|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MEHMET DÜBÜŞ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/77653)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 11/2/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Eren Can BENAKAY
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mehmet DÜBÜŞ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Galip OKUR
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, özel ağaçlandırma çalışması yapılması için verilen iznin iptal edilmesine karşı açılan davada davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Tekirdağ'ın Avşar köyünde yer alan 176 numaralı bölüm üzerinde fidan dikmek suretiyle özel ağaçlandırma çalışması yapmak için gerekli projeleri hazırlayarak 2/5/2008 tarihinde başvuru yapmıştır. Orman İşletme Müdürlüğü ve Bölge Müdürlüğünün olumlu görüş vermesi üzerine Orman Genel Müdürlüğü 31/3/2010 tarihli olur ile başvurucuya belirtilen sahada ağaçlandırma yapılması için 49 yıl izin verilmiştir. Daha sonra Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünün 19/11/2008 tarihli yazısı gerekçe gösterilerek Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğünün 6/9/2010 tarihli işlemi ile başvurucuya verilen özel ağaçlandırma izni iptal edilmiştir. Bu işlemin Tekirdağ Orman İşletme Şefliğinin 24/9/2010 tarihli yazısıyla başvurucuya bildirilmesi üzerine başvurucu 23/11/2010 tarihinde iptal davası açmıştır.
3. Tekirdağ İdare Mahkemesi (Mahkeme) 23/9/2011 tarihinde Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğünün 6/9/2010 tarihli işleminin iptaline, Tekirdağ Orman İşletme Şefliğinin 24/9/2010 tarihli işlemi yönünden davanın reddine karar vermiştir. Kararda 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile 23/8/2012 tarihli ve 28390 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ağaçlandırma Yönetmeliği hükümleri uyarınca Çevre ve Orman Bakanlığı personeline ve birinci derece yakınlarına özel ağaçlandırma izni verilmeyeceğine dair emredici bir düzenleme bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun Çevre ve Orman Bakanlığı personeli olduğu bilindiği hâlde ağaçlandırma izni verildiği ve başvurucunun bu konuda idareyi yanıltıcı herhangi bir beyanı bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle özel ağaçlandırma izninin iptaline ilişkin Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü işleminde hukuka uyarlık olmadığı değerlendirilmiştir. Tekirdağ Orman İşletme Şefliğinin işleminin ise bildirici bir işlem niteliğinde olması nedeniyle idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu olmadığı kanaatine varıldığı açıklanmıştır.
4. Orman Genel Müdürlüğü karara karşı 12/12/2011 tarihinde, başvurucu ise 26/12/2011 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay Sekizinci Dairesi (Danıştay) 27/3/2017 tarihinde kararın bozulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Çevre ve Orman Bakanlığı) Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü'nün 17/8/2010 gün ve 2010/12 sayılı Genelgesi'nde de, Bakanlık personeline ve birinci derecede yakınlarına ormanlık alanlarda özel ağaçlandırma gayesi ile saha tahsisi yapılmayacağı ve özel orman fidanlığı tesisi için kredi tahsisinde bulunulmayacağı düzenlenmiştir.
19/11/2008 tarih ve 65360 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü yazısında, il müdürü, şube müdürü ve birim mühendisleri ile yetki ve sorumluluğu bulunan teknik elemanların kendi sorumluluk alanlarındaki ormanlık sahalarda özel ağaçlandırma yapma çalışması yapmalarının etik olmayacağı belirtilmiştir.
...
17/8/2010 gün ve 2010/12 sayılı Genelge'nin, davalı bakanlık personelinden bazılarının özel ağaçlandırma gayesi ile orman alanlarından kendi adlarına veya birinci derece yakınlarının adlarına saha tahsisi yaptırmak için müracaatta bulundukları, bazılarına tahsis yapıldığı, işi yürütmekle ve gerektiğinde kontrol ve denetlemekle görevli Bakanlık personelinin ayrıcalıklı ve öncelikli konuma geçtiği şeklinde yapılan şikayetler üzerine, kamuoyunda oluşan olumsuz intiba ve yanlış anlaşılmaları önlemek ve bu yolla kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yürürlüğe konulduğu belirtilmiştir.
2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun'un "Yasak ve süresi" başlıklı 2. maddesinde, birinci madde de sayılan idarelerdeki görevlerinden her ne sebeple olursa olsun ayrılanların, ayrıldıkları tarihten önce iki yıl süre ile hizmetinde bulundukları idareye karşı, ayrıldıkları tarihten başlayarak üç yıl süreyle, o idarenin faaliyet alanları ile ilgili konularda doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak görev ve iş alamayacakları, taahhüde giremeyecekleri, komisyonculuk ve temsilcilik yapamayacakları hükme bağlanmış ve yine aynı Kanunun 4. maddesinde, bu Kanuna aykırı hareket edenlere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verileceği düzenlenmiş olup, kamu görevinden ayrılan bir kimse hakkında, daha önce çalıştığı idarenin faaliyet alanı ile ilgili olarak belirli bir süre yasak getirilmiş olması karşısında, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğünün denetim ve sorumluluğunda bulunan ormanlık alanda, kendi personeline görev yaptığı idareden bağımsız olarak özel ağaçlandırma faaliyeti yapabilmesi için belirli bir süre saha tahsisine izin verilmesinin, anılan idarelerin personellerinin görev ve sorumlulukları ile çelişeceği açıktır.
Nitekim, Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Çevre ve Orman Bakanlığı) Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü'nün 17.08.2010 gün ve 2010/12 sayılı Genelgesi'nin iptali istemiyle açılan davada Dairemizin 5/2/2015 gün E.2010/8972, K.2015/459 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar 17/8/2010 gün ve 2010/12 sayılı Genelge davacıya özel ağaçlandırma izni verilmesine ilişkin 31/3/2010 tarihli olurdan sonra çıkarılmış olsa da, dava konusu işlemin tesis edildiği24/9/2010 tarihinde, 19/11/2008 tarih ve 65360 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü yazısının bulunduğu; ayrıca, Genelge'nin mevzuata uygunluğu hususunda Dairemizce verilen davanın reddine dair karar da dikkate alındığında, davacının söz konusu sahada özel ağaçlandırma yapmasının etik olmayacağından bahisle izninin iptaline dair tesis edilen işlemde hukuka aykırılık, aksi yönde verilen Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır."
5. Başvurucu, karara karşı 5/6/2017 tarihinde karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Danıştay 10/4/2018 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir.
6. Mahkeme 18/7/2018 tarihinde bozma kararına uyarak davayı reddetmiş, kararda Danıştayın 27/3/2017 tarihli kararında belirttiği hususlara yer vermiştir. Başvurucu, karara karşı 3/8/2018 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay 22/9/2021 tarihinde temyiz istemini reddetmiştir. Başvurucu, karara karşı 28/10/2021 tarihinde karar düzeltme yoluna başvurmuş, Danıştay 19/4/2022 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir.
7. Nihai karar başvurucuya 25/6/2022 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 20/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu, 49 yıllığına dava konusu taşınmazda hak tesis edildikten sonra çıkarılan bir genelgeyle hakkının elinden alınmasından yakınmıştır. Yeni bir düzenlemenin yürürlüğe girdikten sonraki işlemlere uygulanması gerektiğini, geçmişe uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
10. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
12. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
13. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması, bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
14. Mahkeme, kararında dava konusu işlemi hukuka uygun kabul ederken 17/8/2010 tarihli genelgeye dayanmıştır. Kararda, genelgenin orman alanlarının ağaçlandırılması için yapılan tahsislerde Çevre ve Orman Bakanlığı personelinin öncelikli hâle gelmesi nedeniyle gelen şikâyetler üzerine yürürlüğe konulduğunu, genelgeye karşı açılan davanın Danıştay tarafından reddedilerek genelgenin hukuka uygun kabul edildiği, bu değerlendirmelerden hareketle de başvurucunun söz konusu sahada özel ağaçlandırma yapmasının etik olmayacağı sonucuna ulaştığını belirtmiştir ancak Mahkeme, genelgenin çıkarılma amacı olan, Çevre ve Orman Bakanlığı personeli hakkında yapılan şikâyetler kapsamında başvurucu hakkında bir şikâyet olup olmadığını belirlememiştir. Başvurucu hakkında böyle bir şikâyet varsa içeriğinin ne olduğunu, bu konuda Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını, başvurucunun ağaçlandırma dışında bir kullanımda bulunup bulunmadığını değerlendirmemiştir.
15. Öte yandan başvurucuya 49 yıllığına izin verildikten sonra çıkarılan bir genelgenin başvurucuya uygulanması, işlemin tesis edildiği tarihte Çevre ve Orman Bakanlığının 19/11/2008 tarihli yazısının olması nedeniyle yasal ve yerinde kabul edilmiştir. Söz konusu yazıda ise il müdürü, şube müdürü, birim mühendisleri ile yetki ve sorumluluğu bulunan teknik elemanların kendi sorumluluk alanlarındaki ormanlık sahalarda özel ağaçlandırma çalışması yapmalarının etik olmayacağı belirtilmiştir. Başvurucunun belirtilen elemanlardan olup olmadığı ise kararda açıklanmamıştır. Ayrıca yazıda etik olmama durumu ifade edilmiş olsa da başvurucunun yaptığı çalışmaların irdelenerek neden etik olmadığı Mahkemece ortaya konulmamış, neden bu yazıyla genelgenin geçmişe uygulanmış sayılmayacağı açıklanmamıştır. Oysa yazıya tabi personel ile genelgeye tabi personelin farklı olması, yazıda açıkça etik olmama hâlinin belirtilmesi, genelge ile yazının tarihleri arasında iki yıl bulunması karşısında Mahkemenin genelgenin geçmişe uygulanmadığı sonucunu açık ve anlaşılır şekilde kararında göstermesi gerekir.
16. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazlar, kanun yolu mercii tarafından gerekçeli şekilde karşılanmalıdır. Somut olayda mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Danıştay tarafından ise bu karara atıf yapılıp herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır (Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 36).
17. Sonuç olarak başvurucunun genelgenin uygulanmasına dair şikâyetlerinin idari yargılama mercileri tarafından değerlendirilmediği, genelgenin başvurucu nezdinde şahsileştirilerek geçmişe yönelik uygulanmasının neden haklı olarak kabul edilmesi gerektiğinin yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
19. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur. Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.
20. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir(Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
21. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ 1. İdare Mahkemesine (E.2018/1034, K.2018/1089) GÖNDERİLMESİNE,
D. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.