|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
BAYRAM TURHAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/62793)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 13/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin Özgür SEVİMLİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Bayram TURHAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Burçak BAYSAL ATALAY
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza davasında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte subay olarak görev yapmaktadır.
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) "askerî mahrem yapılanması" içinde yer alan kişilerin tespitine yönelik soruşturma başlatmıştır. Bu kapsamda örgütün anılan yapılanmasının bağlı oldukları sivil imam konumundaki örgüt mensuplarının örgütsel toplantıları organize etmek amacıyla İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bulunan G. Büfe adlı işyerine tahsis edilen sabit hattı kullandıkları tespit edilmiştir. Bunun üzerine hâkimlik kararı doğrultusunda bu hat ile yapılan iletişimlerin tespitine dair HTS kayıtları temin edilerek kolluk görevlileri tarafından incelenmiştir.
4. HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda kolluk görevlileri tarafından düzenlenen 5/12/2017 tarihli HTS tespit ve değerlendirme tutanağında (Tutanak) G. Büfeye tanımlanan sabit hat üzerinden gerçekleştirilen iletişimlerin bazılarının 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünde örgüt adına aktif rol oynayan asker ve sivil kişilerle yapıldığı, bu nedenle söz konusu hattın örgütün sivil imamları tarafından örgütsel amaçla kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Tutanakta başvurucu yönünden yapılan tespitler ise şöyledir:
i. Anılan sabit hat üzerinden başvurucunun kullandığı GSM hattının 21/4/2013, 5/7/2013, 1/8/2013 tarihlerinde birer kez, 30/3/2014 tarihinde de iki kez arandığı belirtilmiştir.
ii. Örgütle irtibatlı oldukları gerekçesiyle bir kısmı kamu görevinden çıkarılan M.B., B.K., A.A. ile B.Ö. adlı asker kişilerin de bu hat üzerinden başvurucuyla birlikte 5/7/2013 tarihinde arandıkları tespit edilmiştir.
5. Başvurucu 1/12/2017 tarihinde kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla alınan ifadesinde; 2012-2014 yılları arasında kurmaylık eğitimi için İstanbul'daki Harp Akademileri Komutanlığında görev yaptığını, hakkındaki soruşturmanın başladığı tarihte Eskişehir'deki askerî birlikte görevli olduğunu, HTS kayıtlarında görülen GSM hattını 2008-2014 yılları arasında kullandığını, birlikte ardışık olarak arandıkları belirtilen M.B.nin de kendisi gibi Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde yüzbaşı olarak görev yaptığını, bu kişiyi askerî lise ve harp okulu süreçlerinde birlikte eğitim almaları dolayısıyla tanıdığını, aralarında örgütsel bir ilişki olmadığını, kayıtlarda tespit edilen görüşmeleri de hatırlamadığını savunmuştur.
6. Başvurucu; tutuklanma talebiyle sevk edildiği sorgusunda, kollukta verdiği ifadesine ek olarak söz konusu sabit hat üzerinden kendisini arayan kişinin ürün reklamı yapmış olabileceği gibi pilot olması nedeniyle kendisini görev gereği çoğu zaman askerlerin de aradığını ve FETÖ/PDY ile herhangi bir irtibatının olmadığını beyan etmiştir.
7. Başvurucunun kullandığı GSM hattı ile G. Büfeye tahsis edilen sabit hat ve sivil imamlar tarafından örgütsel iletişim amacıyla kullanıldığı tespit edilen diğer sabit hatlar arasındaki iletişimlerin analizine ilişkin olarak adli bilişim uzmanı bilirkişiler tarafından düzenlenen 10/2/2018 tarihli raporda; başvurucunun kullandığı GSM hattının G. Büfeye tahsis edilen sabit hat üzerinden M.B. adlı kişi ile birlikte 5/7/2013 tarihinde ardışık olarak, 21/4/2013-30/3/2014 tarihleri arasında da ardışık olmayan şekilde 6 kez arandığı, bu hattın ayrıca yine örgütsel iletişim için kullanıldıkları belirlenen İstanbul'daki 2 ayrı sabit hattan daha 30/10/2012 -21/7/2013 tarihleri arasında da 9 kez arandığı belirlenmiştir.
