logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mehmet Karakaş [2. B.], B. No: 2022/21240, 3/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET KARAKAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/21240)

 

Karar Tarihi: 3/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Mehmet KARAKAŞ

Vekili

:

Av. Şeyho SAYA

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş akdi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davasında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, T.P.I.C. Limited Şirketinde (Şirket) log teknisyeni olarak çalışmaktayken Disiplin Kurulu kararı ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrasının iki numaralı bendinin (e) alt bendi gereği 19/2/2020 tarihinde iş akdi feshedilmiştir. Disiplin Kurulu kararında 31/7/2019 tarihinde Adıyaman Log Servisine ait otuz perfore gun borusunu hurdacıya satma girişiminde bulundukları ve iki yüz perfore gun borusunun eksik olduğunun tespit edildiği, olaya dair Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucu ve başvurucu ile benzer isim ve soy ismi taşıyan bir diğer çalışanın hakkında soruşturma başlatıldığı, soruşturmaya konu olan her iki kişinin de görevlerine son verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

3. Başvurucu, Adıyaman İş Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde işe iade davası açmıştır. Dava dilekçesinde üzerine atılı suçun asılsız olduğunu, işveren Şirketin kendisiyle aynı pozisyonda çalışan ve aynı ismi paylaşan başka bir işçiyle kendisini karıştırdığını, işlemediği bir suç nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunarak iş akdini feshettiğini ileri sürmüş; Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tanık olarak ifadesine başvurulduğunu, hakkında açılmış bir soruşturma bulunmadığını belirtmiştir. İşveren Şirket; cevap dilekçesinde isim karışıklığının söz konusu olmadığını, başvurucu için de diğer çalışanı M.K. için de disiplin soruşturması neticesinde işten çıkarma kararı alındığını, bizzat başvurucu hakkında tanık beyanı bulunduğunu, feshin haklı nedene dayandığını belirterek disiplin soruşturmasına dair belgeleri ibraz etmiştir. Bu kapsamda dosyaya giren belgelerden bazıları şunlardır:

- M.K. disiplin soruşturmasında alınan beyanında olay günü sanayideki hurdacıya tarlası için lazım olan birkaç malzeme satın almak amacıyla gittiğini, araçtaki boruları gören hurdacının bunları satın almak için teklif sunduğunu ancak bunlar devletin malı diyerek kendisinin satmayı reddettiğini, alışveriş yapmadığı için de hurdacının kendisini şikâyet ettiğini ileri sürmüştür.

- Başvurucu; disiplin soruşturmasında alınan beyanında bir ekiple birlikte Lüleburgaz Log Atölyesinde görevlendirildiğini, görev bititğinde eve döndüğünde bölge sorumlusunun kendisini arayarak hurdacı ile yapılan alışverişi sorduğunu, olaya dair herhangi bir görgüsünün ve bilgisinin bulunmadığı ayrıca olay tarihinde anılan atölyede görevli olduğu yönünde kendisine malumat verdiğini belirtmiştir.

- Tanık olarak ifadesine başvurulan ve Adıyaman Log Atölyesinde saha uzmanı olarak çalışan A.B. ise yazılı beyanında başvurucu ile M.K.nın kendi aralarındaki konuşmalarına şahit olduğunu, her ikisinin de on beşer boruyu köylerine götürdüklerini, yirmi hurda boruyu da Adıyaman Sanayi Sitesi'ne götürerek sattıklarını söylediklerini ifade etmiştir.

- Ceza soruşturmasına ilişkin gönderilen belgelerde Şirketin bölge sorumlusu tarafından Şirket adına suç duyurusunda bulunulduğu; emniyetteki beyanında M.K. ile bir başka çalışanın ismini verdiği, Başsavcılık beyanında ise ilgili olaydan sadece M.K.yı sorumlu tuttuğu görülmektedir. İşveren Şirket, suç duyurusunda bulunduğu dilekçesinde hem başvurucuyu hem de M.K.yı ihbar etmiştir.

4. Mahkeme; yargılama sürecinde Başsavcılığa, Ceza Mahkemesi ile Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazarak başvurucu ile ilgili bilgi ve belgeleri dava dosyasına getirtmiş, bilirkişi incelemesi yaptırmış, başvurucunun bildirdiği tanıklardan M.K.yı dinlemiş, 25/5/2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde Başsavcılık nezdinde yürütülen soruşturmanın ve devamında açılan ceza davasının M.K.ya ilişkin olduğunu, cezai takibatın hiçbir aşamasında başvurucunun adının geçmediğini belirterek başvurucunun 16/1/2010 tarihli eylemine ilişkin olarak elektrik enerjisi hakkında hırsızlık ve mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verildiğini, bu kararın 3/3/2011 tarihinde kesinleştiğini, bu eylemin davaya konu fesih sebebiyle bağlantısının bulunmadığını değerlendirmiştir. Feshe ve ceza soruşturmasına konu eylem nedeniyle başvurucuya atfedilebilecek somut delil sunulmadığını belirten Mahkeme, Şirketin feshin geçerli nedene dayandığını ispat edemediği kanaatine varmıştır.

5. İşveren Şirket tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf dilekçesinde, yargılama sürecindeki iddialarını tekrarlayan işveren, olayın basit bir isim karışıklığından ibaret olmadığını belirterek A.B. isimli tanığın beyanına vurgu yapmış ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

6. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) tarafından yapılan istinaf incelemesi neticesinde 30/12/2021 tarihli karar ile anılan kararın kaldırılmasına ve davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucu aleyhine elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda başvurucunun bahsi geçen suçu işlediğinin tespit edildiği ancak verilen cezanın nevi ve miktarı dikkate alınarak HAGB'ye hükmedildiği, bahsi geçen kararın gerekçesi ile tüm dosya kapsamına göre başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği kanaatine varılmıştır.

7. Başvurucu, nihai hükmü 31/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 22/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

8. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

9. Başvurucu, yargılamanın adil bir şekilde yürütülmediğini, işlemediği bir suç nedeniyle sadece bir isim benzerliğinden ötürü iş akdinin sonlandırıldığını, bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından iddia ve itirazları incelenmeksizin gerekçesiz bir karar ile davanın reddine karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, hukuki dinlenilme hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

10. Başvurucunun iddialarının gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

13. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

14. Başvuruya konu olayda işveren tarafından başvurucu, başvurucu ile aynı pozisyonda çalışan ve isim benzerliği olan M.K.nın aynı maddi olaya istinaden hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı ve iş akitlerine son verildiği, işveren Şirketin şikâyetine rağmen sadece M.K. hakkında ceza soruşturması başlatıldığı ve ceza davası açıldığı, cezai süreçte ise başvurucunun sadece tanıklığına başvurulduğu görülmüştür. Mahkeme tarafından yapılan değerlendirmede bu husus dikkate alınarak davanın kabulüne hükmedilmiş, kararda başvurucu hakkında aleyhe somut delil olmadığı belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise iş akdinin sona erdiği tarihten çok önce başvurucu hakkında hükmedilen bir HAGB kararına dayanarak davayı reddetmiştir.

15. HAGB kararının Anayasa'nın 38. maddesi anlamında "hükmen sabit ol[ma]" sonucunu doğuran bir karar, diğer bir ifadeyle kesinleşmiş hüküm olmadığı açıktır. Denetimli serbestlik sürecinde açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanma şartları oluşmadığı takdirde ceza davasının düşmesine karar verilecektir. Dahası hakkında HAGB kararı verilen kişiler yönünden bu kararın hukuki sonuç doğurmayacağına ilişkin kanun hükmü bulunmaktadır [(4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin (5) numaralı fıkrası)]. HAGB kararının hukuki sonuç doğurmaması herhangi idari tasarruf veya yargı kararının HAGB kararına doğrudan ve kategorik olarak dayandırılmamasını gerektirir. Diğer bir ifadeyle kişiler hakkında verilen HAGB kararlarının idari işlemlere veya yargı kararlarına esas alınması HAGB kararının hukuki bir sonucudur. İlgili kanun hükmü aslında anayasal olarak masumiyet karinesinin korunmasını destekleyen bir kuraldır. Hakkında HAGB verilen kişinin suç işlediğinin sabit olduğundan bahsedilemez. Sadece ceza mahkemesinin karara konu olguların gerçekleştiğine ilişkin kanaati henüz açıklanmadan askıda bekletilmektedir. Bu kanaat yargısal olarak denetlenmemiş bir kanaat olup ancak hüküm açıklandığında denetimi mümkün hâle gelmektedir (28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle artık itiraz makamlarınca fiilin sübutu yönündeki mahkeme kanaati denetlenebilecekse de olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatın bu şekilde yorumlanmadığına ilişkin olarak bkz. Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022).

16. Anayasa Mahkemesi, benzer başvurularda derdest bir ceza davası veya soruşturmanın bulunmasının tek başına yeterli görüldüğü hâllerde özellikle de ilgili kişinin beraatine ya da ilgili kişi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına veya HAGB'ye karar verildiği takdirde mahkemenin ilgili ve yeterli gerekçe gösterme yükümlülüğü çerçevesinde hareket ederek irtibat veya iltisakı gösterir delilleri tartışarak bir sonuca varması ve bunu da gerekçesinde göstermesi gerektiğini kabul etmiştir (Süleyman Duman ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/14039, 20/9/2023, § 29; Ceylan Nergiz [2. B.], B. No: 2021/50842, 5/6/2024, § 20).

17. Somut olayda HAGB kararının 3/3/2011 tarihinde kesinleştiği, başvurucunun iş akdinin ise 19/2/2020 tarihinde feshedildiği, dava dosyasına giren başka bir ceza soruşturması/kovuşturması bulunmadığı görülmüştür. Dosya bu kapsamda ele alındığında ise işverenin yargılamanın hiçbir aşamasında HAGB'ye konu eylemler nedeniyle iş akdini feshettiği yönünde bir beyanda bulunmadığı, fesih olgusunu tamamen 31/7/2019 tarihinde meydana gelen olaylara dayandırdığı ve bu doğrultuda yürütülen disiplin soruşturması neticesinde başvurucunun işine son verdiği görülmektedir. HAGB'ye konu eylemlerin iş akdinin feshinden yaklaşık on yıl önce vuku bulan bir olaya ilişkin olduğu, söz konusu olayın işçi-işveren arasındaki güven ilişkisini nasıl etkilediği hususunun ise işveren tarafından açıklanmadığı gibi gerekçeli kararda da tartışılmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince bu hususların hiçbirine ilişkin değerlendirme yapılmaksızın HAGB'nin varlığına istinaden davanın reddedildiği anlaşılmaktadır.

18. Öte yandan Mahkeme tarafından yapılan değerlendirmede başvurucunun disiplin soruşturması geçirmesine neden olan eylemlere ilişkin hakkında somut delil bulunmadığı kanaatine varıldığı, Bölge Adliye Mahkemesinin ise bu hususa ilişkin olarak bir değerlendirme yapmaksızın tüm dosya kapsamında başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı gerekçesiyle davayı reddettiği görülmektedir. Ceza soruşturması kapsamında başvurucu hakkında bir iddia yahut isnatta bulunulmadığı, disiplin soruşturmasında da A.B.nin beyanı dışında başkaca delil olmadığı, başvurucu ve M.K.nın savunmaları da gözetildiğinde başvurucunun iddialarının yargılamanın sonucuna etkili olabilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.

19. Sonuç olarak yukarıda izah edilen hususlar da gözetildiğinde başvurucunun iddia ve itirazlarının uyuşmazlığın neticesi ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilerek anılan itirazların yargı mercileri tarafından incelenmesi, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla başvurucunun uyuşmazlığın sonucu ile ilgili iddialarının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmadığı anlaşılmıştır.

20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

21. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 150.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

24. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine (E.2021/1249, K.2021/2452) iletilmek üzere Adıyaman İş Mahkemesine (E.2020/259, K.2021/256) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Mehmet Karakaş [2. B.], B. No: 2022/21240, 3/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı MEHMET KARAKAŞ
Başvuru No 2022/21240
Başvuru Tarihi 22/2/2022
Karar Tarihi 3/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş akdi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davasında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (hukuk) İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi