logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Musa Dedekeloğlu [1. B.], B. No: 2021/61646, 4/3/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSA DEDEKELOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/61646)

 

Karar Tarihi: 4/3/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan y.

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üyeler

:

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Musa DEDEKELOĞLU

Vekili

:

Av. Ahmet Mirşad DURDU

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, çeşitli uyarılara rağmen kaçmaya devam eden kişinin yakalandığı esnada kolluk kuvvetinin fiziksel şiddetine maruz kalması ve bu olay hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, inşaat işçisi olduğunu belirtmektedir. 28/7/2019 tarihinde saat 09.30 sıralarında Gaziantep'in kırsalında yer alan petrol boru hattında meydana gelen adli vaka nedeniyle başvurucunun sürücüsü olduğu ticari araç bölgede görev yapan jandarma ekiplerince durdurulmak istenmiştir. Bu esnada başvurucu "Dur!" ihtarına, siren ve anonslara uymamış, havaya uyarı atışı yapılmasına rağmen aracını sürmeye devam etmiştir. Kovalamaca esnasında başvurucu, aracıyla keskin bir virajı alamayarak S.K.ya ait çiftliğin duvarına ve elektrik direğine çarpmıştır. Bunun üzerine başvurucu araçtan inmiş, yaralı olarak söz konusu kişiye ait tarlaya doğru kaçmaya çalışmıştır.

3. Kamu görevlilerinin düzenlediği tutanaktan yapılan takip sonucunda kaza yapan aracın bulunduğu noktaya yaklaşık 150-200 metre uzaklıkta başvurucunun iki memur tarafından yakalandığı, başvurucunun direnmesi üzerine kendisine zor kullanıldığı ve kelepçelenerek etkisiz hâle getirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre kuvvet kullanıldığı esnada başvurucuya müdahale eden söz konusu görevli memurlar da yaralanmıştır. Bunun yanında başvurucunun trafik kazası sonrasında vücudunun çeşitli bölgelerinde bulunan açık yaralar nedeniyle devriye aracına bindirileceği sırada geçici baygınlık geçirerek kafasını yere vurduğu ve ilgili memurlar tarafından hastaneye kaldırıldığı da tutanağa bağlanmıştır.

4. Nöbetçi Cumhuriyet savcısının emrine istinaden başvurucu gözaltına alınmış ve başvurucunun sürücüsü olduğu araçta arama yapılmıştır. Arama sonucunda toplam 11.156 paket hologramsız sigara ele geçirilmiştir. Ayrıca söz konusu olayla ilgili olarak trafik ekibi çağrılmıştır. Aynı tarihte saat 11.30'da düzenlenen trafik raporuna göre trafik kazası tek taraflı ve yaralanmalı olarak meydana gelmiştir.

5. Olayın ardından başvurucu, Nurdağı İlçe Devlet Hastanesine muayene için götürülmüş, burada başvurucu hakkında genel adli muayene raporu da düzenlenmiştir. Başvurucunun alkolsüz olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen geçici raporda; trafik kazası ve darp, cebir yaralanması ile gelen başvurucunun bilincinin açık, oryante koopere olduğu ve genel durumunun iyi olduğu belirtilmiştir. Söz konusu belgede başvurucunun başında 3x4 cm'lik ekimoz, sağ kaşın altında 2x4 cm'lik ekimoz, sağ gözünün altında 2x3 cm'lik ekimoz, sol alt göz kapağında 4x4 cm'lik şişlik, sol parietal (kafanın yan kısımları) bölgede 3 cm'lik laserasyon (yırtık) olduğu kayıtlıdır. Bunun yanında başvurucunun sol el başparmağıyla ilgili bir ibare olduğu anlaşılmasına rağmen ilgili kısma doktor kaşesinin denk gelmesi nedeniyle cümle tam olarak okunamamıştır. Buna yönelik olarak özel bir açıklama yapılmamakla birlikte başvuru formunda başvurucunun sol el başparmağına dikiş atıldığı bilgisi verilmiştir.

6. Başvurucuya müdahale eden iki jandarma personeli başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Söz konusu kamu görevlilerinin uzman çavuş olarak istihdam edildiği görülmektedir. Olay günü saat 11.00'de müşteki sıfatıyla alınan ifadelerinde; başvurucunun kaçtıktan sonra direndiğinden, buna bağlı olarak kendilerinde oluşan yaralanmalardan, başvurucunun araca bindirilmesi esnasında geçici baygınlık geçirmesi nedeniyle düşüp kafasını yere vurmasından bahsetmişlerdir. Bu kişiler hakkında düzenlenen geçici raporlarda her iki personelin de basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde elinden yaralandığı, sağ ve sol parmaklarında çatlak ile çeşitli ölçülerde laserasyon olduğu bilgisi yer almaktadır. Bu ifadenin alındığı zaman diliminde trafik kazası nedeniyle başvurucuya bilgisayarlı tomografi çektirildiği ve çıkacak raporun acil olarak beklendiği anlaşılmaktadır.

7. Gözaltında bulunan başvurucunun ifadesi aynı gün akşam saatlerinde müdafi eşliğinde alınabilmiştir. Başvurucuya 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca isnatta bulunulmuştur. Başvurucu, kollukta alınan ifadesinde araçta kaçak sigara olduğu için jandarmadan kaçtığını kabul etmiştir. Jandarma tarafından darbedilerek yaralandığı için hastaneye kaldırıldığını, bu olay nedeniyle herhangi bir kimseden şikâyetçi olmadığını dile getirmiştir. Başvurucu, Başsavcılık nezdinde alınan ifadesinde ise üzerine atılı suçlamaları reddederek jandarma ekibi ile güvenlik korucuları tarafından darbedildiğini beyan etmiştir. Bu kapsamda yüzünü görmediği bir şahsın botuyla eline basıp parmağını ezdiğini, suratına vurduklarını, o esnada dişinin kırıldığını, kafasına silahın dipçiği ile vurduklarını, kendisine hakaret ettiklerini ileri sürmüştür. Bu kişilerin kim olduğunu bilmediğini belirtmiştir.

8. Başvurucu hakkında başlatılan soruşturmada, Başsavcılığın talebi doğrultusunda ve Nurdağı Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/7/2019 tarihli kararıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesi kapsamında başvurucunun adli kontrol altına alınarak yurt dışına çıkmamak ve hâkim tarafından belirlenen yerlere belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak şeklindeki yükümlülüklere tabi tutulmasına karar verilmiştir.

9. Başsavcılığın emrine istinaden başvurucu hakkında kati rapor düzenlenmesi için başvurucunun polis memurları tarafından Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesine sevkinin sağlandığı, burada beyin ve sinir cerrahisi uzmanı ile plastik cerrahi uzmanı hekimler tarafından 29/7/2019 tarihinde muayene edildiği anlaşılmaktadır. Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından düzenlenen raporda özetle yaralanmanın darp ve cebir nedeniyle oluştuğu, yaralanmanın hayati fonksiyonlara etkisinin hafif derecede olduğu ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebileceği belirtilmiştir. Bu raporda plastik cerrahi ile diş hekimliği görüşünün alınmasının uygun olacağı da ifade edilmiştir. Plastik cerrahi uzmanı tarafından düzenlenen raporda ise yaralanmanın trafik kazası, darp ve cebir nedeniyle oluştuğu belirtilerek adli tıp uzmanı tarafından hastanın değerlendirilmesi istenmiştir.

10. Başsavcılık; başvurucunun verdiği beyanlar doğrultusunda olay tarihinde başvurucu hakkında işlem yapan, yol kontrol devriyesinde görevli personelin tespiti ile ilgili şahısların şüpheli olarak savunmalarının alınması talimatını 7/11/2019 tarihinde vermiştir.

11. Başvurucuya müdahale eden uzman çavuşlar, üzerilerine atılı suçlamaları kabul etmemiştir. Bu kapsamda şüpheliler ifadelerinde özetle başvurucunun iddia ettiği şekilde bir olay yaşanmadığını, müşteki olarak verdikleri ilk ifadelerinde olduğu gibi başvurucunun direnmesi nedeniyle orantılı bir şekilde güç kullanarak başvurucuyu etkisiz hâle getirdiklerini dile getirmişlerdir. Ayrıca başvurucunun araca bindirilmesi sırasında baygınlık geçirerek başını asfalt zemine vurduğunu da yine beyan etmişlerdir. Olaylar sırasında devriye komutanı olarak görev yapan kişinin ise bilgisine başvurulmuştur. Bu kapsamda devriye komutanı; başvurucunun araca bindirilmesi esnasında bir anda kendini yere bırakması sonucunda kafasını asfalt zemine çarptığını, 112 Acil'i aradıklarını, bu esnada bulunduğu araçla vakit kaybetmeden yola çıktıklarını ifade etmiştir. İfadesinin devamında 112 Acil ekipleri ile yolda karşılaşma düşüncesiyle yola devam ettiklerini, yoldaki süre boyunca başvurucunun bilincinin açık olduğunu ve konuşabildiğini, 112 Acil ekipleri gelmeden de hastaneye intikal ettiklerini beyan etmiştir. Ayrıca olay yerine vardığı sırada herhangi bir personelin başvurucuya vurduğunu görmediğini belirtmiştir. Diğer taraftan güvenlik korucusu olan şahsın ifadesi başka bir tarihte Başsavcılık tarafından doğrudan alınmış ve bu kişi de üzerine atılı suçlamayı reddetmiştir. Başvurucunun kaçak sigaralarla yakalanması nedeniyle kendisine iftira attığını ileri sürmüştür.

12. Başvurucu hakkında 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan iddianame düzenlenirken ifadesine başvurulan kişiler hakkında 30/11/2019 tarihinde hakaret ve basit yaralama suçları kapsamında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Ayrıca görevi yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin olarak dosyada tefrik kararı verilmiş ve bilahare başvurucu hakkında anılan suç kapsamında da iddianame düzenlenmiştir. Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

" ...

Başsavcılığımız tarafından yapılan tahkikat sonucunda kaçak sigara taşıyan araçla kaçan şüphelinin bahse konu araçla elektrik direğine hızlı bir şekilde çarpmak suretiyle durduğu, akabinde araçtan inen şahsın kaçmaya devam ettiği, belli bir müddet sonra kolluk görevlileri tarafından yakalandığı göz önüne alındığında; müştekinin yaralanmasının geçirdiği kaza nedeniyle oluşabileceği, yine şüphelilerin beyanlarının dikkate alınabileceği, kolluk görevlilerinin görevlerini icra ederken orantısız ve ölçüsüz kuvvet kullandıklarına dair herhangi bir delil ve iz bulunamadığı, yine şüphelilere atfedilen hakaret suçu yönünden ise herhangi bir delil veya emare bulunamadığı anlaşılmakla;

Müştekinin başvurusu üzerine girişilen tahkikat sonucunda, toplanan delil, bilgi ve belgelerden;

Soyut iddia dışında, şüphelilerin yüklenen suçları işlediklerini gösterir, dava açmaya yeter kanıt ve emare bulunmadığı anlaşılmıştır."

13. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmesi üzerine yapılan değerlendirme sonucunda İslahiye Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından 20/4/2020 tarihinde soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda olay sırasında trafik kazası meydana gelmişse buna ilişkin olay yeri fotoğrafları, araçta oluşan hasara ilişkin tespitlerin yapılması, müştekinin ilk adli muayene raporunun okunaklı ve vücut çizelgesinde belirlenmiş hâliyle temin edilmesi, şüphelilerin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin varsa dosyaya eklenmesi, yoksa alınması gerektiği belirtilmiştir.

14. Bunun üzerine başvurucunun tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna sevk edilmesi sağlanmış ve kati rapor istenmiştir. Başvurucu, Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniğindeki bir adli tıp uzmanınca 1/7/2020 tarihinde muayene edilmiştir. 10/9/2020 tarihinde düzenlenen raporda, başvurucuda yaralanma ile oluştuğu bildirilen yumuşak doku travması arızalarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu mütalaası verilmiştir. Bu raporda vertekste (üst kısımda) 1 cm'lik nedbe (iz), sol başparmakta 1 cm'lik nedbe alanı olduğu hususları da yer almaktadır. Ayrıca başvurucuda ek olarak haricî travmatik lezyon izlenmediği ve nörolojik eksiklik tespit edilmediği belirtilmiştir. Düzenlenen rapora göre başvurucunun hâlihazırda tıbbi bir şikâyetinin olmadığını ve darbedildiğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Hâkimlik kararında belirtilen diğer ilgili belgeler soruşturma dosyasına alınmıştır.

15. Hâkimlik, soruşturmanın genişletilmesi kararı sonrası dosyanın ne aşamada olduğunu 5/7/2021 tarihinde Başsavcılık makamına sormuştur. İstenen hususların yerine getirildiği bilgisi Başsavcılık tarafından Hâkimliğe iki gün sonra verilmiş ve ilgili evrak aynı yazının ekinde sunulmuştur.

16. Hâkimlik tarafından yapılan değerlendirme sonucunda ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle 16/8/2021 tarihinde itiraz reddedilmiştir.

17. Nihai karar, başvurucuya 29/9/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 28/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

19. Bu süreçte başvurucu hakkında 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan yürütülen yargılama -çeşitli birleştirme kararları sonrası- ilk derece mahkemesi nezdinde derdesttir. Diğer taraftan görevi yaptırmamak için direnme suçu kapsamında başvurucunun hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiş olup istinaf incelemesi devam etmektedir.

II. DEĞERLENDİRME

20. Başvurucu; teslim olduğu hâlde personele ait tabancanın kabzası ile kafasına vurulduğunu, yere düştüğü sırada tekmelerle dişlerinin kırılmasına, sırt ve suratında yaralanmaya sebebiyet verildiğini iddia etmiştir. Ekip arabasına götürülürken yumruk atılmaya devam edildiğini ve kendisine hakaret edildiğini belirtmiştir. Ayrıca olay yerinde bulunan köy korucusunun da kendisini tekmelediğini ve botuyla ellerinin üzerine bastığını ve botunun topuk kısmını elinin üzerinde çevirerek başparmağını parçaladığını ileri sürmüştür. Başvurucu, uğradığı saldırının ağırlığının trafik kazası ile açıklanamayacağını belirtmiştir. Bunun yanında görevli personelin kendisini darbettiği esnada parmağının incindiğinden, bu olay nedeniyle kendisi hakkında iddianame düzenlendiğinden bahsetmiştir. Mezkûr olay neticesinde vücudunda meydana gelen ekimozlar ve darp neticesinde dişlerinin kırıldığına ilişkin fotoğrafları olayla ilgili kanaat edinebilmesi amacıyla iddia makamına ibraz etmesine rağmen iddia makamının trafik kazası nedeniyle bu yaralanmaların gerçekleştiğine itibar ettiğini, olayı gören tanık H.Y.nin ifadesinin de alınmadığını belirtmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünde kötü muameleye ilişkin genel ilkeler hatırlatıldıktan sonra İçişleri Bakanlığından temin edilen bilgi ve belgeler sunulmuştur. Söz konusu yazının ekindeki belgelerde başvurucunun iddialarının yersiz olduğu vurgulanmıştır.

21. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

22. Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

23. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde bile güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 81, 82).

24. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (Oğulcan Yiğit Özdemir [1. B.], B. No: 2020/16726, 17/9/2024, § 19; ayrıca bkz. Arif Haldun Soygür [2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).

25. Yakalama gerektiren durumlarda, özellikle yakalamaya karşı direnmenin olduğu hâllerde şüphesiz ki kolluk makamlarının bedensel güç uygulaması anayasal yönden sorun oluşturmamaktadır. Aynı şekilde gerekli olmadığı sonradan anlaşılan hâllerde yapılan yakalamalarda dahi yakalanmasına çalışılan kişinin direnmesi kolluk makamlarının zor kullanma yetkisini kullanmasını gerektirebilir (Nergiz Şen ve diğerleri (2) [2. B.], B. No: 2017/17702, 4/7/2022, § 50).

26. Başvurucu, başvuru formunda jandarma ekiplerinin idaresindeki aracın hiçbir teknik ve fiziki takip olmaksızın önüne kırma manevrasıyla kendisini durdurmaya çalışması üzerine korktuğunu ve köy yoluna saptığını, kaza sonrası herhangi bir yara almadan araçtan indiğini, aracın patlama riski ve görevlilerin olay mahalline intikal etmesi neticesinde kaçmaya başladığını ileri sürmüştür. Ancak başvurucunun şikâyetçi olduğu kişilerin düzenlediği tutanakta başvurucunun "Dur!" ihtarına uymadığı, anonslara ve havaya ateş açılmasına rağmen aracını sürmeye devam ettiği, kaza sonucunda başvurucuda açık yaraların oluştuğu belirtilmektedir. Bunun yanı sıra trafik ekipleri tarafından tanzim edilen raporda da tek taraflı bir şekilde meydana gelen trafik kazası neticesinde başvurucunun yaralandığı yer almaktadır. Üstelik başvurucu hakkında düzenlenen tıbbi belgelerde de başvurucunun trafik kazası neticesinde yaralandığı sabittir. Bu sebeple başvurucunun araçtan yaya olarak indiği sırada yaralı olduğunun kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla başvuru formunda olgulara dayanmayan çelişkili açıklamalar yapılmıştır.

27. Başvurucu, müdafi eşliğinde alınan ilk ifadesinde herhangi bir şikâyeti olmamasına rağmen aynı gün Başsavcılık nezdinde alınan ifadesinde görevli personel hakkında şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Burada yüzünü görmediği bir şahsın botuyla eline basıp parmağını ezdiğini belirtmesine karşın sürecin ilerleyen aşamasında köy korucusunun söz konusu eylemi gerçekleştirdiğini, başvuru formunda da başparmağının parçalandığını ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında düzenlenen kati raporda ise başvurucunun başparmağının parçalanması gibi bir husus yer almamakta olup sadece başparmağında 1 cm'lik iz kaldığı bilgisi yer almaktadır. Bunun yanında başvurucu, tekme atılması sonucunda dişinin kırıldığını iddia etmiştir. Hem geçici raporda hem de adli tıp uzmanınca düzenlenen kati raporda başvurucunun dişlerine yönelik bir açıklama yapılmamıştır. Başvurucu, yaralanmalarını göstermesine rağmen doktorun bu durumu kayıt altına almadığını da iddia etmemiştir. Üstelik başvurucunun iddiasının aksine Başsavcılığa sunulan herhangi bir fotoğraf ya da video kaydına rastlanmamıştır. Başvuru formunun ekinde buna yönelik bir doküman da bulunmamaktadır.

28. Diğer taraftan başvurucunun yakalanması sırasında iki jandarma personelinin basit tıbbi müdahaleyle giderilemez biçimde yaralandığı, her iki kişinin sağ ve sol parmaklarında çatlak ile yırtık olduğu sabittir. Tutanaklarda bu durumun başvurucunun direnmesine bağlı olarak geliştiği yer almasına karşın başvuru formunda kötü muamele kastı ile hareket edilmesi sırasında görevli personelin parmağının incindiği, kafanın üst kısmına kolluk kuvvetleri tarafından silahın kabzasıyla vurulduğu iddia edilmiştir. Başvurucuya bilgisayarlı tomografi çekildiği ve acil olarak bunun raporlanmasının istendiği dikkate alındığında başvurucunun kafa bölgesinde bir travma olup olmadığına bakılmıştır. Söz konusu şüpheye yol açan faktörler trafik kazası nedeniyle oluşabileceği gibi başvurucunun araca bindirilmesi esnasında yere düşmesi ve kafasını zemine vurmasına da dayanabilir. Nitekim görevli personel şikâyetçi sıfatıyla alınan ilk beyanlarında dahi başvurucunun baygınlık geçirerek yere düştüğünü özel olarak belirtmiştir. Ayrıca Olay Yeri Tutanağı'nda bu durum yine açıklanmaktadır. Devriye komutanı olan kişi de başvurucunun bir anda kendisini bıraktığını ve kafasını yere vurduğunu belirterek bu hususu teyit etmiştir. Başvurucunun eylemlerine ve yapılan açıklamalara bir bütün olarak bakıldığında başvurucunun bu konudaki iddialarının olgulara dayanmayan, yetersiz açıklamalar olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda başvuru dosyasındaki hiçbir unsur başvurucunun iddialarını desteklememektedir. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kafa bölgesinde ve başparmağında oluşan yaralanmaların orantısız bir müdahale sonucunda meydana geldiği söylenemez.

29. Başvurucunun kötü muamele yasağının usul boyutuyla ilgili iddialarının değerlendirilmesine gelince Başsavcılık, konuyla ilgili olarak yapılan şikâyetin hemen akabinde soruşturma başlatmıştır. Bu kapsamda başvurucunun kati raporunun ivedilikle temin edilmesi için çaba sarf etmiştir (bkz. § 9). Olayda görev alan kolluk görevlilerinin ve köy korucusunun beyanlarını da bizzat ya da kolluk marifetiyle almıştır. Soruşturmanın genişletilmesi kararı sonrasında da elde ettiği tüm delilleri değerlendiren Başsavcılık, kolluk görevlilerinin güç kullanımının gerekli ve orantılı olduğunu kabul etmiş; başvurucu tarafından ileri sürülen kötü muamele iddialarının doğrulanmadığını değerlendirmiştir. Diğer taraftan olayın tek görgü tanığının H.Y. olduğu, bu kişinin korkutulduğu başvuru formunda ileri sürülmesine karşın H.Y.nin olay sırasında nerede olduğu ve olayı nasıl gördüğü ifade edilmemiş, bu kapsamda bir açıklama bile yapılmamıştır. Dolayısıyla Başsavcılığın olayın gerçekleşme koşullarını aydınlatma isteğinden kuşku duyulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı ve başvuruya konu edilen soruşturmanın somut olayın koşullarında soruşturmanın etkililiğinin değerlendirilmesinde esas alınan ölçütleri karşıladığı sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 4/3/2026tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Çeşitli uyarılara rağmen kaçmaya devam eden kişinin yakalandığı esnada kolluk kuvvetinin fiziksel şiddetine maruz kalması ve bu olay hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yapılan bireysel başvuruda Mahkeme çoğunluğunca başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine dair iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.

2. Karardaki olay ve olgular kısmında bireysel başvuru ile ilgili yapılan açıklamalarda da görüleceği üzere başvurucu Gaziantep kırsalında yer alan petrol boru hattında meydana gelen adli vaka nedeniyle başvurucunun sürücüsü olduğu ticari araca yönelik "Dur!" ihtarına, siren ve anonslara uymayan ve havaya uyarı atışı yapılmasına rağmen aracını sürmeye devam eden başvurucu kovalamaca esnasında aracıyla keskin bir virajı alamayarak özel bir kişiye ait çiftliğin duvarına ve elektrik direğine çarpmıştır.

3. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre akabinde başvurucunun araçtan inip yaralı olarak kaçarken yapılan takip sonucunda kaza yapan aracın bulunduğu noktaya yaklaşık 150-200 metre uzaklıkta iki memur tarafından yakalandığı, direnmesi üzerine kendisine zor kullanıldığı ve kelepçelenerek etkisiz hâle getirildiği ifade edilmektedir. Yine başvurucunun trafik kazası sonrasında vücudunun çeşitli bölgelerinde bulunan açık yaralar nedeniyle devriye aracına bindirileceği sırada geçici baygınlık geçirerek kafasını yere vurduğu ve ilgili memurlar tarafından hastaneye kaldırıldığı da tutanakta belirtilmiştir.

4. Süreçte başvurucu Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesine sevk edilmiş, burada beyin ve sinir cerrahisi uzmanı ile plastik cerrahi uzmanı hekimler tarafından muayene edildikten sonra beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından düzenlenen raporda özetle yaralanmanın darp ve cebir nedeniyle oluştuğu, yaralanmanın hayati fonksiyonlara etkisinin hafif derecede olduğu ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebileceği belirtilmiş ve plastik cerrahi ile diş hekimliğinin görüşünün alınmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Plastik cerrahi uzmanı tarafından düzenlenen raporda ise yaralanmanın trafik kazası, darp ve cebir nedeniyle oluştuğu belirtilerek adli tıp uzmanı tarafından hastanın değerlendirilmesi istenmiştir. Dosyadaki verilere göre diş hekiminin görüşü ise alınmamıştır.

5. Başsavcılık tarafından konumuzla ilgili yürütülen soruşturma kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla sonuçlandırılmıştır.

6. Başvurucu yaptığı bireysel başvuruda teslim olduğu hâlde personele ait tabancanın kabzası ile kafasına vurulduğunu, yere düştüğü sırada tekmelerle dişlerinin kırılmasına, sırt ve suratında yaralanmaya sebebiyet verildiğini iddia etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesine göre bu süreçte bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Yürütülen bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun, yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir. Yürütülen ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. (Bkz.: Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103).

8. Mahkememiz çoğunluğu ihlal iddiaları ile ilgili olarak açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemezlik sonucuna ulaşırken Başsavcılığın konuyla ilgili olarak başvurucunun şikâyetinin hemen akabinde soruşturma başlatmış olduğunu, başvurucunun kati raporunun ivedilikle temin edilmesi için çaba sarf ettiğini, olayda görev alan kolluk görevlilerinin ve köy korucusunun beyanlarını da bizzat ya da kolluk marifetiyle aldığını, kolluk görevlilerinin güç kullanımının gerekli ve orantılı olduğunu, olayın gerçekleşme koşullarını aydınlatma isteğinden kuşku duyulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığını ve başvuruya konu edilen soruşturmanın somut olayın koşullarında soruşturmanın etkililiğinin değerlendirilmesinde esas alınan ölçütleri karşıladığını ifade etmiştir (bkz.: § 29).

9. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki ihlal iddiaları ile ilgili başvurularda Mahkememizin aradığı yukarıda zikredilen standardı ortaya koymayan başvurularda başvurucuların kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlaline karar verilmesi gerekmektedir. Mahkememizin bu yerleşik içtihadı ortada iken çoğunluk kararı bununla açıkça çelişmektedir.

10. Zira somut başvuruya konu eldeki dosyada halen bazı usul eksiklikleri bulunmaktadır. Bu bağlamda başvurucunun kırılan dişleri ile ilgili olarak Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesindeki kati raporda beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından diş hekimliği görüşünün alınmasının uygun olacağı belirtilmesine rağmen bu doktor görüşü alınmamıştır.

11. Yine başvurucudaki yaralanmaların hangilerinin trafik kazası sonucu ve hangilerinin iddia edildiği şekilde asfalta düşmeden kaynaklanan darp ve cebir nedeniyle meydana geldiğini ortaya koyacak bir bilirkişi raporu alınması yoluna başvurulmamıştır.

12. Öte yandan bireysel başvuru konusuyla ilgili olay yeri fotoğrafları, araçtaki hasarlara ilişkin fotoğrafların elde edilmesi ve yine olayı açıklığa kavuşturmaya yarayacak tanıklıklar dahil başka delil olup olmadığına ilişkin başvurucunun talepleri soruşturmada karşılanmamıştır.

13. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle çoğunluğun başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.

 

 

 

 

Üye

 Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

 

KARŞIOY

1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.

2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak özetlenmiştir.

3. Başvurucu olay tarihinde bölgede görev yapan görevlilerce durdurulmak istenilmiştir. Dur ihtarına uymamıştır. Kovalamaca sonucu aracı kaza yapmış, yaralı olarak kaçarken görevlilerce yakalanmıştır. Olay sırasında alınan raporlar kararda izah edilmiştir. Başvurucu hakkında iki jandarma personeli şikayetçi olmuştur. Bu şikayet ve olay nedeniyle Cumhuriyet savcılığınca soruşturma yürütülmüştür. Başvurucunun şikayeti ile ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bu süreci Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

4. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

5. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).

6. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

7. Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişiklikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

8. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmişse bu aşamanın da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).

9. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 98). Anayasa Mahkemesinin incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri[2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 147).

10. Somut olayda, başvurucu kolluk görevlilerinin uyarılarına uymayarak aracı ile kaçmış ve tek taraflı bir kaza yapmıştır. Kaza nedeniyle yaralanmıştır. Kolluk görevlileri ayrıca başvurucunun kafasını asfalta çarptığını beyan etmiştir. İki jandarma personelinin ellerinden yaralandığı da sabittir. Öte yandan başvurucu hakkında düzenlenen bazı raporlarda darp ve cebir izi sonucu oluşan yaralanmadan söz edilmiştir. Tıbbi öneriye rağmen diş hekiminin görüşü alınmamıştır. Başvurucu da meydana gelen yaralanmaların başvurucunun iddiaları ile uyumlu olup olmadığı, bu yaralanmaların hangilerinin trafik kazası sonucu oluştuğu, iddia edildiği gibi asfalta düşme sonucu oluşabilecek yara olup olmadığı konularında gerekli olmasına rağmen bilirkişi raporu alınmamıştır. Sulh ceza hakimliğince belirtilen olay yeri fotoğrafları araçta meydana gelen hasara ilişkin tespitler cumhuriyet savcılığınca karşılanmamıştır. Tarafsız tanıklar ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmamıştır.

11. Başvurucunun yaralanmalarının kazadan ötürü mü yoksa darp ve cebir izi nedeniyle mi oluştuğu sağlık raporu ile açıkça ortaya konulmamıştır. Sulh ceza hakimliğinin kararında belirtilen eksiklikler bütünüyle giderilip netleştirilmemiştir. Olaya açıklığa kovuşturulabilecek tanık dahil başka delillerin olup olmadığı başvurucunun beyanlarına rağmen araştırılmamıştır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında belirtilen eksiklikler giderilmeden sonuca ulaşıldığı için kötü muamele yasağının ihlali sonucuna ulaşılmalıdır.

12. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

 

 

 

 

Üye

 Selahaddin MENTEŞ

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Musa Dedekeloğlu [1. B.], B. No: 2021/61646, 4/3/2026, § …)
   
Başvuru Adı MUSA DEDEKELOĞLU
Başvuru No 2021/61646
Başvuru Tarihi 28/10/2021
Karar Tarihi 4/3/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, çeşitli uyarılara rağmen kaçmaya devam eden kişinin yakalandığı esnada kolluk kuvvetinin fiziksel şiddetine maruz kalması ve bu olay hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Yakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımı Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi