logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Yılmaz Yakar [2. B.], B. No: 2021/5642, 13/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

YILMAZ YAKAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/5642)

 

Karar Tarihi: 13/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Saliha AKSOY

Başvurucu

:

Yılmaz YAKAR

Vekili

:

Av. Tahsin KOÇ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, terör saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma olayı sebebiyle açılan tazminat davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde, biri belediye binası önünde diğeri postane binası yakınlarında olmak üzere bomba yüklü iki aracın infilak ettirilmesi suretiyle terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Saldırı sonucu 51 kişi yaşamını yitirmiş, 222 kişi yaralanmıştır. Başvurucu, söz konusu saldırı sonucu işitme duyusunu kaybetmiştir.

3. Terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 2/4/2014 tarihli ön inceleme raporunda; Hatay Emniyet Müdürlüğüne olay öncesi konuyla ilgili çok sayıda ihbar geldiği, istihbarat birimlerinin araç plakası, şahıs isimleri gibi bilgileri de belirtmek suretiyle Hatay Emniyetine bilgi sunduğu, patlamanın meydana gelmesinde önlem almayan emniyet birimlerinin hizmet kusuru olduğu ve ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

4. İlgili emniyet görevlileri hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/12/2014 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlenmiş, iddianamenin kabulü ile Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 19/1/2015 tarihinde kamu davası açılmıştır.

5. Başvurucu, anılan olay sonucu işitme duyusunu kaybetmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle 24/4/2014 tarihli dilekçe ile İçişleri Bakanlığından 200.000 TL tazminat talep etmiş; bu talebe cevap verilmemesi üzerine Hatay İdare Mahkemesinde 60.000 TL manevi tazminat istemli dava açmıştır. Dava dilekçesinde patlamanın ve ölümlerin yaşanmasında idarenin ihmali/kusuru olduğunu, istihbarat bilgisine karşın önlem alınmadığını ileri sürmüş; 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'dan ayrı olarak kusur sorumluluğu temelinde dava açtığını vurgulamıştır.

6. Hatay İdare Mahkemesi (Mahkeme) 9/4/2015 tarihli kararla davanın kısmen kabulüne hükmetmiş; karar gerekçesinde, olayda hizmet kusurunun saptanamadığını ancak olayın oluş şekli ve zararın niteliği karşısında başvurucunun uğradığı zararın sosyal risk ilkesine göre tazmin edilerek toplumca paylaşılması gerektiğini belirterek 15.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

7. Başvurucu ve İçişleri Bakanlığı karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; temyiz dilekçesinde patlamanın meydana gelmesinde hizmet kusuru olduğunu, uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun uyarınca sosyal risk ilkesi esas alınarak değil 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince hizmet kusuru değerlendirmesi yapılarak çözülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

8. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 28/3/2018 tarihli kararıyla Mahkeme hükmünü gerekçesini değiştirerek onamıştır. Daire; kararın gerekçesinde başvurucunun temyiz istemi yönünden yaptığı değerlendirmede dava dilekçesinde sadece manevi zararların tazmininin istendiğini, temyiz dilekçesinde ise maddi ve manevi tazminat talebi yönünden kararın temyiz edildiğinin belirtildiğini ancak davanın sadece manevi tazminat istemine yönelik olduğu dikkate alındığında başvurucunun maddi tazminat yönünden yaptığı temyiz başvurusunda hukuki yarar bulunmadığını açıklamıştır. Temyizen incelenen kararın manevi tazminata ilişkin kısmına yönelik yaptığıdeğerlendirmede ise kararın usul ve hukuka uygun olduğunu, başvurucu tarafından ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın manevi tazminatın kısmen reddine ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğini ifade etmiştir.

9. Daire; İçişleri Bakanlığının temyiz başvurusu kapsamında yaptığı değerlendirmede ise öncelikle eylemlerin gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğunun yine idarenin kendi müfettişince hazırlanan ön inceleme raporu, Hatay Valiliği İl İdare Kurulunun soruşturma izni verilmesine ilişkin kararı, Cumhuriyet savcılığı tarafından hazırlanan iddianameler ve açılan ceza davası ile ortaya konulduğu, bu nedenle söz konusu patlamalara istinaden açılan manevi tazminat talebine ilişkin davanın 5233 sayılı Kanun kapsamında değil idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedeni olan hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Daire; kararında söz konusu patlamalarda yaralanma olayı sonucu uğranıldığı ileri sürülen manevi zararların olayda hizmet kusuru olan davalı idarece tazmin edilmesinin gerektiğini, bununla birlikte hükmedilen 15.000 TL manevi tazminat miktarının da zenginleşmeye yol açmayacağı, hakkaniyetli ve içtihatlara uygun olduğunu, bu nedenle Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir.

10. Karar düzeltme istemi Dairenin 19/10/2020 tarihli kararıyla gerekçenin değiştirilmesi suretiyle reddedilerek hüküm kesinleşmiştir. Daire kararının gerekçesinde her ne kadar temyiz incelemesi neticesinde hizmet kusuruna dayanılarak karar verilmişse de 11/5/2013 tarihinde Reyhanlı'da meydana gelen patlamaların birer terör eylemi olduğu, bu nedenle 5233 sayılı Kanun'un ve manevi tazminat istemlerinin de sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ancak Daire kararının neticesi itibarıyla hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.

11. Başvurucu, nihai kararı 17/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 18/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; terör saldırısının gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru olduğunu, bu nedenle davanın tazminat hukukunun genel hükümlerine göre açıldığını, Mahkemece olayda sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gereken manevi zararın bulunup bulunmadığı, bu kapsamda tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceği yönünden bir değerlendirme yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak idareden temin edilen görüş ve belgelerin başvurucunun şikâyetlerine ilişkin yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere sunulduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını tekrar etmiştir.

15. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

16. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

17. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

18. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

19. Somut olayda Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde meydana gelen terör saldırısı sonucu başvurucunun işitme kaybı nedeniyle açtığı manevi tazminat davasında, sosyal risk ilkesi kapsamında yapılan değerlendirmede başvurucunun tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

20. Başvurucunun bütün şikâyetleri esas olarak öngörülebilir nitelikte olan terör saldırısının idarenin kusuru nedeniyle engellenemediği ve açtığı tam yargı davasının aksi yöndeki olgulara rağmen kısmen reddedildiğine yöneliktir.

21. Tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde hangi kusur ilkesinden hareket edilmesi gerektiğini belirlemek ve bu şartların sağlanıp sağlanmadığını tespit etmek hukuk kurallarını öncelikle yorumlama yetkisine sahip olan yargı mercilerinin takdirindedir. Anayasa Mahkemesinin görevi yargı mercilerinin yorumlarının açıkça keyfî veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemekten ibarettir.

22. Yapılan yargılamada Mahkemece dava konusu olay terör eylemi olarak değerlendirilerek sosyal risk ilkesi kapsamında başvurucunun manevi zararının karşılanması gerektiği vurgusuyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. § 6). Temyiz incelemesi neticesinde ise olayda hizmet kusuru bulunduğu, bu nedenle tazminat isteminin sosyal risk ilkesi kapsamında değil idarenin hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmış ancak sonucu itibarıyla Mahkeme hükmünün usul ve hukuka uygun olduğu belirtilmiştir (bkz. § 9). Karar düzeltme aşamasında ise olayın terör eylemi olduğu, bu nedenle 5233 sayılı Kanun'un ve manevi tazminat istemlerinin de sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ancak temyiz incelemesi sonucu verilen onama kararının da neticesi itibarıyla hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 10).

23. Bu itibarla Mahkemece başvurucunun sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gereken manevi zararının bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yaparak davayı kısmen kabul ettiği, başvurucu lehine 15.000 TL ödenmesine hükmettiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. Başvurucunun davada uygulanacak kusur ilkesi yönünden ileri sürdüğü iddiaların ise yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, Mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde bulunduğu anlaşılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Yılmaz Yakar [2. B.], B. No: 2021/5642, 13/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı YILMAZ YAKAR
Başvuru No 2021/5642
Başvuru Tarihi 18/2/2021
Karar Tarihi 13/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, terör saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma olayı sebebiyle açılan tazminat davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi