logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Halkların Demokratik Partisi (4) [2. B.], B. No: 2022/64190, 29/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ BAŞVURUSU (4)

(Başvuru Numarası: 2022/64190)

 

Karar Tarihi: 29/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Hasan HÜZMELİ

Başvurucu

:

Halkların Demokratik Partisi

Vekili

:

Av. Maviş AYDIN ŞİMŞEK

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, idari bir kararla toplantı ve gösteri yürüyüşünün engellenmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Aralarında Halkların Demokratik Partisine (HDP) mensup milletvekillerinin de olduğu bazı kişilerin milletvekilliği 4/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda düşürülmüş ve bu kişiler haklarında yürütülen ceza soruşturması kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucu HDP, bu durumu protesto etmek amacıyla 5/6/2020–15/6/2020 tarihleri arasında Hakkâri ve Edirne'den Ankara'ya yürüyüş düzenleme kararı almış; "Demokratik Mücadele Programı" ve "Darbeye Karşı Demokrasi" olarak isimlendirdiği konu başlıkları kapsamında aldığını belirttiği bu kararını 6/6/2020 tarihinde kamuoyuna duyurmuştur.

3. Osmaniye Valiliği (Valilik) 12/6/2020 tarihinde "karşıt görüşlü gruplar arasında gerginliklerin yaşanabileceği, şiddet içerikli sokak eylemlerine tevessül edilebileceği, müzahir kitlenin provoke edilerek tepkisel eylemlere yönlendirilebileceği, eylem ve etkinliklere katılan kişilerle vatandaşlar veya kolluk kuvvetleri arasında istenmeyen sözlü ve fiziksel olayların meydana gelebileceği, kamu düzeni ile vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasının tehlikeye düşebileceği, ayrıca COVID-19 pandemi süresince sosyal mesafe kuralına uyulmadan yapılabilecek tüm etkinliklerin fiziksel temas ve solunum yoluyla salgının yayılımını artırabileceği ve toplum sağlığını bozarak vatandaşların hayatlarını kaybetme riskini artıracağı, bu riskleri en aza indirmek ve yönetebilmek adına sosyal hareketliliğin ve kişiler arası temasın azaltılması ..." amacıyla HDP il ve ilçe teşkilatları tarafından düzenlenmesi planlanan etkinlik ve yürüyüş de dâhil olmak üzere tüm eylemleri ve anılan eyleme destek amacıyla diğer illerden gelecek araç ve kişilerin il sınırlarına girişini 13/6/2020-27/6/2020 tarihleri arasında 15 gün süreyle yasaklamıştır. Ayrıca Valilik "milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması, ülkemizde ve dünya genelinde salgın olarak yayılan virüsün toplumun geneline yayılmasının önlenmesi, suç işlenmesinin engellenmesi, olası yağma ve infial yaratabilecek olayların önüne geçilmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin korunması" amacıyla yasaklama kararı verdiğini açıklamıştır. Anılan kararda, mülki idare amirliklerinin uygun bulacağı sosyal mesafe kuralına göre yapılacak etkinliklerin yasaklama kararı kapsamında olmadığı belirtilmiştir.

4. Valilik, söz konusu yasaklama kararını 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. ve 19. maddeleri ile 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (A) ve (C) fıkralarına dayandırmıştır.

5. Anılan yasaklama kararının HDP Osmaniye İl Başkanlığına tebliğ edilmesi üzerine başvurucu, incelemeye konu idari işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu, salgının yayılmasını önlemeye yönelik birçok kısıtlamanın 1/6/2020 tarihi itibarıyla kaldırıldığını belirterek yasaklama kararında yer alan gerekçelerin hukuki bir temele dayanmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılabilmesi yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve söz konusu yasağın siyasi saiklerle alındığını iddia ederek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

6. Adana 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 17/11/2020 tarihinde dava konusu işlemin hukuka aykırılık teşkil etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, yasaklama kararında bazı milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi ve tutuklanmalarının ardından çeşitli illerde yaşanan eylemsel sürecin ve bu sürecin toplumsal yansımalarının dikkate alındığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, söz konusu etkinliğin kitlesel tepkilere ve kışkırtıcı eylemlere yol açabileceği yönündeki değerlendirme doğrultusunda kamu güvenliğinin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla verilen yasaklama kararının orantılı olduğu kanaatine varmıştır. Buna ek olarak karar gerekçesinde, COVID-19 salgını koşullarını da gözönünde bulundurarak etkinliğin salgının yayılımını artırabileceği sebebiyle can ve mal güvenliğini korumak amacıyla yasaklama kararı verildiği vurgulanmıştır.

7. Başvurucu, davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. Adana Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi 15/4/2022 tarihinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar vermiştir.

8. Başvurucu, nihai kararı 30/5/2022 tarihinde öğrendikten sonra 22/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu; yasaklama kararında yer alan değerlendirmelerin somut olgulara dayanmadığını, müdahalenin yasal düzenlemelerde belirtilen meşru amaçları gerçekleştirmeye yönelik olmadığını ve devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımına ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, salgın nedeniyle getirilen birçok kısıtlamanın kaldırıldığı bir dönemde açık alanda yapılması planlanan bir etkinliğin yasaklanmasının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğinden yakınmıştır. Başvurucu ayrıca yasaklama kararının HDP'nin yürüyüş çağrısının hemen ardından alındığını, kararın yalnızca HDP tarafından gerçekleştirilmek istenen etkinliğe uygulandığını ve yakın tarihlerde Cumhurbaşkanlığı tarafından miting ve açılış töreni yapıldığını belirterek müdahalenin siyasi saiklerle gerçekleştirildiğini iddia etmiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; toplantı özgürlüğünün kamu düzenine yönelik tehdit oluşturması hâlinde yetkili makamların bu tehditleri bertaraf edebilmek amacıyla müdahalede bulunabileceği, bu kapsamda alınan tedbirlerin olayın özellikleri ve gereklilikleri doğrultusunda değişiklik gösterebileceği ifade edilmiştir. Bakanlık, somut olayda yapılan müdahalenin yalnızca kamu düzenini sağlama amacıyla değil aynı zamanda COVID-19 pandemisi sürecinde toplum sağlığının korunması amacıyla da gerçekleştirildiğini vurgulamış ve Türkiye'deki salgın sürecine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmuştur. Ayrıca Bakanlık yargı mercilerinin başvuruya konu olayı ilgili ve yeterli gerekçelerle değerlendirdiğini, bu nedenle müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığının olayın koşulları gözönüne alınarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

12. İdarenin başvurucunun gerçekleştirmeyi planladığı gösteri yürüyüşünü yasaklama kararıyla engellemesi toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bu nedenle başvuru, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmiştir.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Müdahalenin dayanağı olan 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları ile 2911 sayılı Kanun'un 17. ve 19. maddelerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı kabul edilmiştir. Müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla yapıldığı anlaşılmıştır. Bu belirlemenin ardından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden inceleme yapılacaktır.

15. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (bu konuda genel ilkeler için bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; Sevinç Hocaoğulları [2. B.], B. No: 2015/271, 15/11/2018, §§ 37-46). Devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak isteyenlerin güvenliğini sağlamaya ve üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmaya yönelik pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 122; İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri [2. B.], B. No: 2016/23696, 8/6/2021, §§ 42, 47; AYM, E.2014/101, K.2017/142, 28/9/2017, § 34). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, birçok kararında kamu düzenini bozacak nitelikte bir tehlike veya tehdidin bulunması ve bunun daha hafif tedbirlerle bertaraf edilememesi durumunda son çare olarak hakkın sınırlanabileceğini vurgulamış ve çatışan haklar arasında adil bir denge kurulması gerektiğini değerlendirmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri, § 42; Hrant Dink Vakfı [2. B.], B. No: 2021/29443, 12/6/2024, § 45; Nizamettin Öztürk (2) [1. B.], B. No: 2019/18668, 21/9/2023, § 11). Dolayısıyla hakka yönelik müdahalenin zorunlu sosyal ihtiyaçtan kaynaklandığının ortaya konulması ve bunun ispatı kural olarak müdahale eden idareye ve müdahaleyi denetleyen idari yargıya düşmektedir (idare ve yargı mercilerinin adil bir denge kurulduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymaları gerektiğine ilişkin kararlar için bkz. İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri, § 45; Mahir Engin Çelik ve Sakine Esen Yılmaz [1. B.], B. No: 2016/8776, 7/9/2021, § 44; Şerafettin Can Atalay [1. B.], B. No: 2021/9387, 19/1/2023, § 38).

16. Mevcut olayda başvurucu siyasi parti, bazı mensuplarının milletvekilliğinin düşürülmesini ve tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla il ve ilçe örgütleri aracılığıyla farklı illerden başlayarak bir yürüyüş gerçekleştirme kararı almış ve bu kararını kamuoyuna duyurmuştur. Bu gelişmenin ardından Valilik kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla il genelindeki tüm eylem ve etkinlikler ile söz konusu yürüyüşe destek amacıyla diğer illerden Osmaniye'ye giriş yapacak araç ve kişilerin il sınırlarına girişini belirli bir süreyle yasaklamıştır.

17. Valilik yasaklama kararında başvuruya konu yasaklamanın gerekliliğini destekleyici nitelikte bir dizi gerekçeye yer vermiştir. Anılan kararda, planlanan etkinliğin gerçekleştirilmesi hâlinde; karşıt görüşlü gruplar arasında gerginlik yaşanabileceği, şiddet içerikli sokak eylemlerine tevessül edilebileceği, etkinlik katılımcılarının provoke edilerek tepkisel eylemlere yönlendirilebileceği, katılımcılarla diğer kişiler veya kolluk kuvvetleri arasında istenmeyen sözlü ve fiziksel olayların meydana gelebileceği, yağma ve infial yaratabilecek olayların gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, COVID-19 pandemisi kapsamında sosyal mesafe kuralına uyulmadan gerçekleştirilecek etkinliğin toplum sağlığını tehlikeye atabileceği ifade edilmiş ve bu husus da yasaklama kararına dayanak olarak gösterilmiştir (bkz. § 3). Anılan karara karşı açılan iptal davasında Mahkeme de aynı gerekçelerle başvuruya konu yasaklama kararının hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 6). Buna göre öncelikle bu gerekçelerin anayasal açıdan ilgili ve yeterli olup olmadığının incelenmesi gerekir.

18. Eldeki olayda müdahaleye dayanak olarak gösterilen 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) fıkrasının ikinci bendi bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale edilebilmesi için kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak ya da kesintiye uğratacak şekilde bozulduğuna veya bozulacağına dair ciddi emarelerin bulunmasını şart koşmaktadır. Öte yandan 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca da toplantının yasaklanmasına yönelik müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için suç işleneceğine ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin mevcut olması gerekmektedir (toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yasaklama için gerekli koşullar ile bu tür müdahalelerde kamu makamlarınca yapılması gereken değerlendirmelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ali Bozan [2. B.], B. No: 2021/27262, 10/1/2024, §§ 37-38).

19. Diğer yandan başvurucu tarafından düzenlenmek istenen yürüyüşün içeriği itibarıyla barışçıl olmadığına ilişkin kamu makamlarınca ortaya konulan herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Her ne kadar yasaklama kararında yürüyüşün gerçekleştirilmesi hâlinde kamu düzeninin bozulabileceği, başkalarının hak ve özgürlüklerinin ihlal edilebileceği veya suç işlenme ihtimalinin doğabileceği yönünde genel ifadelere yer verilmişse de bu iddiaları destekleyebilecek hiçbir somut olgu ortaya konulmamıştır. Nitekim yasaklama kararında yürüyüşün ne şekilde ve hangi somut verilere dayanılarak şiddet içerikli eylemlere neden olacağı, katılımcıların provoke edilerek tepkisel eylemlere yönlendirileceği veya karşıt görüşlü gruplar arasında gerginlik yaşanacağı ya da infial yaratacak olayların meydana geleceği hususunda ikna edici bir gerekçelendirmeye yer verilmediği gibi böyle bir tehlike veya tehdidin varlığına ilişkin somut bilgi ve belgelerin bulunduğu da yargısal denetime elverişli bir şekilde gösterilememiştir. Bu kapsamda idarenin ileri sürdüğü güvenlik kaygılarını somutlaştırmadığı, varsa elindeki bilgi ve belgeleri sunamadığı ve müdahaleyi haklı kılacak nitelikte spesifik, nesnel ve yeterli bir gerekçeyle yasaklama kararını temellendiremediği sonucuna ulaşılmıştır.

20. Devletin toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanları ve hakkın kullanıldığı yerde yaşayan diğer bireyleri şiddet eylemlerine karşı koruma yükümlülüğü bulunduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Her ne kadar başvuruya konu yasaklama kararında karşıt görüşlü gruplar arasında gerginlik yaşanabileceği ve katılımcıların provoke edilerek tepkisel eylemlere yönlendirilebileceği ihtimaline yer verilmişse de kamu makamlarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek isteyenlerin güvenliğini sağlamaya yönelik pozitif yükümlülük altında bulunduğu gözardı edilmemelidir (benzer değerlendirmeler için bkz. İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri, § 47; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 122). Bu bağlamda idare; üçüncü kişilerden gelebilecek saldırı veya tehdit ihtimalini -soyut birtakım değerlendirmelerle- gerekçe göstererek hakkı ortadan kaldırmak yerine toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının etkin kullanımını sağlama yükümlülüğünün gereği olarak varsa somut tehlikeleri ve tehditleri belirlemeli, bunları etkisiz hâle getirmek için gerekli önlemleri almalıdır. İdare, kamu düzenini bozacak nitelikte bir tehlike veya tehdidin varlığını ve bunun daha hafif tedbirlerle bertaraf edilemeyeceğini somut olgulara dayalı olarak ortaya koyması hâlinde ve ancak son çare olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını yasaklayabilir. Aksi hâlde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımı ölçüsüz şekilde kısıtlanabilecek ve dolayısıyla söz konusu temel hakkın pratikteki anlamı zayıflayacaktır. Başvuruya konu olayda ise idare, kişilerin anılan haktan tam anlamıyla yararlanabilmeleri için gerekli önlemleri değerlendirmeden ve çatışan menfaatler arasında adil bir denge kurmaya çalışmadan otomatik olarak yasaklama yoluna gitmiş, koruyucu tedbirler alma yönündeki pozitif yükümlülüklerini gözardı etmiştir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Nizamettin Öztürk (2), § 15). Ayrıca somut olayda bu yükümlülüğün yerine getirilmesini imkânsız kılan veya idareyi bu yükümlülükten muaf tutacak herhangi bir istisnai durumun varlığı da ortaya konulmamıştır.

21. Valiliğin yasaklama kararında mülki idare amirlerince uygun görülecek sosyal mesafe kuralına göre etkinliklerin yasaklama kapsamı dışında tutulduğu belirtilmiştir. Ne var ki incelenen olayda açık alanda gerçekleştirilmek istenen yürüyüşün -aynı koşullarda yapılabilecek diğer etkinliklerden farklı olarak- kamu sağlığı açısından hangi somut riskleri barındırdığı ve bu yürüyüşün genel sağlığı tehdit eden özel koşullarının neler olduğu yasaklama kararında açıklanmamıştır. Dolayısıyla müdahalenin genel sağlığın korunmasına ilişkin meşru amacının gerekçesi başvuruya konu karardan anlaşılamamıştır.

22. Diğer yandan yasaklama kararının hukuka uygunluğunu denetleyen Mahkeme anılan kararın dayandığı gerekçelerin somut bir tehlike veya açık ve yakın bir tehdit oluşturup oluşturmadığı, bu tehlikelerin daha hafif sınırlama veya önlemlerle bertaraf edilip edilemeyeceği hususunda yeterli bir değerlendirme yapmamıştır. Ayrıca Mahkeme dosya kapsamında sunulan bilgi ve belgelerin içeriğini yeterince incelememiş, başvurucu tarafından dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaları araştırmamış ve bunları karar gerekçesinde tartışmamıştır. Dolayısıyla işlemin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varan Mahkemenin denetiminin idari işlemin yalnızca şeklî ve kanuna uygunluğunun incelenmesiyle sınırlı kaldığı, bu kapsamda çatışan haklar arasında adil bir denge kurulmadığı değerlendirilmiştir.

23. Başvuruya konu olayda idarenin etkinliğin gerçekleştirilmesini uygun görmemesine ilişkin kararına dayanak bazı tespit ve değerlendirmelerde bulunduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ne var ki gerek idarenin anayasal hakka müdahale gerekçelerinin gerekse Mahkemenin söz konusu yasaklama kararını hukuka uygun bulan değerlendirmelerinin anayasal açıdan temel bir hakka müdahaleyi haklı kılabilecek nitelikte ilgili ve yeterli olmadığı anlaşılmıştır.

24. Bu açıklamalar doğrultusunda somut bilgi ve verilerle desteklenmeyen beyanların başvuruya konu yasaklama kararı için haklı bir gerekçe olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir (kamu düzeninin bozulabileceğine ilişkin unsurların neler olduğunun gösterilmemesi nedeniyle verilen ihlal kararlarından biri için bkz. Dursun Soydan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/2948, 14/11/2018, § 61). Bu nedenle yasaklama kararının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunun ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulmadığı değerlendirilmiştir.

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

26. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

27. Yasaklama kararıyla engellenen yürüyüşün olay tarihi itibarıyla başvurucu bakımından özel bir anlam taşıdığı açıktır. Ancak olay tarihi sonrasında da söz konusu etkinliğin gerçekleştirilmesinin güncel ve özel bir anlam ifade ettiği başvurucu tarafından ileri sürülmediği gibi bu husus olayın niteliğinden de anlaşılmamaktadır. Dolayısıyla başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

28. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için taleple bağlı kalınarak başvurucuya manevi zararları karşılığında net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 1. İdare Mahkemesine (E.2020/847, K.2020/1245) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Halkların Demokratik Partisi (4) [2. B.], B. No: 2022/64190, 29/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (4)
Başvuru No 2022/64190
Başvuru Tarihi 22/6/2022
Karar Tarihi 29/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, idari bir kararla toplantı ve gösteri yürüyüşünün engellenmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Toplantı ve gösteri yürüyüşü İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi