logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(K.Ş. [1. B.], B. No: 2022/73898, 11/2/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

K.Ş. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/73898)

 

Karar Tarihi: 11/2/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mehmet Yavuz YAŞAR

Başvurucu

:

K.Ş.

Vekili

:

Av. Senem DOĞANOĞLU

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; disiplin cezasına karşı açılan iptal davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, kararda kullanılan ifadeler nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

A. Bireysel Başvuru Süreci

2. Başvurucu, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Teknoloji ve Sanayi Ana Bilim Dalında araştırma görevlisi kadrosuyla 15/11/2012 tarihinde atanmıştır. Başvurucunun İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsündeki doktora eğitimi başvurusu sırasında ibraz ettiği 3/8/2014 tarihli ve 651 sayılı Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Geçici Mezuniyet Belgesi'nin sahte olduğunun Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğünün 20/6/2019 tarihli yazısıyla bildirilmesi üzerine başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

3. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü (İdare) tarafından yürütülen soruşturma neticesinde hazırlanan 22/6/2020 tarihli raporda başvurucunun İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Doktora Programı'na başvuru ve kayıt esnasında sunduğu belgelerden "Galatasaray Üniversitesi" başlıklı 3/8/2014 tarihli geçici mezuniyet belgesinin sahte olduğu, söz konusu hususun ilgili Üniversite tarafından 13/6/2019 tarihli yazıyla taraflarına bildirildiği belirtilmiştir. Soruşturma raporunda ayrıca başvurucunun İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsündeki öğrenci dosyasında yer alan geçici mezuniyet belgesinin düzenlenme tarihinin 3/8/2014 olmasına rağmen yine aynı dosyada başvurucunun yüksek lisans mezuniyetini tevsik eden bu belgenin yanında bu defa tez aşamasında öğrenci olduğunu gösteren 3/9/2014 tarihli transkript belgesinin bulunmasının da geçici mezuniyet belgesinin sahteliği yönündeki iddiayı desteklediği vurgulanmıştır. Bunun üzerine 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinin (b) fıkrasının (4-a) bendinde yer alan "Hizmet içinde resmî bir belgeyi tahrif etmek, yok etmek, gizlemek veya sahte olarak düzenlemek, sahte belgeyi bilerek kullanmak, kullandırmak" hükmü uyarınca iki yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılması yönünde teklif getirilmiştir.

4. Soruşturma raporunda getirilen teklif üzerine İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Disiplin Kurulunun 24/7/2020 tarihli kararıyla başvurucunun 2547 sayılı Kanun'un 53/b-4-a maddesi uyarınca iki yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla tecziye edilmesine karar verilmiştir. Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz Üniversite Disiplin Kurulunun 22/10/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

5. Başvurucu, belirtilen Disiplin Kurulu işleminin iptali istemiyle İstanbul 14. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde sahte belge sunduğu iddiasına dayalı olan yazıların İdare tarafından ne suretle teslim alındığının ortaya konulmadığını ve kabul anlamına gelmemekle birlikte isnat edilen fiile ilişkin olarak soruşturmaya süresinde başlanmadığını ve zamanaşımı nedeniyle ceza verilemeyeceğini iddia etmiştir. Başvurucu; ayrıca kendisinin üretmediği ve sunmadığı bu yazıya ilişkin bilirkişi incelemesi yapılmadığını, sahte belge sunma eyleminin kim tarafından işlendiği kesin olarak kanıtlanamıyorsa ilgili hakkında disiplin cezası tesis edilmeyeceğini vurgulamıştır. Başvurucu; son olarak dava dilekçesinde İstanbul Üniversitesinin doktora programı kapsamında araştırma görevlisi de olduğu için bütünleşik doktora programına başvurduğunu, koşulları karşıladığından geçici mezuniyet belgesine ihtiyacının olmayacağının açık olduğunu savunmuştur. Mahkeme 17/9/2021 tarihli kararla dava konusu işlemin iptaline hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin sebebinin, Sosyal Bilimler Enstitüsündeki doktora eğitimi programına 05/09/2014 tarihinde yaptığı kayıt sırasında sunduğu '03/08/2014 tarih ve 651 sayılı Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Geçici Mezuniyet Belgesi'nin sahte olarak düzenlemesi veya sahte belgeyi kullanması iddiası olduğu, anılan iddia üzerine 24/06/2019 tarih ve 124149 sayılı soruşturma oluru ile davacı hakkında disiplin soruşturması açıldığı ve soruşturmacı tarafından getirilen teklif doğrultusunda, İktisat Fakültesi Disiplin Kurulunun 24/07/2020 tarih ve 2020/1 sayılı kararıyla disiplin cezası verildiği görülmektedir.

Yukarıda yer verilen 2547 sayılı Kanun'un 53/C maddesi ile disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde, zamanaşımı süresinin dolmasından dolayı disiplin cezası verilemeyeceğinin kurala bağlandığı, yine aynı Kanun'un 53/A-n bendine göre, bir fiilden dolayı ilgili hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması yapılıyor olmasının, aynı fiilden dolayı disiplin soruşturması yapılmasına, ceza verilmesine ve bu cezanın yerine getirilmesine engel olmadığı, ceza kovuşturmasının bekletici mesele yapılması durumunda disiplin soruşturmasına ilişkin zamanaşımı sürelerinin duracağının düzenlendiği, dolayısıyla anılan istisnalar dışında kanun maddesi ile getirilen soruşturma ve ceza zamanaşımına ilişkin sürelerin ilgililer bakımından yasal güvence niteliği taşıdığı ve kamu düzenine ilişkin olduğu, bu sürelere uyulmaması durumunda ilgililerin sürekli disiplin cezası tehdidi altında bırakılabileceği açıktır.

Bu durumda, davacının 2 Yıl Süreyle Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına esas teşkil eden fiilinin, sahte olduğu iddia edilen '03/08/2014 tarih ve 651 sayılı Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Geçici Mezuniyet Belgesi'nin 05/09/2014 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsündeki doktora eğitimi programına kayıt sırasında sunulması olduğu, anılan fiil sebebiyle disiplin cezası verilmeden önce davacı hakkında herhangi bir adli soruşturma yürütülmediği, dolayısıyla adli soruşturmanın bekletici mesele yapılması gibi bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında, fiil tarihinden (05/09/2014) itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmesi gerekmekte olup, ceza verme zamanaşımı süresi dolduktan sonra başlatılan disiplin soruşturmasına istinaden Fakülte Disiplin Kurulunun 24/07/2020 tarih ve 2020/1 sayılı kararıyla disiplin cezası verildiği anlaşıldığından, bu cezaya yapılan itirazın reddine dair dava konusu işlemde hukukauyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

6. İdare, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İdare; istinaf dilekçesinde başvurucunun beyanının aksine Sosyal Bilimler Enstitüsünde Bütünleşik Doktora Programı uygulanmadığını, dolayısıyla doktora programına kaydolabilmek için yüksek lisans mezunu olmanın zorunlu olduğunu iddia etmiştir. İdare, ayrıca başvurucunun kesin kayıt aşamasında doldurduğu "İkamet Adres Beyan Formu" ile "Öğrenci Kayıt Bilgi Formu"nda yer alan imzalarından kesin kayıt işlemini kendisinin yaptığının ve 3/9/2014 tarihli transkript belgesinin kesin kayıt evrakı ile birlikte dosyasına yerleştirildiğinin tespit edildiğini vurgulamıştır. İdare son olarak vekâletname ile başvurulmamış olması hâlinde, başkaları tarafından verilen belgelerin öğrenci dosyasına dâhil edilmediğini belirterek adı geçen ve sahte olduğu tespit edilen geçici mezuniyet belgesinin bizzat başvurucunun verdiğinin belirlendiğini vurgulamıştır. Başvurucu, istinafa cevap dilekçesinde ise sahte olduğu belirtilen belgenin boşandığı eski eşi tarafından ilgili İdareye sunulmuş olabileceğini ileri sürmüştür.

7. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 14/6/2022 tarihli kararla davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"Olayda, istinafa konu idare Mahkemesince, '... fiil sebebiyle disiplin cezası verilmeden önce davacı hakkında herhangi bir adli soruşturma yürütülmediği, dolayısıyla adli soruşturmanın bekletici mesele yapılması gibi bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında, fiil tarihinden (05/09/2014) itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmesi gerekmekte olup, ceza verme zamanaşımı süresi dolduktan sonra başlatılan disiplin soruşturmasına istinaden Fakülte Disiplin Kurulunun 24/07/2020 tarih ve 2020/1 sayılı kararıyla disiplin cezası verildiği anlaşıldığından, bu cezaya yapılan itirazın reddine dair dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı' gerekçesiyle iptal kararı verilmiş ise de, disiplin soruşturmasına esas alınan, 03/08/2014 tarih ve 651 sayılı Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Geçici Mezuniyet Belgesi'nin sahte olduğu, anılan sahte belgeye dayanılarak 05/09/2014 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsündeki doktora eğitimi programına başvuruda bulunduğu ve sahte belgeye dayanarak araştırma görevlisi kadrosunda bulunduğunun görülmesi karşısında disiplin cezasına konu fiilin işlendiği tarihten sonra da etkisinin devam etmesi nedeniyle 2547 sayılı Kanunun 53/C maddesinde öngörülen2 yıllık ceza zamanaşımı süresinin aşılmadığı anlaşıldığından, anılan gerekçeye dayanılarak dava konusu işlemin iptaline karar veren idare mahkemesi kararında hukuka uyarlık, sahte belgeye dayanılarak başvuruda bulunan davacı hakkında yürütülen soruşturmaya istinaden tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır."

8. Nihai karar 6/7/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 2/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

B. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç

9. Başvurucu hakkında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü doktora eğitimi programına yaptığı başvuruda 3/8/2014 tarihli ve 651 sayılı gerçeğe aykırı yüksek lisans geçici mezuniyet belgesi sunmak suretiyle resmî belgede sahtecilik yaptığından bahisle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünce 24/9/2020 tarihli lüzumu muhakemekararı verilmiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itirazı inceleyen Danıştay Birinci Dairesi 7/4/2021 tarihli kararıyla atılı suçtan dolayı başvurucu hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte olduğuna karar vererek itirazın reddiyle lüzumu muhakeme kararının onanmasına hükmetmiştir.

10. Başvurucu hakkında açılan kamu davasında İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) 12/12/2023 tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin mahkûmiyet hükmü kurmaya yeter, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden atılı suçtan beraatine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun aşamalarda alınan savunmalarında suçlamayı kabul etmediği, üniversite yazı cevabından resmî belgede sahtecilik suçuna konu edilen sahte belge aslının bulunamadığı, bu nedenle de belge üzerinde inceleme yapılarak sahte olup olmadığı, aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilemediği vurgulanmıştır. Bu tespitlerden hareketle Ceza Mahkemesi tarafından sahte olarak kim tarafından ve nasıl düzenlendiği belli olmayan bu belgeyi başvurucunun ibraz ettiğine ilişkin somut bir delil bulunmadığına hükmedilmiştir. Anılan karar, istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu, yargılamada bariz takdir hatası yapıldığını ve açık bir keyfîlik bulunduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, ayrıca Bölge İdare Mahkemesince sahte olduğu ileri sürülen belgeyi kendisinin sunmadığı ile ilgili iddiası başta olmak üzere uyuşmazlığın esasına yönelik herhangi bir değerlendirme ve araştırmanın yapılmadığını ileri sürerek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, son olarak sahte belgeye dayanarak başvuruda bulunduğuna ilişkin olarak görüş belirten Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

12. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı, davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (İsmet Murtezaoğlu [1. B.], B. No: 2018/17312, 18/10/2022, § 33).

15. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

16. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

17. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biriyle doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi, yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

18. Adil yargılanma hakkı, hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması, yukarıda belirtildiği gibi derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir (M.B., § 84).

19. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010, E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

20. Başvurucuların medeni haklarıyla ilgili uyuşmazlıklarda uygulanan hukuk kurallarının açıkça keyfî veya hakkın tesliminden kaçınacak (adaleti hiçe sayacak) biçimde yorumlanması, usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getireceğinden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilebilir. Zira bu hâlde derece mahkemesinin yorumunun başvurucular tarafından öngörülmesi mümkün olmayıp hukuk kurallarının öngörülemez biçimde yorumlanması, hukuk devleti ilkesini örseler. Özellikle hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı hükümlerin geniş yoruma tabi tutulması, keyfîliğe ve bireylerin kendilerini hukuk karşısında güvensiz hissetmelerine yol açar (M.B., § 86).

21. Aşağıdaki hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bir durumun bizatihi kendisinin usule ilişkin bir güvenceye dönüştüğü kabul edilebilir:

i. Somut olayda uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması,

ii. Delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir muhakemeye dayanmaması veya mantık dışı bir çıkarıma dayanması,

iii. Yanlış olduğu açık olan olguların hükme esas alınması,

iv. Somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi,

v. Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması,

vi. Maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılması,

- Yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar, yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Bunlara benzer hâllerde de Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında denetim yapılabilir. Bununla birlikte belirtilen eksikliklerin adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmesi için bunların ayrıca yargılamanın hakkaniyetini zedelediğinin tespit edilmiş olması gerekmektedir (İsmet Murtezaoğlu, § 40).

22. Anayasa Mahkemesi, Kenan Özteriş ([2. B.], B. No: 2012/989, 19/12/2013) kararında Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM) yorumunun 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 95. maddesinin açık hükmüne aykırılık teşkil ettiğini belirterek olayda başvurucu hakkında verilen mahkûmiyetin tecil edilmesinin sonuçlarıyla ilgili açık bir kanun hükmü bulunduğu ve bu hükme verilecek olağan anlam belli olduğu hâlde AYİM İkinci Dairesinin açık olan kanun hükmüne olağanın dışında farklı bir anlam verip buna göre uygulama yaptığı ve böylece kararın öngörülemez nitelikte olup bariz takdir hatası içerdiği gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

23. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi, Mehmet Geçgel ([1. B.], B. No: 2014/4187, 18/4/2019) kararında başvurucu hakkında hükmedilen cezanın 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun kapsamında ertelenmiş olması nedeniyle hakkında ceza hukuku ilkelerine göre mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen İdare Mahkemesinin ortada gerçek bir mahkûmiyet varmış gibi değerlendirme yaparak başvurucunun tazminat talebini reddettiği kararının bariz takdir hatası içerdiği kanaatine ulaşmış ve başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

24. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, İstanbul Üniversitesinin doktora programı kapsamında araştırma görevlisi de olduğu için bütünleşik doktora programına başvurduğunu ve bu kapsamda kaydının yapıldığını, bir diğer anlatımla sahte olduğu belirtilen yüksek lisans geçici mezuniyet belgesiyle kaydının yapılmadığını, şayet böyle bir durum varsa bunun eski eşi tarafından verilmiş olabileceğini ileri sürmüştür. İdare ise başvurucunun beyanının aksine Sosyal Bilimler Enstitüsünde bütünleşik doktora programı uygulanmadığını dolayısıyla doktora programına kaydolabilmek için yüksek lisans mezunu olmanın zorunlu olduğunu ve söz konusu başvuruların şahsen yapıldığını belirtmiştir. İdare, ayrıca vekâletnameyle başvurulmamış olması hâlinde başkaları tarafından verilen belgelerin öğrenci dosyasına dâhil edilmediğini ifade ederek adı geçen ve sahte olduğu tespit edilen geçici mezuniyet belgesini bizzat başvurucunun verdiğinin belirlendiğini vurgulamıştır.

25. Mahkeme, kayıt tarihi olan 5/9/2014'ten itibaren iki yıl içinde disiplin cezası verilmesi gerektiğini vurgulayarak ceza verme zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle işlemi iptal etmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ise disiplin cezasına konu fiilin işlendiği tarihten sonra da etkisinin devam ettiğine dikkati çekerek ceza verme zamanaşımının bulunmadığını belirledikten sonra yine sahte olduğu konusunda tereddüt bulunmayan belgeye dayalı olarak elde edilen faydanın bizzat başvurucu tarafından kullanıldığı yorumu ile yürütülen soruşturmaya istinaden tesis edilen dava konusu disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

26. Somut olayda sahteliği konusunda ihtilaf bulunmayan bir belgeye dayalı olarak elde edilen akademisyen kadrosunun ya da akademik ünvanın, sahteliğin anlaşılması sonrasında kadro ya da ünvanı elde etme koşullarında eksiklik olduğu gerekçesiyle -herhangi bir süreye bağlı olmaksızın- sonlandırılmasında hukuki bir sorun bulunmadığı açıktır. Bununla birlikte eldeki başvuruya konu husus, akademisyen kadrosunun ya da akademik ünvanın koşullarda eksiklik nedeniyle sonlandırılması değildir. Başvuruya konu mesele, sahte belge olayı kapsamında hangi süreler içinde disiplin cezası verilebileceğidir.

27. Mevcut başvuru bağlamında ceza zamanaşımını düzenleyen 2547 sayılı Kanun’un 53/C maddesinin ilgili kısmında disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçmişse disiplin cezası verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

28. Sahte belge kullanımına dayalı cezalandırmaya karşı yapılan mevcut başvuru bağlamında, 2547 sayılı Kanun’un 53/C maddesindeki “Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl…geçmiş ise disiplin cezası verilemez.” şeklindeki hüküm kapsamında “…disiplin cezasına konu fiilin işlendiği tarihten sonra da etkisinin devam etmesi nedeniyle 2547 sayılı Kanunun 53/C maddesinde öngörülen2 yıllık ceza zamanaşımı süresinin aşılmadığına” ilişkin Bölge İdare Mahkemesi yorumu Kanun’un “fiillerin işlendiği tarihi” esas alan açık hükmüne olağanın dışında farklı bir anlam yüklenip buna göre uygulama yapılmasına ve bu nedenle ilgili makamlarca ulaşılan sonucun öngörülemez nitelikte olmasına yol açmıştır.

29. Bu nedenle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

30. Başvurucu, masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüşse de adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden ulaşılan sonuç gözetildiğinde söz konusu ihlal iddiaları yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdari Dava Dairesine (E.2021/2130, K.2022/1169) iletilmek üzere İstanbul 14. İdare Mahkemesine (E.2021/122, K.2021/1177) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

G. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(K.Ş. [1. B.], B. No: 2022/73898, 11/2/2026, § …)
   
Başvuru Adı K.Ş.
Başvuru No 2022/73898
Başvuru Tarihi 2/8/2022
Karar Tarihi 11/2/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, disiplin cezasına karşı açılan iptal davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, kararda kullanılan ifadeler nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi