|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
AHMET ALTUNBAŞ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/54014)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet AKTEPE
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Ahmet ALTUNBAŞ
|
|
|
|
2. Ali ALTUNBAŞ
|
|
|
|
3. Özlem ALTUNBAŞ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mücahit AYDIN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; park hâlindeki vagonların üzerine çıkan çocuğun elektrik tellerine tutunması sonucu elektrik akımına kapılarak yaralanması, bu olay nedeniyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Olay tarihinde 15 yaşında olan başvurucu Ahmet Altunbaş, 29/11/2018 günü yanında dört arkadaşıyla tren raylarında bir süre oturduktan sonra orada park hâlinde duran bir vagonun üzerine çıkmıştır. Bu esnada elektrik akımına kapılması sebebiyle kısa süreli bir alev topu meydana gelmiş ve başvurucunun vücudunda yanıklar oluşmuştur.
3. Yaralanma olayı sonrasında Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başlatılan soruşturmada Ceyhan Tren Garı İstasyon Şefliğine ait güvenlik kamera kayıtları incelenmiş ve görüntülere göre saat 13.52'de tren raylarında oturan beş kişinin oturdukları yerin karşısındaki yaya üst geçidine yakın ray üzerindeki yük treninin vagonunun üzerine 13.56'da peş peşe çıktığı ve bundan üç dakika sonra da bulundukları yerde alev topu oluştuğu tespit edilmiştir.
4. Olay yerinde bulunan ve başvurucu Ahmet Altunbaş'ın arkadaşı olan A.G. soruşturma kapsamında alınan beyanında tren rayları üzerinde bir süre gezen başvurucunun park hâlindeki bir vagona tırmandığını, kendisine inmesi için bağırdığını, vagonun üzerindeki tellere tutunarak "Bak, ben telleri tutuyorum." dediğini, kendisine cevaben "Telleri bırak, aşağı in. Seni elektrik çarpar." söyleminde bulunduğunu ancak başvurucunun dinlemeyerek elektrik tellerini tutmaya devam ettiğini, sonunda tellerden ateş çıktığını, başvurucunun yere düştüğünü belirtmiştir. Tren istasyonunun bulunduğu yerdeki üst geçitten geçerken tesadüfen olayı gören S.K. vagonun üzerindeki kişinin "Bak, elim yetiyor." diyerek tellerden tutunduğunu, bir anda ses ve ateş çıktığını beyan etmiştir.
5. Olay yeri inceleme raporunda Elçibey Caddesi ile tren istasyonu arasında 160 cm yüksekliğinde beton direk arası demir korkuluk olduğu, korkuluğun ve yan taraftaki elektrik direğinin üzerinde "DİKKAT ÖLÜM TEHLIKESİ, HAVAİ HATLARDA YÜKSEK GERİLİM VAR, YAKLAŞMAK TEHLİKELİVE YASAKTIR" ibareleri yer alan uyarı levhasının bulunduğu açıklanmıştır.
6. Başsavcılık 8/1/2019 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçede öncelikle süreç ve deliller aktarıldıktan sonra olayın uyarı levhasını umursamayan başvurucu Ahmet'in kendi hatası ve ihmali sonucu gerçekleştiği, yaralanmasında üçüncü kişilere izafe edilecek atfı kabil bir kusur bulunmadığı, kanunun aradığı suçun ve suç unsurlarının olayda oluşmadığı ifade edilmiştir. Karara yönelik itiraz 24/1/2019 tarihinde reddedilmiştir.
7. Başvurucular Ali Altunbaş ve Özlem Altunbaş kendi adlarına asaleten, oğulları Ahmet Altunbaş adına velayeten olay nedeniyle doğan maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğüne (TCDD/İdare) 17/4/2019 tarihinde başvurmuştur. İdare 11/7/2019 tarihinde kendilerine izafe edilebilecek kusur ve sorumluluk bulunmadığı gerekçesiyle başvuruculara tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını bildirmiştir.
8. Başvurucular, taleplerinin reddedilmesi üzerine Ahmet Altunbaş'ın fotoğraf çekmek için atıl durumdaki vagona çıktığını, ilçe merkezinden geçen ve ilçeyi ikiye bölen demir yolunda istasyon ve hemzemin geçit görevlilerinin yeterli uyarıları yapmadığını, demir yoluna geçmeyi önleyecek yeterli tedbirin alınmadığını, 160 cm yüksekliğindeki korkulukların ve elektrik direği üzerine yazılmış uyarıların yeterli olmadığını, 30 bin volt elektrik geçen bir hattın güvenliğinin daha sıkı tutulması gerektiğini, raylar üzerinde uzun süre oturan Ahmet Altunbaş ve arkadaşlarının hiçbir görevli tarafından uyarılmadığını ve vücudunun %52'si yanan Ahmet Altunbaş'ın çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaştığını belirterek hizmeti kusurlu işlettiğini ileri sürdükleri İdare aleyhine 9/8/2019 tarihinde tam yargı davası açmıştır.
9. İdare, savunma dilekçesinde öncelikle olayda yaralanan başvurucu Ahmet'in olay tarihinde reşit olmasa da mümeyyiz olduğunu, bu nedenle doğru ile yanlışı ayırt edebilme gücüne sahip olmasının kendisinden beklendiğini, yasak olan bu eylemle mümeyyiz bir kişiden beklenebilecek asgari dikkat kurallarına uymadığını, riski göze alıp kendi iradesiyle yasaklanmış, çok tehlikeli ve kendi can emniyetini zora sokan bir eyleme giriştiğini, böyle bir davranıştan kaçınmanın durumun icap ettirdiğini, kanun ve nizamlara uyması gereken her vatandaştan beklenen normal bir davranışın söz olduğunu ileri sürmüştür.
10. Dilekçede ayrıca aşağıdaki hususlara dikkat çekilmiştir:
i. Vagonların yüksekliği yaklaşık 4 metredir. 4 metre yüksekliğindeki bir vagonun üzerine çıkmak için özel bir çaba gerekmektedir.
ii. Kataner hattı (trenlere elektrik enerjisi sağlamak amacıyla kullanılan hat) ise yerden 5,75 metre yüksekliğinde olup çalışma voltajı 27.500 volttur. Bu voltaj elektrikli makinelerin seyri için gerekli olup bu yola elektrikli makinenin girip çıkması için elektrik hattının bulunması zorunludur.
iii. Kataner hattının askıya alındığı direkler beton olup her birinde 30/11/2000 tarihli ve 24246 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği (Yönetmelik) uyarınca (madde 44, p bendi) gömme ve yağlı boya ile çıkmayacak biçimde ölüm tehlikesi işareti vardır. Ayrıca istasyon sahası içinde birçok noktada yazılı ve görsel uyarıcı tehlike ikaz ve işareti bulunmaktadır.
iv. Olayın meydana geldiği hattaki tüm imalat ve montajlar Yönetmelik'e uygun olarak imal edilmiş, söz konusu imalat ve montajlar Uluslararası Demiryolları Birliği (UIC) standartlarına uygundur.
v. Olay yerinde TCDD tarafından konulan elektrik uyarı levhalarının bulunduğu, gerek direklerde gerek vagonların üzerinde gerekse de gar sahasında pek çok yerde gar sahasına girmenin tehlikeli ve yasak olduğu, söz konusu elektrik tellerinde yüksek gerilim hattının yer aldığı önünde ikazlar içeren tabela ve levhaların mevcut olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca İdarece eklenen olay yerine ilişkin belge ve fotoğraflarda da söz konusu uyarı ve ikaz levhalarının bulunduğu açıkça görülmektedir.
vi. Olayın meydana geldiği yer, ana hat yollarının beslemeleriyle irtibatlı olduğundan elektriğin bağımsız olarak kesilme imkânı yoktur.
vii. Gar sahasına girilmesi ve vagona tırmanılması sırasında hiçbir görevlinin uyarmadığı iddiası yönünden Ceyhan gar sahasında güvenlik görevlileri bulunmakla birlikte gerek gar sahasının çok geniş olması gerekse hiçbir kurumda ve işletmede olmadığı gibi böyle bir görevlerinin olmaması sebebiyle bu beyanı dayanak yapmak mümkün değildir. Zira demir yolu alanlarının tehlikeli olduğunu bilmek gerektiği gibi bu konuda uyarıcı levhalar da kullanılmıştır. Aksinin kabulü hâlinde Karayolları Genel Müdürlüğünün tüm otobanlarda ortalama 500 metrede bir, otobana girmek isteyen vatandaşları otobanın yayalar için tehlikeli olduğuna dair uyarması için görevli bulundurması, bunun için personel istihdam etmesi gerekmektedir. Aynı durum tüm göl, baraj, nehir ve kanallar için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü açısından da geçerlidir ki bu durum imkânsızdır.
11. Adana 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde görülen davada verilen ara kararıyla olaya ilişkin soruşturma evrakı Başsavcılıktan talep edilmiştir.
