|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Aydın DEMİREL
|
|
Başvurucu
|
:
|
İbrahim Halil ŞEKER
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Aydın IŞIK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; hukuka aykırı şekilde tutukluluğun devamına karar verilmesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların tebliğ edilmemesi, tutukluluğun devamına ilişkin itirazların ve tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlara tebliğ edilmemesine dayanılarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
2. 26/4/2019 tarihinde E.S.nin öldürülmesi sonrası başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu aynı gün gözaltına alınmış, 27/4/2019 tarihinde tutuklanmıştır.
3. 25/10/2019 tarihinde kabul edilen 6/10/2019 tarihli iddianameye göre başvurucunun cezalandırılması talep edilmiştir.
4. 21/2/2020 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş, söz konusu karardan 24/2/2020 tarihinde haberdar olan başvurucu vekili karara aynı gün itiraz etmiştir. 28/2/2020 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
5. 27/5/2020 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş, 4/6/2020 tarihinde başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu duruşmada tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Başvurucu vekili 27/5/2020 tarihli ve 4/6/2020 tarihli tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara 9/6/2020 tarihli iki ayrı dilekçeyle itiraz etmiştir. 17/6/2020 tarihinde tutukluluğun devamına ilişkin itirazlar kesin olarak reddedilmiştir.
6. 29/9/2020 tarihli tutukluluğa itirazın kesin olarak reddi kararından sonra başvurucu vekili tarafından 30/9/2020 tarihinde celse arasında dosyaya giren Adli Tıp Kurumu raporuna atıfla tahliye talebinde bulunulmuştur. Başvurucunun diğer vekili tarafından 2/10/2020 havale tarihli dilekçe ile ikinci kez tahliye talebinde bulunulmuştur. 9/10/2020 tarihinde başvurucu vekillerinin tahliye talebi kesin olarak reddedilmiştir.
7. 26/2/2021 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. 2/3/2021 tarihli ve başvurucu ile müdafiinin hazır bulunduğu duruşmada başvurucunun tekrar tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. 26/2/2021 ve 2/3/2021 tarihli tutukluluğun devamına ilişkin kararlara 5/3/2021 tarihli iki ayrı dilekçe ile itiraz edilmiştir. Söz konusu itirazlar 12/3/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
1- B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
2- 2020/658 Esas Sayılı Tazminat Davası
8. Başvurucu 27/5/2020 tarihinde verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, tutukluluğun devamına ilişkin kararın tebliğ edilmediğini, söz konusu karara yapılan itirazın incelenmediğini, tutukluluğa ilişkin Cumhuriyet savcısının görüşünden haberdar edilmediğini belirterek 30/10/2020 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır.
9. Şanlıurfa 7. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından söz konusu dosyanın aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan aynı mahkemenin 2020/491 esas sayılı tazminat davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
2. 2020/659 Esas Sayılı Tazminat Davası
10. Başvurucu 30/9/2020 tarihinde yapılan tahliye talebine cevap verilmediğini belirterek 30/10/2020 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır.
11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından söz konusu dosyanın aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan aynı mahkemenin 2020/491 esas sayılı tazminat davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
3. 2021/186 Esas Sayılı Tazminat Davası
12. Başvurucu 26/2/2021 tarihinde verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, tutukluluğun devamına ilişkin kararın kendisine, müdafiine ya da yakınlarına tebliğ edilmediğini, söz konusu karara yapılan itirazın incelenmediğini belirterek 3/4/2021 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (k) bentleri uyarınca tazminat davası açmıştır.
13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından söz konusu dosyanın aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan aynı mahkemenin 2020/491 esas sayılı tazminat davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
4. 2020/491 Esas Sayılı Tazminat Davası
14. Başvurucu 21/2/2020 tarihinde verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, tutukluluğun devamına ilişkin kararın tebliğ edilmediğini, söz konusu karara yapılan itirazın incelenmediğini, Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin görüşünden haberdar edilmediğini belirterek 5/10/2020 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır.
15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23/6/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...5271 sayılı CMK’nın tazminat istemenin koşulları başlığını taşıyan 142. maddesinde; ''Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde'' bulunulabileceği hükme bağlanmış ise de aynı Kanunun ''Tazminat istemi'' başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir karar verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığının yasal düzenlemeden anlaşıldığı, ancak Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 15.01.2018 tarih, 2017/8660 Esas 2018/355 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecek kararları etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi[nin] zorunlu olduğu, bu kapsamda davacının tazminat talebinin dayanağı olan iddialarının asıl davada verilecek kararı etkileyecek nitelikte olup, davacı hakkında tazminat istemine konu koruma tedbiri uygulanmasına neden olan üzerine atılı kasten öldürme suçuna dair açılan ceza davasının Şanlıurfa 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/763 esasında kayıtlı ve halen derdest olduğu dolayısı ile davacı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir beraat hükmü bulunmadığı, yargılama sonucunda verilecek beraat kararının kesinleşmesi halinde yasal süresi içinde devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği gözetilerek davanın bu nedenlerle reddine yönelik tüm dosya kapsamı itibarıyla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur... [karar verildi.]"
16. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi tarafından 19/4/2022 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasına ilişkin olarak, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye, kararda usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmamasına, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik bulunmamasına, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olmasına, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, olayın cereyan tarzı, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar dikkate alındığında incelenen dosya kapsamına göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVUR[U]SUNUN ESASTAN REDDİNE... [karar verildi.]"
