logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Leyla Kavuran [1. B.], B. No: 2022/24959, 11/2/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

LEYLA KAVURAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/24959)

 

Karar Tarihi: 11/2/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Leyla KAVURAN

Vekili

:

Av. Mehmet SEVEN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, işçilik alacakları ile manevi tazminat talebinin kabul edilmesi istemiyle açılan davada aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu, iş akdinin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla işçilik alacakları ve 5.000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. İş mahkemesi sıfatıyla davayı inceleyen Erzincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin ücretininkabulüne; fazla mesai, genel tatil ve işsizlik tazminatı talebinin reddine ayrıcamanevi tazminat talebinin 1.000 TL'lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine karar vermiştir. Kararda başvurucu hakkında tutulan tutanakların son dönemde yoğunlaştığı, başvurucunun stres nedeniyle psikolojik tedavi görerek ilaç kullanmaya başladığı anlaşıldığından manevi tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesine yer verilmiştir.

3. İstinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi; başvurucunun işten çıkarılmasının haklı sebebe dayanmadığının anlaşıldığı, bununla birlikte olayda mobbing koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle yerel mahkemenin kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararda, davacıya yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen söz ve eylemlerin mobbing teşkil edecek şekilde ve süreklilik arz edecek nitelikte olmadığı, işverence işin yürütülmesi sırasında görülen aksaklıkların tutanak altına alınıp işçinin savunmasının alınmasının ve işçiye disiplin cezası verilmesinin tek başına mobbing olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.

4. Anılan kararda kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti yönünden toplamda 19.061 TL işçilik alacağının faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine; fazla mesai, genel tatil ve işsizlik tazminatı ile manevi tazminat talebinin reddine hükmedilmiştir. Kararda 5.100 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine, başvurucunun da davalıya 5.300 TL vekâlet ücreti ödemesine hükmolunmuştur. Karar kesin olarak verilmiştir.

5. Başvurucu, nihai hükmü 11/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 10/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

6. Başvurucu, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddialarına ilişkin Adalet Bakanlığına bildirimde bulunulmuştur.

7. Anayasa Mahkemesince anayasal ve kişisel önem kriteri daha önce K.V. ([GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016) kararında incelenmiş, temel ilkeleri belirlenmiştir. Buna göre kanunda anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki şart öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci şart başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci şart ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır.

8. Kişisel önem şartı, başvurucunun önemli bir zarara uğramamış olmasını ifade eder (K.V., § 66). Bu çerçevede her başvuru kendine özgü şartları çerçevesinde değerlendirilmeli ve inceleme yapılırken ihtilaf konusu maddi bir zarar söz konusu ise objektif anlamda miktarın az olup olmadığı, belirlenen miktar az veya çok olsa dahi başvurucu açısından bu miktarın önemi (başvurucunun işi/mesleği, davanın kendisi açısından önemi ve gelir durumuna göre kıyaslanması), başvurunun önemli ilkesel sorunlarla ilgili olup olmadığı ve başvurucunun olaydaki tutum ve davranışları dikkate alınmalıdır.

9. Bunun yanında kişisel önem şartı çerçevesinde objektif anlamda maddi zararın tespiti bakımından paranın zaman içinde enflasyon karşısında değer kaybedebileceği dikkate alındığında başvuru tarihindeki takvim yılına göre değerlendirme yapılması gerektiği kuşkusuzdur. Diğer bir ifadeyle bireysel başvurular, eğer başvuruda bir maddi zararın varlığı söz konusu ise kişisel önem şartı değerlendirilirken başvurunun yapıldığı tarihteki takvim yılı itibarıyla incelenecektir. Özellikle bu durum, başvurunun yapıldığı yıldan sonraki bir takvim yılında karara bağlanan başvurular için önem arz etmektedir. Son olarak belirtmek gerekir ki kişisel önem şartı uygulanırken gözetilmesi gereken diğer bir husus ise objektif anlamda yapılacak değerlendirmenin sonuca varılması bakımından tek başına bir önem taşımamasıdır. Yukarıda değinilen unsurlar birlikte değerlendirilerek başvurunun kişisel anlamda bir önem taşıyıp taşımadığı belirlenecektir (bazı değişikliklerle birlikte Ahmet Baş [GK], B. No: 2019/42746, 17/5/2023, § 45).

10. Başvuruya konu olayda 19.061 TL alacağın faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir. Söz konusu alacağın reddedilen kısmı yönünden başvurucunun 300 TL vekâlet ücreti ödemesine karar verilmiştir. Başvurucunun manevi tazminat talebi reddedilmiş, bu kısım yönünden 5.000 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin toplamının 5.300 TL olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvuru tarihi (2022 yılı) itibarıyla bireysel başvuruya konu edilen değerin objektif anlamda önemli bir miktar olarak görülemeyeceği değerlendirilmiştir.Takdir edilen vekâlet ücretinin başvurucunun içinde bulunduğu kişisel koşullara göre kendisine ciddi anlamda zarar verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda somut verilere dayalı herhangi bir açıklamanın olmadığı da gözetildiğinde önemli bir zararın oluştuğu kanaatine ulaşılamamıştır. Başvurucunun ekonomik durumu, davanın niteliği ve yargılama süreci ile başvuruya konu müdahalenin kapsamı dikkate alındığında başvurunun anayasal ve kişisel bir öneminin olmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Kamuran İpekyüz [1. B.], B. No: 2021/61481, 10/12/2024, § 11).

11. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

12. Başvurucu; Bölge Adliye Mahkemesi kararında manevi tazminat talebinin tümüyle reddedildiğini, mobbingin varlığına dair sunduğu delillerin değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

13. Başvurucunun iddialarının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

14. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

15. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

16. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi, yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

17. Uyuşmazlığa konu olayda Bölge Adliye Mahkemesince başvurucunun mobbing iddialarının değerlendirildiği görülmektedir. Kararda işveren tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen söz ve eylemlerin mobbing teşkil edecek şekilde ve süreklilik arz edecek nitelikte olmadığı, işverence işin yürütülmesi sırasında görülen aksaklıkların tutanak altına alınıp işçinin savunmasının alınmasının ve işçiye disiplin cezası verilmesinin tek başına mobbing olarak nitelendirilemeyeceği, bu nedenle manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesine yer verilmiştir.Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir hususun bulunmadığı, başvurucunun ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.

18. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Leyla Kavuran [1. B.], B. No: 2022/24959, 11/2/2026, § …)
   
Başvuru Adı LEYLA KAVURAN
Başvuru No 2022/24959
Başvuru Tarihi 10/3/2022
Karar Tarihi 11/2/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işçilik alacakları ile manevi tazminat talebinin kabul edilmesi istemiyle açılan davada aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi