|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Ali KOZAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Hasan Hüseyin ERŞEN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Gönül SÖZERİ PEHLİVANTÜRK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, dava şartı yokluğu gerekçesiyle ret kararı verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu 2014 yılında D. İnşaat San. ve Ticaret A.Ş.den (Şirket) bir daire satın almıştır. Dairenin ayıplı teslim edildiği iddiasıyla başvurucu İstanbul 4. Tüketici Mahkemesinde (Mahkeme) 23/5/2015 tarihinde Şirket aleyhine alacak ve tazminat davası açmıştır. Mahkeme 5/5/2016 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
3. Şirket tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 29/6/2017 tarihinde anılan kararın bozulmasına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde 9/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede (675 sayılı KHK) kapsamında kapatıldığı, davanın anılan kararnamenin 16. maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
4. Anılan karara uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi gereğince dava şartı yokluğu gerekçesi ile 5/6/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
" 675 sayılı KHK'nın 16.maddesinde, ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek ve tüzel kişiler aleyhine 17/08/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/08/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verileceği, hususu düzenlenmiştir. Aynı şekilde icra takipleri hakkında da icra müdürlüklerince düşme kararı verileceği hükümleri getirilmiştir. Davalı şirketinde söz konusu kararnameler kapsamında kapatılan tüzel kişi olup kararname kapsamındadır. Bu itibarla yukarıda değinilen kanun hükmünde kararname gereğince kesin olmak üzere dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir."
5. Bu karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinde; Şirketin KHK ile kapatılmadığı, sadece yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanlığına (TMSF) devredildiği vurgulanmıştır. KHK ile kapatılan şirketlerin tüzel kişiliklerinin sonlandığını ancak Şirketin tüzel kişiliğinin varlığını koruduğunu ve hâlen İstanbul ticaret sicilinde kayıtlı olarak ticari faaliyetine devam ettiğini belirtmiştir.
6. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, söz konusu kararı 7/6/2021 tarihinde onamış; başvurucunun karar düzeltme istemi ise aynı Daire tarafından 27/12/2021 tarihinde reddedilmiştir.
7. Nihai karar başvurucu vekilince 19/1/2022 tarihinde öğrenildikten sonra 18/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu, Şirketin KHK ile kapatılmadığını sadece yönetiminin TMSF'ye devredildiğini, Şirketin faaliyetlerine devam ettiğini belirtmiştir. TMSF'ye devredilmenin Şirketin tüzel kişiliğini sona erdiren bir işlem olmadığını, tüzel kişiliğin hak ve alacaklardan sorumluluğunun devam ettiğini ifade etmiştir. Bu yönde yeterli araştırma yapmayarak esasa girmeyen yargı makamlarının itirazlarını kapsar şekilde bir gerekçe de ortaya koymadıklarını vurgulayarak hak arama hürriyetinin, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun davasının 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi kapsamında kaldığı değerlendirilerek dava şartı yokluğu nedeniyle reddedildiği belirtildikten sonra ekte sunulan, TMSF'den temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak yapılacak incelemede dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Görüş ekinde yer alan TMSF Hukuk İşleri Başkanlığının 19/8/2022 tarihli yazısında ise Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/9/2016 tarihli kararıyla TMSF'nin söz konusu Şirkete kayyum olarak atandığını, bu atamanın TMSF'den bağımsız tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti olan Şirketin hak, alacak, borç ve davalarının devralındığı anlamına gelmediği belirtilmiştir. Ayrıca Şirket tüzel kişiliğinin hak ve alacaklarını takip ettiği, borç ve yükümlülüklerden de tüzel kişiliğin sorumlu olduğu vurgulanmıştır.
10. Başvurucu vekili; Bakanlık görüşüne cevabında Şirketin KHK ile kapatılan kurumlardan olmadığının TMSF'nin yazısıyla da kabul edildiğini, bu duruma rağmen gerekli araştırma yapılmadan taraf ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin keyfîlik içerdiğini belirtmiştir.
11. Başvurunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Benzer değerlendirme için bkz. Murat Duygu [2. B.], B. No: 2017/17263, 24/6/2020, § 28).
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. Başvurucunun Şirket aleyhine açtığı davada, dava şartı yokluğu gerekçesiyle ret kararı verilerek esasa ilişkin bir inceleme yapılmamasının mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır.
14. Bu müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığının incelenmesi gerekir. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
15. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
16. Somut olayda Şirket aleyhine açılan dava 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi ve 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinde yer alan düzenlemeler bağlamında değerlendirilerek dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiştir. 675 sayılı KHK'nın anılan maddesi 6/2/2018 tarihli ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8/3/2018 tarihli ve 30354 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de, 670 sayılı KHK'nın belirtilen maddesi ise 8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 8/3/2018 tarihli ve 30354 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi sonucu aynen kanunlaşmıştır.
17. Anılan mevzuatta özetle kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum ve kuruluşların aleyhine açılan davalarda dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı verileceği düzenlenmiştir (ilgili hukuk için bkz. Murat Duygu, §§ 11-19). Anayasa Mahkemesi başvuru konusuna benzer durumu incelediği Murat Duygu kararında, aleyhine dava açılan şirketin KHK ile kapatılmadığını ve tüzel kişiliğinin devam ettiğini tespit ettikten sonra bu durumda anılan mevzuata göre dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı verilmesinin kanuni dayanağının olmadığı sonucuna varmıştır. Somut olayda da TMSF'nin 19/08/2022 tarihli yazısına göre (bkz. § 10), Şirketin KHK ile kapatılmadığı, sadece TMSF'nin kayyum olarak atandığı ancak bu durumun şirket tüzel kişiliğini ortadan kaldırmadığı, tüzel kişiliğinin devam ettiği sabittir. Bu hâlde Murat Duygu kararında yer alan değerlendirme ve sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı anlaşılmakla, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
19. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına ve 5,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
20. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
21. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 4. Tüketici Mahkemesine (E.2017/896, K.2018/470) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.