17. Başvurucu, nihai hükmü 2/6/2022 tarihinde öğrendikten sonra 16/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç
18. 13/5/2022 tarihinde başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Ayrıca başvurucunun tahliye istemi reddedilerek tutukluluk hâlinin hükümle birlikte devamına karar verilmiştir.
19. 23/5/2023 tarihinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, mahkûmiyet kararı Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 25/11/2024 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
20. Komisyonca adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
21. Başvurucu; hukuka aykırı şekilde tutukluluğun devamına karar verilmesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların tebliğ edilmemesi, tutukluluğun devamına ilişkin itirazların ve tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ edilmemesine dayalı olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, somut olayın şartları gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
22. Başvurucunun iddialarının özünün tazminat talebinin hakkındaki yargılamanın derdest olduğundan bahisle reddedilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Ağır Ceza Mahkemesinin davanın reddine ilişkin gerekçesine yönelik şikâyetlerin öncelikle gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
24. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
25. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
26. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden olabilecektir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri, §§ 35, 39).
27. Somut olayda Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun tazminat talebinin dayanağı olan iddialarının asıl davada verilecek kararı etkileyecek nitelikte olduğu, ceza davasının derdest olduğu, dolayısıyla başvurucu hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir beraat hükmü bulunmadığı, yargılama sonucunda verilecek beraat kararının kesinleşmesi hâlinde yasal süresi içinde devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği ifade edilerek davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 15). Bu kapsamda öncelikle Ağır Ceza Mahkemesince sunulan gerekçede başvurucunun iddiaları yönünden ilgili ve yeterli yanıt bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir.
28. Başvurucunun tazminat davasının temelini teşkil eden 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan birçok güvenceye karşılık oluşturacak şekilde tazminat talep etme nedenlerine yer verildiği görülmektedir. Anılan kanun maddesinde düzenlenen tazminat nedenlerinden hangilerinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan güvencelere karşılık geldiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Somut başvuruya ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
- (a) bendinde yer alan "kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,
- (d) bendinde yer alan "kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında,
- (h) bendinde yer alan "yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin altıncı fıkrasında,
- (k) bendinde yer alan "yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvencelerinin ihlal edildiğini söylemek mümkündür (A.A. [GK], B. No: 2017/34502, 21/10/2021, § 56).
29. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (d) ve (k) bendi dışında kalan "yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" kişilerce iletilen şikâyetlere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi söz konusu şikâyetin Anayasa'nın 19. maddesinin altıncı fıkrası "Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir." hükmü kapsamında ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Yapılan değerlendirme sonrası ileri sürülen ihlal iddiasının Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokollerin ortak koruma alanına girmediği anlaşılmakla konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Osman Karaca [2. B.], B. No: 2019/41752, 13/1/2021, §§ 76-80). Buna rağmen söz konusu şikâyetin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenmesi ve iddiaya ilişkin bir karar verilmesi önünde bir engel bulunmamaktadır.
30. Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararlarında, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin birinci fıkrasındaki (a), (d), (g), (i), (j) ve (k) bentlerine dayanarak tazminat talebiyle ilgili olarak asıl davada hüküm verilmesinin veya verilen hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek bulunmadığını zira bu hususa ilişkin tazminat taleplerinin asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı olmadığını belirtmiştir. Bu kapsamda Yargıtay gerekçeli kararda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin birinci fıkrasındaki (a), (d), (g), (i), (j) ve (k) bentlerinde belirtilen koşulların oluşup oluşmadığına ilişkin her bir talep yönünden gerekçelendirme yapılmadan eksik araştırma ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasını bozma gerekçesi olarak kabul etmektedir (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13/2/2025 tarihli ve E.2021/8774, K.2025/1575; 23/12/2024 tarihli ve E.2021/9227, K.2024/7910 sayılı kararları).
31. Başvurucu; hukuka aykırı şekilde tutukluluğun devamına karar verilmesine, tutukluluğun devamına ilişkin kararların tebliğ edilmemesine, tutukluluğun devamına ilişkin itirazlarının ve tahliye taleplerinin değerlendirilmemesine, tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ edilmemesine dayanarak 5271 sayılı Kanun kapsamında tazminat davası açmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun iddialarının asıl davada verilecek kararı etkileyecek nitelikte olduğu, ceza yargılamasının devam ettiği, dolayısıyla başvurucu hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir beraat hükmü bulunmadığı, yargılama sonucunda verilecek beraat kararının kesinleşmesi hâlinde yasal süresi içinde devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği ifade edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun ileri sürdüğü çok sayıdaki iddianın hangisinin asıl davada verilecek kararı etkileyecek nitelikte olduğu ve bu nedenle asıl davanın beklenmesi gerektiği açıkça belirtilmemiştir. Gerekçeli karar incelendiğinde de başvurucu tarafından açık ve somut bir şekilde ileri sürülen iddiaların ayrı ayrı değerlendirildiğinden ve bunların açık bir şekilde ele alınıp ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılandığından da bahsedilemez.
32. Sonuç olarak başvurucunun tazminat davasında açık ve somut bir şekilde ileri sürdüğü iddiaların Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ayrı ve açık olarak ele alınıp karşılanmadığı, söz konusu eksikliğin istinaf incelemesi sırasında da telafi edilmediği görülmüştür.
33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
34. Öte yandan yukarıda ulaşılan sonuca bağlı olarak başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenmesine gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
35. Başvurucu; ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
38. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Şanlıurfa 7. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2020/491, K.2021/297) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.