|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
HÜSEYİN ALTUNKÖSE BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/81816)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/4/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
İrfan FİDAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Alperen KONAK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Hüseyin ALTUNKÖSE
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Gülseren KARAKAŞ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantılı olarak silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır.
3. Başvurucu, soruşturma işlemleri kapsamında alınan ifadesinde sabit hatlardan yapılan aramaları hatırlamadığını, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Ş.S.nin aleyhinde ifadeleri kabul etmediğini ve örgütle hiçbir bağlantısının bulunmadığını beyan etmiştir.
4. Başvurucu; silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle 11/5/2018 tarihinde gözaltına alınmış, 17/5/2018 tarihinde ise tutuklanmıştır.
5. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 19/5/2018 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle, "...Şüphelinin kullandığı GSM hattının, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sözde TSK yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı soruşturma birimince tespit edilen İstanbul ilindeki 3 sabit hattan, İstanbul ili dışındaki illerde bulunan 2 sabit hattan arandığının tespit edildiği, şüpheli ile ilgili etkin pişmanlık kapsamında ifade veren [Ş.S.nin] aleyhte beyanlarının olduğu..." belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
6. İddianamenin kabulüyle açılan dava, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 11/6/2018 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip Tutanağı'nda diğerlerinin yanı sıra başvurucunun kullandığı cep telefonunun yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin arayan-aranan tüm görüşme tutanakları, arayan-aranan numaraların abone kimlik bilgileri, adresleri, arayan-aranan kişilerin arama anındaki sinyal bilgilerinin tespiti için (HTS kayıtları) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna yazı yazılmasına karar verilmiştir.
7. Yargılamanın 10/10/2018 tarihli birinci celsesinde başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özet olarak tanık Ş.S.nin devre arkadaşı olduğunu, beyanlarının iftira mahiyetinde olduğunu, ardışık aranmaları hatırlamadığını ve suç işlemediğini beyan etmiştir. Sanık savunmalarının tamamlanması sonrasında Mahkeme başvurucunun tahliyesine, tanık Ş.S.nin dinlenmesinin beklenmesine karar vermiştir.
8. İkinci celsede Başsavcılıktan gelen yazıyla Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı ile gönderdiği dosyada bulunan HTS inceleme raporuna göre başvurucunun Kahramanmaraş'ta kurulu sabit hattan 22/6/2012 tarihinde bir kez M.G. isimli askerî öğrenci ile ardışık olarak arandığı belirtilmiş, başvurucuya gelen yazı ve içeriği sorulmuş; başvurucu ise M.G.nin devre arkadaşı olduğunu, aramayı hatırlamadığını belirtmiştir. Bu celse yine dinlenemeyen tanık Ş.S.nin dinlenmesi için işlem yapılmasına karar verilmiştir.
9. Mahkeme başvurucu ve müdafiinin de hazır olduğu üçüncü celsede başvurucu hakkında beyanda bulunan tanık Ş.S.yi bizzat dinlemiştir. Tanık Ş.S.nin beyanı şöyledir:
"Sanık [Başvurucu] benim devre arkadaşım olur. Ben bu şahsın benimle beraber yada herhangi biri ile beraber bu örgütün evlerine gidip geldiğini görmedim. Ancak biz 2014 'ün sonunda 2015'te tuzla piyade okulu zamanında bizim evimizden sorumlu Mithat (K) diye bir şahıs gelirdi. Bu şahıs bize sanığı aradıklarında ulaşamadıklarını (ben irtibatlarının ne düzeyde olduğunu, ne zaman kesildiğini bilmiyorum), şuan ne yaptığını, kimin bölüğünde olduğunu diğer arkadaşlara sordum. Benim sadece bu konuyla alakalı duyumum var. Yoksa bu şahısla alakalı herhangi bir görgü tanıklığım olmadı..."
10. Dördüncü celsede Başsavcılık tarafından başvurucu yönünden değerlendirilmek üzere gönderilen Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının yazı ve ekleri okunup dosya arasına alınmıştır. Bu yazıda, Kilis Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada N.D. isimli kişinin etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadede başvurucu ile ilgili "...Bu şahıs bana bir liste okudu, listede yaklaşık 50 isim vardı. Okuduğu isimler arasında Hüseyin'in [başvurucunun] de adı bulunmaktaydı...'' şeklinde beyanın olduğu anlaşılmıştır.
11. Beşinci celsede iddia makamı esas hakkında mütalaasını sunmuştur. İddia makamının esas hakkındaki mütalaasında; başvurucunun askerî öğrencilik döneminde Ankara'da sonrasında ise kursiyer olarak görev yaptığı İstanbul'daki örgütün mahrem imamları tarafından örgütsel haberleşmede gizliliği sağlamak amacı ile kullanılan sabit hatlardan yoğun şekilde arandığına dair tespitler değerlendirildiğinde başvurucunun örgütün askerî yapılanması içinde öğrenci konumunda olduğunu, örgüte bağlılığını kendisinden sorumlu mahrem imamları vasıtasıyla devam ettirdiğini belirterek başvurucunun üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
12. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme alt sınırdan uzaklaşma gerekçesini meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kastı, güttüğü amaç ve saik hususlarına dayandırmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucunun inkâra dayanan, muhtemel suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına da itibar edilmediğini açıklamıştır. Gerekçeli kararın silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Sanığın [Başvurucunun] görev yaptığı adres itibari ile asker kişiler hakkında ankesörlü ya da kontörlü hat üzerinden FETÖ silahlı terör örgütünün mahrem imamlarıyla görüşüp irtibat bulunduğuna dair yapılan incelemede sanık adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattının,
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sözde TSK Yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı soruşturma birimince tespit edilen İstanbul ilindeki toplanı 470(dört yüz yetmiş) sabit hat içerisinden 3 sabit hattan birden çok kez arandığı, Söz konusu GSM hattının, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sözde TSK Yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığınca tespit edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen Îstanbııl ili harici diğer illerde bulunan toplam 3421(üç bin dört yüz yirmi bir) sabit hat içerisinden 2 sabit hattan birden çok kez arandığı, yine dava dosyamıza Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen HTS İnceleme raporuna göre sanığın asker şahıs olan M.G. ile Kahramanmaraş'ta ardışık şekilde aramasının olduğu ve yine söz konusu GSM hattının, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sözde TSK Yapılanmasında faaliyet yürüten ve asker şahıslardan sorumlu olan sivil imamlar tarafından, asker şahıslarla örgütsel gizlilik ve hücresel teşkilatlanma gereği iletişim amacıyla kullandığı soruşturma birimince tespit edilen 3891 (üç bin sekiz yüz doksan bir) sabit hat ile ilişkisi tespit edilmiştir.
...
Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebiyle örgütsel faaliyet ve mensupları hakkında açıklamalarda bulunan [Ş.S.] isimli şalısın sanıkla ilgili olarak '..Piyade okulunda okuduğum dönemde benimle ilgilenen Mithat (K) evde kaldığımız dönemde okuldaki öğrencileri soruyordu. Hatta bir keresinde sanığın ismini sordu. Bu arkadaş harp okulundan mezun olduktan sonra bizim arkadaşlarımızla görüşmeyi kesti şeklinde beyanlarda bulunmuştur... ' şeklinde beyanda bulunduktan sonra sanığı teşhis ettiği,
[Ş.S.nin] yargılama aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde daha önceki ifadesini tekrar ettiği ve sanığı devre arkadaşı olarak tanıdığını, sanığın FETÖ/PDY ile irtibatına dair görgüye dayalı bilgisinin olmadığını beyan ettiği,
Yine sanık hakkında Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı'nda beyanda bulunan [N.D.nin] beyanlarında; '...Bu şahıs bana okuldan bir arkadaşımla sohbetlere gelebileceğimi, arkadaşımı kendim seçeceğimi, kabul görmesi halinde sohbetlere o arkadaşımla gelebileceğimi söyledi ve bana bir liste okudu listede yaklaşık 50 isim vardı. Okuduğu isimler arasında sanıkta bulunmaktaydı...' şeklinde beyanda bulunduğu, sanığın savunmasında üzerine atılı suçu kabul etmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
Nihai olarak mahkememizce yukarıda yapılan sanık asker şahısların örgütün mahrem imamlarınca ankesörlü hattan iletişim yöntemi olarak arandıkları yönündeki kabul uyarınca sanığın kimliği tespit edilemeyen FETÖ silahlı terör örgütünün askeri şahısları takip ve idare ile görevlendirdiği mahrem imam (öğretmen) ile irtibatının olduğu, yine tanık beyanları ile sabit olduğu üzere sanığın örgüt mensuplarının hazırlamış olduğu örgüt evlerinde oluşturulan gruplarda yer aldığı, bu duruma göre de sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, yukarıda ayrıntılı olarak anlatılan ve en üst seviyede uygulanan gizlilik yöntemlerini uygulayarak hareket etmesi nedeniyle sanığın FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır..."
13. Başvurucu; istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- etkin pişmanlık kapsamında ifade veren N.D.nin duruşmada dinlenmediğini ve N.D.nin beyanlarının mahkȗmiyet gerekçesi sayıldığını, sabit telefon hatlarından yapılan aramaların kimler olduğuna ilişkin bilirkişi raporu alınmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun istinaf talebi İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince (Daire) 17/12/2019 tarihinde esastan reddedilmiştir. Söz konusu karar, başvurucu tarafından istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebeplerle temyiz edilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi istinaf talebinin esastan reddine ilişkin Daire kararını 3/3/2022 tarihinde onamıştır.
14. Başvurucu, nihai hükmü evrak işlem kütüğünden avukatı aracılığı ile 20/7/2022 tarihinde öğrendikten sonra 15/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Komisyon, yargılanma hakkı kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
17. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan N.D.nin duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
18. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda belirttiği hak ihlali iddialarını yinelemiştir.
19. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.
20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
21. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021). Buna göre bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir (AZ. M., § 55). Diğer yandan bir mahkûmiyet -tek veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Orhan Güleryüz, § 35).
22. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu olumsuzluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51). Bu kapsamda, hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanını destekleyen başka doğrulayıcı delillere dayanılması telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilebilir (Orhan Güleryüz, § 39). Mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkların -sanığın da onlara soru sormasına imkân sağlayacak ve sorulan sorulara verdikleri cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı elde edecek şekilde- Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla dinlenmesi telafi edici bir güvence olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Sorgulanmayan tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla savunma tarafına sağlanabilecek bir diğer telafi edici güvence ise sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve delillerini sunma imkânının tanınmasıdır (Orhan Güleryüz, § 40).
23. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).
24. Sanığın aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu önemli ölçüde etkileyecek tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Erdal Sonduk, § 45).
25. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de "Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir." denilerek bu husus vurgulanmıştır (Erdal Sonduk, § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/9 MD.213, K.2021/118; Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).
26. Somut olayda Mahkemece tanık N.D.nin duruşmada dinlenmesi ile ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır. Başvurucunun söz konusu tanığa soru sormasına imkân sağlayacak şekilde neden dinlenmediği de belirtilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğü somut olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmemiştir. Ancak buna ilişkin bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
27. Mahkeme, mahkȗmiyet kararının gerekçesinde başvurucunun sabit hatlardan birden çok kez arandığına dair kolluk tespiti, ayrıca başvurucunun asker şahıs olan M.G. ile Kahramanmaraş'ta ardışık şekilde aramasının olduğunu gösteren Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen HTS analiz raporu ile başvurucunun duruşmada sorgulayamadığı tanık N.D.nin, örgütteki birisinin kendisine okuduğu listede başvurucunun da adının geçtiğine dair beyanlarına dayanmıştır. Başvurucu, sabit numaralardan yapılan aramaları hatırlamadığını beyan etmiştir.
28. Yargıtay, kişilerin sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi uyarınca FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için somut olayın özelliğine göre yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini içtihatlarında açıkça belirlemiştir (Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023 § 131).
29. Yargıtay kararlarında, anılan iletişim yönteminin örgütsel boyutuna dair yapılan açıklamalar doğrultusunda FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına mensup kişilerin birbirleriyle gizlilik içinde iletişimi sağlamak amacıyla bu yöntemi kullandıkları değerlendirilmiştir. Yargıtay içtihatlarında sonuç olarak bir askerî personelin örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatıyla ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde bu verilerin - HTS kayıtlarının- kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olduğu kabul edilmiştir (Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023 § 131).
