|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
A.S. BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2023/30928)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/5/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 15/8/2025 - 32987
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Fatih ALKAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
A.S.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Serdar ÇELEBİ
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensubunun
meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, ve açılan iptal
davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 2/5/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için
Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü
bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
3. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar özetle şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş;
binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin
yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer
almaktadır (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10).
6. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK) söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla
"halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet
içindeki illegal yapılanma", "kamu düzenini bozan iç ve dış legal
görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma", "paralel
devlet yapılanması", "terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket
eden paralel devlet yapılanması" ve "bir terör örgütü" olarak
kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları
aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında Millî
Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar"
başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla yer
almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), § 11).
7. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri
kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12).
8. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve
karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık
yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir
örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu
ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı;
C.A. (3), § 13).
9. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL
döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri kararında yer almaktadır (aynı
kararda bkz. §§ 47-66; C.A. (3), § 14).
10. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme),
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin
Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük
azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine
bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A. (3), § 18).
11. OHAL sürecinde 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan
Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3. maddesinde
yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirlere yer verilmiştir.
Buna göre devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğu değerlendirilen hâkimlerin ve savcıların Hâkimler ve Savcılar
Kurulu (HSK) tarafından meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten
çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme 18/10/2016
tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'la aynen
kabul edilmiştir.
12. 667 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenleme
uyarınca HSK tarafından ilki 24/8/2016 tarihinde olmak üzere FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olduğu sabit görülen hâkimlerin ve savcıların ekli
listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle meslekte kalmalarının uygun
olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar
verilmiştir. Anılan kararlarda FETÖ/PDY'nin yapısına ve yargı erkinde
gerçekleştirdiği faaliyetlerine ilişkin olarak detaylı bilgiler aktarılmıştır.
Kararların sonuç kısmı şöyledir:
"Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Genel Kurulunun, 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesi uyarınca yapacağı
değerlendirme, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Milli Güvenlik Kurulunca
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum
veya gruplardan MGK kararlarında ifade edildiği şekliyle 'Paralel Devlet
Yapılanması' ile 'üyelik', 'mensubiyet', 'iltisak' veya 'irtibat' şeklinde
herhangi bir bağlantılarının bulunup bulunmadığına ilişkin olup somut olayın
yukarıda ifade edilen özellikleri, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan,
eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim
ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel
yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına
ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan
özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına,
başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik
hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla
v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki
bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve
soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde
yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan
hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve
verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli
programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY
mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince
düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin
cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen
suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında
ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu
tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede
yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin
(1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının
olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/7/2016 tarih ve 29779 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan
Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte
kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten
çıkarılmalarına, 6087 sayılı Kanun'un 33'üncü maddesi uyarınca, kararın tebliğ
tarihinden itibaren on gün içerisinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel
Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğine, ... tarihinde
oybirliği ile karar verildi."
13. Bu kararlara karşı ilgililer tarafından ilgili
mevzuat uyarınca HSK nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulmuştur. HSK,
bahse konu yeniden inceleme taleplerini ilki 29/11/2016 tarihinde olmak üzere
farklı tarihli kararlarla sonuçlandırmış ve yeniden inceleme taleplerinin bazı
kişiler yönünden reddine, bazı kişiler yönünden kabulüne karar vermiştir.
14. Haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve
meslekten çıkarılmalarına(meslekten çıkarma)karar verilen kişiler bu kararların
iptaline karar verilmesi talebiyle idari yargıda dava açmıştır. Danıştay ilk
olarak bu davalara ilişkin kararlarında, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca
ilgili yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten
çıkarılmasına ilişkin kararların adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde olduğunu, disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan ve yargı
denetimine tabi bir disiplin cezası olan meslekten çıkarma cezası niteliğinde
olmadığını belirtmiştir. Netice itibarıyla bahse konu davalarla ilgili olarak
ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülebilecek bir uyuşmazlık
bulunmadığından uyuşmazlığın çözümünde idari yargıda genel görevli yargı yeri
olan idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varmış, davaların görev
yönünden reddi ile dava dosyalarının görevli ve yetkili Ankara idare
mahkemelerine gönderilmesine karar vermiştir.
15. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal
İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
(685 sayılı KHK) 11. maddesi ile haklarında meslekte kalmalarının uygun
olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin kararın
kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak
Danıştayda dava açabileceklerine ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. Bu
düzenleme 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme
Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesi ile aynen kanunlaşmıştır.
16. Bundan sonra, daha önce görev yönünden reddine karar
verilen dava dosyaları idare veya bölge idare mahkemeleri tarafından Danıştaya
gönderilmiş, yeni açılan davalara ilişkin dosyalar da tekemmül ettirilmiştir.
Sonuç olarak Danıştay Beşinci Dairesi (Daire) ilki 17/6/2019 tarihinde olmak
üzere bahse konu dosyalarla ilgili olarak işin esasına yönelik kararlar
vermiştir. Kararlarda genel olarak şu hususlar tekrarlanmıştır:
i. İlk olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe
teşebbüsüne değinilmiş ve bu çerçevede OHAL ilan edildiği belirtilmiştir.
Bununla birlikte 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinde FETÖ/PDY ile iltisakı veya
irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten veya kamu
görevinden çıkarılmalarına karar verileceğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
HSK tarafından ilgili kişilerin bu kapsamda meslekte kalmasının uygun
olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği vurgulanmıştır.
ii. HSK tarafından yargı mensuplarının meslekte
kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis
edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda
bulunma imkânı tanınmadığı dile getirilmiştir. Öte yandan Sözleşme'nin 15.
maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı
ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde
kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun yargılama aşamasında haklarındaki
tespitler bildirilerek ilgililerin bunlara karşı beyanlarının alınması
suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu kapsamda HSK
tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava
dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacılara tebliğ edildiği, bu bilgi
ve belgelere karşı etkin şekilde beyanda bulunma imkânının davacılara tanındığı
belirtilmiştir.
iii. FETÖ/PDY ile ilgili tespit ve değerlendirmeler
aktarıldıktan sonra yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğünün memurlardan
farklı olarak bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri çerçevesinde
hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya
çıktığı, yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların Anayasa gereği tarafsız
ve bağımsız olarak görev yapmalarının, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun
olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermelerinin ve anayasal düzene sadakat
göstermelerinin hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması
açısından büyük önem arz ettiği vurgulanmıştır.
iv. Dava konusu edilen kararların hukuki niteliği ile
ilgili olarak ise bu kararların adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Yine anılan kararların ilgililerin FETÖ/PDY
ile irtibatı ve iltisakının sabit olduğu gerekçesiyle tesis edildiği, bu
kavramlarla cezai sorumluluğu gerektiren üyelik ve mensubiyet kavramlarına
nazaran daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı belirtilerek bu
bağlamda üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılarla iltisaklı veya irtibatlı
olunması hâlinin de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterli olduğu
açıklanmıştır.
v. Netice itibarıyla Daire tarafından verilen kararlarda
"Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında
davacılar hakkında dava dosyalarına sunulan bilgi ve belgelere ilişkin olarak
değerlendirmeler yapılmış, davacıların bu bilgi ve belgelere karşı beyanları da
gözönünde bulundurularak bir sonuca varılmıştır.
17. Dairenin bahse konu davalarla ilgili olarak ilk
derece mahkemesi sıfatıyla verdiği bu kararlara karşı yapılan temyiz
başvuruları hakkında ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) tarafından
nihai kararlar verilmiştir.
B. Somut Olay
Bilgisi
18. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
UYAP aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle
şöyledir:
19. 2007 yılında mesleğe başlayan başvurucu, darbe
teşebbüsünün yaşandığı tarihte Kahramanmaraş'ta Cumhuriyet savcısı olarak görev
yapmaktadır. HSK Genel Kurulu (Kurul) FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu
gerekçesiyle 24/8/2016 tarihinde başvurucunun meslekte kalmasının uygun
olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar vermiştir (ayrıntılı gerekçe için
bkz. § 12). Başvurucunun kararın yeniden incelenmesine yönelik talebi ise
Kurulun 29/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
20. Başvurucu, anılan kararların iptaline karar verilmesi
talebiyle Dairede dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; HSK'nın savunma
hakkı vermeden ve herhangi bir bilgi veya belge göstermeden meslekten çıkarma
kararı verdiğini, bu kararın hâkimlik ve savcılık teminatına ve diğer evrensel
hukuk ilkelerine aykırı olduğunu, işlemin geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran
olağanüstü bir tedbir olarak değil disiplin soruşturması sonucu verilmesi
gereken bir meslekten çıkarma cezası olarak değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmiştir. Hakkındaki kararların alınması sürecinde usuli güvencelere riayet
edilmediğini vurgulayarak iltisak ve irtibat kavramlarının belirsiz olduğunu,
FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatına yönelik bireyselleştirilmiş gerekçelerin
ortaya konulmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak bazı anayasal haklarının da
ihlal edildiğini, dava konusu kararların hukuka aykırı olduğunu ileri
sürmüştür.
21. Yargılama devam ederken HSK tarafından 13/12/2018
tarihli ikinci savunmayla birlikte başvurucu hakkında düzenlenen ByLock Tespit
Tutanağı, H.S. ve K.A.nın başvurucu hakkında verdiği ifadelerin tutanakları,
başvurucunun sosyal medya paylaşımları ve başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargı
erkinde etkin olduğu dönemde yüksek not aldığına ilişkin hususlar dava
dosyasına sunulmuştur. Anılan yazı, beyanlarını sunması amacıyla Daire
tarafından başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/1/2019 tarihinde sunduğu
dilekçede, K.A.nın psikolojik rahatsızlığı olduğunu ve beyanlarına itibar
edilemeyeceğini ifade etmiştir.
22. Öte yandan başvurucunun meslekte kalmasının uygun
olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara yönelik yargılama devam
ederken Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) başvurucunun
silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle
17/12/2019 tarihinde beraatine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde şu
hususlar yer almıştır.
i. H.S.nin beyanında başvurucunun 2005 yılı öncesinde
örgütün çalışma evlerinde kaldığı ve meslek sınavlarına bu evlerde çalıştığını
beyan ettiği, bahsedilen dönemin örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı tarihten
çok öncesi olduğu vurgulanmıştır. K.A.nın beyanının ise somut görgüye
dayanmadığı, ayrıca diğer dosyalara gelen belgelere göre K.A.nın psikolojik
rahatsızlıkları olduğunun bilindiği, sonuç olarak bahse konu tanık beyanlarına
itibar edilmediği belirtilmiştir.
ii. Bununla birlikte bahse konu kararın gerekçesinde
başvurucunun 0506...No.lu GSM hattı üzerinden 358496 IMEI No.lu cep telefonu
ile 28/8/2014 tarihinden itibaren, 0507...No.lu GSM hattı üzerinden 359...48 ve
354....12 IMEI No.lu cep telefonları ile de 23/8/2014 tarihinden itibaren
ByLock kullandığına ilişkin tespite yer verilmiştir. Bununla birlikte 0506...
numaralı hattın ByLock programına ait olduğu bilinen 46.166.160.137 ve
46.166.160.177 numaralı IP'lerden 207 sinyal aldığı, 0507... numaralı hattın
ByLock programına ait olduğu bilinen 46.166.160.137 numaralı IP'den 653 sinyal
aldığı ifade edilmiş fakat başvurucunun ByLock sistemine girdiğinin ve
bu sistemi kullandığının user-ID, şifre ve grup elemanlarını içerir ByLock
Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile kesin olarak ispat edilmediği gerekçesiyle
bunlar mahkûmiyete yeter nitelikte kabul edilmemiştir.
23. Ağır Ceza Mahkemesinin başvurucunun beraatine ilişkin
17/12/2019 tarihli kararı Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin
6/4/2021 tarihli kararıyla bozulmuştur. Anılan kararda ilk olarak başvurucu
hakkındaki ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporunun
getirtilmesi, bu raporun temin edilememesi hâlinde başvurucunun teknik olarak bu
programı kullandığının tespiti açısından CGNAT ve HTS baz kayıtları üzerinde
bilirkişi incelemesi yaptırılarak CGNAT baz bilgileri ile HTS baz bilgilerinin
uyumlu olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. İkinci olarak
başka dosyanın şüphelisi olarak veya sanıkların etkin pişmanlık kapsamında ya
da tanık olarak alınan ifadelerinde başvurucu ile ilgili bir beyan veya teşhisi
olup olmadığının araştırılması gerektiği ifade edilmiştir. Netice itibarıyla bu
araştırmalara göre başvurucunun yasal durumunun tayini ve takdiri gerekirken
eksik araştırma ile hüküm kurulduğu sonucuna varılmıştır. Gaziantep Bölge
Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin anılan bozma kararından sonra Ağır Ceza
Mahkemesi henüz bir karar vermemiştir.
24. Daire 26/10/2020 tarihinde davanın reddine karar
vermiştir. Kararın gerekçesinin "ByLock Uygulamasına İlişkin Genel
Değerlendirme" kısmında yargı kararlarıyla ByLock uygulamasının
FETÖ/PDY tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla
oluşturulduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda münhasıran
FETÖ/PDY tarafından kullanıldığı anlaşılan bu uygulamayı yüklediğinin veya bu
ağa dâhil olduğunun tespit edilmesi hâlinde bu kişilerin örgütle iltisakının
yahut irtibatının ortaya konulabileceği açıklanmıştır. Bundan sonra
"ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"Dava dosyasında, Emniyet Genel
Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından
davacı hakkında düzenlenmiş 'ByLock Tespit Tutanağı' yer almaktadır. Anılan
tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/12/2016 tarih ve 2016/180056
sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan
çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 93853.
satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0506.....20, tespit
edilen cihaza ait IMEI numarasının 358....496 olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı
Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/10 sayılı dosyasında; davacının
bylock programının hedef IP'lerine 28/8/2014- 26/10/2014 tarihi aralığında
toplamda 208 kez bağlandığının tespit edildiği belirtilmiştir.
Davacı tarafından, Bylock kullanıcısı
olmadığı, Bylock delilinin hukuka aykırı olarak dava konusu işlem tarihinden
sonra elde edildiği ve delil olarak kullanılamayacağı beyan edilmiştir. ByLock
uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında
düzenlenmiş olan 'ByLock Tespit Tutanağı'nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda
davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında
düzenlenen 'ByLock Tespit Tutanağı'nın incelenmesinden; davacı tarafından
0506......20 GSM numarasından, 358.....496 IMEI numaralı cihazla ByLock
uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır."
25. Bununla birlikte Daire, kararın gerekçesinde H.S.nin "...
Üniversite son sınıfta evimize Ankara'dan adını soyadını bilmediğim ancak Hakan
takma ismini kullanan bir abi geliyordu. 2004 yılında mezun oldum. Hakan isimli
bu abi benimle birlikte 5 kişiyi Ankara iline götürdü. Sincan taraflarında bir
ev tutulmuştu. Evde kalanlar ben, İ.A., H.Ö., (başvurucu) A.S. ve H.A. kaldık.
Eve bir mürakıp gelip gidiyordu. Bu kişi denetmen gibiydi. Bu kişide adli yargı
hâkim adayıydı..." şeklindeki beyanını da değerlendirmiştir. Daire,
başvurucunun bu ifadeye karşı beyanlarına itibar etmeyerek onun FETÖ/PDY ile
süregelen bir ilişki içinde olduğu sonucuna varmıştır.
26. Öte yandan Daire, dava konusu edilen kararları temel
hak ve özgürlükler bağlamında da değerlendirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun
meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar
ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın
özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu müdahalenin kanunilik,
meşru amaç şartını taşımanın yanında demokratik bir toplum düzeni açısından
gerekli ve ölçülü olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesi
bağlamında da müdahalenin OHAL koşullarının gerektirdiği ölçüde olduğunu
vurgulamıştır.
27. Başvurucu, Daire kararına karşı İDDK'ya temyiz
başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu; ByLock programını
telefonuna indirmediğini ve kullanmadığını, CGNAT kayıtlarının iltisak ve
irtibat hususunda delil olamayacağını ifade etmiştir. Tanıklık müessesesi ile
ilgili olarak ise Yargıtay içtihatlarından bahsederek tanık beyanının hükme
esas alınabilmesi için gerekli şartların gerçekleşmediğini dile getirmiştir. Bu
bağlamda H.S.nin şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede örgüt üyeliğini kabul ettiğini,
ifadede yer alan hususlar araştırılmadan bu beyanın kabul edilemeyeceğini ileri
sürmüştür.
28. HSK, temyiz dilekçesine karşı sunduğu savunmada Daire
kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve başvurucunun temyiz
dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu
belirtmiştir.
29. İDDK, Daire kararının usule ve hukuka uygun olduğu,
temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte olmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine, Daire kararının
onanmasına 27/7/2023 tarihinde karar vermiş; bununla birlikte kararın
gerekçesinde başvurucu hakkında Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin kararıyla bozulduğunu, bu
karar sonrasında yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiğini
vurgulamıştır. Ayrıca başvurucunun iltisakının veya irtibatının olup olmadığına
yönelik yargısal denetime ilişkin davada silahlı terör örgütüne üye olma
isnadıyla açılan ceza davasında verilecek kararın beklenmesinin gerekmediğini
ifade etmiştir.
30. Başvurucu, nihai kararı 9/4/2023 tarihinde
öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
31. Anayasa'nın "III. Hâkimler ve Savcılar
Kurulu" başlıklı, 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun'un 22.
maddesiyle değiştirilen 159. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Hâkimler ve Savcılar Kurulu,
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev
yapar.
...
Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve
savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme
ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler
hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini
yapar; ..."
32. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar
Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı
53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Hakim ve savcıların:
a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları
veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi,
...
Hallerinde görevleri sona erer."
33. 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Kurulun görevleri şunlardır:
...
b) Hâkim ve savcılarla ilgili olarak;
...
6) Meslekte kalmaları uygun
görülmeyenler hakkında karar verme,
7) Disiplin cezası verme,
...
işlemlerini yapmak."
34. 6087 sayılı Kanun'un "Yeniden inceleme,
itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Genel Kurulun ilk defa aldığı
kararlara karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün
içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilir; yeniden inceleme
talebi üzerine verilen kararlar kesindir.
...
(5) Genel Kurulun veya dairelerin,
meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı
mercilerine başvurulabilir; diğer kararları yargı denetimi dışındadır. Meslekten
çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak
Danıştayda görülür. Bu davalar, acele işlerden sayılır."
35. 667 sayılı KHK'nın "Yargı mensupları ile bu
meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Terör örgütlerine veya ...
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu Genel Kurulunca ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten
çıkarılmalarına karar verilir..."
36. Bahse konu düzenleme 6749 sayılı Kanun'un 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla aynen kabul edilmiştir.
37. Anılan maddenin gerekçesi şöyledir:
"Anayasanın 139 uncu maddesinde
hâkimlik ve savcılık teminatı düzenlenerek azlolunamayacakları hükme bağlanmış
ise de, aynı maddede meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler
hakkında kanundaki istisnalar saklı tutulmuştur. Benzer düzenleme 2802 sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanununun 44 üncü maddesinde de yer almaktadır. 15/07/2016
tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan
FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı
bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Anayasanın 138 inci
maddesine göre Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre
hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık
ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt
hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesi en başta
yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermektedir. Devlet organizasyonu
dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı
mensuplarının varlığı, vatandaşların yine Anayasanın teminatı altındaki adil
yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu nedenlerle,
belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte
kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasanın 139 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenleme
yapılmaktadır."
38. 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Birinci fıkra uyarınca görevine
son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri
uygulanır..."
39. 6749 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"Birinci fıkra uyarınca görevine
son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde
bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim
kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu
fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını
taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır."
40. 685 sayılı KHK'nın "Yargı denetimi" başlıklı
11. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin
3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası
kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına
karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk
derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir."
41. 685 sayılı KHK'nın "Geçiş hükümleri" başlıklı
geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
yayımlandığı tarihten önce 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin
birinci fıkrası ile 6749 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası
kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına
karar verilenler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten itibaren
altmış gün içinde 11 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan hükümlere göre
dava açabilir. Bu kapsamda idare mahkemelerinde derdest olan davalar Danıştaya
gönderilir. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce açılmış
olup da karar verilen dosyalarda da bu fıkra hükümleri uygulanır."
42. Bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 11. ve
geçici 1. maddeleri ile aynen kabul edilmiştir.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
43. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü,
paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına
herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen,
bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive
eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme
sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı
avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını
çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet
aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme
sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal
dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran
atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hâle getiren ve adeta devlet içinde
ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara'da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir."
44. Anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan
FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
45. Dairenin İDDK'nın26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197,
K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve
E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve
Değerlendirmeler" başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün
niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her
aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine
kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz
bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur.
Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hâllerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş
adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/6/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye
biliyorum … Seçim [2014
tarihli HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim,
örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook'taki hâkim-savcı
gruplarında ya da adalet.org'da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız
aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı
yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş.
mahkemede yanıma gelip bana telefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının
içeriğinde; Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook'taki hâkim
savcı gruplarında ve adalet.org'da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir
paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi
övücü yorumlar yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada
organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır.
...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/tasnifi adı altında
grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3'teki bir kişinin ekstra bir
tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer
alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına
riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara'da
staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Birçok farklı gruba mensup kişi
birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi.
Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5
şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T'taşra anlamına gelen yapılanmayı
simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42
bin sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha
sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve
yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/6/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda
bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli,
durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara,
kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan
açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal
medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi.'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."
b. ByLock
Uygulamasına İlişkin Kararlar
46. ByLock programı ile ilgili genel açıklamalar için
bkz. Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, §§ 23-67.
47. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956,
K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen (kapatılan) Yargıtay16. Ceza
Dairesinin 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararında
"ByLock İletişim Sisteminin Özellikleri" başlığı altında şu
hususlara yer verilmiştir:
"...
Kullanılması için indirilmesi yeterli
olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir
kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere,
gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine
dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında
bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını
engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı
başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre
herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra
örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla
yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj
ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137
IP adresine sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi,
uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176,
46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181,
46.166.164.182, 46.166.164.183 no'lu IP adreslerini de kiralamıştır.
...
ByLock iletişim sisteminde
kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri
kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra
taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların
dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu
sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir
haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir.
ByLock iletişim sisteminde, kriptolu
anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma,
grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme
özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki
haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan
gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin
ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme
içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün
hâle getirmiştir.
...
ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı
sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu
çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde,
kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer
verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir.
...
ByLock üzerinden yapılan iletişimin
çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas
ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi,
yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde
saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar,
himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına
para temini, Fethullah Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması,
Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette
bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki
anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve
kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest
bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafii temin edilmesi, örgüt
üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin
bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde
bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama
mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında
FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin
fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin
kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif
programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin
savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi
örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır.
...
15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe girişimi sonrasında adli soruşturma işlemlerine tabi tutulan şüpheliler,
ByLock iletişim sisteminin 2014 yılının başından itibaren FETÖ/PDY silahlı
terör örgüt üyeleri tarafından örgütsel haberleşme aracı olarak kullanıldığı
yönünde ifade vermişlerdir. Yukarıda izah edilen olgular birlikte
değerlendirildiğinde, ByLock iletişim sisteminin, global bir uygulama görüntüsü
altında münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına
sunulduğu sonucuna ulaşılmaktadır."
48. İDDK'nın 22/12/2021 tarihli ve E.2021/1685,
K.2021/3224 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen Dairenin 22/12/2020 tarihli ve
E.2017/2140, K.2020/5972 sayılı kararında "ByLock Uygulamasına İlişkin
Genel Değerlendirme" başlığı altında Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve
Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili kararlarındaki tespitler aktarıldıktan
sonra şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmaktayken haklarında meslekte
kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan
bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu
görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan:
Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz'da Ali adlı kişi söyledi. Önce
VPN programını daha sonra da ByLock'u kurmamı, VPN'yi açmadan ByLock'u
kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı
söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü
2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 2014 HSYK
seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.'nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi
denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi
söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen
programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan
cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş
listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar
paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden
haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda
seçimlerden sonra ByLock programını sildim.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 22/3/2017 tarihli sorgulama tutanağı: Burak isimli
şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için
yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler
yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların
kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock'tan ona
atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat
almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat
olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları
okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda
onu kullanmamı söyledi.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 2/3/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: 2014
yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri'ye gelmemi söyledi.
Silivri'ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.'nin
evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi.
Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi
bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini
söyledi. 2015'in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği
sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ
tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa
dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği,
mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş
olabilecektir."
c. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
49. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen “…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
14. 1512 sayılı Kanun'un 7. maddesinin
ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör
örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa'nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına
yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele
sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa'ya uygun olarak
yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak
noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip
olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık,
kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve
bulguyu serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız
biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin
sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza
edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek
suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı
hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki
güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme
getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama
getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre Kanun'da kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir
müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa'nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir."
50. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun'un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun'un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan“…Milli
Güvenlik Kurulunca…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli
ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
4. 6755 sayılı Kanun'un 37. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK'ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan “…Milli Güvenlik Kurulunca…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK'nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK'nın tavsiye niteliğindeki
kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata
geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK'nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar
alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa'nın açık
lafzıyla bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa'nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
51. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…”
ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
52. Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine
veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olan Kanun'a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına
alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…'
ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun'a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Söz konusu ibareler, Kanun'a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural
masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına
aykırı olarak Anayasa'nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama
getiren kuralın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa'nın 15. maddesinde,
olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
hâlde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması,
olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine
aykırılık oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa'nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
52. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun'un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”
bölümünün iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
151. Kural, Kanun'a ekli (1) sayılı
liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye'nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği
ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları
belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen
şartın Anayasa'nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler
kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural
yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör
örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen
tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve
arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar
çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye'deki kamudan
tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde
yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa'da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da
oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz
bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik
bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin
sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına
ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu
otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını
ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda
öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun'da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun'a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin
ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa'nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir."
53. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile
hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan
terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire
muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana
getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe
sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle
defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların
Kanun'a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate
alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana
getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir
düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık
denetiminde Anayasa'nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması
gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa'ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa'nın
13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM,
E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları
Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri
kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken
ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil
müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve
derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile
irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından
tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve
farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle
ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve
ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya
çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY'nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY'nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı
listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste
usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması
amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa'nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
...
Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma
ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler,
cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza
usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği
bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda
öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik
kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi
4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden
çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir.
AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK'sı uyarınca uygulanan işten çıkarma
prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS'in 6. maddesi kapsamında suç isnadı
niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18,
15/12/2020, §§ 102-109)."
B. Uluslararası
Hukuk
54. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
55. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde yükümlülükleri
askıya alma" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını
tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf,
durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildirir."
56. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık
getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
57. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
58. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak
sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma,
bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma
imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine dair AİHM uygulamasına ve Türkiye'deki
OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa
Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
59. AİHM söz konusu kararlarında özetle derogasyon
bildiriminde bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden
tehlikenin olup olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını,
denetimin standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin
bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM takdir alanının sınırsız olmadığını,
taraf devletlerin krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği
ölçüde hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan
ve McBride/Birleşik Krallık, B. No: 14553/89,14554/89, 25/5/1993, §
43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
60. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında, Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı
KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının
ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarını
incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda Kalkınma Ajansında iş hukukuna
tabi olarak çalışmaktayken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı
tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da
irtibatlı olduğu gerekçesiyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle
açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu
gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş
ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi
hakkındaki ihtilafların Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki
medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına dair
yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye,
§ 99). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak
ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak başlatılan
yargısal süreçlerin Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında
verilecek bir karara yönelik olduğunu gösterebilecek herhangi bir neden
bulunmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün
uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
61. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini, dolayısıyla Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası
anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir.
AİHM ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı
bir şekilde incelemediğini, başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik
gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış; netice itibarıyla Sözleşme'nin 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye,
§§ 150-152).
62. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili
olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden beri terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
63. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini, böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının
nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma
koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma
usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir.
Fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi
eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle kanıt bulunmadığı
sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede başvurucunun
özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru
amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda
gerekli olup olmadığını incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
64. Bu bağlamda AİHM; işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böyle bir yapıyla iltisakı olduğu iddiasına ilişkin açık
bir şekilde, somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte
ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden bu tedbirin
başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen
işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli
bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava
konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun
Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye karşı korumadan
asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal
edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh
ve Diğerleri/Ukrayna Kararı
65. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut
koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden
çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve
isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile
kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin
ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı
yönünden ele almıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
66. AİHM, birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
67. AİHM Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında ele
almıştır. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve
savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve
mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin
kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış, bunun bir sonucu
olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
68. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6.
maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil
yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM; bu
kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu,
yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve
hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı
incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
69. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı, bunun bir sonucu olarak da hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi
yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin
uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364).
Esas yönünden AİHM; meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayata saygı hakkına
müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının
bulunduğunu belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393). Bununla
birlikte müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına
yönelik olarak yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun
acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş, ardından ulusal
makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli
ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye
dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda yaptığı değerlendirme
neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında
yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 394-412).
70. Öte yandan AİHM, başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. Hâkimlerin ve
özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde
bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını
vurgulamış, başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer
kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının
dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru
amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu
gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
71. Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığına ilişkin olarak yapılan
tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun
iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı
kapsamında ele almıştır.
72. Olayda, 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli
hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da
görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu
süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun
geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda
başvurucunun 1971-1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş
arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı
sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya
konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir.
2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu
hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir.
Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak
çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme
çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli
şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip
olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere
dayanılarak reddedilmiştir (Naidin/Romanya, §§ 6-17).
73. Başvurucu, temelde istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin
kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme
haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya'nın komünist rejim sırasındaki
durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin
tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru
bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/Romanya, §§ 49-51).
74. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik
gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın
kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda
devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını ifade etmiştir.
Ayrıca kararda başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve
güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını
dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama
süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi
kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu açıklamıştır. AİHM, yerel
mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edilmediği kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
f. Yüksel
Yalçınkaya/Türkiye Kararı
75. AİHM Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No:
15669/20, 26/9/2023) kararında ByLock programı ile ilgili olarak bazı
tespitlerde bulunmuştur. Öncelikle ByLock uygulaması ve FETÖ/PDY arasındaki
bağlantıyı ortaya koymak için ulusal makamlar ve mahkemeler tarafından sunulan
çok sayıdaki bilgi ve belgeyi dikkate aldığını vurgulamıştır. Bu bağlamda
özellikle uygulamanın bazı kullanıcılarının profil bilgilerini, deşifre edilen
görüşmelerin içeriğini, uygulamanın örgüt içinde kullanıldığını doğrulayan
FETÖ/PDY ile ilişkili diğer soruşturmalardaki şüpheliler tarafından verilen
ifadeleri ve uygulama lisans sahibinin uygulamanın FETÖ/PDY'nin kullanımı için
geliştirildiğine ilişkin ifadelerini not ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda
ByLock'un yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığını
ve kullanımının ilk bakışta FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla
getirebildiğini kabul etmiştir (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, § 259).
76. Öte yandan AİHM terörle mücadelenin ve terör
suçlarının işlenmesinde kullanılan değişen yöntem ve taktikler dolayısıyla
devletlerin karşılaştığı zorlukların son derece farkında olduğunu, ulusal
makamlara ve mahkemelere göre amaçlarını geleneksel terör yöntemlerinden farklı
olarak gizlilik içinde gerçekleştiren örgütün atipik yapısını gözönünde
bulundurarak ulusal makamların ve mahkemelerin FETÖ/PDY'ye karşı gösterdikleri
çabalar bağlamında karşılaştıkları benzersiz zorlukları da hâlihazırda kabul
ettiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda Türkiye'deki askerî darbe girişiminin
Sözleşme kapsamında ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin
mevcudiyetini ortaya koyduğuna dair birçok davada yaptığı tespitini yinelemiş,
yetkili makamların ve mahkemelerin darbe girişimi sonrasında mücadele etmek
zorunda kaldıkları durumun aciliyetini ve ciddiyetini kabul ettiğini ifade
etmiştir (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, § 269).
2. Bangalor
Yargı Etiği İlkeleri ve Budapeşte İlkeleri
77. Yargıda Doğruluğun Güçlendirilmesine Yönelik Yargı
Grubu tarafından kabul edilen 2001 Bangalor Yargı Etiği Taslak Belgesi
25/11/2002-26/11/2002 tarihlerinde Lahey Barış Sarayı'nda düzenlenen Yüksek
Mahkeme Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısı'nda revize edilmiştir. Bangalor
Yargı Etiği İlkelerinde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik,
ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Bu bağlamda öncelikle
hâkimin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak
gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak
şekilde olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi
vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine
getirmesi gerektiği belirtilmiştir. Öte yandan hâkimin mahkeme içinde ve
dışında halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına
duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içinde olması gerektiği ifade
edilmiştir.
78. Anılan ilkeler kapsamında vurgulanan bir diğer husus
ise sürekli kamu gözetiminin öznesi konumunda olan hâkimin sıradan bir
vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek
durumunda olduğu, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda
davranması gerektiğidir. Bu bağlamda ayrıca hâkimin diğer vatandaşlar gibi
ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu
hakların kullanılmasında yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve
tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususu vurgulanmıştır.
79. 31/5/2005 tarihinde Avrupa Savcıları Konferansı'nda
kabul edilen Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları
da (Budapeşte İlkeleri) Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
3. Birleşmiş
Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri
80. 26/8/1985-6/9/1985 tarihleri, arasında Milano'da
yapılan Birleşmiş Milletler(BM)Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci
Kongresinde kabul edilen 29/11/1985 tarihli ve 40/32 sayılı ile 13/12/1985 tarihli
ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından tasdik edilen Birleşmiş
Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkelerinde "Yargı
Bağımsızlığı", "Hâkimlerin İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü", "Hâkimlerin
Nitelikleri, Göreve Seçilmeleri ve Eğitimleri", "Hizmet Şartları ve
Hâkimlik Teminatı", "Mesleki Gizlilik ve Dokunulmazlık"
ile "Disiplin, Uzaklaştırma ve Görevden Alma" başlıkları
altında birtakım düzenlemeler yer almaktadır.
81. Anılan ilkeler kapsamında hâkimlerin sadece
görevlerini yapamayacak duruma gelmeleri veya görevleriyle bağdaşmayacak
davranışlarda bulunmaları sebebiyle görevlerinden alınabileceği veya
görevlerine son verilebileceği belirtilmiştir. Bunun yanında bütün disiplin,
uzaklaştırma ve göreve son verme işlemlerinin yargısal faaliyetin yerleşik
standartlarına göre karara bağlanacağına, disiplin, uzaklaştırma ve göreve son
verme kararlarının bağımsız bir denetime tabi olacağına yönelik ilkeler ortaya
konulmuştur.
4. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016
Tarihli Görüşü
82. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe
Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
83. Venedik Komisyonu; bir kişinin, somut olay bağlamında
görevinden alınması için, suç örgütü ile gereken bağlantısının, suç örgütünün
üyesi olarak tanımlanması için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini
kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı
olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının
yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte anılan görüşünde bahse
konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili
objektif kuşku uyandır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum,
tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice
itibarıyla görevden alınmanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak
ciddi şüphe uyandıracak şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî
unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır
(aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
84. Anayasa Mahkemesinin 29/5/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım
Talebi Yönünden
85. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun
adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (Mehmet Şerif Ay [2.
B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013).
B. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
86. Başvurucu;
i. Hakkındaki meslekten çıkarma kararının bağımsız ve
tarafsız olmayan bir kurul tarafından verildiğini, HSK kararında
bireyselleştirilmiş bir gerekçeye yer verilmediğini, yargılamanın da gerekli
güvencelere sahip olmayan bir mahkeme tarafından yapıldığını iddia etmiştir.
ii. Kamu görevinden çıkarılmadan önce tarafına savunma
hakkı verilmediğini, ilgili makamlar önünde açıklamada bulunma imkânı elde
edemediğini, lehine gösterdiği ve yargılamanın sonucu açısından belirleyici
etkisi olan delillerin araştırılmadığını, taleplerinin karşılanmadığını,
davanın duruşma açılmaksızın görüldüğünü ve uzun sürede tamamlandığını belirtmiştir.
iii. Daire kararının gerekçesinde bulunan ByLock
kullandığına ilişkin kabulün meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihte
mevcut olmadığını, ByLock kullanmadığına, ByLock verilerinin hukuka
aykırı şekilde ele geçirildiğine ve arama kayıtlarına dayanılamayacağına
yönelik iddialarının Daire tarafından karşılanmadığını, internet trafik
bilgileri ve HTS kayıtlarının yasal saklama süreleri dolmasına rağmen muhafaza
edilerek dosyaya sunulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca hakkında devam eden ceza yargılamasında
beraat kararı verildiğini, Daire kararının gerekçesinde adı yer alan tanık
H.S.nin ceza davasında dinlenmediğini, aleyhinde bir tanık beyanı bulunmadığını
dile getirmiştir.
iv. Özel hayatına dair bilgilerden hareketle meslekten
çıkarıldığını, adının internette yayımlanması suretiyle sosyal çevresinde
terörist olarak algılanmasına neden olunduğunu ifade etmiştir. Özel hayata
saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunla öngörülmediğini, bir daha kamu
hizmetinde istihdam edilmeyecek şekilde meslekten çıkarılmasının darbe
girişiminin bertaraf edilmesine yönelik orantılı bir müdahale olmadığını,
iltisak ve irtibat nedeniyle anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün ihlal
edildiğine ilişkin gerekçenin soyut nitelikte ve hukuki dayanaktan yoksun
olduğunu ileri sürmüştür.
v. Yapılan aramalarda bazı CD ve kitaplar bulunmasının,
herkesin erişimine açık bir iletişim uygulamasını kullanmasının ve sosyal çevre
bilgisi gibi özel hayata ilişkin hususların açtığı davanın reddedilmesine
gerekçe yapıldığını, muhalif görüşü nedeniyle ayrımcı muameleye tabi
tutulduğunu iddia etmiştir.
vi. Aynı eylemler nedeniyle hem hapis cezasıyla
cezalandırıldığını hem de meslekten çıkarıldığını, ekonomik ve sosyal haklardan
mahrum bırakıldığını, ömür boyu kamu hizmetinden yasaklanmasının cezai sonuçlar
doğurduğunu ifade etmiştir. Hakkındaki meslekten çıkarma kararının ağırlığı ve
sonuçları itibarıyla cezalandırma niteliği taşıdığını, adil yargılanma hakkının
cezai yönüne ilişkin güvenceler yönünden de değerlendirme yapılması gerektiğini
ileri sürmüştür.
vii. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde adil yargılanma
hakkının, özel hayata saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin, ifade
özgürlüğünün, ayrımcılık yasağının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiş; ayrıca kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebinde
bulunmuştur.
87. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin olarak genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti
yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik,
meşru amaç ve demokratik toplum düzeninde gereklilik kriterlerine ilişkin
açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de
dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru
ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı
hatırlatılarak somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması
gerektiği bildirilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun meslekten çıkarılmasına
ilişkin olarak tesis edilen işlemin gerekliliğine, FETÖ/PDY'nin yargı içindeki
konumu ve faaliyetleri ile AİHM kararlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı HSK
Genel Sekreterliğinin yazısı Bakanlık görüşü ekinde sunulmuştur.
2. Değerlendirme
88. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı
20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
89. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder.
90. Başvurucunun iddialarının, mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda meslekten çıkarılmasına ve
açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir. Kişilerin mesleki
hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatı olduğu ve mesleki hayata
yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde
özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bu bağlamda öncelikle
başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında uygulanabilir olup olmadığı
hususunda aşağıda yer alan ölçütler dikkate alınarak değerlendirme yapılması
gerekmektedir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. C.A. (3), § 88).
a. Özel Hayata
Saygı Hakkı Yönünden Uygulanabilirliğin Belirlenmesi
i. Genel
İlkeler
91. Anayasa Mahkemesi önceki birçok kararında özel hayata
saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını içerdiğini,
özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve kişilerin mesleki
hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu sıklıkla
vurgulamıştır. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkının daha ziyade özel
hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı
durumlarda gözönünde tutulduğuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunmuştur (K.Ş.
[2. B.], B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; Serap Tortuk [1. B.], B. No:
2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,
10/12/2015, § 62; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057,
16/12/2015, § 31; E.G. [GK], B. No: 2014/12428, 13/10/2016, § 34; Ayla
Demir İşat, §§ 99-110; C.A. (3), § 90).
92. Anayasa Mahkemesinin özel hayata dair hususların
kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata
saygı hakkının uygulanacağına ilişkin bu yaklaşımı, hakkın koruduğu değer
olan özel hayatın bu kavrama ilişkin sebepler dolayısıyla ele alındığını
göstermektedir. Zira özel hayatlarına ilişkin nedenlerle kişilerin mesleki
hayatlarına yönelen müdahalenin ya da bu kişiler hakkında gerçekleştirilen
eylem veya idari ya da adli işlemlerin onların özel hayat alanlarını
etkileyeceği açıktır (C.A. (3), § 91; Ayla Demir İşat, § 100).
93. Bununla birlikte kişilerin mesleki hayatlarını ve
buna bağlı kazanımlarını etkileyen bir müdahalenin sebep unsurunu özel hayata
ilişkin davranışlar oluşturmamakla birlikte söz konusu müdahale, sonuçları
itibarıyla kişilerin özel hayatını önemli ölçüde etkileyebilir (AYM,
E.2018/159, K.2019/93, 24/12/2019, § 16). Kişilerin kamu görevinden
çıkarılması, memuriyetlerinin alınması onların meslek ve sosyal hayatında
üçüncü kişilerle kuracağı ilişkiler ve itibarları üzerinde ciddi etkiler
oluşturabilir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 71).
