logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hasan Tayfun Özçakır [1. B.], B. No: 2022/78121, 9/4/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HASAN TAYFUN ÖZÇAKIR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/78121)

 

Karar Tarihi: 9/4/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mehmet Yavuz YAŞAR

Başvurucu

:

Hasan Tayfun ÖZÇAKIR

Vekili

:

Av. Ahmet DOKUCU

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, dilekçenin reddi kararı üzerine yenilenen dava dilekçesinde aynı yanlışlıkların bulunduğu belirtilerek davanın reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç

2. Başvurucu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı (Anabilim Dalı) Başkanlığında profesör öğretim üyesi olarak çalışmakta iken 27/6/2016 tarihinde istifa ederek Manisa'da faaliyet gösteren özel bir hastanede çalışmaya başlamıştır. Başvurucu aynı zamanda özel muayenehane açarak serbest hekimlik faaliyeti de yürütmüştür.

3. Başvurucu 13/7/2018 tarihli dilekçesi ile istifa suretiyle ayrıldığı kuruma dönüş isteminde bulunmuştur. Belirtilen talep Anabilim Dalı Başkanlığının 14/9/2018 tarihli görüşü ve aynı doğrultudaki Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığının (Dekanlık) 20/9/2018 tarihli yazısı ile hizmetine ihtiyaç bulunmadığından bahisle Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğünce (İdare) 4/10/2018 tarihli işlemle reddedilmiştir.

4. Başvurucu, başvurusunun reddine yönelik işleminiptaliyle başvuru tarihinden itibaren hak edildiği ileri sürülen maaş ve döner sermaye katkı paylarının ödenmesi istemiyle Manisa 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Manisa 1. İdare Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun istifasından sonra geçen zamanda ayrıldığı Anabilim Dalına herhangi bir öğretim üyesi alınmadığı gibi Anabilim Dalı Başkanlığınca anılan dönem için öğretim üyesi ihtiyacı bulunduğuna ilişkin olarak Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığına herhangi bir talep de iletilmediği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca sağlık hizmetinin dördü profesör, dördü doçent olmak üzere sekiz öğretim üyesi tarafından sorunsuz olarak yürütüldüğünün, performans düşüklüğü yaşanmadığının, başvuru tarihi itibarıyla Anabilim Dalında başvurucunun hizmetine ihtiyaç bulunmadığının somut gerekçelerle ortaya konulduğunun altı çizilmiştir. Manisa 1. İdare Mahkemesi, bu tespitlerden hareketle İdarece takdir hakkının kötüye kullanıldığına ya da subjektif değerlendirme yapıldığına ilişkin olarak dosyada somut bilgi ve belgenin de bulunmadığını belirtmek suretiyle eski göreve iade isteminin reddine yönelik dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.

5. Başvurucu anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi 7/11/2019 tarihli kararı ile istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiş ve hüküm kesinleşmiştir. Başvurucu, kesin karara karşı 23/12/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesi 2019/42520 başvuru numarasında adil yargılanma ve mülkiyet hakkından incelemiş olduğu başvuruyu 2/3/2020 tarihli komisyon kararı ile kabul edilemez bulmuştur.

B. Bireysel Başvuru Süreci

6. Başvurucu, İdareye 1/11/2019 tarihli dilekçe ile yeniden başvuruda bulunmak suretiyle Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 60/b maddesi uyarınca göreve dönme talebinde bulunmuştur. Başvurucunun talebi İdarenin 21/2/2020 tarihli işlemiyle reddedilmiştir.

7. Başvurucu, talebinin reddine yönelik işlemin ve ülke çapında uygulanan düzenleyici işlem olarak belirttiği Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının (Kurul) 15/4/2009 tarihli kararının 6/c maddesinin iptali talebiyle ilk derece olarak 8/5/2020 tarihinde Danıştayda dava açmıştır. Yükseköğretim Kurulu Yürütme Kurulunun 15/04/2009 tarih ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesinde ise;kişinin 2547 sayılı Kanun'un 60. maddesinin (b) bendine göre öğretim üyesi olarak üniversitedeki görevine dönebilmesi için "Yükseköğretim Kurulu tarafından, 2547 sayılı Kanunun 60. maddesinin (b) fıkrası hükmüne istinaden atama talebinde bulunulan yükseköğretim kurumunun ilgili anabilim veya bilim dalında öğretim üyesine ihtiyaç bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, kadro kullanım izninin verilmiş olmasının" şart olduğu kurala bağlanmıştır.

8. Danıştay Sekizinci Dairesinin (Daire) 2/2/2021 tarihli kararıyla 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, Kurulun iptali istenen 15/4/2009 tarihli kararının 6/c maddesinin Dairelerinin 8/5/2013 tarihli ve E.2009/7230, K.2013/3690 sayılı kararıyla iptal edildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/1/2016 tarihli ve E.2014/1857, K.2016/96 sayılı kararıyla onandığı ve Dairelerinin 19/6/2018 tarihli ve E.2016/3763, K.2018/3236 sayılı kararıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verildiği belirtilmiştir. Daire gerekçesinde ayrıca bu belirlemelerden sonra başvurucunun davayı açtığı dönemde yürürlükte olmayan bir düzenleyici işlemi dava konusu ettiği, başvurucunun İdareye yaptığı başvurusu üzerine İdarece tesis edilen 21/2/2020 tarihli işlemde Kurulun 15/4/2009 tarihli kararının 6/c maddesinden bahsedilmediği, dolayısıyla başvurucunun menfaatinin hangi yönlerden etkilendiğinin açıkça ortaya konulamadığı vurgulanmıştır. Bu tespitten hareketle dava dilekçesinin belirtilen hususlar gözönüne alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

9. Başvurucu 6/4/2021 tarihinde dava dilekçesini süresinde yenilemiş, yine aynı talepleri içeren dilekçeyle işlemlerin iptalini Daireden talep etmiştir. Başvurucu yenilediği dilekçesinde; daha önce göreve dönme amacıyla yaptığı başvuru üzerine verilen Dekanlık görüşü ve yine daha önce yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı davada Manisa 1. İdare Mahkemesinin 30/4/2019 tarihli kararının dayanağının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesi olduğunu ileri sürmüş ve söz konusu işlemin iptalini istemede menfaatinin olduğunu vurgulamıştır.

10. Daire 28/4/2021 tarihli kararıyla 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince dilekçenin ikinci defa reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun ilk geri dönme isteği üzerine verilen 20/9/2018 tarihli Dekanlık görüşünde Kurulun 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesinden bahsedilmediğini belirtmiştir. Ayrıca Manisa 1. İdare Mahkemesinin 30/4/2019 tarihli ve E.2018/1288, K.2019/382 sayılı kararının savunmanın özeti bölümünde, İdarece başvurucunun geri dönme talebine ilişkin olarak Kurulun 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesinden bahsedilmediğini vurgulamıştır. Daire, bu tespitlerden yola çıkarak söz konusu Kurul işleminin başvurucunun menfaatini hangi yönlerden etkilediğinin açıkça ortaya konulamadığını ve yenilenen dava dilekçesinin belirtilen hususlar gözönüne alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Daire ayrıca kararın sonuç kısmında başvurucunun aynı yanlışlıkları yapması hâlinde davanın reddine karar verileceği hususunun altını çizmiştir.

11. Başvurucu 26/7/2021 tarihinde dava dilekçesini süresinde yenilemiş, yine aynı talepleri içeren dilekçeyle işlemlerin iptalini Daireden talep etmiştir. Başvurucu yenilediği dilekçesinde; geri dönme istemiyle yaptığı başvurunun reddedilmesinin gerekçesi olan, daha önce göreve dönme amacıyla yaptığı başvuru üzerine verilen Dekanlık görüşünün ve yine daha önce yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı davada Manisa 1. İdare Mahkemesinin 30/04/2019 tarihli ve E.2018/1288, K.2019/382 sayılı kararının dayanağının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesi olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, bu kabulden hareketle anılan karar ve karara dayanılarak tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu ve iptal edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

12. Danıştay 7/9/2021 tarihli kararıyla 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin beşinci fıkrası gereği davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, Dairelerinin 28/4/2021 tarihli dilekçe ret kararı üzerine 26/7/2021 tarihinde Danıştay Başkanlığı kayıtlarına giren yenileme dilekçesinde, 6/4/2021 tarihinde Danıştay Başkanlığı kayıtlarına giren dilekçedeki aynı yanlışlıkların yapıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca ek gerekçe olarak Kurulun 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararına karşı ilan üzerine genel dava açma süresi geçtiğinden şu aşamada ancak ilgililere uygulanması üzerine dava açılabileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca İdareye yapacağı yazılı başvuru üzerine talebinin açıkça reddedilmesi ya da zımnen reddedilmesi üzerine genel dava açma süresi içinde her zaman dava açabileceğinin açık olduğu vurgulanmıştır.

13. Başvurucu, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; temyiz dilekçesinde, geri dönme isteminin reddine ilişkin işlemin 2009/13 sayılı kararın 6/c maddesi uyarınca tesis edildiğinin açık olduğunu iddia etmiştir.

14. Başvurucunun temyiz talebini inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 4/4/2022 tarihli kararıyla davanın 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca reddi yolundaki Daire kararının onanmasına oyçokluğuyla karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, verilen hükmün usul ve hukuka uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı vurgulanmıştır.

15. Temyiz incelemesinde, karara karşı iki farklı gerekçeyle verilen karşıoy bulunmaktadır. Karşıoy gerekçesinin ilkinde, her ne kadar Dairece dava konusu işlemin dayanağının söz konusu 6/c maddesi olmadığı ve dolayısıyla söz konusu işlemin başvurucunun menfaatini hangi yönlerinden etkilediğinin açıkça ortaya konulmadığı belirtilmesine rağmen yenilenen dilekçede aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de bu hususların her bir dava konusu işlem yönünden davanın esası incelenirken değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Karşıoy gerekçesinde, bu tespitten hareketle dava konusu edilen, başvurucunun görevine dönme isteminin reddine ilişkin olarak İdarenin 21/02/2020 tarihli bireysel işleminin yargı yerince incelenememesi gibi bir sonuç ortaya çıkacağı, bu durumun da hak arama hürriyetini ihlal edeceği belirtilmiştir.

16. Temyiz kararında bulunan diğer karşıoyda ise başvurucu tarafından yürürlükte olmayan bir düzenleyici işlemin iptali istemiyle dava açılmış ise de aynı zamanda başvurucunun geri dönme isteminin reddine ilişkin bireysel işlemin de dava konusu edildiği vurgulanmıştır. Buna göre dava dilekçesinde yer verilen talepler ilk inceleme konuları açısından her işlem yönünden ayrı ayrı incelenip gerekli olan kararın verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

17. Nihai karar 30/6/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

18. Başvurucu; geri dönme isteminin reddine ilişkin işlemin 15/4/2009 tarihli kararın 6/c maddesi uyarınca tesis edildiğini, anılan Kurul kararına istinaden Cerrahi Tıp Bilimleri Başkanlığının kendisinin hizmetine ihtiyaç bulunmadığına ilişkin görüşü doğrultusunda işlem tesis edildiğini, bu görüş yazısının etkisini sürdürdüğünü iddia etmiştir. Başvurucu, hâlihazırda açılmış bir dava varken kendisine yeni bir dava yolunun gösterilmesinin ve uyuşmazlığın esasının incelenmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

19. Adalet Bakanlığı görüşünde; başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünün ekinde İdareden temin edilen görüş yazısı sunulmuştur. İdare tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğunu belirtmiştir. İdare ayrıca Üniversitelerinin Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına ilişkin bir adet profesör kadrosu ilanı üzerine başvurucunun yaptığı başvurunun uygun görülerek anılan kadroya atandığını ve hâlen Üniversitelerinde görev yaptığını belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlığın ve İdarenin görüşüne karşı herhangi bir cevapta bulunmamıştır.

20. Başvurunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

21. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

23. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

24. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır (AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

25. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar [1. B.], B. No: 2013/1613, 2/10/2013 § 39).

26. Olayda, açılan iptal davasında dilekçenin Daire tarafından reddedilmesi üzerine aynı yanlışlıkların yeniden yapıldığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

27. Anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

28. Başvurucunun talebinin reddine yönelik işlemin iptali istemiyle açtığı davada dilekçenin reddi kararına yönelik aynı yanlışlıkları tekrar yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilirken 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (5) numaralı fıkrasına dayanıldığı görülmektedir. Anılan maddede, dilekçenin reddedilmesi üzerine yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği öngörülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

29. Söz konusu uyuşmazlıkta, başvurucunun açtığı davada dilekçenin reddedilmesi üzerine yeniden verdiği dilekçede aynı yanlışlıkları yapması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dilekçenin reddedilmesi üzerine yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceğine hükmedilmesinin öngörülmesindeki amaç, mahkemelerin görevlerini gereği gibi yerine getirmeleri için gereksiz yere dava açılmasını önlemek, uyuşmazlığın konusunu net olarak belirlemek ve bu suretle mahkemelerin iş yükünü hafifletmek olduğundan dilekçenin reddi suretiyle Mahkemece belirtilen hususların düzeltilmesinin istenmesinin meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

30. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturtulabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

31. Ölçülülük ilkesi; öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin kişiyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

32. Öte yandan mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

33. Anılan uyuşmazlıkta, ilk açılan davada Daire 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar vermiş ancak başvurucu bu eksikliği gidermemiş, aynı taleplerle dava dilekçesini yenilemiş ve Daireye sunmuştur. Başvurucu gerek yenilediği dilekçesinde gerekse temyiz dilekçesinde geri dönme isteminin reddine ilişkin işlemin 2009/13 sayılı kararın 6/c maddesi uyarınca tesis edildiğini, Kurul kararı uyarınca alınan Cerrahi Tıp Bilimleri Başkanlığının, kendisinin hizmetine ihtiyaç bulunmadığı hususundaki görüşü doğrultusunda işlem tesis edildiğini, bu görüş yazısının etkisini sürdürdüğünü iddia etmiştir.

34. Başvuruda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken, başvurucunun yenilediği davada eksiklikleri tamamlamadığı şeklindeki değerlendirmeyle diğer iddialar yönünden esastan inceleme yapılmadan davanın reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

35. 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verilen hâllerde kararda vurgulanan eksikliğin giderilip giderilmediğini değerlendirmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bu husustaki değerlendirmenin yargı mercilerine ait olduğunun kabulü gerekir.

36. Olayda, Daireden iptali istenen Kurul kararının -6/c maddesinin kanun kapsamında olmayan- Yükseköğretim Kurulu tarafından değerlendirme yapılmak suretiyle kadro kullanım izni verilmiş olması gibi kurallar öngördüğü gerekçesiyle aynı Dairenin 8/5/2013 tarihli ve E.2009/7230, K.2013/3690 sayılı kararıyla iptal edildiği açıktır. Öte yandan Daire kararında, başvurucu hakkında tesis edilen işlemin dayanağının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 15/4/2009 tarihli ve 2009/13 sayılı kararının 6/c maddesi olmadığı net olarak vurgulanmıştır.

37. Başvurucu, talebinin reddine ilişkin bireysel işlemi ancak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının ülke çapında uygulanan düzenleyici işlem olan15/4/2009 tarihli kararı ile birlikte ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda dava konusu edebilecektir. Bu kapsamda yargılamayı yapan Daire başvurucu hakkında tesis edilen işlemin dayanağının belirtilen Kurul kararının ilgili maddesi olmadığını net olarak ortaya koymuş ve başvurucuyu açacağı davaya ilişkin olarak yönlendirmeye çalışmıştır. Ancakbaşvurucu ikinci yenileme dilekçesinde de söz konusu kararın sözü edilen ilgili bölümünün iptalini istemiştir.

38. Bu durumda Dairenin iptali istenen Kurul kararının başvurucunun menfaatini etkilemediği noktasından hareketle yenileme dilekçesinde aynı yanlışlıklar yapıldığı için davayı reddetmesine yönelik yorumunun ve mevzuata dair değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı ve başvurucunun dava açmasını aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım içermediği anlaşılmıştır.

39. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Hasan Tayfun Özçakır [1. B.], B. No: 2022/78121, 9/4/2026, § …)
   
Başvuru Adı HASAN TAYFUN ÖZÇAKIR
Başvuru No 2022/78121
Başvuru Tarihi 27/7/2022
Karar Tarihi 9/4/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, dilekçenin reddi kararı üzerine yenilenen dava dilekçesinde aynı yanlışlıkların bulunduğu belirtilerek davanın reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi