GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin ERAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Y. C.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Nesrin ÖZKAYA
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza davasında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.
2. Müştekiler S.B. ve E.B., olay tarihinde 20 günlük olan bebekleri A.B.nin ağlama ve beslenme şikâyetinin bulunduğunu belirtmek suretiyle başvurucunun acil servis doktoru olarak görev yaptığı Sarıkamış Devlet Hastanesi (Hastane) Acil Servis bölümüne müracaatta bulunmuştur.
3. Başvurucu, yapmış olduğu muayene neticesinde düzenlediği 5/5/2013 tarihli raporun tanı kısmına "kabızlık", düzenlediği reçeteye ise "infantil kolik" -huzursuzluk ve ağlama atağı- teşhisini yazmak ve damla reçete etmek suretiyle bebek A.B.yi taburcu etmiştir. Aynı gün akşam saatlerinde bebek A.B.yi kontrol eden müşteki S.B., bebek A.B.nin bitkin olduğunu fark etmiş ve yeniden Hastaneye müracaat etmiştir.
4. Müracaat sonrası müdahaleyi yapan Doktor E.A. tarafından düzenlenen epikriz raporunda, bebek A.B.nin kalp atımı ve dolaşımının olmaması nedeniyle hastanın entübe edildiği, entübe sonrası uygulanan aspirasyonda akciğerlerden gastrik içerik ve mama geldiği, yaklaşık 40 dakika boyunca CPR uygulandığı ancak yanıt alınamadığı ve hastanın eksitus kabul edildiği belirtilmiştir.
5. Sarıkamış Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından A.B.nin vefatı sonrasında soruşturma başlatılmıştır. 6/5/2013 tarihli Ölü Muayene Tutanağı'nda, A.B.nin kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi amacıyla klasik otopsi yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başsavcılık otopsi işlemlerinin yapılması amacıyla Trabzon Adli Tıp Şube Müdürlüğüne müzekkere yazmıştır.
6. Soruşturma kapsamında beyanlarına başvurulan müştekiler E.B. ve S.B.; acil servise sabah saatlerinde müracaat ettiklerinde sadece bağırsak düzenleyici Zinco damla reçete edilerek bebeklerinin eve gönderildiğini, akşam saatlerinde bebeğin solunumunun yavaşladığını fark etmeleri üzerine yeniden acil servise gittiklerini, burada Dr. E.A.nın bebeğe müdahale ettiğini ancak bebeklerinin kurtulamadığını, sabah muayene yapan başvurucunun uzman doktora yönlendirmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu ve başvurucudan şikâyetçi olduklarını ifade etmiştir. İfadesi alınan Dr. E.A. ise bebeğin acil servise getirildiği zaman hayatta olmadığını, CPR uygulamak suretiyle müdahale ettiğini ancak yaşam bulgusuna rastlanmadığını beyan etmiştir.
7. Başvurucu; savcılıkta vermiş olduğu ifadesinde, acil serviste yaptığı muayenede bebeğin karnının hafif şiş olduğunu gördüğünü, ateşinin normal olduğunu, bebeğe infantil kolik teşhisi koyduğunu, damla reçete ettiğini, şikâyetlerin devam etmesi hâlinde hafta içi yeniden gelmelerini istediğini ve bebeği uzman doktorun muayene etmesini gerektiren bir durum görmediğini beyan etmiştir.
8. Adli Tıp Kurumu Trabzon Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 19/6/2013 tarihli otopsi raporunda "...küçüğün ölümünün; kendisinde mevcut akciğer hastalığından [akciğer enfeksiyonu, histopatolojik olarak amniyon aspirasyonuyla uyumlu bulgular, yaygın intraalveoler makrofajlar, ödem ve taze lobüler pnömoni gösteren akciğer tanısı konulduğu] meydana gelmiş olduğu" bildirilmiştir. Adli Tıp Kurumu ayrıca akciğer örneklerinde "amniyon aspirasyonuyla uyumlu bulgular" tespit edildiğini de açıklamıştır.
9. Başsavcılık, bebeğe ait önceki tedavi kayıtları ve raporların temininden sonra bebeğin ölümünde başvurucunun kusuru bulunup bulunmadığı yönünde rapor düzenlenmesi amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumuna müzekkere yazmıştır. Adli Tıp Kurumu İstanbul Birinci İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 29/1/2014 tarihli raporun sonuç kısmında;
i. Dr. Y.C. [başvurucu] tarafından yapılan muayenede "ateş: 36.8, SS: 30, takipnesi yok, retraksiyonu yok, batın sesleri doğal" olduğu, infantil kolik tanısıyla Zinco damla reçete edildiği, tanı kısmına "solunum yetmezliği, kabızlık" yazılmış olduğu,
ii. Bebeğin ölümünün akciğer enfeksiyonu [taze lobüler pnömoni] sonucu meydana gelmiş olduğu, ... hastanın otopsisinde akciğer enfeksiyonu tespit edildiği dikkate alındığında Dr. Y.C.nin "çocuk hastalıkları uzmanı konsültasyonu istememesi ve hastayı yatırarak tedaviyi yaptırmaması" nedeniyle kusurlu olduğu ancak bebeğin yaşı ve klinik durumu itibarıyla zamanında tanı konularak uygun tedaviye başlanmış olması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı belirtilmiştir.
10. Başsavcılık, başvurucunun taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılması talebiyle 15/8/2014 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun ölen bebeğin Hastaneye ilk getirildiği esnada çocuk hastalıkları uzmanından konsültasyon istememesi ve hastayı yatırarak tedavi etmemesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu raporuna göre kusurlu olduğu belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Sarıkamış Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkemece 5/9/2014 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun savunmasının alınması amacıyla istinabe mahkemesine yazı yazılmasına, müşteki ve tanık E.A.nın beyanlarının alınması amacıyla da çağrı kâğıdı çıkarılmasına karar verilmiştir.
12. Yargılama üç celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede, müştekilerin soruşturma aşamasındaki beyanları ile aynı doğrultudaki ifadeleri alınmış ve celse, tanık E.A.nın beyanları ile başvurucunun savunmasının alınması amacıyla ertelenmiştir. İkinci celse öncesinde başvurucunun savunması istinabe mahkemesi tarafından alınmıştır. Başvurucu savunmasında özet olarak hasta hakkında iki farklı tedavi kaydının olduğunu, kendisinin düzenlediği kayıtta hastanın solunum sıkıntısının bulunmadığını, ikinci kaydı ise akşam görevli olan Dr. E.A.nın düzenlediğini, bu nedenle hastanın solunum sıkıntısı bulunduğuna ilişkin tespitin yer aldığı epikriz raporunu hastayı akşam tedavi eden E.A.nın yazdığını, Hastanenin iki kaydı tek bir epikriz raporunda birleştirdiğini, adli tıp raporuna esas alınan söz konusu epikriz raporunun hatalı olduğunu ve bu durumun Hastaneden sorulması gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme ikinci celsede tanık E.A.ya ulaşılamaması nedeniyle tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesine, başvurucunun Hastane kayıtlarıyla ilgili araştırılmasını talep ettiği hususlar hakkında ise bir sonraki celsede değerlendirilme yapılmasına karar vermiştir.
13. Mahkeme üçüncü celsede "Dosya kapsamı ve Adli Tıp Kurumu raporu yeterli görülmekle tarafların yeni araştırma ve inceleme taleplerinin reddine" karar verdikten sonra başvurucunun üzerine atılı taksirle ölüme neden olma suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, başvurucunun eylemi nedeniyle ölüm sonucunun gerçekleştiğine dair kesin kanaat yaratan delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı vermiştir.
14. Başsavcılık ve müştekiler, başvurucu hakkında verilen beraat kararına karşı başvurucunun ihmali davranışının bulunduğu gerekçesiyle temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) başvurucunun davranışları ile meydana gelen ölüm arasında nedensellik bağı kesin olarak belirlenememiş ise de başvurucunun solunum yetmezliği ve kabızlık etkisine maruz kalmış öleni, stabilizasyonu sağlanıncaya kadar çocuk hastalıkları uzmanı konsültasyonu istemesi ve hastanın yatarak tedavi edilmesini sağlaması gerekirken hastayı taburcu etmek suretiyle görevinin gereklerini yerine getirmekte ihmal gösterdiği ve eyleminin görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın 25/2/2020 tarihinde bozulmasına karar vermiştir.
15. Mahkemece bozma kararı sonrasında 5/6/2020 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucu ve müştekilerin beyanlarının alınmasına yönelik işlem tesis edilmiştir. Bozma sonrasında yargılama beş celsede tamamlanmıştır. Başvurucu birinci celse öncesinde sunduğu dilekçesinde, epikriz raporunun hatalı düzenlendiğini, iki doktor için ayrı ayrı epikriz düzenlenmemesinin Hastanenin hatasından kaynaklandığını, solunum sıkıntısı teşhisini kendisinin koymadığını, kendisinin almış olduğu uzman mütalaasında hekim uygulamasının tıbbi standartlara uygun olduğunun değerlendirildiğini ve bu durumun açıklığa kavuşması için yeniden rapor alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, birinci celsede aynı yöndeki beyanlarını sunmuştur. Bozma kararına uyulmasına karar veren Mahkeme esas hakkındaki mütalaanın sunulması amacıyla celseyi ertelemiştir.
16. Cumhuriyet savcısı ikinci celsede sunduğu mütalaasında başvurucunun görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu, üçüncü celsede Dr. E.A.nın dinlenmesini ve savunmasında belirttiği hususları karşılayan yeni bir adli tıp raporu alınmasını talep etmiştir. Mahkeme üçüncü ve dördüncü celselerde başvurucunun talepleri hakkında değerlendirmede bulunmamıştır. Başvurucu, beşinci celsede önceki savunmalarını tekrar etmiştir. Beşinci celsede kararını açıklayan Mahkemece, başvurucunun görevi kötüye kullanma suçunu işlediği sabit kabul edilerek 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucu hakkında hükmettiği kısa süreli hapis cezasını 1.500 TL adli para cezasına çevirmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Her ne kadar sanık [Başvurucu] hakkında 5237 sayılı TCK 85/1 maddesinde düzenlenen taksirle ölüme neden olma suçundan iddianame düzenlenmiş ise de; 29/01/2014 tarihli İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunda 'otopside akciğer enfeksiyonu tespit edildiği dikkate alındığında sanığın, çocuk hastalıkları uzmanı konsültasyonu istememesi ve hastayı yatırarak tedaviyi yaptırmaması nedeniyle kusurlu olduğu, ancak bebeğin yaşı ve klinik durumu itibariyle zamanında tanı konularak uygun tedavi başlanılmış olması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı' belirtildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın davranışları ile meydana gelen ölüm neticesi arasında nedensellik bağının kesin olarak belirlenemediği, bu nedenler ile sanığıneyleminin 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında kaldığı kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."
17. Başvurucu, temyiz dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- epikriz raporuna yönelik itirazlarının hangi gerekçeyle karşılanmadığının ve bilimsel mütalaaya itibar edilmeme nedenlerinin kararda tartışılmadığını ileri sürmüştür.
18. Ceza Dairesi başvurucu hakkında verilen kararı "... Sanığın, [başvurucu] solunum yetmezliği ve kabızlık etkisine maruz kalmış öleni stabilizasyonu sağlanıncaya kadar çocuk hastalıkları uzmanı konsültasyonu istemesi ve hastayı yatırarak tedavi yaptırması gerekirken, taburcu ederek evine göndermesi suretiyle görevinin gereklerini yerine getirmekte ihmal gösterdiği[ni]" açıklayarak 11/1/2022 tarihinde onamıştır.
19. Başvurucu, nihai hükmü 14/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 21/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
21. Başvurucu; hasta hakkında solunum yetmezliği tanısı koyan doktorun kendisi olmadığına, Dr. E.A.ya ait epikriz raporunun Hastane tarafından hatalı olarak kendisi tarafından düzenlenmiş gibi kayıt oluşturulduğuna ve Adli Tıp Kurumu raporu ile dosyada mevcut uzman mütalaası arasında kusur durumunun tespitine ilişkin çelişkinin giderilmesi gerektiğine yönelik itirazları hakkında gerekçeli kararda ayrı ve açık bir değerlendirme bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının belirlenmesinin gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formda ileri sürdüğü şikâyetlerle benzer açıklamalarda bulunmuştur.
23. Başvuru, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
25. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).
26. Somut olayda Mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporundaki değerlendirme doğrultusunda başvurucunun çocuk hastalıkları uzmanından konsültasyon istememesi ve hastayı yatırarak tedaviyi yaptırmaması nedeniyle kusurlu olduğunu kabul etmiştir (bkz. § 16). Ceza Dairesi de benzer gerekçeyi vurgulamak suretiyle kararın onanmasına karar vermiştir (bkz. § 18). Başvurucu ise yargılamanın tüm aşamalarında, hastaya ait aynı gün içinde düzenlenen iki farklı kaydın bulunduğunu, bu kayıtların Hastane tarafından birleştirilerek tek bir epikriz raporu düzenlendiğini, solunum yetmezliği teşhisini kendisinin koymadığını, Adli Tıp Kurumu raporuna da hatalı düzenlenen söz konusu epikriz raporunun esas alındığını ve kusur durumunun yanlış değerlendirildiğini ileri sürmüştür (bkz. §§ 12, 15).
27. Başvurucunun aşamalardaki savunmalarına göre ayrı ve açık yanıt verilmesini beklediği olgu, ölen hastaya solunum yetmezliği teşhisini kendisinin koymamasına rağmen hangi gerekçe ile görevin gereklerine aykırı hareket ettiğinin açıklanmasıdır.
28. Başvurucunun gerçekleşen ölüm sonucundan sorumlu olup olmadığıyla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 29/1/2014 tarihli raporda, başvurucunun çocuk hastalıkları uzmanı konsültasyonu istememesi ve hastayı yatırarak tedaviyi yaptırmamasına bağlı olarak kusurlu kabul edilmesine dayanak kabul edilen birçok hastane kaydından biri de Hastanenin 5/5/2013 tarihli ve A130045601 sayılı raporudur. Adli Tıp Kurumu söz konusu raporda başvurucunun hastaya "solunum yetmezliği" tanısı koyduğunu kabul etmiştir.
29. Başvurucu aşamalardaki tüm savunmalarında, Hastanenin 5/5/2013 tarihli ve A130045601 sayılı reçete kayıtlarından da anlaşılacağı üzere ölen hastayla ilgili teşhis ve tanısının kabızlık ve infantil kolik olduğunu, ölen hastaya solunum yetmezliği tanısını kendisinin koymadığını ileri sürmüştür. Diğer taraftan başvurucu, hastaya yönelik gerçekleştirilen işlemleri gösteren epikriz raporlarının Hastane tarafından birleştirilmesine bağlı olarak hatalı bir değerlendirmenin ortaya çıktığını iddia etmekte ve bu durumun epikriz raporunda -kendisinin görevde bulunmadığı- saat 22.57'de gerçekleştirilen endotrakeal entübasyon işlemini gerçekleştiren doktorun da kendisi olarak gösterilmesine neden olduğunu belirtmiştir.
30. Somut olayda Mahkeme ve Ceza Dairesi, başvurucunun konsültasyon istememesi ve hastayı yatırarak tedaviyi yaptırmaması nedeniyle kusurlu olduğunu kabul etmiş ise de başvurucunun solunum yetmezliği teşhisini kendisinin değil Dr. E.A.nın koyduğuna, Hastane tarafından düzenlenen epikriz raporundaki veri girişlerinin birleştirilmek suretiyle işlenmesine bağlı olarak hatalı olduğuna, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda da söz konusu hatalı veriler gözetilerek değerlendirme yapıldığına ilişkin iddialarını ilgili ve yeterli gerekçeyle değerlendirmemiştir. Diğer taraftan başvurucunun solunum yetmezliği teşhisi dışındaki diğer tıbbi veri ve bulgulara göre de ölen hasta hakkında konsültasyon istemesinin veya yatarak tedavi öngörmesinin gerekip gerekmediğinin de kararda tartışılmadığı vurgulanmalıdır.
31. Buna göre başvurucu, davanın sonucuna etkili olduğu açık olan itirazlar sunmasına rağmen Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
33. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
34. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
37. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Sarıkamış Asliye Ceza Mahkemesine (E.2020/114, K.2021/24) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
G. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.