logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(K.B. [2. B.], B. No: 2022/50342, 15/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

K.B. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/50342)

 

Karar Tarihi: 15/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ

Başvurucu

:

K.B.

Vekili

:

Av. Elif KANDİLLİ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir.

2. Bireysel başvuruya konu olay tarihi olan 2019 yılında başvurucu, özel bir klinikte doktor olarak görev yapmaktadır. Rize Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli olarak ifadesi alınan A.G., başvurucuyla ilgili olarak Ordu Lisesinde sınıf arkadaşı olduklarını, başvurucunun imam hatip lisesinden ayrılıp düz liseye devam ettiğini, 1989 yılı üniversite sınavında Ordu birincisi olmasına rağmen daha düşük puanlı olan Gülhane Askerî Tıp Akademisine (GATA) gittiğini, örgüt tarafından özellikle buraya yönlendirilmiş olabileceğini düşündüğünü ve Giresun'da A. Dershanesine gittiğini belirtmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında aralarında başvurucunun da bulunduğu asker şüpheliler hakkında soruşturma başlatmıştır.

3. Soruşturma kapsamında daha önceden tespit edilen sabit telefon numaralarına ilişkin HTS kayıtları temin edilmiştir. Başvurucu; soruşturma kapsamındaki ifadesinde aramaların yapıldığı tarihte askerî hastanede asistan hekim olarak görev yaptığını, telefon numarasını hastalarına da verdiğini, arayan kişilerin hastaları ya da hasta yakınları olabileceğini, örgütle hiçbir bağlantısı olmadığını beyan etmiştir.

4. Başsavcılık tarafından başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 1/6/2019 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede A.G.nin beyanları ve ardışık arama kaydının bulunması dikkate alınmıştır. Ayrıca başvurucu ile birlikte ardışık aranan S.T., G.M. ve A.Ö. hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan soruşturma bulunduğu da belirtilerek başvurucunun atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.

5. İddianamenin kabulü ile İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yargılama başlamıştır. Yargılamada 27/6/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda diğerlerinin yanı sıra başvurucunun HTS kayıtları ile sınırlı olmak üzere arayan-aranan, baz istasyonu, arama tarihi detaylarını gösterir şekilde ve cevapsız aramaları 0 sn kayıtları dâhil olmak üzere gönderilmesi için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) yazı yazılmasına ve A.G.nin tanık olarak dinlenmesi için usuli işlemlerin yapılmasına karar verilmiştir.

6. A.G. talimat mahkemesince 12/7/2019 tarihinde alınan beyanında başvurucuyu tanıdığını, 1986-1989 yıllarında Ordu Lisesinde birlikte okuduklarını, mezun olduktan sonra irtibata geçmediklerini, başvurucunun örgüte üye olup olmadığını bilmediğini, herhangi bir faaliyetine şahit olmadığını ancak 1998 yılında ortak lise arkadaşları olan O.A. ile İstanbul'da konuştukları sırada geriye dönük olarak başvurucuyla o zamanki adıyla cemaat içinde yer alarak sohbete gittiklerini söylediğini hatırladığını, bu tarihten sonra yaşantısı hakkında bilgisi olmadığını ifade etmiştir.

7. Yargılamanın 20/8/2019 tarihli birinci celsesinde BTK'ya HTS kayıtları için yazılan müzekkereye cevap verilmiş ve yazı cevabı okunmuştur. Anılan celsede başvurucu, müdafi huzurunda Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla savunmasını yapmıştır. Savunmasında A.G. ile lise yıllarından bu yana irtibatı olmadığını, aradan 33 yıl geçtiğini, beyanının soyut ve tahmine dayandığını, A. Dershanesine değil K. Dershanesine gittiğini, A.G.nin branşını dahi yanlış bildiğini belirterek tanık beyanlarını kabul etmediğini ifade etmiştir. Ayrıca BTK'dan gelen HTS kayıtları incelendiğinde sadece 17/3/2012 tarihindeki aramanın HTS kaydı olduğunu, diğer aramaların hiçbirinin HTS kaydı olmadığını, başkaca soruşturmalardan çıkarılan ve ardışık olduğu iddia edilen aramaların da HTS kaydı olmadığını belirtmiştir. Böylelikle sadece bir tekil araması olduğunu ve iddia edilen diğer görüşmeleri kendisinin yapmadığını savunmuştur. Söz konusu tek aramanın da GATA'da asistan hekim olarak çalıştığı dönemde hastalarının, hasta yakınlarının ya da o tarihte üniversite öğrencisi olan çocuklarının yapmış olabileceğini, yedi yıl öncesinde sabit hatların daha sık kullanıldığını ifade etmiş; suçlamaları reddetmiştir. Bu celsede kurulan ara kararıyla başvurucu ile ardışık arandığı iddia edilen G.M.nin tanık sıfatıyla dinlenmesine karar verilmiştir.

8. Yargılamanın 1/11/2019 tarihli ikinci celsesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne sanıklarla ilgili ankesörlü havuz sorgusu için yazılan müzekkereye cevap verilmiş, gelen ardışık arama analiz raporu okunmuştur. 30/10/2019 tarihli bu rapora göre başvurucunun tespit edilen hatlardan baz verilerine göre toplamda on dokuz kez arandığı, bu aramaların tümünün Ankara'dan yapıldığı, bu aramaların bir kısmında başvurucunun diğer şahıslarla ardışık şekilde arandığı, böylelikle ardışık aramalar neticesinde sanığın da içinde bulunduğu üç ardışık grup oluştuğu, bu ardışık grupların üçünde de başvurucu ile diğer asker şahısların birlikte yer aldığı, karşı baz verilerine göre başvurucunun toplamda iki kez arandığı, karşı baz verilerine göre ardışık grup oluşmadığı tespit edilmiştir.

9. Başvurucu, ardışık arama analiz raporuna karşı beyanlarında ardışık arandığı iddia edilen tek numaranın 312...57 numaralı sabit hat olduğunu, bununla birlikte söz konusu numaranın Başsavcılık tarafından 3/12/2018 tarihli tutanak ile sabit hat soruşturmalarından çıkarıldığını, dolayısıyla ardışık arama kaydının bulunmadığını savunmuştur.

10. Anılan celsede başvurucu ile birlikte ardışık arandığı iddia edilen G.M. Mahkemede tanık sıfatıyla alınan beyanında başvurucuyu GATA'dan doktor arkadaşı olması sebebiyle tanıdığını, çok samimiyeti olmadığını, başvurucu ile ardışık aramasının bulunmadığını, kendisinin de başka bir dosyada yargılandığını ve bu dosyada da ardışık aramasının olmadığını, FETÖ/PDY ile ilgili bir eylemini bilmediğini ifade etmiştir.

11. Yargılamanın 2/6/2020 tarihli beşinci ve son celsesinde Başsavcılık celse arasında sunduğu esas hakkındaki mütalaasını tekrar etmiştir. Mütalaada, başvurucunun GSM hattı ile FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mahrem yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı soruşturma birimince tespit edilen ve bu amaçla kullanıldığı anlaşılan sabit hatlardan ardışık şekilde aranmasına vurgu yapılmıştır. Başvurucu ve müdafi, önceki savunmalarını tekrarla mütalaayı kabul etmediklerini belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Rize Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/803 sayılı soruşturmasında şüpheli sıfatıyla yer alan[A.G.]isimli şahsın beyanlarına,

FETÖ SilahlıTerör Örgütü'nün 'mahrem' nitelikli sözde TSK Yapılanmasında asker şahıslardan sorumlu sivil unsurların örgüt mensubu asker şahıslarla/diğer asker şahıs sorumlusu sivil unsurlarla irtibat amacıyla kullanılan hatlardan 3 tanesi ardışık grup oluşturacak şekilde toplam 19 kere aranmasına istinaden kamu davası açılmıştır.

Mahkememizce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nden yaptırılması istenen Türkiye çapında oluşturulan ankesör/ardışık aramalara ilişkin havuz sorgusunda; sanığın kullandığı 545... 40 nolu GSM hattının FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sözde TSK Yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı soruşturma birimince tespit edilen hatlardan BAZ verilerine göre toplamda 19 kez arandığı, bu aramaların tümünün Ankara ilinden yapıldığı, bu aramaların bir kısmında sanığın diğer şahıslarla ardışık olacak şekilde arandığı, bu şekilde ardışık aramalar neticesinde sanığın da içinde bulunduğu 3 adet ardışık grubu oluştuğu, bu şekilde oluşan ardışık gruplarının 3'ünde de sanık ile diğer asker şahısların birlikte yer aldığı, KARŞI BAZ verilerine göre sanığın toplamda 2 kez arandığı, KARŞI BAZ verilerine göre ardışık grup oluşmadığı tespit edilmiştir.

Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/400 Talimat sayılı dosyasında beyanları alınan tanık [A.G] sanıkla ilgili beyanında;'Ben Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nde bylock iddiası ile yargılandım. 6 ay tutuklu kaldım. Ancak daha sonra morbeyin uygulaması telefonumda çıkması nedeniyle gerçek ortaya çıktı ve beraat ettim. Bana okumuş olduğunuz sanıklardan[başvurucuyu] tanırım. 1986-1989 yıllarında Ordu Lisesi'nde birlikte okuduk. Kendisi de benim gibi doktordur. Hatta o Gata mezunu olup askeri doktordur. Mezun olduktan sonra telefonla veya hiçbir şekilde irtibata geçmedim. Ben sanık [K.B.nin] örgüte üye olup olmadığını bilmiyorum. Herhangi bir faaliyetine şahit değilim. Ancak 1998 yılında ortak bir lise arkadaşımız olan [O.A.] ile İstanbul'da konuştuğumuz sırada geriye dönük olarak sanığın o zamanki adıyla cemaat içerisinde bulunarak sohbete gittiklerini bana dediğini hatırlıyorum. Bu tarihten sonra sanığın yaşantısı ile ilgili bilgi sahibi olmadım. Bilgim görgüm bundan ibarettir.' şeklinde beyanda bulunmuştur.

Sanık ile birlikte ardışık aranan şahıslardan [G.M.], mahkememizde 01/11/2019 tarihinde tanık sıfatıyla alınan beyanında özetle; sanığın GATA'dan doktor arkadaşı olduğunu, sanıkla çok samimiyetinin olmadığını, FETÖ ile ilgili bir eylemini bilmediğini beyan etmiştir.

...

Yukarıda zikredilen ve hukuka uygun olarak toplandığı değerlendirilen deliller, HTS ve BTK kayıtları, Türkiye çapında oluşturulan ankesör/ardışık aramalara ilişkin havuz sorgusu sonuçları, tanık [A.G.nin] beyanları ve iddianamede sanığın cezalandırılmasına gerekçe gösterilen hususlar değerlendirildiğinde; sanığın suçlamaları kabul etmeyen savunmalarına itibar edilmeyerek sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün askeriyedeki yapılanması kapsamında kod adı kullanan sivil örgüt imamlarına bağlı olarak örgüt yapılanması ve hiyerarşisinde yer aldığı, sanığın bağlı bulunduğu öğretmen, müdür yardımcısı olarak tabir edilen örgüt abi-imamı ile sabit hatlar vasıtası ile irtibat kurduğu anlaşılmış, sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün amacını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğinin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün niteliğini örgüt üyesi olarak bildiğinin ve örgüte üyelik boyutunda iştirak ve bilinç iradesiyle hareket ederek kastını sürdürdüğünün kabulü gerekmiş ve sanık hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan mahk[û]miyetine dair karar verilmiştir."

12. Başvurucu; bu karara karşı diğerlerinin yanı sıra ardışık arama kaydının bulunmadığını, tanık beyanlarında örgüt üyeliğine delil olabilecek ifadeler olmadığını ancak bu konudaki itirazlarının Mahkemece dikkate alınmadığını ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 22/10/2020 tarihinde hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu, istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz talebi, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 19/1/2022 tarihinde reddedilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır.

14. Başvurucu, nihai hükmü 10/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 5/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, makul sürede yargılanma hakkının ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilemez olduğuna, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

16. Başvurucu, ardışık arama kayıtlarına dayanak kabul edilen HTS kayıtlarının incelenme usulü ile söz konusu aramaların niteliklerine dair aşamalarda ileri sürdüğü davanın sonucuna etkili itiraz ve savunmalarına Mahkeme ve kanun yolu incelemesi aşamasında ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki şikâyetleri ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.

18. Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (çok sayıda karar arasından bkz. Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Caner Kandırmaz [2. B.], B. No: 2013/3672, 30/12/2014, §§ 27-32).

21. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna varmış ve başvurucu hakkında hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet kararı vermiştir. Anılan kararda Mahkeme, kolluk birimlerinin ardışık aramaya ilişkin HTS kayıtlarıyla yapılan tespitler neticesinde başvurucunun ardışık arama denen yöntem ile mahrem şahıslara zimmetlenen asker şahıslardan olduğuna dair tespitleri delil olarak hükme esas almıştır.

22. Yargıtay kişilerin sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi uyarınca FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini içtihatlarında açıkça belirlemiştir (Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023, §§ 127-132; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/11/2024 tarihli ve E.2024/705, K.2024/15150; 19/11/2024 tarihli ve E.2022/6992, K.2024/14586; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararları).

23. Bu çerçevede Yargıtayın anılan kararlarında; sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, ardışık aranan diğer şahıslar hakkında soruşturma bulunması hâlinde bu kişilerin tüm aşama ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, sanığın kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca sanıkların bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda “gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadıkları, ardışık aramaya dâhil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı” hususlarını gösterir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, anılan Kanun'un 210. maddesi kapsamında tek veya belirleyici ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği de ifade edilmiştir (R.T. [GK], B. No: 2021/47924, 29/5/2025, § 30).

24. Somut olayda istinaf ve temyiz denetiminden geçerek kesinleşen gerekçeli karara göre başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan mahkûm olmasında dayanılan deliller, başvurucunun Ankara'da bulunan büfe ve market gibi sabit telefon numarası üzerinden üçü ardışık grup oluşturacak şekilde toplam on dokuz kez aranmasının örgütsel amaçla olduğuna dair HTS kayıtları ile talimat mahkemesince dinlenen tanık A.G.nin 1998 yılında ortak lise arkadaşları olan O.A. ile İstanbul'da konuştukları sırada O.A.nın başvurucuyla cemaat içinde bulunarak sohbete gittiklerini söylemesine ilişkin beyanlarıdır. Gerekçeli karar içeriği, tanık A.G.nin başvurucu ile ilgili beyanları ve hükme esas alınan deliller dikkate alındığında başvurucunun sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden örgütün hücre tipi yapılanmasına ait haberleşme ağına dâhil olduğuna ilişkin tespitlerin mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.

25. Ancak Yargıtayın yukarıda belirtilen uygulamaları dikkate alındığında başvurucu hakkında yapılan tespitlerin ardışık olmadığı, ardışık aramada uygulanan yöntemlere uygun bulunmadığı itirazıyla ilgili kolluk tarafından düzenlenen HTS analiz raporuna karşı bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden başvurucu ile arandığı tespit edilen kişilerin tamamının tanık sıfatıyla Mahkemece dinlenmediği açıktır. Başvurucuyla ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, bu kişilerin tüm aşama ifadeleri getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, başvurucunun kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması ve bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi gerektiği Yargıtay kararlarından anlaşılmıştır. Ayrıca gerekirse UYAP'ta araştırma yapılarak başvurucu hakkında herhangi bir ifade yahut beyan olup olmadığı, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada başvurucu ve müdafiine okunması, gerekirse de ifade ya da beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla muhakeme sürecinde elde edilen deliller ve Mahkemenin gerekçesi dikkate alındığında kişilerin sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden örgütün hücre tipi yapılanmasına ait haberleşme ağına dâhil olup olmadıklarının belirlenmesi açısından Yargıtay tarafından ilkesel olarak ortaya konulan ve adli makamlarca yapılması gerekli görülen araştırmaların somut olayda yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

26. Başvurucu; yargılamanın tüm aşamalarında ardışık arama kayıtlarının hastanede görevi nedeniyle sevk edilen hastalarla ilgili yine cep telefonu numarasını verdiği kişiler ya da o tarihlerde üniversite öğrencisi olan çocukları tarafından yapılmış aramalar olabileceğini, sadece 17/3/2012 tarihindeki aramanın HTS kaydının olduğunu, diğer aramaların hiçbirinin HTS kaydının olmadığını, başkaca soruşturmalardan çıkarılan ve ardışık olduğu iddia edilen aramaların da HTS kaydı olmadığını ayrıca aleyhine beyanda bulunan tanığı lise yıllarından beri görmediğini, beyanlarının soyut ve tahmine dayalı olduğunu ileri sürmüştür. Diğer taraftan ise başvurucu; ardışık arandığı iddia edilen tek numaranın 312...57 numaralı sabit hat olduğunu belirterek söz konusu numaranın Başsavcılık tarafından 3/12/2018 tarihli tutanak ile sabit hat soruşturmalarından çıkarıldığına, dolayısıyla ardışık arama kaydının bulunmadığına ilişkin itirazlar sunmuştur.

27. Mahkemece, başvurucunun savunmalarında dile getirilen bu hususlarla ilgili bir araştırma veya değerlendirme yapılmamıştır. Savunmaya ilişkin olarak belirtilen olguların kararın sonucunu değiştirebilme ihtimali olan iddialar olduğu, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ve bu konularda Mahkemece herhangi bir açıklama yapılmadığı görülmüştür (bkz. § 11).

28. Buna göre başvurucu, üzerine atılı suçu işlemediğine dair savunmasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunmasına rağmen Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış, başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir.

29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

30. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ve din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 1.000.000 TL maddi ve 1.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

33. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

34. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/246, K.2020/68) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

G. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/10/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğim nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Başvurucu, GATA mezunu ve doktor olup, olay tarihinde özel bir klinikte doktor olarak görev yapmaktadır. Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında, dosyaya giren tüm bilgi, belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden dava açılan sanığın HTS verilerinin dosyaya getirtildiği, baz verileri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda sanığın, askeri şahıslardan sorumlu sivil imamlar tarafından 19 kez arandığı, bu aramaların bir kısmının ardışık olduğu, kendisi ile birlikte aranan kişilerin asker olduğu, karşı baz verilerine göre sanığın 2 kez arandığı, ancak karşı baz verilerine göre ardışık grup oluşmadığı belirtilmiştir. Yine yerel mahkeme kararında tanık ifadelerine ve başvurucunun bu ifadelere karşı beyanlarına yer verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusun ilişkin kararında (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olarak FETÖ/PDY örgütünün özellikleri hakkında kapsamlı açıklamalara yer verilmiştir. Söz konusu kararda, yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilerek, özetle; FETÖ/PDY'nin yöneticileri ve üyelerinin, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttüğü ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandığı, gizlilik anlayışı, devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulandığı, FETÖ/PDY'nin gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Murat Albayrak (GK, B. No: 2020/16168, 8/3/2023) başvurusunda ise, FETÖ/PDY' nin “Askeri Mahrem” yapılanmasına, bu yapılanma içerisindeki örgütsel iletişim kurma yöntemlerine değinerek, örgütün askeri mahrem yapılanmasına mensup kişilerin örgütsel toplantıları organize etmek amacıyla birbirleriyle belirli gizlilik kuralları içerisinde ankesörlü/sabit hatlarla iletişim kurduklarını belirtmiştir. Mahkeme söz konusu kararında, hem ankesörlü/kontörlü sabit hatlarla (telefonlarla) kurulan, hem de bu hatlarla aranan kişilere ait GSM hattının iletişimlerinin tespiti sonucunda HTS verilerinin elde edilerek kolluk görevlilerince analiz edilmesini ve bu verilerin delil olarak kullanılmasını bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren bir uygulama olarak değerlendirmemiş ayrıca, somut olayın özelliğine göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespitine ilişkin kayıtların mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasında adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşmıştır (Murat Albayrak, § 124-146).

Somut olayda yerel mahkemece HTS kayıtlarına göre, başvurucunun kullandığı GSM hattı ile FETÖ/PDY örgüt üyesi sivil imamlar tarafından ardışık arandığı, sivil örgüt imamlarına bağlı olarak örgüt yapılanması ve hiyerarşisi içinde yer aldığı, örgütün amaç, faaliyet ve eylemlerini benimsediği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

Başvurucu müdafi yardımından yararlanmış, iddianameye konu eylemler ve dosya kapsamı hakkında bilgi verilmiş ve savunması alınmıştır. Yargılamada başvurucuya esas hakkında mütalaaya savunma imkânı tanınmış ve başvurucunun savunması sonrasında hüküm verilmiştir. Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinin sübut bulduğunu kabul eden yerel mahkeme, somut olay bağlamında HTS kayıtlarını, tanık beyanlarını ve dosyadaki delilleri değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve tüm dosya kapsamını nazara alarak, hukuk kurallarını nasıl uyguladığını ve yorumladığını belirterek hüküm kurmuştur. Yerel mahkemenin kararında, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

Ömer ÇINAR

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(K.B. [2. B.], B. No: 2022/50342, 15/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı K.B.
Başvuru No 2022/50342
Başvuru Tarihi 5/4/2022
Karar Tarihi 15/10/2025
Resmi Gazete Tarihi 30/6/2017 - 30110

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, karar sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Gerekçeli karar hakkı (ceza) İhlal Yeniden yargılama
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) İncelenmesine Yer Olmadığı
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı KHK-İHRAÇ (OHAL tedbiri, hakim-savcı dışındaki kamu personeli) İncelenmesine Yer Olmadığı
Din ve vicdan özgürlüğü Din özgürlüğü İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi