|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Mutlu ALAF
|
|
Başvurucu
|
:
|
Kasım METİN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. İsa ERGÜN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; işçilik alacaklarının tahsili için açılan davada hizmet sürelerinin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, ıslah talebinin zamanaşımı gerekçe gösterilerek reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, iş akdinin 1/6/2010 tarihinde sona erdirilmesi üzerine işçilik alacaklarının ödenmesi talebiyle yargı yoluna başvurmuştur. Başvurucu; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 29/12/2017 tarihinde toplam 500 TL'lik işçilik alacağına ilişkin İstanbul Anadolu 28. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. 11/12/2018 ve 7/5/2019 tarihli duruşmalarda bazı tanıklar dinlenmiş, emsal ücretin tespiti için kurumlara müzekkere yazılmış ve dosyanın bilirkişiye gönderilmesine karar verilmiştir.
3. 24/10/2019 tarihli bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Bu raporda başvurucunun işten çıkış tarihi olarak 1/6/2010 tarihi esas alınmıştır. Davalının zamanaşımı itirazları gözönüne alınarak fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti alacakları yönünden hesaplama yapılmamıştır. Kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için ise Sosyal Güvenlik Kurumu ve tanık beyanlarına göre başvurucunun çalıştığı sürelerin net olmadığı gerekçesiyle her bir ihtimal için üç farklı tazminat hesabı yapılmıştır. Başvurucu 7/11/2019 tarihinde rapora karşı itirazlarını sunmuştur.
4. Tarafların rapora itirazları doğrultusunda ek rapor aldırılmasına karar verilmiş ve 9/6/2020 tarihinde ek rapor dosyaya sunulmuştur. Bu raporda bu kez kıdem ve ihbar tazminatı alacağı yönünden hizmet başlangıç tarihi bakımından da ihtilaf olduğu değerlendirmesi yapılarak her bir alacak kalemi için dört ihtimalli hesaplama yapılmıştır. 3/11/2020 tarihli duruşmada Mahkeme, bilirkişi tarafından yapılan seçenekli değerlendirmeleri yerinde bulmuş ve ek rapor aldırılması talebini reddetmiştir. Başvurucu 6/11/2020 tarihinde ıslah dilekçesi sunmuştur. Kıdem tazminatı alacağı yönünden talebini 12.479,22 TL'ye, ihbar tazminatı alacağı yönünden talebini 2.666,11 TL'ye yükseltmiştir. Yıllık izin ücreti, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden ise bilirkişi tarafından tespit yapılamadığı için ıslah etmediğini bildirmiştir.
5. Mahkeme 10.711,73 TL kıdem tazminatı ve2.666,11 TL ihbar tazminatı alacaklarına hükmetmiştir. Mahkeme, gerekçesinde iş akdinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde işveren tarafından feshedildiğinin kabulü gerektiği tespitini yapmıştır. Yıllık izin ücreti, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden ise başvurucunun işten çıkış tarihinin 1/6/2010 olduğu, dolayısıyla bu alacaklar yönünden zamanaşımının dolduğunu belirtmiştir.
6. Davalı işveren, Mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; istinaf dilekçesinde tüm alacakların zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Başvurucu, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunmuş; istinaf kanun yoluna başvurmamıştır. İstinaf cevap dilekçesinde sözleşme sebebiyle ortaya çıkan borçların ifa edilmemesinden doğan tazminatların on yıllık zamanaşımına tabi olduğuna işaret edilmiştir.
7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 22/12/2021 tarihli kararı ile Mahkeme kararını kaldırmış ve 100 TL kıdem tazminatına, 100 TL ihbar tazminatına hükmetmiştir. Bu alacaklara yönelik fazlaya ilişkin talepleri reddetmiştir. Fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarına ilişkin talepleri ise tamamen reddetmiştir. Kararın gerekçesinde iş akdinin fesih tarihi olarak 1/6/2010 tarihi esas alınmış, kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının fesih tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin on yıl olduğu, ıslahın ise 6/11/2020 tarihinde yapıldığı, dolayısıyla bu alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu sonucuna varılmıştır.
8. Başvurucu, nihai hükmü 1/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 1/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucu; çalışma yılları konusunda eksik ve hatalı değerlendirme yapıldığını, hizmet süresinin hatalı yorumlanarak zarara uğratıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
10. Başvurucunun iddiaları hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
11. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte yani idari ve yargısal tüm başvuru yollarının tüketilmesinden sonra müracaat edilebilecek anayasal bir hak arama yoludur (Hüseyin Cihan Taşkıran [2. B.], B. No: 2019/26743, 11/12/2024, § 25).
12. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt [2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16). Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin yargılama mercilerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17; Bayram Gök [2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).
13. Başvurucu 1998 yılında işe girdiğini, 10/6/2014 tarihinde ise iş akdinin sonlandığını ileri sürmüştür. Mahkeme ise sigorta kaydı, tanık beyanları ve vergi açılış kaydını dikkate alarak başvurucunun hizmet süresinin 20/1/2004-1/6/2010 tarihleri arasında olduğunu tespit etmiştir. Başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurmadığı, dolayısıyla hizmet süresine ilişkin şikâyetlerini istinaf kanun yolunda dile getirmediği görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun bu şikâyet yönünden olağan kanun yollarını usulünce tükettiğinden söz edilemez.
14. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
15. Başvurucu; zamanaşımına sebebiyet veren durumlardan birinin pandemi nedeniyle duruşmaların ileri tarihe atılması olduğunu, dosyanın uzun süre bilirkişide kalmasında kendi kusuru bulunmadığını, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle ıslaha konu bakiye alacakların zamanaşımına uğradığının kabul edilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Anayasa Mahkemesi Çetin Akboğa ([GK], B. No: 2019/430, 23/3/2023) kararında başvurucunun açtığı davanın ıslah ettiği alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının olduğu tespitini yapmış (aynı kararda bkz. § 53), dava açılmasının veya ıslah talebinin on yıllık süre şartına bağlanmasının meşru bir amacı olduğunu da belirtmiştir (aynı kararda bkz. § 54). Ölçülülük yönünden yaptığıdeğerlendirmede ise zamanaşımı süresinin bu şekilde uygulanmasının başvurucuyu tazminatın tamamını talep edebilme imkânından mahrum bıraktığına dikkat çekmiştir. Davaya konu zararın tespit edilmesinin teknik değerlendirmeler içerdiğine dolayısıyla belli bir uzmanlık gerektirdiğine işaret eden Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun zararının boyutunun belirlenebilmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar verildiğine vurgu yapmıştır. Davanın niteliği ve meselenin karmaşıklığı gözönüne alındığında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmelerle açığa çıkarılan zararın tamamını yargılamanın başlangıcında bilmesinin başvurucudan beklenemeyeceğini belirtmiştir. Sonuç olarak mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varmıştır (aynı kararda bkz. §§ 40-75).
18. Somut başvuruda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun fesih tarihi itibarıyla yürürlükte olan 125. maddesinde düzenlenen "Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir." hükmüne göre verilen zamanaşımından ret kararının kanuni dayanağının bulunduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan başvuru konusu olayda başvurucunun alacak kalemlerinin tam olarak ne miktarda olduğunu bilirkişi raporu alınmadan bilebilmesi ihtimalinin olmadığı ortadadır. Kaldı ki ilk bilirkişi raporuna rağmen tarafların itirazı üzerine ek rapor aldırılmış ve en son alınan rapor hükme esas kabul edilmiştir. Nitekim bu raporlarda da her bir alacak kalemi yönünden ihtimalli hesaplama yapıldığı görülmüştür. Başvuru konusu davaya özgü şartlar dikkate alındığında zamanaşımı süresinin bu şekilde uygulanması başvurucuyu alacaklarının tamamını talep edebilme imkânından mahrum bırakmaktadır. Zira başvurucunun tam olarak ne miktarda alacak talep edebileceği ancak 9/6/2020 tarihli rapor ile tespit edilebilmiştir.
19. Eldeki başvuruda başvurucunun dava tarihi itibarıyla davaya konu tazminat miktarını tespit edebilmesinin mümkün olmadığı, tazminat tutarının ancak bilirkişi raporuyla belirlenebildiği, bu raporun ise zamanaşımı süresinin geçmesine yol açacak şekilde olay tarihinden yaklaşık on yıl sonra alınabildiği gözetilmelidir. Üstelik duruşma tarihleri arasındaki araların uzun olmasının ve pandemi nedeniyle yargılamanın uzamasının da alacak miktarının belirlenebilir olma sürecini uzattığı gözönünde bulundurulmalıdır.
20. Dolayısıyla somut olayın şartları altında davaya konu alacağın niteliği ve yargılama sırasında belirlenen miktar da dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet yüklemiştir.
21. Sonuç olarak başvurucunun açtığı davada ıslah ile artırdığı ihbar ve kıdem tazminatı talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet ile hedeflenen meşru amaç karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
26. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 37.751,62 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
27. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
28. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesine (E.2021/1169, K.2021/2660) iletilmek üzere İstanbul Anadolu 28. İş Mahkemesine (E.2017/1940, K.2021/27) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.