8. Soruşturma sonucunda Başsavcılık, söz konusu 10/2/2018 tarihli rapor doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu asker kişiler hakkında düzenlediği 12/2/2018 tarihli iddianame ile bu kişilerin terör örgütü üyeliği suçunu işledikleri iddiasıyla İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kamu davası açmıştır.
9. Anılan iddianamede, başvurucunun kullandığı GSM hattının hem G. Büfeye tahsis edilen sabit hattan hem de 10/2/2018 tarihli raporda değinildiği üzere örgütsel iletişim amacıyla kullanılan diğer sabit hatlardan ardışık ve tekil olarak aranmasına dair tespitler doğrultusunda başvurucunun FETÖ/PDY'nin askerî mahrem yapılanması içindeki ankesörlü/sabit hatlardan aranma gizli iletişim sistemine dâhil olmak suretiyle atılı suçu işlediği belirtilmiştir.
10. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında Mahkeme, iddianamede belirtilen sabit hatlar ile başvurucunun kullanımındaki GSM hattının HTS kayıtlarını Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirterek bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Adli bilişim uzmanı tarafından düzenlenen 24/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda, HTS kayıtları ile iddianamede yer verilen rapordaki tespitlerin birbirleriyle uyumlu olduğu belirtilmiştir.
11. Başvurucu, yargılama sırasındaki savunmalarında soruşturma evresinde verdiği ifadeleri tekrarlamış; buna ek olarak kayıtlar arasında çelişkiler bulunduğunu ve iddianamede belirtilen diğer sabit hatlardan yapılan görüşmeleri de hatırlamadığını beyan etmiştir.
12. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucuyu terör örgütü üyeliği suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkûmiyet kararında; başvurucunun G. Büfeye tahsis edilen sabit hattan 5/7/2013 tarihinde M.B. adlı kişi ile birlikte 1 kez ardışık olarak, farklı tarihlerde yine bu hattan 6 kez tekil olarak arandığı, G. Büfe dışındaki iki sabit hattan da farklı tarihlerde toplam 9 kez arandığı, başvurucunun savunmalarında da M.B. adlı kişiyi devre arkadaşı olarak tanıdığını söylemesi de dikkate alındığında bu arama kayıtlarının örgütsel iletişim yöntemleriyle uyumlu olduğu belirtilmiştir. Bu kayıtlar itibarıyla başvurucunun örgütün askerî mahrem yapılanmasının sorumlusu olan ve örgüt hiyerarşisinde sivil imam olarak adlandırılan kişiler tarafından ardışık ve tekil olarak aranmak suretiyle örgütsel iletişim ağına dâhil olduğu ve atılı suçu işlediği kanaatine varılmıştır.
13. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı HTS kayıtlarının çelişkili olduğuna ve mevcut delillerin örgütsel iletişim açısından yargı kararlarında belirtilen kriterlere uygun bulunmadığına dair itirazlarını dile getirerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi (Daire) başvurucunun istinaf talebini 17/10/2019 tarihinde esastan reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı aynı yönde itirazlar ileri sürerek temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 25/10/2021 tarihinde Daire kararını onamıştır. Onama kararında başvurucuyla ilgili yer verilen açıklama şöyledir:
"Ayrıntıları hükme esas alınan 24.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda açıklandığı üzere;
...
Sanık Bayram Turhan [G.] Büfe’ye tahsis edildiği anlaşılan 0216 [...] nolu sabit hattan 1 kez ardışık olarak, yine [G.] Büfe’den ve 0216 [...], 0216 [...] nolu sabit hatlardan 15 kez tekil olarak arandığı tespit edilmiştir.
[Sanık] aşamalarda alınan savunmalarında, söz konusu aramalara ilişkin makul bir açıklama getirememiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında somut olay irdelendiğinde;
Hukuka uygun olarak elde edilen (HTS) kayıtlarının incelenmesinde, 'sanıkBayram Turhan’ın 0541 ... GSM nolu hattının İstanbul İl Merkezinde bulunan ücret karşılığı kullanıma sunulan farklı farklı kez sabit hatlı telefonlardan,(17.09.2012 – 30.03.2014) tarihleri arasında toplam 1 ardışık ve 15 kez tekil olarak arandığının', anlaşılması karşısında, arama sayısı, aramaların ardışık ve periyodik olması, ardışık aranan kişilerin aynı rütbeden olması, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanıkların farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünmemesi nazara alındığında, sanığın örgütün iletişim metotlarından olan 'ankesörlü/sabit hatlardan aranma' gizli iletişim sistemine dahil [olduğu] dikkate alındığında, mahkemenin [sanığın] örgüt üyesi oldu[ğu]na ilişkin kabulünde bir isabetsizlik [bulunmamaktadır.]"
14. Başvurucu, nihai kararı 23/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Komisyon; adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma ile gerekçeli karar hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan haklara ilişkin iddiaların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucu, yargılama sürecinde ileri sürdüğü hususlara hükümde açıkça yanıt verilmemesi ve yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedenleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; gerekçeli karar hakkına ilişkin yargısal içtihatlara değinildikten sonra Mahkemece başvurucunun savunmaları ve sabit hatlardan aramaya ilişkin deliller birlikte değerlendirilerek mahkûmiyet kararı verildiği, Mahkemenin bu karara dair vardığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirdiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
18. Başvurucunun anılan iddialarının değerlendirilmediği şikâyeti adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (çok sayıda karar arasından bkz. Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Caner Kandırmaz [2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, §§ 27-32).
21. Somut olayda Mahkemece başvurucunun terör örgütü üyeliği suçunu işlediği sonucuna varılmış ve hakkında hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet kararı verilmiştir. Anılan kararda Mahkemece kolluk birimlerinin ardışık aramaya ilişkin HTS kayıtlarıyla yapılan tespitleri neticesinde başvurucunun ardışık arama denen yöntem ile mahrem şahıslara zimmetlenen asker şahıslardan olduğuna dair tespitler delil olarak hükme esas alınmıştır.
22. Yargıtay kişilerin sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi uyarınca FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini içtihatlarında açıkça belirlemiştir (Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023, §§ 127-132; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/11/2024 tarihli ve E.2024/705, K.2024/15150; 19/11/2024 tarihli ve E.2022/6992, K.2024/14586; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararları).
23. Bu çerçevede Yargıtayın anılan kararlarında; sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, ardışık aranan diğer şahıslar hakkında soruşturma bulunması hâlinde bu kişilerin tüm aşama ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, sanığın kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca sanıkların bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda “gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadıkları, ardışık aramaya dâhil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı” hususlarını gösterir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, anılan Kanun'un 210. maddesi kapsamında tek veya belirleyici ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği de ifade edilmiştir (R.T. [GK], B. No: 2021/47924, 29/5/2025, § 30).
24. Gerekçeli karar içeriği ve hükme esas alınan deliller dikkate alındığında başvurucunun, sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden örgütün hücre tipi yapılanmasına ait haberleşme ağına dâhil olduğuna ilişkin tespitlerin mahkûmiyet kararına götüren tek delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak Yargıtayın yukarıda belirtilen uygulamaları dikkate alındığında, başvurucunun hakkında yapılan tespitlerin ardışık aramada uygulanan yöntemlere uygun olmadığı itirazıyla ilgili olarak kolluk tarafından düzenlenen HTS analiz raporuna karşı -HTS kayıtlarıyla analiz raporunun uyumlu olduğuna ilişkin tespit içeren inceleme dışında- bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden başvurucu ile arandığı tespit edilen kişilerin tanık sıfatıyla Mahkemece dinlenmediği açıktır. Başvurucuyla ardışık arandığı tespit edilen kişi hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, bu kişinin tüm aşama ifadeleri getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, başvurucunun kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması ve bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi gerektiği Yargıtay kararlarından anlaşılmaktadır. Ayrıca gerekirse UYAP'ta araştırma yapılarak başvurucu hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığı, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada başvurucu ve müdafiine okunması, gerekirse de ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatıyla dinlenerek sonucuna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla muhakeme sürecinde elde edilen deliller ve Mahkemenin gerekçesi dikkate alındığında kişilerin sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden örgütün hücre tipi yapılanmasına ait haberleşme ağına dâhil olup olmadıklarının belirlenmesi açısından Yargıtay tarafından ilkesel olarak ortaya konulan ve adli makamlarca yapılması gerekli görülen araştırmaların somut olayda yerine getirilmediği görülmektedir.
25. Mahkemece başvurucunun savunmalarında dile getirilen bu hususlarla ilgili bir araştırma veya değerlendirme yapılmamıştır. Savunmaya ilişkin belirtilen olguların kararın sonucunu değiştirebilme ihtimali bulunan iddialar olduğu, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunduğu, bu konularda yargılama makamları tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığı kanaatine ulaşılmıştır (bkz. §§ 12, 13).
26. Buna göre başvurucu, üzerine atılı suçu işlemediğine dair savunmasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunmasına rağmen Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış; başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir.
27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
28. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
29. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
31. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
32. Başvurucu; maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından da manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesine(E.2018/35, K.2019/195) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum:
Başvurucu bireysel başvuruya konu olayın geçtiği tarihte subay olarak görev yapmaktadır. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu karar kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin işbu başvuru dosyası ile benzerlik gösteren, (Musa Kolay [2. B.], B. No: 2020/13045, 17/7/2025), (K.B. [2. B.], B. No: 2022/50342, 15/10/2025),(Ramazan Aysal [2. B.], B. No: 2022/106446, 11/6/2025), (Üzeyir Yıldızoğlu [2. B.], B. No: 2022/100969, 2/7/2025), (R.T. [GK], B. No: 2021/47924, 29/5/2025) başvurulara ilişkin kararlarında yer alan karşıoylarımız işbu başvuru açısından da aynen geçerlidir.
Yukarıda belirtilen kararlarda belirtilen karşı oylarımıza ilaveten, özetle belirtmek gerekir ki; Anayasa Mahkemesi’nin Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusun ilişkin kararında (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olarak FETÖ/PDY örgütünün özellikleri hakkında kapsamlı açıklamalara yer verilmiştir. Söz konusu kararda, yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilerek, özetle; FETÖ/PDY'nin yöneticileri ve üyelerinin, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttüğü ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandığı, gizlilik anlayışı, devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulandığı, FETÖ/PDY'nin gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Murat Albayrak (GK, B. No: 2020/16168, 8/3/2023) başvurusunda ise, FETÖ/PDY'nin "Askeri Mahrem" yapılanmasına, bu yapılanma içerisindeki örgütsel iletişim kurma yöntemlerine değinerek, örgütün askeri mahrem yapılanmasına mensup kişilerin örgütsel toplantıları organize etmek amacıyla birbirleriyle belirli gizlilik kuralları içerisinde ankesörlü/sabit hatlarla iletişim kurduklarını belirtmiştir. Mahkeme söz konusu kararında, hem ankesörlü/kontörlü sabit hatlarla (telefonlarla) kurulan, hem de bu hatlarla aranan kişilere ait GSM hattının iletişimlerinin tespiti sonucunda HTS verilerinin elde edilerek kolluk görevlilerince analiz edilmesini ve bu verilerin delil olarak kullanılmasını bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren bir uygulama olarak değerlendirmemiş ayrıca, somut olayın özelliğine göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespitine ilişkin kayıtların mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasında adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşmıştır (Murat Albayrak, § 124-146).
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42). Somut başvuru açısından bariz takdir hatası ya da açık bir keyfilik mevcut değildir.
Bu nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.