12. İdare Mahkemesi 20/12/2019 tarihli kararıyla başvurucuların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermiştir. Gerekçede; ceza soruşturmasındaki tespitler de dikkate alınarak olay tarihinde 15 yaşında ve ortaokul öğrencisi olan, ayırt etme gücüne sahip, okuma yazma bilen, hareketlerinin anlam ve sonuçlarını idrak edebileceği yaş ve olgunluğa erişmiş olan başvurucu Ahmet Altunbaş'ın tren istasyonu çevresindeki uyarı levhalarını ve olay anında yanında bulunan arkadaşının sözlü uyarılarını dikkate almayarak kendi iradesiyle vagonun üzerine çıkıp vagonun üzerinden yaklaşık 2 metre yükseklikteki elektrik tellerine tutunarak vagon üzerinde yürüdüğü esnada elektrik akımına kapılarak vücudunun yaklaşık %52'sinin yanmasına kendi kusurlu hareketiyle sebep olduğu, meydana gelen zararda İdarenin veya üçüncü kişilerin herhangi bir etkisi ya da kusurlu hareketi olmadığı, İdarece sunulan hizmetin barındırdığı riskin zararlı sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik demir korkuluk ve yazılı uyarı levhalarıyla yeterli ve gerekli güvenlik önlemlerinin alındığı, zarar görenin zararın oluşumuna neden olan kusurlu hareketi nedeniyle hizmet sunucusu davalı idareye atfedilebilir bir hizmet kusuru bulunmadığı hususlarına yer verilmiştir.
13. Başvurucuların istinaf talebini inceleyen Adana Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (Daire) 15/9/2021 tarihinde kararının dayandığı gerekçenin usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek istinaf talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir.
14. Başvurucular, nihai kararı 27/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 27/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Ali Altunbaş ve Özlem Altunbaş Yönünden
17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşul, birlikte bulunmalıdır. Bu ön koşullar başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edilmesi, bu ihlalden dolayı kişinin kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesi için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilen ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlaması gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün kabulü için yeterli değildir (aktarılan ilkeler için bkz. Fetih Ahmet Özer [1. B.], B. No: 2013/6179, 20/3/2014; Ayşe Hülya Potur [2. B.], B. No: 2013/8479, 6/2/2014).
18. Başvuru konusu olayda ihlal iddiası, Ahmet Altunbaş'ın elektrik akımına kapılması sonucu yaralanması temelinde ileri sürülmüştür. İhlal iddiasına konu ihmalin mağduru doğrudan şu anda hayatta olan Ahmet Altunbaş'tır. Bu bağlamda hak ihlali iddiasına temel olan yaralanmanın doğrudan mağduru olmayan Ali Altunbaş ve Özlem Altunbaş'ın mağdur statüsünün olmadığı açıktır.
19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun başvurucular Ali Altunbaş ve Özlem Altunbaş yönünden kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Ahmet Altunbaş Yönünden
20. Başvurucu; idarenin yeterli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle ilçe merkezinde yoğun hareketliliğin olduğu bir tren istasyonundaki raylar üzerinde arkadaşlarıyla rahatça vakit geçirebildiğini, 160 cm olan korkulukların yayaların tren yoluna girişini engellemediğini, sosyal medyada daha önce birçok insan benzer hareketlerde bulunup zarar görmediği için kendisinin de zarar görme ihtimalini bilmediğini, istasyon ve vagon arasında herhangi bir sözlü ya da yazılı uyarıyla karşılaşmadığını, çıktığı vagonda uyarı levhası ya da yazısı görmediğini, merdiven kısmında da yetkisiz kişilerin tırmanmasını engelleyecek bir önlem bulunmadığını ileri sürmüştür.
21. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
22. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. O hâlde başvuruda incelenmesi gereken ilk husus başvurunun yaşam hakkı kapsamında olup olmadığıdır.
23. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110).
24. Başvurucu Ahmet Altunbaş yüksek elektrik akımına kapıldığı olaydan yaralı olarak kurtulmuş ise de söz konusu akımın öldürücü niteliği ve başvurucunun fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etki birlikte ele alındığında başvurucu Ahmet Altunbaş yönünden başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
26. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).
27. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin, yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması gerekir (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36). Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).
28. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (T.A., § 134; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 38).
29. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).
30. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 39) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 40).
31. Başvurucu Ahmet Altunbaş fotoğraf çektirmek için vagonun üzerine çıktığını, bu sırada elektrik akımına kapıldığını iddia etmiştir. Konuyla ilgili yürütülen soruşturmada alınan ifadeler, başvurucunun bununla yetinmeyip arkadaşlarının uyarılarına rağmen tellere tutunduğunu göstermektedir.
32. Demir yolu taşımacılığı faaliyetinin niteliği itibarıyla kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü bakımından birtakım riskler içermesi sebebiyle tehlikeli olduğunu -devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından- söylemek gerekir. Bu tehlikelilik nedeniyle kamu makamları, demir yollarının işletilmesinde gerekli güvenlik tedbirlerini almalı; trenlerin seyrüseferinde veya gar ve benzeri işletmelerde istenmeyen ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçmek için makul ölçüler çerçevesinde gerekenleri yapmalıdır (Hüseyin Münüklü [2. B.], B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 62). Bu kapsamda TCDD, ilçede bulunan cadde ile istasyonu ayırmak amacıyla 160 cm yüksekliğinde beton direk arası demir korkuluk kullanmıştır. Bölgede bulunan elektrik direği üzerine gömme ve yağlı boya ile çıkmayacak biçimde ölüm tehlikesi işareti koymuş; bölgeye uyarı levhaları asmak suretiyle de kataner hattındaki yüksek gerilime, dolayısıyla ölüm tehlikesine dikkat çekmiştir. Tren istasyonunun bulunduğu yerdeki yüksek gerilim hattının imalat ve montajı İdarece belirlenen çerçeve ve uluslararası standartlara uygun şekilde yapılmıştır. Başvurucunun da bunun aksine bir iddiası yoktur.
33. Bu noktada devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün tehlikeye karşı aşırı tedbirsiz davranan kişiler bakımından sınırsız bir şekilde söz konusu olmayacağı, her durumda ve koşulda tehlikeye karşı mutlak bir güvenlik sağlamayacağı da ifade edilmelidir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Gürkan Kaçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11855, 13/9/2017, § 75; Enes Besli ve diğerleri [1. B.], B. No: 2017/27841, 4/11/2020, § 52).
34. Aksinin kabulü, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki her yerde ve koşulda devletin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek anlamına gelir ki modern yaşamın gerçekleri ile insan davranışlarının öngörülemezliğini ve idarenin öncelikleri ile kaynaklarını gözetmeden kamu makamları üzerine aşırı yük yükleyen bir yoruma meydan verir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Eren Kayaalp ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/2433, 4/10/2017, § 62; Enes Besli ve diğerleri, § 53).
35. Diğer yandan olaylara ve özelde kendilerine yönelen tehlikeye karşı yetişkinlerden gösterilmesi beklenen asgari davranış şekillerini sergilemelerini çocuklardan beklemek mümkün değildir (Hüseyin Münüklü, § 63). Bu nedenle kamu makamları, tehlike içeren faaliyetleri yürütürken insan davranışlarına ilişkin öngörülerinde çocukları ve özel korunmaya muhtaç olan diğer kişileri özellikle dikkate almalı; buna göre belirleyecekleri elverişli idari tedbirleri derhâl uygulamaya koymalıdır (Hüseyin Münüklü, § 64).
36. Gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, bazı hâllerde korunmaya özel olarak muhtaç kişilerin tedbirsiz davranışlarına rağmen anılan makamların sorumluluklarını tamamen ortadan kaldırmayabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hüseyin Münüklü, § 67).
37. Başvurucu Ahmet Altunbaş olay tarihinde henüz 15 yaşını tamamlamış bir çocuktur. Öte yandan ne yargılama aşamalarında ne de bireysel başvuruda başvurucunun ayırt etme gücüne sahip olmadığına ya da akıl sağlığının yerinde olmadığı yönünde bir iddiada bulunulmuştur. Bu itibarla kendisinden akla uygun biçimde ve tedbirli davranış sergilemesi beklenen başvurucunun alınan tüm önlemlere rağmen girilmesi yasak olan bir alana girmesinde, arkadaşının ikazına ve çevredeki yazılı uyarılara aldırış etmeden yerden yaklaşık 6 metre yükseklikteki elektrik tellerine dokunmasında insan davranışının öngörülemezliği olduğu söylenmelidir. Başvurucu, somut olayın gerçekleşme koşulları dikkate alındığında aşırı tedbirsiz davranmıştır.
38. Başvurucu Ahmet Altunbaş İdarece alınan güvenlik önlemlerine ve uyarı işaretlerine rağmen tren raylarının olduğu alana izinsiz girmiş, arkadaşı A.G.nin uyarısına rağmen kullanımda olmayan vagona tırmanmıştır. Vagonun üzerine çıktıktan sonra yine arkadaşının tellere dokunursa elektrik çarpacağına yönelik uyarısını dikkate almayarak "Bak, elim yetiyor." demek suretiyle vagondan yaklaşık iki metre yüksekte olan yüksek gerilim tellerine bilerek ve isteyerek dokunmuştur. Dolayısıyla başvurucunun aşırı tedbirsiz davrandığı ve İdarece makul ölçüler çerçevesinde gerekli önlemlerin alınmadığının söylenemeyeceği somut olayda kamu makamlarının sorumluluğu olduğunu kabul etmek İdareye aşırı külfet yüklenmesi anlamına gelecektir.
39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Başvurunun başvurucular Ali Altunbaş ve Özlem Altunbaş yönünden kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.