94. Ancak özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanmayan ve kişilerin mesleki hayatlarına yönelen müdahaleler ya da tedbirler
içeren her durumun doğrudan özel hayata saygı hakkı kapsamında
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu türden müdahalelerin konu olduğu
süreçler, özel hayata saygı hakkının incelenmesini ve güvencelerinin harekete
geçirilmesini sağlamaya elverişli olmalıdır. Mesleki hayata yönelik olarak
gerçekleştirilen müdahalelerin ya da alınan tedbirlerin kişilerin sosyal
yaşamlarına ve çevreleriyle kuracakları iletişime, dolayısıyla özel hayatlarına
dolaylı da olsa bir etkisinin olacağı öngörülebilir olsa da bu kapsamdaki
gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi muhtemel etkinin meselenin özel hayata saygı
hakkı kapsamında ele alınmasını gerekli kılacak ölçüde ciddi ve asgari bir
ağırlık düzeyinde olduğunun ortaya konulması gerekir. Ağırlığın belirlenmesi
ise her somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve başvurucuların
ortaya koyacakları değerlendirilebilecek mahiyetteki iddia ve deliller
irdelenerek gerçekleştirilebilir (C.A. (3), § 93; Ayla Demir İşat,
§ 102).
95. Bu çerçevede özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin ya da tedbirlerin özel
hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için muhataplarının özel
hayatları üzerine ciddi etkisi olması veya bu düzeyde bir etkinin doğmasının
muhtemel olması gerekir. Bu türden bir meselenin özel hayata saygı hakkı
kapsamında incelenmesini gerekli kılan asgari ağırlık düzeyinde olup
olmadığının değerlendirilmesinde şu hususlar dikkate alınmalıdır: Kişinin iç
dünyasında meydana gelen etkinin derecesi, kişinin sosyal çevresinde ve
itibarında meydana gelen etkinin derecesi, kişinin mesleğine ilişkin nesnel
nitelikler dikkate alındığında muhatap olduğu müdahalenin ya da tedbirin neden
olacağı etkinin ya da zararın derecesi, etkinin ya da zararın ne derecede ikna
edici açıklamalarla ortaya konulduğu ve delillendirildiği ile mesleki hayata
yönelik müdahalelerin ya da tedbirlerin nedenleri (C.A. (3), § 94; Ayla
Demir İşat, § 103).
96. Söz konusu ağırlık düzeyi belirlenirken muhatap
kişilerde meydana gelen veya gelebilecek olan üzüntü, endişe, gelecek kaygısı
ya da korku gibi duyguların özel hayatlarına olan somut etkileri ve yansımaları
dikkate alınacağından bu hususlarda yeterli, ikna edici açıklamalarda
bulunulması ve iddiaların delillendirilmesi gerektiği hususu, önemi dolayısıyla
yeniden vurgulanmalıdır (C.A. (3), § 95).
97. Ayrıca mesleki hayatı etkileyen bir tedbirin özel
hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğuna ilişkin iddiaların
uygulanabilirliğinin değerlendirilebilmesi için bu iddiaların bireysel başvuru
yolundan önce tüketilmesi gereken idari ya da yargısal süreçlerde ileri
sürülmüş olması gerekir (C.A. (3), § 96).
ii. İlkelerin
Olaya Uygulanması
98. Somut olayda başvurucu, devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatının yahut iltisakı olduğu
gerekçesiyle hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmıştır. Süreç içinde
verilen kararlar incelendiğinde, meslekten çıkarma işleminin gerekçesinin
başvurucunun ByLock kullandığına ilişkin tespite dayandığı, bu suretle
yargı mercilerinin başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu
konusunda yeterli delil bulunduğunu kabul ettiği görülmüştür.
99. Dolayısıyla başvurucunun mesleki hayatına yönelik
olarak gerçekleşen söz konusu tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanmadığı açıktır. Bu durumda başvurucunun hâkimlik ve savcılık mesleğinden
çıkarılmasına ilişkin uyuşmazlığın, işlemin sonuçları itibarıyla özel hayata
saygı hakkı kapsamında incelenmesini gerekli kılan asgari ağırlık düzeyinde
olup olmadığı değerlendirilmelidir.
100. Yargı mensubu olan ve HSK tarafından meslekte
kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen başvurucu;
meslekten çıkarılması nedeniyle damgalandığını, yeniden iş bulamayabileceğini
ve ekonomik haklarından mahrum kalacağını ileri sürmüştür. Meslekten çıkarma
nedeninin terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu şeklinde
açıklandığını, söz konusu tedbir nedeniyle mesleğini yapamadığını, ayrıca
sağlık güvencesinden ve sosyal haklarından mahrum bırakıldığını belirtmiştir.
Başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin başkaları ile ilişki
kurabilme ve geliştirebilme imkânının önemli ölçüde zayıflamasına, sosyal ve
mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçların ortaya çıkmasına yol
açacağı, neticede meslekten çıkarmanın özel hayatına önemli bir ağırlık
derecesinde yansıyacağının ve özel hayatı üzerinde etki doğuracağının muhtemel
olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun dile getirdiği endişeler,
ifa ettiği görevin toplumsal önemi ile niteliği, FETÖ/PDY ile iltisakı ve
irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılması hususları birlikte
değerlendirildiğinde başvurucunun yaşadığı endişenin iç ve dış dünyasında
meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı anlaşılmıştır.
101. Açıklanan gerekçelerle mevcut başvuruda mesleki
hayata yönelik müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde
etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından
başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği
sonucuna varılmıştır.
b. Başvuruyu
İnceleme Yönteminin Belirlenmesi
102. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği
anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak
ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için
iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde
sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve
hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da
kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır.
Başvurunun incelenmesinde öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki
rejime tabi olduğu saptanmalıdır.
i. Genel
Açıklamalar
(1) OHAL
Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi
103. Olağanüstü yönetim usulleri iç karışıklık,
ayaklanma, savaş tehlikesinin baş göstermesi, savaş hâli, doğal afet, ağır
ekonomik bunalım ve benzeri nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük
ölçüde sarsan durumlarla karşılaşıldığında başvurulan yönetim şekilleridir.
Belirtilen durumların devletin ve toplumun varlığı ile güvenliği bakımından
büyük bir tehlike oluşturduğu kuşkusuzdur. Olağan dönemdeki yönetim rejiminin
ve hukuk kurallarının bu tehlikelerin giderilmesinde yetersiz kalabilmesi
nedeniyle çağdaş hukuk sistemlerinde olağanüstü hâllerde özel yönetim
usullerinin uygulanmasına da imkân tanınmaktadır. Başka bir ifadeyle olağanüstü
yönetim usulleri bir zaruretten kaynaklanmakta olup demokratik anayasal düzenin
korunması ve sürdürülebilmesi için bu yönetim usullerine başvurulması
zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartları doğuran
tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için ivedi olarak önlem ve karar alabilme
ihtiyacı duyan yürütmenin yetkilerinin artırılması gerekebilmektedir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 3).
104. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince sıklıkla
vurgulandığı üzere demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri, hukuku
dışlayan keyfî yönetim anlamına gelmez. Anayasa'dan kaynağını alan olağanüstü
yönetim usulleri bu kurallara göre yürürlüğe konularak yasama ve yargı
organlarının denetiminde varlıklarını sürdürmektedir. Olağanüstü yönetimlerin
amacı anayasal düzeni korumak ve savunmaktır. Bu nedenle OHAL yürütme organına
önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde
sınırlandırmasına karşılık hukuki bir rejimdir (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, § 4).
105. Anayasa Mahkemesince daha önce ifade edildiği üzere
Anayasa'nın mülga 121. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince olağanüstü hâllerde
Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu OHAL'in gerekli
kıldığı konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine sahiptir. Yine
Anayasa'nın mülga 91. maddesinin birinci fıkrasında, sıkıyönetim hâli ve
olağanüstü hâller saklı kalmak üzere Anayasa'nın İkinci Kısmı'nın Birinci ve
İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile
Dördüncü Bölümü'nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin KHK'larla
düzenlenemeyeceği belirtilmekte iken sıkıyönetim hâlinde ve olağanüstü durumlarda
söz konusu hak ve ödevler yönünden de KHK ile düzenleme yapılmasına bir engel
bulunmamaktadır (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, §§ 6,7).
(2) OHAL
Döneminde Alınan Tedbirin Tabi Olduğu Hukuki Rejimin Belirlenmesi
106. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
“Savaş, seferberlik veya olağanüstü
hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,
durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya
tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı
tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda
da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin
yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,
vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile
saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
107. Anayasa'nın savaş, seferberlik hâlinde ve olağanüstü
hâllerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının hatta kullanılmasının
durdurulmasının özel olarak düzenlendiği 15. maddesine göre temel hak ve
özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için
Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması
mümkündür. Ancak anılan maddede yürütmeye tanınan bu yetki sınırsız değildir.
Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin
yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, § 14).
108. OHAL yönetim usullerine başvurulmasındaki temel
amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikelerin
bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının ya da kamu
düzeninin karşı karşıya kaldığı ağır tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi
amacına yönelik olarak olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemlerde,
temel hak ve özgürlükleri olağan döneme kıyasla daha fazla sınırlandıran
tedbirlerin alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa'nın 15. maddesinin
işletilebilmesi için uygulanan kuralın ve alınan tedbirin OHAL'in gerekli
kıldığı konularla ilgisi bulunmalıdır (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, §
15).
109. Ayrıca tedbirin Anayasa'nın olağanüstü dönem için
öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için OHAL ilanına sebep olan tehdit
veya tehlikelerin bertaraf edilmesi amacına yönelik olması ve OHAL süresiyle
sınırlı uygulanması gerekir. Dolayısıyla ancak bu iki özelliği taşıyan bir
tedbirin Anayasa'ya uygunluk denetiminde OHAL dönemlerinde Anayasa'nın temel
hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını
düzenleyen 15. maddesi esas alınabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
190-192; AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 17).
110. Tedbirin OHAL ilanına neden olan tehdit veya
tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmadığı ya da OHAL'in süresini aşacak
şekilde uygulandığı durumlarda ise söz konusu tedbirle bireylerin temel hak ve
hürriyetlerine yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygunluk denetiminde Anayasa'nın
15. maddesi dikkate alınamaz. Anılan amacı taşıyan ve OHAL döneminde hayata
geçirilen tedbir ya da işlem, geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi
bağlayıcı bir etki meydana getirmediği takdirde bu tedbirin OHAL dönemini
aştığı söylenemez (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, §§ 18, 66, 154).
ii. Mevcut
Başvuruyu İnceleme Yöntemi
111. Belirtilen ilkeler ışığında mevcut başvuruda
öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu
belirlenmelidir.
112. İnsan haklarına ilişkin bazı uluslararası belgelerde
devletlerin karşılaştıkları savaş veya ulusun varlığını ya da yaşamını tehdit
eden olağanüstü durumlarda olağan dönemdeki hukuk rejiminin dışına
çıkabilmelerine ve olağan dönemdeki uluslararası yükümlülüklerine aykırı
tedbirlere başvurabilmelerine imkân tanınmıştır. Bu çerçevede Türkiye'nin
tarafı olduğu MSHUS'nin 4. ve Sözleşme'nin 15. maddelerinde bu dönemlerde
belirli koşullarla anılan sözleşmelerdeki yükümlülüklere aykırı tedbirler
alınabileceği düzenlenmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 169, 170;
ayrıca bkz. §§ 55, 56). Anayasa Mahkemesinin olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve
özgürlüklerden Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller
kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla
yapılan başvuruları inceleme yetkisinin olduğunu belirtmek gerekir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 181).
113. Anayasa'nın 13. maddesi, olağan dönemde temel hak ve
özgürlüklerin hangi ölçütler gözönünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini
ortaya koymaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 184). OHAL dönemlerinde
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıhatta durdurulmasına ilişkin
ölçütlerin yer aldığı Anayasa'nın 15. maddesine göre ise savaş, seferberlik
veya OHAL dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulabilmesi, bunlar için Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür. Ancak Anayasa'nın 15.
maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki tanımamaktadır.
Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere
dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmaması ve
durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §
186).
114. Somut olayda Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan
Bakanlar Kurulu 20/7/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü
saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle OHAL ilan edilmesine karar vermiştir.
Ayrıca 21/7/2016 tarihinde ilgili birimlere derogasyon beyanında bulunulmuştur
(bkz. §§ 9, 10). OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel
Sekreterliğine ve BM Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Söz konusu OHAL
ilanının nedeni cebir ve şiddet kullanılarak anayasal düzenin değiştirilmeye
çalışıldığı 15 Temmuz darbe teşebbüsüdür. Başvuruya konu olan ve OHAL döneminde
hayata geçirilen meslekten çıkarma işlemine dayanak olan kanuni düzenlemeler,
terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna
karar verilen yapı, oluşum ya da gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı
olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları
teşkilata yeniden alınmalarını, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmelerini engelleyen kural OHAL
ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yöneliktir
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, § 153).
115. Başvuruya konu olan meslekten çıkarma tedbiri, OHAL
durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edilmiş ve OHAL
döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, meslekten çıkarılan başvurucunun bir daha bu
göreve getirilmesi engellenmiş; böylece başvurucuya yönelik olarak OHAL sonrası
dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik bir yasaklama getirilmiştir. Ancak
burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi
bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural OHAL
dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî
güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı yahut
iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir
ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan
kişilere ve olaylara OHAL sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle
uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği
taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir,
başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanmış; hüküm ve sonuçlarını
doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün
dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli
ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususu vurgulamıştır (bkz. §
53).
116. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ya da
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu OHAL döneminde değerlendirilen
başvurucunun hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmasını ve bir daha kamu
hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen
bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında
yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
117. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
118. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden
olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin
olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre
yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir
(Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir İşat, § 146).
i. Tedbirin
Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı
119. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan
güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere
dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun
fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve
kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve
cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar
kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir,
anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru
kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün
ihlal edildiği sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197).
120. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü
yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL dönemlerinde
Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.
121. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; kamu görevinden çıkarmaya
ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan
kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik
kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6,
K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin
olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen
tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan
tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum
bulunmamaktadır.
ii. Tedbirin
Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı
122. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında, taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
123. MSHUS'nin 4. ve Sözleşme'nin 15. maddelerine göre
ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler,
bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak
MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'nin 15. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu
Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülüğün
azaltılmasının mümkün olmadığı bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir.
Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer
almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar
arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan
tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 198-201).
124. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin
15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında, bu Sözleşme'ye ek protokollerde
dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut
olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin
milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü
dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da
saptanmamıştır.
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
125. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153).
126. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması
için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli
olmasını, ayrıca araçla amacın orantılı ifade etmektedir (AYM, E.1990/25,
K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya
tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu
amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç
doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran
tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla Demir İşat, § 154; kıyasen birçok
karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).
127. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin
alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda
olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden
tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim
usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin
öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün
niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün
belirlenmesinde gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan
olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada
olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin
büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde
değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı
andaki koşullar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
205-207; Ayla Demir İşat, § 155).
128. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156).
129. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya
konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde
belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden
olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin
ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir.
130. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz
veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere koruma sağlayacak usul güvenceleri
OHAL dönemlerinde de temin edilmelidir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden
önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca
bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye
elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup
olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve
onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının
geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu
edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek
Anayasa Mahkemesinin görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla
Demir İşat, § 157).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
131. Kişilerin kendilerinin ve ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması, bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca OHAL yönetim rejiminin uygulandığı
dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin
meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.
132. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş, yargı mensupları da dâhil olmak üzere birçok kamu görevlisi
hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (bkz.
§§ 11, 35, 36; ayrıca bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-61). Başvurucunun
hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152).
133. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz
darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı
bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş, ülke tarihinde ulusun
yaşamını hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215).
134. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma
ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili
olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet,
yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri
dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri
olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami
Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında
FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve
teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi
zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi
kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ile kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 8, 43, 45). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3),
§ 133).
135. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun demokratik anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik
illegal bir grup tarafından milletten alınarak ele geçirilmektedir. (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçlar içeren
darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz
konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Devletin üç
temel sacayağından biri olan yargı erki içinde görev yapan yargı mensupları
arasında FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatlı ya da iltisaklı olan kişilerin
bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve bu kapsamda olduğu saptanan yargı
mensuplarının meslekten çıkarılması ve kamu görevinden yasaklanması OHAL'e
neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve
gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur.
136. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden
kısa süre sonra verilen kararda; Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliğini
tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk
devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz
konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî
güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet
tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin
yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım
düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81).
137. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülükleri olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin
faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi
kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat
göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisi olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 74).
Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe
dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve
vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden
duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin
önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirilmeli, ayrıca
keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek
şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır.
138. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan
kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği
bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır
yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen
personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip
kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de
tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı,
polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı
yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu
görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü
gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve
haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları
kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede başat rol
oynadığı söylenebilir.
139. Bununla birlikte Anayasa'nın 9. maddesine göre yargı
yetkisinin Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması
gerektiği açık olduğundan yargı mensuplarının memurlardan farklı olarak
bağımsız ve tarafsız şekilde görevlerini yapmaları, hukuk devletine ve
demokratik anayasal düzene sadakat göstermeleri konusunda anayasal
yükümlülükleri bulunmaktadır. Yine hâkimlerin Anayasa'ya, kanuna ve hukuka
uygun şekilde görev yapacaklarına ilişkin vurgunun yer aldığı Anayasa'nın 138.
maddesinde de anayasal düzene sadakatin gerekliliğine ayrıca dikkat
çekilmiştir. Söz konusu anayasal düzenlemede hâkimlerin bağımsızlığına
özellikle değinilmiş; hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin
kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği hüküm
altına alınmıştır.
140. Bu bağlamda hâkim ve savcıların adalet sistemi
içindeki önemi ile Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız olarak kullanmak
üzere kendilerine tanınan ayrıcalıklı kamusal yetkileri birlikte
değerlendirildiğinde yargı mensuplarının görevlerini demokratik anayasal düzene
bağlı olarak ve özel bir güvenle ifa etmeleri beklenir. Şüphesiz bu sadakat
yükümlülüğü, görevin ifası sırasında demokratik hukuk devletinin dışındaki
hiçbir hiyerarşiye tabi olmamayı da içermektedir. Yine görevin ifası sebebiyle
edinilen bilgilerin görevle alakası olmadığı sürece kimseyle paylaşılmaması da
tarafsızlık ilkesi bağlamında bahse konu sadakat yükümlülüğünün bir gereğidir.
Dolayısıyla yargı mensuplarından beklenen sadakat yükümlülüğü, onların temel
hak ve özgürlüklerine diğer kişilere göre farklı sınırlamalar getirilmesinin de
bir dayanağıdır.
141. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, yargı mensubu
olan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun, bu suretle demokratik
anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığının değerlendirilmesidir.
Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve
sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek
belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz
olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 49, 52; AYM,
E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki
kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin
ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel
tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek
bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir
(AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da
iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan
kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu
noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun
gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda
ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup
konulmadığının irdelenmesi gerekir.
142. Başvuruya konu olan süreçte ilgili mercilerce yapılan
değerlendirmelerde ve verilen kararlarda, başvurucunun FETÖ/PDY faaliyetleri
kapsamında örgütsel iletişim sağlamak amacıyla ByLock uygulamasını telefonuna
yüklediği, Bylock programının hedef IP'lerine iki yüzden fazla kez bağlandığı
ve bu delilin başvurucunun terör örgütüyle irtibatlı ve iltisaklı olduğunu
gösterdiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından
birçok kez tespit edildiği üzere FETÖ/PDY, çok sayıda ülkede kendine alan
açmayı başarmış ve organize şekilde yayılmış tehlikeli terör örgütlerinden
biridir (bkz. §§ 48-50). Anayasa Mahkemesi, karmaşık yapısı ve uluslararası
niteliği nedeniyle FETÖ/PDY ile ilgili olarak -darbe teşebbüsü öncesinde-
istihbarat anlamında bazı çalışmalar yapılmasının zorunluluk hâline geldiğini
ve anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan bir terör örgütüyle ilgili
istihbarat çalışmaları sırasında rastlanan ByLock uygulamasına ilişkin
verilerin bu örgütle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar ve yargılamalarda
maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sunması amacıyla kullanılmasında hukuka
aykırılık bulunmadığını vurgulamıştır (Ferhat Kara, § 136; Bestami
Eroğlu, 148). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara kararında yer
verilen Emniyet Genel Müdürlüğü raporunda ByLock uygulamasına ait verilerin mesaj
ve e-posta içerikleri, profil bilgileri ile arama/aranma bilgilerinden oluştuğu
da belirtilmiştir (Ferhat Kara, § 64).
143. Anayasa Mahkemesince ifade edildiği üzere
FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde ByLock sunucusundan elde
edilen veriler oldukça önemli bir role sahip olmuş ve örgütün birçok yöneticisi
ya da üyesi ByLock verilerinin analizi neticesinde tespit edilebilmiştir.
FETÖ/PDY'nin kendine özgü yapısı gözetildiğinde daha hafif bir aracın
tercihiyle aynı sonucun elde edilmesinin mümkün olamayacağı da ortadadır (Bestami
Eroğlu, § 149). Nitekim Yalçınkaya/Türkiye kararında AİHM de ByLock
uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması
olmadığını ve kullanımının ilk bakışta FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla
getirdiğini ifade etmiştir (bkz. § 75). Bu bağlamda istihbarat yöntemleri
kullanılmak suretiyle ByLock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve
bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının
olağanüstü hâl döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik
içerdiği söylenmelidir. Diğer bir anlatımla ByLock uygulamasının kullanıldığına
ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı
hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve kamu
görevinden çıkarma konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında
durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterlidir.
Bu takdirde ByLock uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde
durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından
diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek yoktur.
144. Hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılan
başvurucunun Danıştay nezdinde açtığı iptal davasında verilen kararların
gerekçeleri incelendiğinde davanın reddine dayanak olarak kabul edilen
belirleyici delilin başvurucunun Bylock uygulamasını yüklediğine ve
kullandığına ilişkin yapılan tespit olduğu görülmektedir. Nitekim kararlarda;
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire
Başkanlığınca başvurucu hakkında düzenlenen ByLock Tespit
Tutanağı'na yer verilmiş ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/12/2016
tarihli ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock
abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda başvurucunun 129.862 satırlık
ByLock abone listesinin 93.853. satırında kaydının olduğunun tespit edildiği
belirtilmiştir. Başvurucunun GSM aboneliğinin 0506.....20, tespit edilen cihaza
ait IMEI numarasının 358.....96 olduğu, ayrıca başvurucunun Bylock programının
hedef IP'lerine 28/8/2014-26/10/2014 tarihleri arasında toplam 208 kez
bağlandığının saptandığı ifade edilmiştir (bkz. § 24). Ayrıca başvurucu
hakkında yürütülen ceza yargılamasının Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiği
ancak başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olup olmadığına
ilişkin denetimin yapıldığı iptal davasında silahlı terör örgütüne üye olma
isnadıyla açılan ceza yargılamasının sonucunun beklenmesinin gerekli olmadığı
belirtilmiştir (bkz. § 29). Kararlarda, ByLock ağına dâhil olan
başvurucunun FETÖ/PDY içinde yer aldığının ve FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki
içinde olduğunun belirlendiğine, bu nedenle başvurucunun demokratik anayasal
düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğine ilişkin ifadelere yer verilmiştir.
145. FETÖ/PDY'nin örgütsel amaçlarının hayata
geçirilmesini sağlamak, yargısal süreçleri örgüt etkisiyle yönlendirmek ve
böylece örgüt adına menfaat elde etmek gayesiyle yargı içinde gizlilik
temelinde yasa dışı şekilde yapılanan kişilerin somut ve yeterli delillerle
tespit edilmesi konusunda devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde
harekete geçmesi demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin
bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Ayrıca
başvurucunun meslekten çıkarılması ile birlikte bir daha kamu görevlisi
olamayacağına dair tedbirin örgütün gizli yapısı ve henüz tam olarak tüm
üyelerinin tespit edilemediği gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden
yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin
önlenmesi açısından gerekli olduğu açıktır. Bu bağlamda başvuruya konu olan
tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde
alınmıştır. Dolayısıyla ByLock uygulamasını telefonuna yüklediği ve
kullandığı tespit edilen başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY
ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin
ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı
mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı
söylenemez.
146. ByLock uygulamasının kullanıldığının ilgili yargısal
mercilerce açıkça tespit edilmesi nedeniyle başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı
ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer
delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
147. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi; devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu
görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına
ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı
olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında
Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma
uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal
düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen
tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince
FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu
görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş; somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 52).
148. Öte yandan AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal
bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi
koşuluyla kamu görevlilerine yönelik olarak meslekten çıkarma ve kamu
görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği
vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında
AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 67-74).
149. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda
yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs
etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır.
Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından son
derece hassas bir erk olan bağımsız yargının bünyesinden ilgili ve ikna edici
somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen
herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlama
getirilmemesi somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla sınırlı olarak
hareket edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç
doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
150. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan
uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu
ve etkili şekilde işlediği görülmüştür. Nitekim yargılama safahatında dava
dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm
bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı
etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı sağlandığı, usul kurallarının geniş
yorumlanması suretiyle yargısal güvencenin önemli bir dengeleyici mekanizma
olarak işletildiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve
basit usulde meslekten çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate
alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve
yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez.
Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada
bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan
kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı
anlaşılmıştır.
151. Neticede, darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen
ByLock uygulamasının başvurucu tarafından yüklendiğine ve kullanıldığına
ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut
başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL ilanına neden olan tehdit veya
tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç
ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla
eldeki başvuruda, OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu
sonucuna varılmıştır.
152. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın
OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna,
başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
153. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
154. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru
ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837,
27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede
Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair
Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40.
maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil)
itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla
yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da,
anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
155. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE,
C. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
D. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
E. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Hâkimler ve Savcılar
Kuruluna, Danıştay Beşinci Dairesine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ile
Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/5/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.