30. Bu bağlamda anılan kararda örgütün söz konusu iletişim yöntemine dair uyguladığı tedbir kuralları dikkate alınarak kolluk makamlarınca söz konusu hatlarla ilgili olarak kişiselleştirilmiş ayrıntılı analiz raporu düzenlenmesinin önemine vurgu yapılmıştır. Bunun yanı sıra, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan baz istasyonlarını ve "0" saniyeli çağrıları da kapsayan HTS kayıtlarının getirtilmesi, bu yöntemle arandığı tespit edilen kişilerin görev yaptıkları diğer şehirlerde de aynı yöntemle aranıp aranmadığına dair analiz raporu düzenlenmesi, mahrem yapılanmaya yönelik adli işlemler kapsamında haklarında soruşturma veya kovuşturma bulunan kişiler arasında itiraflarda bulunanların beyanlarının temin edilmesi ve gerektiğinde bu kişilerin de tanık sıfatıyla ifadelerinin alınması gerektiği değerlendirilmiştir (Murat Albayrak, § 132).
31. Bu değerlendirmelere ek olarak Yargıtayın sabit veya ankesörlü hatlarla ilgili verdiği kararlarında şu hususların araştırılmasını gerekli gördüğü ve bunun yapılmaması nedeniyle çok sayıda bozma kararları verdiği de görülmektedir (çok sayıda karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/11/2024 tarihli ve E.2024/705, K.2024/15150 sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 19/11/2024 tarihli ve E.2022/6992, K.2024/14586 sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararı):
i. Sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen diğer kişiler var ise bu kişilerle ilgili herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı belirlendikten sonra kişilerin tüm aşamalardaki ifadelerinin temin edilmesi,
ii. Ardışık aranan diğer kişiler hakkında soruşturma bulunması hâlinde kişinin tüm aşamalardaki ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması,
iii. Sanığın kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik olarak yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması,
iv. Sanığın çalıştığı bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda “gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadıkları, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı” hususlarını gösterir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi,
v. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) bilgi havuzunda araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, gerekirse de ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatıyla dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi,
32. Gerekçeli karar içeriği ile Yargıtayın ardışık arama kriteri bakımından yapılmasını istediği araştırmanın yapılmamış olması gözönüne alındığında, tanık N.D.nin başvurucunun örgüt ile irtibatlı olduğuna ilişkin beyanlarının başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönündeki kanaatin oluşmasında önemli ağırlıkta dikkate alındığı sonucuna ulaşmak mümkündür. Nitekim Mahkeme gerekçeli kararında tanık N.D.nin anlatımları da dikkate alındığında başvurucunun terör örgütü üyesi olduğuna şüphe bulunmadığını açıkça vurgulamıştır (bkz. § 12). Son olarak başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararında başvurucunun sorgulama fırsatı bulduğu tanık Ş.S.nin başvurucuyla ilgili görgüye dayalı tanıklığı bulunmadığına dair beyanlarına dayanılmadığının da altı çizilmelidir. Buna göre duruşmada dinlenmeyen tanık beyanının mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
33. Yargılama sürecinde başvurucuya olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve delillerini sunma imkânı tanınmıştır. Buna ek olarak hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanıkların beyanı dışında başka delillere de dayanılmıştır. Ancak Mahkemenin tanığı dinlememesi nedeniyle, tanığın beyanlarının doğruluğu ve güvenilirliği test edilememiştir. Öte yandan hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanı dışında başka delillere de dayanılmış olmasının beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyete temel alınan tanığı sorgulama imkânı tanınmaması nedeniyle savunma makamının maruz kaldığı sınırlamayı telafi ettiğini söylemek de mümkün gözükmemektedir. Sonuç olarak güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alındığı hâlde savunmanın karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda tanığın duruşmada veya SEGBİS yoluyla dinlenmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
35. Başvuruda tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin gerekçeli karar hakkı, savunma hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve masumiyet karinesine ilişkin şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
36. Başvurucunun;
i. Suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda süre aşımı; mahkûmiyete bağlı tutulduğu süreç yönünden kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 36-39) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
ii. Kanun yolu değerlendirmelerinin matbu gerekçelerle reddedilmesi nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Cemal Günsel [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021 kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
37. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve Diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019,§§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
39. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
40. Tanık sorgulama hakkı tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Musa Yılmaz Acar [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).
41. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Adil yargılanma hakkına ilişkin diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/101, K.2019/228) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.