilerin ise işyeri birlikteliklerinin olduğu, bunun dışında başvurucunun 2004-2010 yılları arasında FETÖ/PDY ile iltisaklı kurumlarda çalıştığını gösteren sosyal güvenlik kaydının olduğu, ayrıca Bank Asya hesabında 31.12.2013 ila 24.12.2014 tarihleri arasında para artışları olduğu belirtilmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava görülmeye başlanmış ve yargılama sonucunda mahkemece başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan ve terör örgütüne üye olma suçlarından mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu kararlar istinaf ve temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Yerel Mahkeme gerekçesinde özetle, başvurucunun iptal edilen KPSS sınavında toplamda eğitim bilimleri testinden 120 sorudan 110 soruyu doğru cevapladığı, başvurucunun eşinin de 120 sorudan 116’sını doğru cevapladığı, genel yetenek testinde 39. soruda aynı yanlışı yaptıkları, tekrar edilen sınavda isebaşvurucunun eğitim bilimleri testinden 120 sorudan 71 soruyu eşinin ise 86 soruyu doğru olarak cevaplayabildiği, bu durumun iptal edilen sınavdaki başarının başvurucunun başarısı olarak değerlendirilmesini mümkün kılmadığı, FETÖ/PDY’nin örgüt mensupları ve eşlerinin kamuya atanması için sınav sorularını sızdırdığı, başvurucunun kendisine verilen sorulara çalışarak hileli şekilde diğer adayların önüne geçtiği, tekrar edilen sınavda aynı başarıyı gösteremediği, bu nedenle terör örgütü üyesi olduğunun sabit olduğu, başvurucunun haksız şekilde memur olarak atanarak birden fazla kez maaş aldığı, bu fiilin ise zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusunda (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) FETÖ/PDY örgütünün özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalara yer vermiştir. Söz konusu kararda yapılan tespitlerin bazıları şöyledir; “…i.FETÖ/PDY’nin başlangıçta özellikle din ve eğitim alanında faaliyet göstererek toplumda meşruiyet kazanmaya çalışmıştır. ii. FETÖ/PDY, bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur…iv. FETÖ/PDY'nin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları, radyolar, İnternet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir…”. Bu kararda belirtildiği üzere, FETÖ/PDY terör örgütünün ortaya çıkması ve toplumda meşruiyet kazanmasındaki en önemli unsur, eğitim faaliyetleri olmuştur. KPSS sınavının ve özellikle eğitim bilimleri testine ilişkin soruların önceden elde edilmesi ve örgütle irtibatlı ya da iltisaklı belirli kişilerle paylaşılması, örgütün resmi kurum ve okullara kendi bünyesi içerisinde yer alan kişilerin öğretmen olarak atanmasını sağlaması ve bu şekilde eğitim sektöründeki yapılanmasının bir görünümünü oluşturmaktadır.
Başvurucunun Tarih Öğretmenliği mezunu olup, iptal edilen KPSS sınavı sonucunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na (sözleşmeli öğretmen) memur olarak yerleştirildiği, FETÖ/PDY örgütü ile iltisaklı kurumlarda çalıştığı, eşi ile birlikte girdiği sınavda çok yüksek sayıda soruyu doğru cevapladığı nazara alındığında artık başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısına bilerek dahil olup olmadığı ya da eylemlerinin çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik içerdiğinin ortaya konulmadığını söylemek mümkün değildir. Yargılamayı yapan mahkeme ve bu kararı denetleyen istinaf ve temyiz mahkemeleri başvurucunun sadece ilk sınavda çok sayıda soruyu doğru cevapladığı için örgüt üyeliğini kabul etmemiş, başvurucunun ve eşinin ilk sınavdaki başarısı yanında, tekrar edilen sınavdaki başarı ölçütlerini, eşi ile yanlış soruda birleşmelerini ve başvurucunun memuriyet öncesi terör örgütü ile iltisaklı kurumlarda çalıştığını da değerlendirmiş ve bu hususları gerekçeli kararına yansıtmıştır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.