|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet Yavuz YAŞAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Recep HIZLI
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Serpil ÖZTÜRK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, vazife malulü olarak aylık bağlanması talebinin reddedilmesi üzerine açılan davada hukuk kurallarının hatalı yorumlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Şırnak/Uludere 48. Hudut Tugayı Komutan Yardımcılığı 3. Hudut Tabur Komutanlığı emrinde piyade er olarak askerlik görevini yapmaktayken 8/1/2019 tarihinde uçaksavar silahının test atışı sırasında seken parçalardan sol koluna kovan parçası isabet etmesi suretiyle yaralanmıştır.
3. Tedavi süreci sonunda Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesince 1/7/2019 tarihli sağlık raporuyla radial sinir lezyonu ve travmanın bazı erken komplikasyonlarının sekeli tanısı konulan başvurucu hakkında "Askerliğe elverişli değildir." kararı verilmiştir.
4. İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 11/7/2019 tarihli raporuyla radial sinir lezyonu, eklem ağrısı, ön kol düzeyinde radial sinir yaralanması tanısı ile başvurucunun engel oranı%33 olarak belirlenmiştir.
5. Başvurucunun durumu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının (İdare) Vazife Malullüğü Tespit Kurulunda incelenmiştir. Başvurucuya 30/1/2020 tarihli işlemle 1/11/2019 tarihinden itibaren 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında 6. derece Türk Silahlı Kuvvetleri vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır.
6. Başvurucu 15/11/2019 tarihinde İdareye başvuruda bulunarak tarafına 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanmasını talep etmiştir. Başvurucunun talebi İdarece zımnen reddedilmiştir.
7. Başvurucu, 3713 sayılı Kanun kapsamında tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinin zımnen reddine ilişkin davalı idare işleminin iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara 23. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 23/6/2020 tarihli kararla davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun maluliyetine neden olan olayın terör saldırısı olmadığı gibi 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamında değerlendirilmesini gerektirecek şekilde terör eylemlerinin dolaylı etkileri nedeniyle de meydana gelmediğini belirtmiştir. Mahkeme; başvurucunun silah temizliği sonrasında yapılan test atışı sırasında yaralandığını, terör bölgesinde meydana gelen tüm yaralanmaların 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini gerekçesine eklemiştir. Mahkeme gerekçesinde ayrıca başvurucunun 5434 sayılı Kanun kapsamında malul sayılarak kendisine aylık bağlandığını belirtmiştir. Mahkeme bu tespitlerden yola çıkarak başvurucunun 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmasına olanak bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
8. Başvurucu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf talebini inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi 27/4/2022 tarihli kararla istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.
9. Nihai kararın 26/5/2022 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 1/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. İLGİLİ HUKUK
10. 3713 sayılı Kanun’un ''Yardım'' başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"…kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;
...
(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.) Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır."
11. 5434 sayılı Kanun’un mülga 44. maddesinde malullük şu şekilde tanımlanmıştır:
''Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere (malul) denir ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanır.''
12. 5434 sayılı Kanun'un mülga 45. maddesinde vazife malullüğü ve vazife malulü şu şekilde tanımlanmıştır:
''44 üncü maddede yazılı malullük; a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa; b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa; c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla); ç) Fabrika, atelye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; buna (Vazife malullüğü) ve bunlara uğrıyanlara da (Vazife malulü) denir.''
13. 5434 sayılı Kanun'un 56. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malulü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıkları emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,% 70'i üzerinden aylık bağlanır...''
III. DEĞERLENDİRME
14. Başvurucu, birliğine sağlam olarak katılım sağlayıp askerlik görevini yapmaktayken her an gerçekleşebilecek bir terör operasyonuna yönelik hazırlık kapsamında yaralandığını ve malul hâle geldiğini iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca, yaralanma olayında hiçbir kastı ve atfı kabil kusurunun bulunmadığını bu sebeplerle olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında sayılması gerekmekteyken buna dair açtığı davanın haksız şekilde reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca konuyla ilgili olarak İdareden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetlerine ilişkin olarak yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere sunulduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık ve ilgili kurum görüşüne karşı başvuru formunda dile getirdiği iddiaları ileri sürmüştür.
16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi çerçevesinde incelenmiştir.
17. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
18. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
19. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).
20. Başvurucunun 3713 sayılı Kanun kapsamında tanınan haklardan yararlanmak amacıyla eldeki başvuruya konu süreci işlettiği görülmüştür. 3713 sayılı Kanun'un ilgililere daha geniş sosyal ve ekonomik haklar sağladığı anlaşılmıştır. Başvuruya konu uyuşmazlık, terör olaylarının söz konusu dönem itibarıyla yaygın olduğu bölgede olası terör saldırısının önlenmesi amacıyla verilen görevin yerine getirildiği sırada meydana gelen yaralanmanın 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir.
21. 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasında kamu görevlilerinin görevlerini icra ederken terör eylemlerine muhatap olarak yaralanmaları, engelli hâle gelmeleri, ölmeleri veya öldürülmeleri durumunda 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca 21. maddenin birinci fıkrasına eklenen bentlerle 2330 sayılı Kanun hükümlerinin yanında ilgililerin durumlarına uygun olmak üzere ilave olarak ekonomik ve sosyal haklardan yararlandırılmaları öngörülmüştür. Bir başka deyişle olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi hâlinde 2330 sayılı Kanun'da verilmeyen ilave bazı hakların da ilgililere sağlanması amaçlanmıştır. 21. maddeye eklenen ikinci fıkrada ise kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenlerin birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlanacağı belirtilmiştir (bkz. § 10).
22. 5434 sayılı Kanun'un mülga 44. maddesinde ise her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere malul denileceği ve haklarında bu Kanun'un malullüğe ait hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı Kanun'un mülga 45. maddesinde ise malullüğün vazifenin yapılması sırasında vazifeden doğmuş olması, vazife dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken bu işlerden doğmuş olması, kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olması, fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olması hâlinde vazife malullüğü oluşacağı ve bu durumda olanlara da vazife malulü denileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 56. maddesi uyarınca askerlik hizmeti kapsamında görev yapan kişiler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Dolayısıyla başvurucunun vazife malulü sayılabilmesi ve bu kapsamda vazife malullüğü aylığına hak kazanabilmesi için maluliyetin askerlik görevi sırasında ve bu görevin sebep ve etkisiyle meydana gelmesi gerektiği açıktır.
23. Belirli bir kanun kapsamından yararlanıp yararlanılamayacağı ve bunun şartlarının neler olduğunu değerlendirmek ve bu şartların sağlanıp sağlanmadığını tespit etmek hukuk kurallarını öncelikle yorumlama yetkisini haiz olan derece mahkemelerinin takdirindedir. Anayasa Mahkemesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarındaki görevi derece mahkemesinin yorumlarının açıkça keyfî veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemekten ibarettir.
24. Somut olayda, başvurucu tarafından 3713 sayılı Kanun kapsamında tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine dava açılmıştır. Mahkeme başvurucunun test atışı sırasında yaralandığı, terör bölgesinde meydana gelen tüm yaralanmaların 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve 5434 sayılı Kanun kapsamında malul sayılarak kendisine aylık bağlandığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
25. Olayda, başvurucunun maluliyetine ilişkin durumunun 5434 sayılı Kanun kapsamında kaldığını ve 3713 sayılı Kanun kapsamında terör eylemlerinden dolayı herhangi bir etkisinin doğmadığını değerlendiren Mahkemenin bu yorumunun hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmaktadır.
26. Bu itibarla başvuru konusu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 14/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.