|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
SÜMEYRA BAKLA BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2023/46215)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 20/11/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 13/3/2026 - 33195
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Kemal ÖZEREN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Sümeyra BAKLA
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının,
idari yargı mercilerinin ceza mahkemesi kararına dayanarak davanın reddine
karar verdiği belirtilerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 30/5/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne
karşı beyanda bulunmuştur.
3. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış;
bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi de
yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-
bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden
ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)
olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe
teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar
Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169,
20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (C.A. (3) [GK], B. No:
2018/10286, 2/7/2020, § 10; N.E. [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, §
5; A.S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; Halit İnciroğlu
[GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).
6. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK) söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki
illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal
faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör
örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir
terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY, 2014
yılında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal
Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla
yer almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), §
11; N.E., § 6; A.S., § 6;Halit İnciroğlu, § 7).
7. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri
kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12; N.E., § 7; A.S.,
§ 7; Halit İnciroğlu, § 8).
8. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliği bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık
bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine
büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı; C.A. (3), § 13; N.E., § 8; A.S., § 8; Halit
İnciroğlu, § 9).
9. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı,
OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 47-66)
kararında yer almaktadır (C.A. (3), § 14; N.E., § 9; A.S.,
§ 9; Halit İnciroğlu, § 10).
10. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
(AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya
alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin
kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A.
(3), § 18; N.E., § 10;A.S., § 10; Halit İnciroğlu, §
11).
11. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun
hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ya da
gruplarla iltisakı yahut irtibatı olan kişiler, anılan kanun hükmünde
kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle başka hiçbir
işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar
farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek
kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden
çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun
hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu
kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.
12. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal
İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
(685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis
edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen
işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine
685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler
ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası
açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile
kanunlaşmıştır.
B. Somut Olay
Bilgisi
13. Bakanlık bünyesinde zabıt kâtibi olarak görev yapan
başvurucu, terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olduğundan
bahisle 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan
2/1/2017 tarihli ve 679 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler
Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (679 sayılı KHK) ekli (1) sayılı
listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
14. Başvurucu anılan işlemin iptaline karar verilmesi
talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuş, OHAL Komisyonu 24/10/2018 tarihinde
başvurunun reddine karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun Erzurum 2. Ağır
Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından yürütülen yargılama sonucunda
cezalandırıldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY içinde abla
konumunda olduğu, çalıştığı yerdeki personelden himmet parası topladığı ve
FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu yönündeki değerlendirme vurgulanmıştır.
15. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar
verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; yürütülen ceza
yargılamasında maddi gerçeğin bütün yönleriyle araştırıldığını, örgüt üyesi
olduğuna dair bir delil bulunamadığını dile getirmiştir. Bunun yanında
başvurucu, kesinleşmemiş bir ceza mahkemesi kararının kamu görevinden
çıkarılmasına gerekçe olarak alınmasının masumiyet karinesini ve uluslararası
normları ihlal ettiğini ifade etmiştir.
16. İdare ise savunmasında başvurucunun sohbet adı
verilen toplantılara katıldığı, sohbet ablalığı yapan Z.İ.nin talebi
doğrultusunda para yardımında bulunduğu, çalıştığı adliyede FETÖ/PDY'nin
menfaatine kurban bağışı topladığı, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme
suçundan yapılan yargılamada cezalandırıldığı hususlarını belirtmiştir. Bu
doğrultuda İdare, başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olduğunu
ifade etmiştir.
17. Ankara 22. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 29/11/2019
tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin
niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı
kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecine dair genel bilgiler verilmiştir.
Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, FETÖ/PDY
ile iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecinde
milletlerarası yükümlülüklere uyulduğu, bu tedbirin çekirdek haklara
dokunmadığı ve ölçülü olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Bununla
birlikte İdare Mahkemesi kararının "Davacı Hakkında Verilmiş Olan Ceza
Mahkemesi Kararının Kesinleşmediğinden Bahisle Masumiyet Karinesinin İhlal
Edildiği İddiası" başlığı altında da birtakım değerlendirmeler
yapılmış ve ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla açılan
davalarda beraat kararı verilmiş olsa dahi idari yargı yerlerinin irtibat ve
iltisak unsurları yönünden işlemi incelemek zorunda olduğu ve başvurucunun
iddiasına itibar edilmediği ifade edilmiştir. "Uyuşmazlık Konusu Olayın
Değerlendirilmesi" başlığı altında ise ilk olarak başvurucunun Ağır
Ceza Mahkemesince silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme
suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği belirtilmiş,
devamında ise Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin (Bölge Adliye
Mahkemesi) 11/9/2019 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
başvurucu hakkında yürütülen yargılamadaki bazı tespitlere yer verilmiştir. Bu
tespitlerden hareketle İdare Mahkemesi, başvurucunun eylemlerinin sabit
olduğunu ve FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı bulunduğunun açık olduğunu
belirtmiştir. Öte yandan İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan Bölge
Adliye Mahkemesi kararından aktarılan kısım şöyledir:
"Davacının 'FETÖ/PDY silahlı terör
örgütüne üye olma' suçundan dolayı yeniden yapılan yargılamaya ilişkin Erzurum
Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 11/09/2019 tarihli ve E:2018/1520,
K:2019/1174 sayılı dosyasında: '....sanığın aşamalardaki kısmen ikrar içeren
beyanları, FETÖ içerisinde "abla" olarak faaliyet yürüttüğü ve himmet
topladığına ilişkin gizli tanıklar Vatan ve Hakikat'in anlatımları, 2016 yılına
kadar sohbet adı verilen toplantılara katıldığına ilişkin tanık [S.U.nun] aşamalardaki ifadeleri, sohbet
adı verilen toplantıları organize ederek başkalarının da katılımını sağladığına
dair tanıklar [N.K.K.], [N.A.Y.], [H.T.] ve [E.A.nın] ile tüm
dosya kapsamına göre, zabıt k[â]tibi olarak görev yapan sanığın FETÖ
içerisinde yer alarak, bu yapının bir terör örgütü olduğunun devletin yetkili
makamlarınca ilan edildiği dönem sonrasında bile sohbet adı verilen
toplantılara ısrarla katıldığı ve başkalarının da katılımını sağladığı, örgüt
içerisinde "abla" olarak görev aldığı ve himmet topladığı, sanık
hakkındaki soruşturmanın başladığı andan itibaren FETÖ'nün sohbet adı altındaki
toplantılarına katıldığı ve başkalarını da çağırdığını ifade ederek kendisi
gibi bu yapıyla ilişkili olduğunu bildiği kişilerin isimlerini bildirdiği ve
etkin pişmanlık hük[ü]mlerinden yararlanmak istediğini söyleyen sanığın,
duruşmada da bu beyanlarını tekrar ederek pişmanlığını dile getirdiği,
söylediği kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar yürütüldüğü gibi sanığın
da Mahkemelerde tanıklık yaptığı anlaşılmıştır....' şeklinde tespitlere yer
verildiği görülmektedir."
18. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf
kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; dava dilekçesindeki
iddialarını tekrar etmekle birlikte hakkında beyanda bulunan bazı tanıkların
kamu görevinden çıkarılmadığını, kendisi gibi FETÖ/PDY ile ilişkilerini etkin
pişmanlık kapsamında anlatan bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmamasına
rağmen kendisinin kamu görevinden çıkarılmasının hukuksuz olduğunu dile
getirmiştir. Bununla birlikte başvurucu; tartışılması gerekenin irtibatın
varlığı değil hangi koşullar altında, hangi amaçla ve hangi yoğunlukla
gerçekleştiği hususu olduğunu belirtmiştir.
19. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi
(Daire) 18/3/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun
olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle
istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
20. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna
başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava ve istinaf dilekçelerinde yer
alan iddialarını tekrar etmekle birlikte FETÖ/PDY'nin terör örgütü olduğunu
bilebilecek durumda olmadan sadece dinî ve sosyal yardımlaşma amaçlı bir oluşum
olduğu zannıyla ve tamamen insani duygularla bu yapı ile irtibat kurduğunu ifade
etmiştir.
21. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 14/3/2023
tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun
olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından temyiz
başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir. Ayrıca
başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği gerekçesiyle hapis
cezasıyla cezalandırılmasına ve anılan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
(HAGB) karar verildiği ve itiraz edilmemesi üzerine söz konusu cezanın
kesinleştiği hususu aktarılmıştır.
22. Başvurucu, nihai kararı22/5/2023 tarihinde
öğrenmiştir.
23. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan yürütülen yargılamada Ağır Ceza Mahkemesi 8/5/2018 tarihinde
başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği fakat 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca örgüt
içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek
yardım ettiği sonucuna ulaşarak 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına
karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu sonucunda
ise Bölge Adliye Mahkemesi 11/9/2019 tarihli kararıyla Ağır Ceza Mahkemesi
kararının kaldırılmasına, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu
işlediği anlaşılarak FETÖ/PDY'nin yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen
suçlar ve bu suçların failleri ile ilgili olarak verdiği bilgiler uyarınca
başvurucu hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına, 1 yıl 6 ay 22
gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve HAGB'ye karar vermiştir. Bu karar
19/9/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
24. 679 sayılı KHK'nın "Kamu personeline ilişkin
tedbirler" başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Terör örgütlerine veya ...
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1)
sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek
kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz.
Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.
(2) Birinci fıkra gereğince kamu
görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya
memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."
25. 679 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7084 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile aynen kanunlaşmıştır.
26. 685 sayılı KHK'nın "Komisyonun oluşumu" başlıklı
1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Anayasanın 120 nci maddesi
kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya
... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan
kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin
başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri
İnceleme Komisyonu kurulmuştur."
27. 685 sayılı KHK'nın "Yargı denetimi" başlıklı
11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Komisyon kararlarına karşı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde
iptal davası açılabilir."
28. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
29. (Kapatılan) Yargıtay16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı
ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü,
paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp
mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle
çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu
kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan
sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;
böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına
almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de
kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de
bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek,
gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde
ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir.
Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına
yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların
kiminle evleneceğine de karar vermektedir.
Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş
kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır.
Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile
diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir.
İçlerinde katı bir askeri disiplin hakimdir.
...
Örgütün deşifre olmaması ve Devletin
örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya
özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla
veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK
gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır.
FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler,
ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde
yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip
yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı
sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet
toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç
yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte
kazandırabilmektedir.
Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de
eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak
onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur.
Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir
uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz
işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen
örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi
asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi
dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik
tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır.
..."
30. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu
kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
31. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 20/2/2024 tarihli ve E.2019/(kapatılan) 16. MD-473,
K.2024/76 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 25/4/2019 tarihli ve E.2017/2,
K.2019/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY
Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet
savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu
öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün
kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt
mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj
döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların
örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle
irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer
kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde
kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat
halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu
kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları,
bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden
çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden
sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet
Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt
mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek
bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının
bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu,
evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları
açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının
T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının
oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve
görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta
oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek
yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4)
şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları
zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde
bulundurulduğunda 'H' kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde,
'C' kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev
yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup
içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, '0' ile kodlamanın ise grup
sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.)
bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi
suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
..."
32. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158
sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün
niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyletanıştırmaz. … Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her
aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine
kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz
bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı
yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş
adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum.
…Seçim [2014 tarihli
HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock
üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya
da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının
altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının
sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma
gelip bana te[le]fonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde;
--Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı
gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım
yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.yi] övücü yorumlar
yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde
hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını
T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi
yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini
bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini
tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek
bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde
bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir
şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son
derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde
bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1
grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin
sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki
sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve
yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan
mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum
kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum
imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama
yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada
yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."
33. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025
tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer
verilmiştir:
"...
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun
yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri
tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen
işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi
ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm
bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün,
büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı
faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın,
21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha
önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün
olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak
veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir.
..."
b. Sohbet Adı
Altındaki Toplantıların Niteliğine İlişkin Kararlar
34. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun 4/7/2023 tarihli ve E.2022/3098, K.2023/1546 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 4/7/2022 tarihli ve E.2017/6793, K.2022/5506
sayılı kararında yer alan bazı ifadeler şöyledir:
" ...
...eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018
tarihli ifadesi 'Harp okulunda iken 1992 - 1993 yıllarında ... cemaatle
tanıştım... Koca Mustafa Paşada Zeyd kod adlı (gerçek ismini hala bilmiyorum)
cemaat abisi ile tanıştım ve cemaat evine gidip gelmeye başladım.... Fetullah
Gülen vaaz kasetlerini de izliyorduk, sohbet yapılıyordu. ... Daha sonra 1994
yılında mezun olup Gölcük'e tayin oldum. ... ismini hatırlamadığım bir abi
geliyordu ...tedbir amaçlı komşuların duymaması için Fetullah Gülen'in vaaz
kasetleri dinlenmiyordu. ... Deşifre olmamamız için bu tedbiri uyguluyorduk.
... yukarıda bahsettiğim, gittiğim ve kaldığım bütün evlerde deşifre olmamak
adına cemaat abilerinin kesin emri üzerine Fetullah Gülen kasetlerini
izlemiyorduk, ... Ancak bu toplantılarda Fetullah Gülen'i övücü, yükseltici
biri olduğu, müştehit olduğu, daha sonra da cemaat güçlenince Fetullah Gülen'in
mehdi benzeri gibi lanse edildiği ve bu şekilde insanların cemaate mutlak itaat
etmesi isteniyordu. Hatta ben kendi akrabamla evlenmek istediğimde ilk başta
buna karşı çıkmışlardı. Bu konuda beni kararlı gördükleri zaman
kabullenmişlerdi. Şunu demek istiyorum, mümkün olduğunca bütün özel hayatımız
dahil olmak üzere bütün hayatımızı (sosyal, siyasal, ekonomik) belki de ruhsal
durumumuzu bile kontrol altında tutuyorlardı...Mezun olup mesleğe başladıktan
ve maaşa kavuştuktan sonra mümkün olduğunca düzenli olarak değişmekle birlikte
evlendikten sonra maaşımın 1/20'sini elden cemaat abisine veriyordum.
Görmemekle beraber yukarıda isimlerini saydığım kişilerin himmet adı altında
para vermeleri cemaat sisteminin gereğiydi (cemaat mensuplarının olmazsa olmaz
koşuluydu). Cemaat ayrıca üstlerimizle iyi geçinmemizi, her türlü tedbiri
almamızı, ortaya çıkmamak için gerektiğinde içki içmemizi hatta söylemlerimizde
bile dikkatli olup dini tabirleri kullanmamamızı istiyorlardı. Nitekim kod ismi
kullanmamızın sebebi de gizlilikti. Benim kod adım "Halit" idi.
....Bizim sivil cemaat mensupları ile herhangi bir ilişkimiz olmazdı. Sadece
cemaat abisi sivil olurdu. Bu kişi yada kişiler de sohbet sırasında bize
tavsiye ve telkinde bulunurlardı. ... Cemaat mensuplarının kendi aralarındaki
ilişkiye gelince; Genel olarak [yanı] görev yerindeki kişiler grup yapılmaya çalışılırdı. Bu
tek de olabilirdi çok da olabilirdi. Gruptaki kişi sayısı akademi döneminde
iken daha çok olabiliyordu. Ancak kıdem yükseldikçe cemaat mensubu diğer
üyelerle ilişki minimum seviyeye indirilir, kural olarak tek bir kişi ile
muhatap ettirilirdi. Askeriye içindeki diğer cemaat mensupları ile de muhattap ettirilmezdik.
Örneğin ben mesleğimin sonuna doğru kıdemli olduğum için tek gittiğim zamanlar
oldu. 1996 ... Gölcük'te lojmanlara taşındım. ... arkadaşlarla İstanbul'da
Mustafa kod adlı abinin Erenköy'deki cemaat evine gidiyorduk. ... Vaaz kasedi
yada CD de izlenebiliyordu. Yukarıda belirttiğim şekilde Fetullah Gülen
anlatılırdı. Daha sonra İstanbul Koşuyolunda Abdullah kod adlı cemaat abisine
gitmeye başladık. ... Daha sonra Türkiye'ye 1999 yılı Eylülünde depremden sonra
döndük. Depremden dolayı üs tahrip olduğu için gemiler Marmaris'e taşındı.
Bende gemimle beraber Marmaris'e gittim. Burada sadık kod adlı cemaat abisi ile
görüşüyorduk. ... beraber veya tek başına Sadık isimli abi ile görüşüyorduk.
2000 - 2003 yılları arasıydı. 2003 yılında akademiyi kazandım. Akademiye girmem
kendi isteğim ve cemaatin yönlendirmesi ile olmuştur. Akademi sınavlarına
hazırlanırken cemaatin hazırladığı çalışma CD ve kitapları bize gönderildi. O
kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki bu dokümanları okuyup biraz da çaba
gösterdiğiniz de sınavı kazanamama gibi bir durum söz konusu olamazdı.
Akademideyken Acıbademde Abdürrezzak kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk.
Burada birinci sınıflardan grup halinde görüşüyorduk. ... Akademi öğrencileri
arasında bir yarış olduğu için sivil abiler bize hocaların gözüne girmemiz için
ve hocaların bize iyi kanaat notu vermesi için hoşlarına gidecek davranışlarda
bulunup iyi notlar almamız isteniyordu. Biz de gerek sosyal faaliyetlere
katılım olsun gerekse hocaların gözüne girecek davranışlarda bulunuyorduk.
Akademiden sonra Gölcük'e tayin oldum. Burada Marmaris'teki Sadık abi de cemaat
tarafından gönderilmişti. Çünkü abilerde de bir nevi tayin sistemi vardı.
Bunların görev yerlerini belirli periyotlarla değiştirildiğini biliyorum.
İzmit'te sahil evleri tarafında evi vardı. Buraya hatırladığım kadarı ile F.G.
ile gittik. Daha sonra da H.D. ile beraber gittik. ...2007 yılında Ankara'ya
DKK'ya tayin oldum. Burada Mustafa kod adlı bir abiye Şentepe tarafındaki evine
gittim. Şubede tek olduğum için (şubede 3 kişi çalışıyorduk) tek gidip geldim.
...2008 yılında Marmaris Aksaz'da TCG Gaziantep gemisine tayin oldum. 2008 -
2013 yılları arasında TCG Gaziantep gemisinde görev yaptım. Gemi ilk önce
Gölcük'te modernizasyonda idi. Daha sonra Marmaris'e indi. Burada Tarık kod
adlı cemaat abisinin Armutalan'daki evine gidip geldim. ... 2013 yılında DKK
Karargahına tayin oldum. Burada Levent kod adlı E.A.nın GİMAT'ın arkasındaki
polis teşhisinde gösterdiğim evine tek gidip geldim. Orada askeriye sınıfında
yalnız ben vardım. ... Ben fiili olarak 2015 Eylül ayında AYİM'de çalışmaya
başladım. Levent kod adlı abim beni Ertuğrul kod adlı TPE Av. T.B.ye teslim
etti. Ertuğrul kod adlı abi ile görüştüğümüzde; özellikle öğrenci dosyaları
olduğunu, burada da ağırlıklı somut bilgi ve belgelere göre hareket etmem
gerektiğini söyledi. Zaten gelen bilgiler de genelde tek satırlık "...
okulundan mezundur, .... yurdunda kalmıştır, babası cemaate bağlı .....'da
çalışmaktadır." gibi teyit edilmesi gereken bilgilerdi. Ertuğrul abi bana
cemaat mensubu arkadaşlarımızın atılma, uzaklaştırılma dosyalarıyla ilgili
somut bilgi ve delil isteyin. Siz somut bilgi ve delil isteyin zaten böyle bir
bilgi gelmez. Bundan sonra da lehe hareket edersiniz gibi şeyler söyledi. Biz
de ona göre hareket ettik. Ancak somut olarak bilginin geldiği dosyalar
olduğunda gereken ne ise onu yaptım. ... Ertuğrul kod isimli Av. T.B. bana aynı
dairede görev yapan kurmay üye E.Ş.nin bir süredir orada görev yaptığını ve
davalarla ilgili hareket tarzımı belirlerken onu da dikkate almamı, E.Ş.nin de
cemaat üyesi olabileceğine benzer şeyler söyledi. ... Ayrıca şunu da belirtmek
isterim ki yukarıda isimlerini verdiğim ve benimle ilgilenen cemaat abileri
beni bir sonraki cemaat abisine teslim ediyordu, adeta zimmetliyordu. Bu silsile
şeklinde devam etti. ...'
...
...askeri yargı mensubu olarak görev
yapmış olan İ.Y.nin 02/01/2017 tarihinde Sivas Cumhuriyet Başsavcılığında
verdiği ifadesi '... Bu kaldığım ev o dönem cemaat olarak adlandırılan örgütün
evlerinden farklıydı. Hareketli bir ev değildi. Çok fazla eve giden gelen
olmuyordu. Diğer evlerdeki gibi çeşitli faaliyetler yapılmıyor, esnaf
yardımları gelmiyor, daha doğrusu sivil şahıslarla iletişime girilmiyor,
toplantı ve organizasyonlar yapılmyordu. Yine bu evin abilerince başka
öğrencilerin eve getirilmemesi, yine diğer evlerle iletişim kurulmaması yönünde
telkinlerde bulunuyorlardı. Bu sistemde sadece bizim bildiğimiz 2 ev vardı.
Diğer evle iletişim kuruyorduk. Hatta neredeyse sürekli olarak görüşüp aynı ev
gibi hareket ediyorduk. Yine bu evde kalan öğrencilerin bazıları ''İlçe
Hizmeti'' denen bir görev alıyorlardı. Bu görev kapsamında askeri liseler ve
harp okullarının bulunduğu iller hafta sonları gidiliyordu. Görevin içeriğini
tam olarak bilmiyorum. Çünkü bana bu görev hiç teklif edilmedi.... Evden
ayrılmaya yakın bir tarihte ise bana Ankara'daki çalışma evlerine beni
yönlendireceğini söyledi. Ben de o görüşme sırasında çalışma evlerinin olduğunu
öğrendim. ... Keçiören'de bulunan yerini gösterebileceğim başka bir eve gönderdiler.
Yaklaşık 4 ay bu evde kaldım. ... Ben sınavları geçtikten sonra bir dönem daha
çalışma evinde kaldım. Burada bana ilk maaşımızın tamamını, diğer aylarda ise
%20'sini zekat olarak ödememiz gerektiği söylendi. ... 2012 Eylül ayında Hakim
adayı Teğmen olarak Ankara Adliyesinde staj eğitimime başladım. Çalışma evinden
tanımış olduğum A.M.T. ile Yenimahalle yolu üzerinde Hastane Metro Durağından
inildiğinde çok yakın olan bir yerde ev kiraladık. ..., ak[a]binde Mustafa kod adlı bir şahıs
bizim evimize geldi. İlk defa bu şahsı burada gördüm. Bildiğim kadarıyla bu
şahıs TİB'de çalışıyordu. Hakim veya savcı olup olmadığını bilmiyorum.
Olmadığını tahmin ediyorum. ... 2-3 haftada bir evimize gelerek sohbet
yapıyordu. Sohbet muhabbet şeklinde geçiyordu. ... Örgüt lideri Fethullah
GÜLEN'in Bamteli olarak yayınlanan videolarını bize izletiyordu. Yine dini
sohbetler gerçekleştiriyordu. ... Bu şahıs ben Sivas iline atanana kadar
bizimle ilgilendi. 2013 yılı Temmuz ayında Sivas askeri savcısı olarak atandım.
Bunun üzerine Mustafa kod adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde şu an
hatırlamadığım bir eve beni davet etti. ... Bu eve gittiğimde Mustafa isimli
şahıs beni Levent isimli bir şahısla tanıştırdı. Mustafa isimli şahıs bana
Levent isimli şahsın Sivas ilinde bizimle ilgileneceğini ve bize sohbet
vereceğini söyledi. Bu konuşma sonrası diğer odaya geçtiğimde dönem arkadaşım
ve Sivas'ta beraber çalıştığımız F.T. de yan odadaydı. Birbirimizi görünce
şaşırdık. İkimize de Sivas'a geldiğimizde sohbetleri beraber alacağımız söylendi.
Muhtemelen şahsa telefon numaramızı da verdik. Temmuz ayında Sivas iline
geldiğimizde F.T. ile birlikte Kümbet mahalesinde bir ev kiraladık. Levent
isimli şahıs bu konuda bize herhangi bir yardımda bulunmadı. İlerleyen günlerde
telefon ile bizimle irtibata geçti. Kiralamış olduğumuz eve gelerek birlikte
geldiği Latif kod adlı şahsı bizimle tanıştırdı ve sohbetleri bu şahısla
birlikte yapcağımızı bize söyledi. Bu şekilde bizi Latif isimli şahsa teslim
etti. ... Latif kod adlı şahıs ile tanıştıktan birkaç hafta sonra Latif beni ve
F.T.yi kendi evine davet etti. Bu eve gittiğimizde aynı yerde görev yaptığımız
askeri hakim M.B.nin da burada olduğunu gördük. Latif isimli şahıs bize bundan
sonra sohbetleri üçümüze yapacağını söyledi. Sohbetler genelikle bizim bekar
evimizde gerçekleşti. Yine bu olaydan sonra 2013 yılı Ekim aylarında Latif kod
adlı şahıs bizi evine davet etti. Ben [F.] ve Mustafa bu eve gittik. Eve
gittiğimizde Levent isimli şahıs da oradaydı. Bizimle tek tek ayrı ayrı
görüştü. Bu görüşmede bizimle evlilikle ilgili görüşlerimiz konusunda
fikirlerimiz soruldu...Yine aynı konu hakkında onların bilgisi dışında herhangi
bir adım atmamamız konusunda ikazlarda bulundu. Mesleki hayatım boyunca bir kez
Mustafa isimli şahsa da 2013 yılı Ağustos ayında bir defa 250 tl tutarında
himmet parası ödedim. Daha doğrusu benden bu parayı zekat olarak istiyorlardı.
Benim bir miktar borcum vardı. Onlar da bu durumu biliyorlardı. Bir kaç kez
daha istediler ancak ben bu durumu bahane göstererek ödemedim. Hatta bu nedenle
maaşımızın bereketi olmadığını söylüyorlardı. ...Yukarıda da anlattığım gibi
birçok kez onların bilgisi dışında evlilik girişiminde bulunmamamızı sert bir
şekilde ikaz ediyorlardı.'
..."
35. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3/3/2022 tarihli ve
E.2022/9.MD-51, K.2022/141 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu
toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
'Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü
kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu
mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar
feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer,
belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü
bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği
fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviyesi kırılır. Biz her
bir yerlerimiz şu cemaatin kuvveyi maneviyesini takviye etmek üzere el ele tutup
omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor.
Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o
fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek
biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu
çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara
sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi
keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum.
Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor.
Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada
bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...)
Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye
mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye
bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim?
Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela Celal bey de
yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım
giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim
onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. Mehmet Bey diyor ki bir
senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir
edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor.'
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt
başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde
irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları
"keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun
ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge
yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki
genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu
sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve
stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi
kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine
bakıldığında;
-"Pırlantalar" olarak
adlandırılan Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve
görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan
dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından
ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler
aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu
faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana
yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu
toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak
şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl
içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen
hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de
her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde
"ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına
ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin
aşılanması, (Fetullah Gülen'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından
seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin
isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman
edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi,
(Fetullah Gülen'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal
görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt
elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile
öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel
dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak
itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin
oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele
ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak
adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması,
psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının
cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele
kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün
temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi
ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte
hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet
toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede
yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının
gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu
toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef
saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet
nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre
belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça
görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli
katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek
mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar,
bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre
sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye
başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde
kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle
yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek
toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese
edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör
Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde
kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve
kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya
yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin
akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad
kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen
öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında
olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte,
örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır."
c. Yargılama
Usulüne İlişkin Danıştay Kararları
36. Danıştay Beşinci Dairesinin 13/6/2022 tarihli ve
E.2021/3516, K.2022/4605 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
... Davalı idare bünyesinde öğretmen
olarak görev yapmakta iken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listesinde
ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından,
göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun
reddine ilişkin 30/04/2018 tarih ve 2018/13907 sayılı işlemin iptali
istenilmiştir.
... Ankara 19. İdare Mahkemesinin
18/09/2020 tarih ve E:2018/4713, K:2020/2494 sayılı kararında; davacının
kesinleşmiş mahkeme kararı ile terör örgütü FETÖ/PDY ile üyelik düzeyinde
ilişkisinin varlığı tespit edilmiş olduğundan, kamu görevinden çıkarılmayı
gerektiren diğer delillerin incelenmesine gerek kalmaksızın, kamu görevine
iadesi istemiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun
reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna
varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
... Davacının istinaf başvurusunda
bulunması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdare Dava Dairesinin
17/02/2021 tarih ve E:2021/1, K:2021/101 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna
konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve söz konusu
kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca
istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddine karar verilmiştir.
...
...kamu görevinden çıkarılma
gerekçelerinden olan 'üyelik' unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç
olduğundan idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte
bulunmaları mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesinin 24/06/2021 tarih ve
E:2018/81, K:2021/45 sayılı kararıyla, 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine
Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan
'...üyeliği, mensubiyeti veya...' ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Bu
nedenle idari yargı yerlerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat
noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda; ilgililer hakkında silahlı
terör örgütüne üye olmak suçundan verilen takipsizlik ya da beraat kararları
ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden
farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi, ilgili
hakkında örgüt üyeliğinden kesinleşmiş mahk[û]miyet kararı bulunması, anılan mahk[û]miyetin
gerekçesi olan maddi tespitler yönünden ilgili hakkında irtibat ve iltisak
kavramları yönünden idari yargı yerlerince ayrıca bir irdeleme yapılması
gerekliliğini ortadan kaldırmayacaktır. Şüphesiz terör örgütüne üyelik suçundan
kesinleşmiş mahk[û]miyet kararının bulunması irtibat ve iltisak
değerlendirmesi yönünden önemli bir veri olmakla birlikte dava konusu işlemin irtibat
ve iltisak sebebine dayanması nedeniyle idari yargı yerlerince işlemin sebep
unsuruna uygun ayrıca değerlendirme yapılması zorunludur.
Söz konusu değerlendirmeler ışığında,
kanun hükmünde kararname eki listede kamu görevinden çıkarılan kişilerin, göreve
iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvuruların
Komisyon tarafından reddi üzerine açılan davalarda; idari yargı mercilerince,
kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı
hususunun, Komisyon kararında yer alan veya davalı idarece dosyaya sunulan
tespitler ile davacı hakkında yürütülen ceza soruşturması veya yargılamasında
elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması suretiyle irdelenmesi
gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davacının
kamu görevinden çıkarılmasına yönelik sebep unsuru olarak dosyaya eklenen delil
ve tespitlere ilişkin iltisak ve irtibat kavramları yönünden irdeleme ve
değerlendirme yapılmadan verilen hükmün Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan
gerekçeli karar hakkına aykırı olduğu açıktır.
Bu itibarla, davanın reddi yolunda
verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine
ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdar[î] Dava Dairesi kararında hukuki
isabet bulunmamaktadır.
..."
37. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/6/2022 tarihli ve
E.2022/8700, K.2022/5420 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
... Davalı idare bünyesinde görev
yapmakta iken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan
davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun
reddine dair 04/09/2018 tarih ve 2018/32124 sayılı işlemin iptali
istenilmiştir.
... Ankara 21. İdare Mahkemesinin
14/11/2019 tarih ve E:2018/5272, K:2019/2629 sayılı kararında; davacının
kesinleşmiş mahkeme kararı ile terör örgütü FETÖ/PDY ile üyelik düzeyinde
ilişkisinin varlığı tespit edilmiş olduğundan, kamu görevinden çıkarılmayı
gerektiren diğer delillerin incelenmesine gerek kalmaksızın, kamu görevine
iadesi istemiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı
başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı
sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar
verilmiştir.
... Davacının istinaf başvurusunda
bulunması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdar[î] Dava Dairesinin 24/03/2022 tarih
ve E:2020/7690, K:2022/1677 sayılı kararıyla; idare mahkemesi kararında, davacı
hakkında İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01/03/2018 tarih ve E:2017/143,
K:2018/110 sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahk[û]miyetine
karar verildiği ve hükmün kanun yollarından onanarak kesinleştiği belirtilmiş
ise de; UYAP kayıtlarının incelenmesinden 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesi uyarınca söz
konusu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararına karşı temyiz yolunun
açılması üzerine, dosyanın 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile 5271 sayılı
Kanuna eklenen geçici 5. maddenin 1/(f) bendi hükmü uyarınca Yargıtay'a
gönderildiği ve temyiz incelemesinin halen devam ettiği, böylelikle davacı
hakkındaki mahk[û]miyet hükmü henüz kesinleşmediğinden masumiyet
karinesi uyarınca aleyhe değerlendirmeye alınamayacağı açıklamasıyla birlikte
istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu
ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını
gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine
karar verilmiştir.
...
...kamu görevinden çıkarılma
gerekçelerinden olan 'üyelik' unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç
olduğundan idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte
bulunmaları mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesinin 24/06/2021 tarih ve
E:2018/81, K:2021/45 sayılı kararıyla, 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine
Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan
'...üyeliği, mensubiyeti veya...' ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Bu
nedenle idari yargı yerlerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat
noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda; ilgililer hakkında silahlı
terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarından verilen takipsizlik ya da
beraat kararları ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup
bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel
oluşturmayacağı gibi, ilgili hakkında örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme
suçundan kesinleşmiş mahk[û]miyet
kararının bulunması, anılan mahk[û]miyetin gerekçesi olan maddi
tespitler yönünden ilgili hakkında irtibat ve iltisak kavramları yönünden idari
yargı yerlerince ayrıca bir irdeleme yapılması gerekliliğini ortadan
kaldırmayacaktır. Şüphesiz terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarından
kesinleşmiş mahk[û]miyet kararının bulunması irtibat ve iltisak
değerlendirmesi yönünden önemli bir veri olmakla birlikte dava konusu işlemin
irtibat ve iltisak sebebine dayanması nedeniyle idari yargı yerlerince işlemin
sebep unsuruna uygun ayrıca değerlendirme yapılması zorunludur.
Söz konusu değerlendirmeler ışığında,
kanun hükmünde kararname eki listede kamu görevinden çıkarılan kişilerin,
göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvuruların
Komisyon tarafından reddi üzerine açılan davalarda; idari yargı mercilerince,
kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı
hususunun, Komisyon kararında yer alan veya davalı idarece dosyaya sunulan
tespitler ile davacı hakkında yürütülen ceza soruşturması veya yargılamasında
elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması suretiyle irdelenmesi
gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davacının
kamu görevinden çıkarılmasına yönelik sebep unsuru olarak dosyaya eklenen delil
ve tespitlere ilişkin iltisak ve irtibat kavramları yönünden irdeleme ve
değerlendirme yapılmadan verilen hükmün Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan
gerekçeli karar hakkına aykırı olduğu açıktır.
Bu itibarla, davanın reddi yolunda
verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine
ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdar[î] Dava Dairesi kararında hukuki
isabet bulunmamaktadır."
d. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
38. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen "…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör
örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan “…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca
ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele
sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık,
kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve
bulguyu serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız
biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin
sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine,
görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle
noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve
kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve
gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme
getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama
getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir
müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir."
39. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun'un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun'un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan "…Milli
Güvenlik Kurulunca…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021
tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki
kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde
hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai
bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın
açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
40. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…üyeliği, mensubiyeti
veya…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve
E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır.
Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren
kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına
aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama
getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde,
olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması,
olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine
aykırılık oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
41. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun'un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "…ve bu kişiler
görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…"
bölümünün iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı
liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde
takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın
Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında
değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural
yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör
örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen
tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve
arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar
çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan
tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde
yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da
oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz
bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik
bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin
sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına
ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu
otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını
ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda
öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin
ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği
söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir."
42. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile
hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan
terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire
muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana
getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe
sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak
suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir.
Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı
dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki
meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel
bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık
denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması
gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması
gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın
13. madde[s]inde
sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde
güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90,
K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın
15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında
değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin
içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale
gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi
hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile
irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından
tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve
farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle
ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve
ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya
çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede
yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre
kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen
kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi
sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında
milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından
kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler,
cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza
usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği
bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel
sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda
kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir
özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu
görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten
çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında
suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No:
33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."
B. Uluslararası
Hukuk
43. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
44. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde
yükümlülükleri askıya alma" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını
tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf,
durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne
bildirir."
45. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık
getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
46. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
47. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak
sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma,
bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma
imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve
Türkiye'deki OHAL'e ilişkin Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
48. AİHM söz konusu kararlarında derogasyon bildiriminde
bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup
olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı
belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle
vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin krizin
doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde hareket etmenin
ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan ve McBride/Birleşik
Krallık, B. No: 14553/89, 14554/89, 25/5/1993, § 43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
49. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında, Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667
sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma
hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını
incelemiştir. Başvuruya ilişkin olayda Kalkınma Ajansında iş hukukuna tabi
olarak çalışmaktayken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit
oluşturan oluşumlara üyeliği ya da bu oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açtığı davada
iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle
davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin
sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki
ihtilafların Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki
medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına dair
yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai
yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 99, 109).
Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak
ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan
yargılamaların Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında
verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin
mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün
uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
50. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini, dolayısıyla başvurucunun Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını
belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını
derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini, başvurucunun
itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış;
netice itibarıyla Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal
edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 150-152).
51. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile
ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
52. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini, böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının
nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma
koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma
usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiş fakat
söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin
öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna
varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede başvurucunun özel
hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı ve meşru amacı olduğunu
değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını
incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
53. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde
eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar
sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık şekilde
somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal
mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin
başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen
işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli
bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava
konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun
Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye karşı
korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh
ve Diğerleri/Ukrayna Kararı
54. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle AİHM; başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut
koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden
çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve
isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile
kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin
ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı
yönünden ele almıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
55. AİHM, birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
56. AİHM Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklanan iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında
incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim
ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı
ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını
açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da
hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
57. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6.
maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş; incelemesini adil
yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM; bu
kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu,
yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve
hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı
incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
58. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi
yönünden incelemiştir. Öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin
uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364).
Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı
hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru
amacının bulunduğunu belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393).
Bununla birlikte müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup
olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı
reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından
ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için
yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir
bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda yaptığı
değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı
hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine
varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 394-412).
59. Öte yandan AİHM, başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. Hâkimlerin ve
özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde
bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını
vurgulamış, başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer
kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının
dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru
amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir AİHM tüm bu
gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
60. Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite
dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele
almıştır.
61. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet
memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev
yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte
Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi
hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971
ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında
bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır.
Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara
mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında,
siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev
yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento
döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme
talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde
reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelinde şikâyetlerini dile
getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine
ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir
(Naidin/Romanya, §§ 6-17).
62. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun
dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının
olduğunu vurgulamıştır. Romanya'nın komünist rejim sırasındaki durumunun
dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür
etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru
bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/Romanya, §§ 49-51).
63. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik
gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın
kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda
devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir.
Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve
güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını
dile getirmiştir. Yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde
incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan
fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler
tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği
kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
2. Avrupa Hukuk
Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü
64. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi
Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
65. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik
Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu
görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması
gerektiğini vurgulamış; masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması
gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik
anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde
hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde
mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
66. Anayasa Mahkemesinin 20/11/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
67. Başvurucu, bir daha kamu görevinde çalışamayacak
şekilde kamu görevinden çıkarıldığını vurgulayarak adil yargılanma hakkının
cezai yönüne ilişkin güvencelerin de sağlanması gerektiği halde yürütülen
yargılamada bu güvencelerin sağlanmadığını dile getirmiştir. Bununla birlikte
başvurucu; İdare Mahkemesi kararında yer alan sohbetlere katılma, himmet verme,
ablalık yapma gibi hususların legal faaliyetler olduğunu, davanın reddine
gerekçe yapılamayacağını, terörist ilan edildiğini, bir daha kamuda ve özel
sektörde çalışamayacak duruma geldiğini ifade etmiştir. Diğer yandan İdare
Mahkemesince ceza yargılamasında mahkûm olduğundan bahsedilerek bu durumun
irtibat ve iltisak olarak değerlendirildiğini, hâlbuki kendisi hakkında
yürütülen ceza yargılamasında HAGB kararı verildiğini dile getirmiştir. Netice
itibarıyla adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının, din ve vicdan
özgürlüğünün, eğitim hakkının, örgütlenme özgürlüğünün, mülkiyet hakkının ve
ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
68. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır.
Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve
demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte
yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı
olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa ve diğer
mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla
birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği
bildirilmiştir. Diğer taraftan temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş
ekinde sunulmuştur. Başvurucu bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını
tekrar etmekle birlikte 2013 yılının sonunda bahse konu örgütle ilişkisini
kestiğini, 2011-2013 yılları arasında da hiçbir zaman örgüt içinde abla olarak
bulunmadığını vurgulamıştır.
2. Değerlendirme
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
69. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği"
başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
70. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder.
71. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden
çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir.
Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve
meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava
süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki
hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel
hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki
durumlara ilişkin olarak da N.E. ve A.S. kararlarında detaylı
olarak açıklanmıştır (N.E., §§ 89-99; A.S., §§ 91-101; Halit
İnciroğlu, §§ 95-106).
72. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibat yahut iltisakının bulunduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına
yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme
imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını
koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına
önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve etki doğuracağının muhtemel
olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru
formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucu
hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin
ciddi düzeye ulaştığı görülmektedir.
73. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik
müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu
etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun özel
hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
b. Başvuruyu İnceleme Usulü Yönünden
74. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği
müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982
Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve
olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve
hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde
düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL
dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle
gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu
husustaki detaylı açıklamalar için bkz. N.E., §§ 100-108; A.S.,
§§ 102-110; Halit İnciroğlu, §§ 107-115).
75. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri,
OHAL durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve OHAL
döneminde uygulanmıştır. Tedbirle kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir
daha bu göreve getirilmesi engellenmiş, böylece başvurucu hakkında OHAL sonrası
dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik olarak yasaklama getirilmiştir. OHAL
döneminde hayata geçirilen ve kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak olan söz
konusu kanuni düzenlemelerin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve
tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu Anayasa Mahkemesince
saptanmıştır. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu
gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak
olan kural OHAL dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya
da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplarla
irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme
getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi
benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara OHAL sonrası durumlar da dikkate
alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma
özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut
tedbir başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve
sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden
çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı
24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususu
vurgulamıştır (aynı kararda bkz. § 66).
76. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu OHAL döneminde değerlendirilen
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya
ilişkin incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği
değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., §§
109-114; A.S., §§ 111-116; Halit İnciroğlu, §§ 116-121).
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
78. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden
olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin
olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre
yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı
değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir
İşat, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118; Halit İnciroğlu,
§ 123).
i. Tedbirin
Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı
79. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan
güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere
dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun
fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve
kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve
cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar
kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir,
anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru
kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün
ihlal edildiği sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197; N.E.,
§ 117; A.S., § 119; Halit İnciroğlu, § 124).
80. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim
usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl
dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (N.E.,
§ 118; A.S., § 120; Halit İnciroğlu, § 125).
81. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya
ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu
tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016
tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu
görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu
ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu
olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının
uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. N.E., § 119; A.S., § 121; Halit
İnciroğlu, § 126).
ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere
Aykırı Olup Olmadığı
82. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
83. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin
4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13
No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı
hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15.
maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın
15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası
hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle
bağdaşmayacağından meşru görülemez (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
198-201; N.E., § 121; A.S., § 123; Halit İnciroğlu, §
128).
84. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve AİHS'e ek protokollerde dokunulması
yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda
başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası
hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de
korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer
yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S., § 124; Halit
İnciroğlu, § 129).
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
85. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153; N.E., § 123; A.S., § 125; Halit İnciroğlu, § 130).
86. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi,
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması
için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli
olmasını, ayrıca araçla amaç arasında ölçülü bir oran olması gerektiğini ifade
etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü
durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma
bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca
ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve
özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında
orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla
Demir İşat, § 154; N.E., § 124;A.S., § 126; Halit
İnciroğlu, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162,
26/12/2013).
87. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı
dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü
dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin
ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin
benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliği öncelikle dikkate
alınmalıdır. Müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla
birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve
somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir
tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği
bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan
değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 205-207; Ayla Demir İşat, § 155; N.E.,
§ 125; A.S., § 127; Halit İnciroğlu, § 132).
88. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156; N.E., § 126; A.S., § 128; Halit
İnciroğlu, § 133).
89. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulmalıdır.
Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli
kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan
tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve
objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (N.E.,
§ 127; A.S., § 129; Halit İnciroğlu, § 134).
90. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya
keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule
ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir.
Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu
oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli
ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu
tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından
öncelikli sorumluluğu olan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı
bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan
tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin
görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla Demir İşat,
§ 157; N.E., § 128; A.S., § 130; Halit İnciroğlu, § 135).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
91. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin
uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (N.E.,
§ 129; A.S., § 131; Halit İnciroğlu, § 136).
92. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu
nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152; N.E., § 130; A.S., § 132; Halit İnciroğlu, § 137).
93. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz
darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı
bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş, ülke tarihinde ulusun
yaşamını hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N.E.,
§ 131; A.S., § 133; Halit İnciroğlu, § 138).
94. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve
bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili
olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet,
yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri
dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri
olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami Eroğlu
[GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle
hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve
karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod
isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 8, 29-32). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3), §
133; N.E., § 132; A.S., § 134; Halit İnciroğlu, § 139).
95. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde
egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe
teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu
yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi,
kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut
tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir
tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.E.,
§ 133; A.S., § 135; Halit İnciroğlu, § 140).
96. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa
süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye
sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini
hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu
teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe
tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından
bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi
konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin
hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; N.E.,
§ 134; A.S., § 136; Halit İnciroğlu, § 141).
97. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin
faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene
sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma
konusunda takdir yetkisi olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan
bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif
olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin
sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa
edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli
ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de
dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N.E., § 135; A.S.,
§ 137; Halit İnciroğlu, § 142).
98. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, zabıt kâtibi
olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun
değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının
objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı
içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan
ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce
ifade etmiştir (bkz. §§ 38, 42; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30).
Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının
neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan
kaynaklanmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik
anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu
olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 D. İş, K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile
irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul
edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve
durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi
için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı
konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya
konulup konulmadığı irdelenmelidir (N.E., § 139; A.S., § 141; Halit
İnciroğlu, § 146).
99. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin
işlemin iptali talebiyle açtığı davayı gören İdare Mahkemesinin davanın reddine
ilişkin kararının gerekçesinde Bölge Adliye Mahkemesi kararında bulunan
birtakım tespitler yer almaktadır (bkz. § 17). Buna göre İdare Mahkemesi, başvurucunun
ikrar içeren beyanlarının bulunduğuna, başvurucu hakkında beyanda bulunan
kişilerin başvurucunun sohbet adı verilen toplantılara katıldığına,
başkalarının katılımını sağladığına ve bu toplantıları organize ettiğine, abla
olarak faaliyet gösterdiğine yönelik tespitlere kararın gerekçesinde yer
vermiştir. Bunun yanında başvurucu hakkında ceza yargılaması sürecinde etkin
pişmanlık hükümlerine dayanılarak verilen hüküm de İdare Mahkemesi kararında
bir tespit olarak yer almaktadır. Neticede İdare Mahkemesi başvurucunun
eylemlerinin sabit olduğu ve FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu
sonucuna ulaşmıştır.
100. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için
ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi
veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca
varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma
veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet
yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da mensubiyet
şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da
irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı, ayrıca FETÖ/PDY
ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının
görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza
hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme
görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında
değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisiidari yargı mercilerinindir.
Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın
her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete
karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada
yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka
uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan
hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil
standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda
ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya
da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup
bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil
etmemektedir. Öte yandan
FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden
inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların, adli yargı
düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da
belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında
değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır.
101. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin
Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının
ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden
hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve
somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği,
başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli
gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı
incelenmelidir. Bu noktada İdare Mahkemesince başvurucu hakkındaki ifadelerin
değerlendirilmesi suretiyle davanın reddine karar verildiği ve ceza yargılaması
sonucunda başvurucu hakkında verilmiş olan mahkûmiyet hükmüne dayanılmadığı
tekrar vurgulanmalıdır. Netice itibarıyla başvurucu hakkındaki tedbirin
Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı hususu
bahse konu ifadeler dikkate alınarak incelenmelidir.
102. Danıştay ve Yargıtay kararlarında da ortaya
konulduğu üzere FETÖ/PDY yapılanmasında sohbet olarak tanımlanan
toplantılarda örgüt lideri Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma, sesli ve
görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, yine örgüte ait yayın ve yayımlardaki
yazıları okuma ve videoları izleme, ayrıca örgüt içi talimat ve telkinlerin
iletilmesi şeklinde birtakım faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Bu
konuda beyanlarda bulunanların ifadelerine ve bu doğrultuda yargısal makamlar
tarafından yapılan tespitlere göre FETÖ/PDY tarafından organize edilen sohbet
adı altındaki bu toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik
bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi,
kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup aidiyetinin sağlanması, bağlılık,
güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi bazı fonksiyonel özellikleri
vardır. Yine bu toplantıya katılanlardan himmet adı altında örgüte
finansal destek temin edildiği de bazı ifadelere yansımıştır (bkz. §§ 34, 35).
Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle
örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan ve belirtilen nitelikte
düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın özelliğine göre salt
katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte
olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
103. Bu durumda sohbet adı altında düzenlenen bu
toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu
toplantılara yönelik olarak belirtilen faaliyetler kişilerin FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olduğuna ilişkin bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Bu kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etme şeklindeki eylemin
ise kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur
olarak değerlendirilmesi evleviyetle mümkündür. Diğer yandan FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olma durumundan hareketle anayasal düzene sadakat
bağının ortadan kalkması bağlamında bir kamu görevlisinden duyulan şüphenin
kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut
nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan
toplantılara katılıma yönelik de bir nitelik incelemesi yapılmalıdır. Öyle ki
bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin, hakkında beyanda bulundukları
kişilerin toplantılara katıldığına veya bu toplantıları organize ettiğine
yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte
olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz
konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun
yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, varsa diğer delillerle
çelişmemelidir. Nitekim bahse konu toplantılara katılım bağlamında tesadüfi
sayılabilecek bir olayın ya da vakıanın, kamu görevlisinin anayasal düzene
sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki
objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
104. Somut olayda, İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde
yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkmış olan eylemlerin ifade
sahiplerinin beyanları bağlamında Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alan
tespitlerle somutlaştığı görülmektedir (bkz. §§ 17, 23). Buna göre başvurucunun
sohbet adı verilen örgütsel toplantılara katıldığına ilişkin olarak S.U.nun
beyanları, bu toplantıları organize ederek başkalarının da katılımını
sağladığına dair N.K.K., N.A.Y., H.T. ve E.A.nın ifadeleri bu tespitin ortaya
çıkmasını sağlamıştır. Bunun yanında Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer
aldığı üzere iki gizli tanığın başvurucunun abla olarak görev yaptığına
ve himmet adı altında örgüte yardım topladığı hususundaki beyanlarına
ilişkin tespit de yer almaktadır. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu
beyanlarla ortaya çıkan tespitlerin tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı
olduğu gözönüne alınarak bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan
kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak
değerlendirilmesi kabul edilebilir.
105. Öte yandan başvurucu, İdare Mahkemesince silahlı
terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm olduğundan bahsedilerek bu durumun
irtibat ve iltisak olarak değerlendirildiğini, hâlbuki kendisi hakkında
yürütülen ceza yargılamasında HAGB kararı verildiğini dile getirmiştir. Buna
ilişkin olarak İdare Mahkemesince bahse konu ceza yargılaması sonucunda verilen
hükümden hareketle davanın reddedilmediği, bu yargılamadaki bazı tespitlerin
değerlendirilerek bir sonuca ulaşıldığı tekrar vurgulanmalıdır. Nitekim
Danıştayın benzer şekilde kesinleşmiş ceza mahkemesi kararları bulunduğu
gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin kararların bozulmasına karar
verdiği bilinmektedir. Danıştay bu kararlarında, idari yargı mercilerince
kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı
hususunun OHAL Komisyonu kararlarında yer alan veya davalı idarelerce dosyalara
sunulan tespitler ile davacılar hakkında yürütülen ceza soruşturması veya
kovuşturmasında elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması
suretiyle irdelenmesi gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 36, 37). Bu durum da
gözönüne alındığında yukarıda ifade edildiği üzere (bkz. § 100), FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olma durumuyla ilgili olarak yürütülecek yargılamalarda
idari yargı düzenindeki yargısal makamların yetkili ve görevli olmasından
hareketle idari yargı mercilerinin adli yargı düzeninde ortaya çıkmış birtakım
verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve
irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması mümkündür.
106. Bununla birlikte ceza yargılaması yürütülürken
ilgili kişiler hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmış olmasının bu
kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olması durumunu otomatik olarak
ortadan kaldırmadığı belirtilmelidir. Başka bir anlatımla 5237 sayılı Kanun'da
yer alan etkin pişmanlık müessesesi, belli suçlar yönünden failin pişmanlık göstermesi
durumunda, hükmedilecek cezada indirim yapılması ya da cezaya hükmedilmemesi
hâli olarak düzenlenmiştir. FETÖ/PDY yönünden örgüte üye olma, üye olmamakla
birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme
gibi suçlardan hakkında ceza kovuşturması yürütülmüş, pişmanlık göstermiş ve
yargılama sonucunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanmış kişilere ilişkin bu
durumun örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmadıklarına ilişkin bir sonuç
doğurduğu kural olarak söylenemez. Nitekim FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatın
bulunması nedeniyle tesis edilen kamu görevinden çıkarma işlemi, adli suç veya
disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak
terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen
yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan
olağanüstü tedbir niteliğinde bir yaptırımdır. Bu bağlamda ilgili kişilerin
etkin pişmanlık göstermesinin ve eylemlerine yönelik olarak ikrarda
bulunmasının bir sonucu olarak FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunması
nedeniyle ortadan kalkmış olan anayasal düzene sadakat bağının tekrar kurulduğu
doğrudan söylenemez. Bununla birlikte bu hususun yargısal makamlar tarafından
ilgili ve yeterli gerekçelerle değerlendirilebileceği konusunda bir tereddüt
bulunmamaktadır. Netice itibarıyla geçmişteki eylemlerini ikrar eden kişilerin
beyanlarından hareketle FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı oldukları ve
demokratik anayasal düzene sadakat bağlarının ortadan kalktığı sonucuna ulaşan
ve OHAL koşullarında işlem tesis eden kamusal makamların keyfî bir yaklaşım
içinde olmadığı, ayrıca bu yönde uygulanan tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde
olduğu kabul edilebilir.
107. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde
harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi
ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması,
demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi
açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbir de somut
tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu bir dönemde alınmıştır.
Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak
tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu
bağlamda başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında,
başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak
içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve
yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun
gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.
108. Dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya
da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer
hususların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
109. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisakı yahut irtibatı olan kamu personelinin kamu görevinden
çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına
ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı
olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında
Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma
uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan ve anayasal
düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen
tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince
FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu
görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli ve orantılı olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 41).
110. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi
radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet
edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik olarak meslekten çıkarma ve kamu
görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği
vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında
AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen, kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 56-63).
111. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda
yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs
etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır.
Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu
görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde
çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu
konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi
amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin
öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
112. Öte yandan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın
çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili
şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına
sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve
belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir
şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda
olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin
uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin
etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız
olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde
delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir
engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda
usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır.
113. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul
edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında
alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi
bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile
orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki
başvuruda olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu
sonucuna varılmıştır.
114. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü
hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını
düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve
başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi
gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
B. Masumiyet
Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
115. Başvurucu; ceza yargılaması sonucunda verilen HAGB
kararına dayanılmak suretiyle İdare Mahkemesince davanın reddine karar
verildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
116. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,
26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı
kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
117. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare
hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü
kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde
uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının
bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu
davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri
kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî, ceza hukuku
kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk
gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç
teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı
gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı
olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka
tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No:
2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30).
118. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir
başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları
tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari
soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;
kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları
dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri
tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge
düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No:
2015/6075, 11/6/2018, § 47).
119. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı
mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten
çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisak ve
irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında
değerlendirmelerde bulunulmuştur.
120. Bunun yanında öncelikle söz konusu kararlarda
başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve
suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı belirtilmelidir. Danıştay
kararında aktarılan hususun (bkz. § 21) ise yeni ya da ek bir gerekçe olmadığı,
ceza yargılamasındaki durumun Danıştay tarafından anılan karara aktarılmasından
ibaret olduğu, ayrıca başvurucunun Danıştay kararında yer alan bu hususa
yönelik bir şikâyetinin olmadığı vurgulanmalıdır. Kaldı ki başvurucunun
masumiyet karinesi bağlamındaki şikâyetlerinin yargısal makamların kullandığı
dile ilişkin değil, ceza yargılaması sonucunda verilen HAGB kararına
dayanılarak idari yargılama safahatında davasının reddedildiği iddiasına
yönelik olduğu akılda tutulmalıdır (bu hususla ilgili olarak ayrıca bkz. §§
99-101, 105). Netice olarak kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil
gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla
yargılamaya konu suçun işlendiğine işaret etmediği, iltisak ve irtibat
kavramlarının açıklanmasına yönelik olduğu anlaşılmıştır.
121. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik
bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan
YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 22. İdare
Mahkemesine (E.2018/4844, K.2019/3769), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari
Dava Dairesine (E.2021/674, K.2021/527), Danıştay Beşinci Dairesine
(E.2021/3723, K.2023/2420) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2025
tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurunun konusu, kamu görevlisinin OHAL kararnamesi
ekli listesinde ismi yayımlanarak meslekten çıkartılması ve açılan iptal
davasının reddiyle sonuçlanan sürecin masumiyet karinesini ve özel ve aile
hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddiası oluşturmaktadır. İdari yargı
yerinde görülen davanın konusunu ise meslekten çıkartılan davacının Fetö Terör
Örgütü ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı hususu oluşturmaktadır.
2. Diğer mahkemelerin ceza mahkemesi kararındaki olguları
değerlendirmesine ilişkin yaklaşımı Mahkememizin çeşitli kararlarında ortaya
koymuştur. Örneğin; “…ceza mahkemesine yansıyan olguların idarece veya yargı
makamlarınca değerlendirilmesi sonucu, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü
bulunmayan kişi hakkında idari işlem ve yaptırım uygulanması veya bu idari
işlem veya yaptırımın hukuka uygun bulunması doğrudan masumiyet karinesini
ihlal etmez. Ancak burada kritik olan mesele, idarenin veya yargı makamlarının
ceza mahkemesinin suçluluğa dair henüz kesinleşmemiş hükmüne dayanmaksızın
kendilerinin olay ve olguları yorumlayarak idari anlamda bir sonuca ulaşmaları
gerekliliğidir. Temel olarak masumiyet karinesi kişilerin suçlu muamelesi
görmemesini hedefler” (AYM Salih Taş [2. B.], B. No: 2019/15835,
11/1/2023, par. 39; Burak Kaçmazer [1. B.], B. No: 2021/29090,
14/5/2025, par. 16). Kararlarda belirtildiği üzere önemli olan husus ilgili
mahkemenin, ceza mahkemesinin kesinleşmeyen mahkumiyet kararında yer alan
ilgili olguları ortaya koyan delilleri bizzat değerlendirerek olguların
gerçekliğine ilişkin kanaatını gerekçeleriyle açıklamasıdır.
3. Memur hukukuna ilişkin olarak iltisak irtibat
iddialarına dayalı uyuşmazlığın çözümü ve olguların tespiti ceza mahkemesinin
değil idare mahkemelerinin görevidir. İdare mahkemeleri bu tür davalarda
irtibat ve iltisak iddiasına dayanak teşkil eden olguların var olup olmadığını
ve böyle bir olgu varsa bunun irtibat ve iltisak bağlantısının kurulması için
yeterli olup olmadığını deliller kapsamında değerlendirmekle görevlidir. Başka
deyişle idare mahkemeleri davaya dayanak olan olguların var olup olmadığına
ilişkin delil değerlendirmesi yapmalı, olgularla ilgili olarak ulaştığı sonucu
delillerle bağlantı kurarak gerekçesinde göstermelidir. Mahkeme ikinci olarak
iddiaya konu olguların varlığını tespit etmişse hukuki nitelendirmeye geçerek
bu olguların irtibat ve iltisakın varlığı için uygun ve yeterli olup olmadığı
konusunda kanaatını gerekçesiyle açıklamalıdır.
4. İncelenen olayda idare mahkemesi kararında terör
örgütüyle irtibat ve iltisakla ilgili olarak olgusal bir inceleme
yapılmamıştır. İdare mahkemesi ceza davasında HAGB kararı ile sonuçlanan ve
hukuki sonuç doğurmaması gereken ve hukuken askıdaki mahkumiyet kararında yer
alan olguların tespitine ilişkin bir paragrafı tırnak içinde alıntılamış,
akabinde ceza mahkemesinin bu tespitleri karşısında olguları var kabul ettiğini
açıklamış ve irtibat ve iltisakın bulunduğu yönünde karar vermiştir.
5. Ceza mahkemelerindeki uyuşmazlıkların konusu, isnat
edilen suçun dayanağı olan vakaların, olguların maddi alemde gerçekten meydana
gelip gelmediğine ilişkin olarak delillerden hareketle bir kanaate varmayı
gerektirir. Bu nedenle ceza mahkemesi delil değerlendirmesi yaparak suça konu
olgunun, vakanın var olduğuna veya gerçekleşmediğine karar verir. Dolayısıyla
idare mahkemesi tarafından ceza mahkemesi olgu tespitinin, ceza mahkemesinin
tespiti olduğuna atıfla benimsenmesi, aslında kesinleşmemiş, hukuken askıda
olan bir mahkumiyet kararından hareketle sonuca gidilmesi anlamına gelir.
Nitekim idare mahkemesinin atıf yaptığı karar örgüt üyeliği suçundan verilen
mahkumiyet kararının sonuçlarının açıklanmasının ertelenmesine ilişkindir.
6. Anayasa Mahkemesi daha önce, disiplin yargılamasında
ceza mahkemesinin kesinleşmeyen mahkumiyet kararına atıf yapılarak gerekçe
oluşturulmasının masumiyet karinesinin birinci boyutunu ihlal ettiğine karar
vermiştir. Kararda yer alan; “…Kararın gerekçesinde; bir yandan kesin bir
mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara
dayanıldığı, bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı
suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği görülmüştür. Bu
durumda kesinleşmeyen mahkûmiyet hükmüne dayanılarak karar verilmesi sebebiyle
başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.” sözleriyle bu durum ifade
edilmiştir. Hatta kararda ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararına atıfla
yetinildiği, ancak bunun disiplin fiiline konu eylemlerin varlığını kabul için
yeterli olmayacağı belirtilerek; “Olaya bakıldığında ise Mahkeme tarafından
ceza yargılaması esas alınmakla birlikte ceza yargılamasında yer alan olgular
irdelenmemiştir. Mahkeme ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgeleri
değerlendirmemiştir.” denilmiş ve ceza mahkemesinde tartışılan olguların ve
delillerinin açıkça idare mahkemesince tartışılması gerektiği ifade
edilmiştir(AYM Burak Kaçmazer, B. No: 2021/29090, 11/1/2023, par. 19, 21).
7. Başvuruya konu olayda ise idare mahkemesi yalnızca
ceza mahkemesi hakiminin delil değerlendirmesiyle birlikte örgüt üyeliği suçu
bağlamında tartıştığı olgusal kanaate atıf yapmış, akabinde ceza mahkemesinin
kararının HAGB ile sonuçlandığına değinmiş ve bu aktardıklarından hareketle
olguların var olduğunu kabul ettiğini açıklamıştır. Şu halde idare mahkemesi
var kabul ettiği olguları hangi deliller kapsamında kabul ettiğini
göstermemiştir. AYM kararlarında belirtildiği üzere olguları ilk elden kendisi
değerlendirmemiş, suçla bağlantı kurulan kesinleşmemiş ceza mahkumiyeti
kararındaki tespiti esas almış, başka deyişle bu atfı ile ceza mahkemesinin örgüt
üyeliğine dair mahkumiyet yönündeki kanaati ile bu şekilde bir bağlantı kurmuş
ve bu hükme (hükme temel alınan olgusal tespite) hukuki sonuç bağlayarak suçun
da oluştuğu gibi bir algıya yol açmıştır. Dolayısıyla kararda kullanılan bu
yöntem ve dil masumiyet karinesinin ihlal edilmesine yol açmıştır.
8. Öte yandan masumiyet karinesine ilişkin ihlali
gidermekle yükümlü olan temyiz dairesi de kararı onarken, ilk derece mahkemesi
gerekçesine atıf yaptıktan sonra “davacının silahlı terör örgütüne üye olma
suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve anılan
hükmün açıklanmasına karar verildiği ve söz konusu kararın kesinleştiği
anlaşılmaktadır.” şeklinde bir değerlendirme yapmıştır. Daire bu ifadesiyle
ceza mahkemesinin kesinleşmeyen mahkumiyet kararıyla ve suçla bağlantı kurmak
suretiyle masumiyet karinesi ihlalini pekiştirmiştir.
9. Özel hayata saygı hakkı yönünden bakıldığında ise
idare mahkemesi, irtibat ve iltisak kavramlarıyla ilgili olguların gerçekliği
konusunda ilk elden delillerle bağlantı kurarak bir değerlendirme yapmamıştır.
Kesinleşmeyen ceza mahkumiyetindeki tespitlere atıfla var kabul ettiği
olguların gerçekliğine hangi delilleri inceleyerek kanaat getirdiğini ortaya
koymamış, bir gerekçe göstermemiştir. Yani AYM kararlarında belirtilen şekilde
delillerle bağlantı kurarak olgularla ilgili bir inceleme yapmamıştır. Bir
mahkeme kararının doğrudan delil incelemesi yapmadan bir olguyu var kabul
etmesi yalnızca, kesinleşen başka bir mahkeme kararındaki olguya dayanılması
durumunda söz konusu olabilir. Fakat henüz kesinleşmemiş ve hukuki sonuç
doğurmayan bir ceza mahkemesinin mahkumiyet kararındaki olgusal tespitini delil
değerlendirmeden kabul etmek, mahkeme kararlarının gerekçeli olması
zorunluluğunu yok saymak anlamına gelir ki bu durum yargılamanın hakkaniyetini
zedeler. Başka deyişle idare mahkemesi başvuruya konu anayasal hakkın
gerektirdiği özenle bir inceleme yapmamış, asgari usuli güvenceleri
sağlayamamıştır. Bu nedenle özel hayata saygı hakkı da ihlal edilmiştir.
|
|
|
|
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna
karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması
(FETÖ/PDY) ile iltisakı ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının;
idari yargı mercilerinin ceza mahkemesi kararına dayanarak davanın reddine
karar verdiği belirtilerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasıyla
yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 15.
maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence
altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine ve masumiyet
karinesine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.
2. Adalet Bakanlığı bünyesinde zabit kâtibi olarak görev
yapan başvurucunun 679 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye ekli (1) sayılı listede ismine yer
verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılması şeklindeki işlemine karşı
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddi üzerine
Ankara 22. İdare Mahkemesine iptal davası açılmış olup bu dava 29/11/2019
tarihinde reddedilmiştir. Karar istinaf (18.03.2021) ve temyiz (14.03.2023)
incelemelerinden de geçerek kesinleşmiştir.
3. Bu arada başvurucu ile ilgili yürütülen ceza
yargılamasında Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuyu 08.05.2018 tarihli
kararla “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme”
suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. İstinaf başvurusu
üzerine ise 11/09/2019 tarihinde Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza
Dairesince Ağır Ceza Mahkemesi kararı kaldırılmış ve başvurucunun silahlı terör
örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılarak FETÖ/PDY'nin yapısı ve
faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve bu suçların failleri ile ilgili
vermiş olduğu bilgiler uyarınca hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak
başvurucunun 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Karar bu şekilde
kesinleşmiştir.
4. Başvurucunun irtibatı ve iltisakı ile ilgili olarak
Ankara 22. İdare Mahkemesi; ceza mahkemelerinde verilen kararlardaki
“mahkumiyet”lere değinmiş, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nin
başvurucu ile ilgili “Dairemizce Delillerin Değerlendirilmesi ve Ulaşılan
Kanaat” başlığı altında yaptığı değerlendirmeden aynen alıntı yapmış ve
buradan hareketle de başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı olduğu
sonucuna ulaşmıştır.
5. Bununla birlikte idari yargı mercilerinin hiçbirisi
başvurucunun hangi somut delillere dayalı biçimde terör örgütü ile irtibatı ve
iltisakı olduğunu değerlendirip bu şekilde sonuca ulaşmış değildir.
6. Mahkememiz çoğunluğu ise başvurucunun devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı
veya iltisakı olduğu hususundaki iddiaları değerlendirirken tamamen ceza mahkemesi
karar gerekçelerine dayanan idari yargı mercilerinin kararlarında bir sorun
görmemiş ve hatta “başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne
alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve
iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili
ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun
gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.” (bkz.: § 107) şeklinde bir
tespite yer vermiştir.
A. Anayasa’nın
20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal iddiası:
7. Başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı
bağlamında Anayasa Mahkemesinin bu bireysel başvuruda yapacağı inceleme, idari
yargı mercilerince somut olgu ve delillere işaret edilerek başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakının bulunup bulunmadığının ne şekilde ortaya
konulduğunu incelemekle sınırlıdır.
8. Dolayısıyla bu aşamada Anayasa Mahkemesinin denetimine
tabi tutulacak husus, idari yargı mercilerinin işlemin iptal talebinin reddine
karar verirken başvurucunun nasıl ve hangi delillere dayalı olarak FETÖ/PDY ile
irtibatı ve iltisakı bulunduğunu ortaya koyan gerekçesidir.
9. Ancak burada önemle vurgulamak gerekir ki başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı bulunduğunu idari yargı mercilerinin bizzat
kendi yaptığı değerlendirmeyle ortaya koyması gerekmektedir. Gerçekleştirilen
bireysel başvuru inceleme sürecinde Anayasa Mahkemesinin ilk elden irtibat ve
iltisakla ilgili değerlendirme yapması mümkün değildir.
10. Zira bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince
somut ihlal iddiaları ile ilgili olarak zaten Anayasa Mahkemesinin ilk elden
bir inceleme yetkisi bulunmamakta olup, bu konudaki yetki idari yargı
mahkemelerinindir.
11. Bilindiği üzere bireysel başvuru sistemi “ikincillik”
esasına dayalı biçimde oluşturulmuş bir hak arama yoludur. Bu sistemde ihlal
iddiaları ilk olarak derece mahkemeleri tarafından incelenip somut olarak bu
mahkemeler tarafından karşılanmalıdır. Anayasa Mahkemesi ise ancak derece mahkemelerinin
kararlarındaki gerekçelerden hareketle inceleme yaparak bu karar
gerekçelerindeki hukuki yaklaşımların hak ihlaline sebebiyet verip vermediğini
değerlendirme yetkisine sahiptir. Bu yönü ile Anayasa Mahkemesinin ilk elden
değerlendirme yapması ve derece mahkemelerinin söylemediğini kendisinin
söylemesi bireysel başvuru sistemindeki ikincillik ilkesinin tersyüz edilmesi
sonucunu doğurur.
12. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da bireysel
başvuru yolunun “ikincil niteliği belirgin” bir hak arama yolu olduğu
vurgulanmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının
öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme
kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin
bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir
(örnek bir karar için bkz.: Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).
13. Bireysel başvuruya konu somut olayların oluşumuna
ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir
(Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). Anayasa
Mahkemesinin doğrudan ilgili bu makamların yerine geçecek şekilde delillerin
değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma
işlemlerini belirlemesinin söz konusu olamayacağı özellikle vurgulanmalıdır. Bu
bağlamda Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin
yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir
(Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185).
14. Dolayısıyla devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğu
gerekçesiyle kamu hizmetinden çıkarılanlarla ilgili yapılan bireysel başvuruda
Anayasa Mahkemesinin yapacağı incelemedeki temel yaklaşım, kamu hizmetinden
çıkarılma şeklindeki tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun
gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda
ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup
konulmadığının irdelenmesi şeklinde olmalıdır (benzer biçimde bkz.: Halit
İnciroğlu [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 146; N.E. [GK], B. No:
2022/62466, 29/5/2025, § 139).
15. Bunun içindir ki başvurucu hakkındaki tedbirin idari
yargı mercilerince verilen kararların gerekçelerinde yer alan tespitler ve
değerlendirmeler dikkate alınarak ne şekilde bireyselleştirildiği Anayasa
Mahkemesinin bireysel başvuru bağlamında yapacağı incelemede önem arz
etmektedir.
16. Anayasa Mahkemesince, başvurucu hakkındaki tedbirin
Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının
ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden
hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatının ciddi, önemli ve
somut olgularla desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun
menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar
tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir (Halit İnciroğlu [GK], §
148). Dolayısıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün
faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal
düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya
koyması gerekmektedir (benzer biçimde bkz.: Halit İnciroğlu [GK], § 155).
17. Özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin
Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında durumun gerektirdiği ölçüde olabilmesi için
FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal
düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin
başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli
gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay ve
olgular, esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek
delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte
olması gerekmektedir. Anılan bu gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının
içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir,
somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur (Halit İnciroğlu [GK], § 151).
18. Bu perspektiften somut uyuşmazlığa bakıldığında
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı bulunduğunun idari yargı
kararlarında ne şekilde ortaya konulduğu önem arz etmektedir. Somut başvuruda
başvurucunun irtibatı ve iltisakı noktasında esas alınan delillerle ilgili
olarak idari yargı mercilerinin kararlarında Anayasa Mahkemesinin aradığı
ölçüde bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmekte olup, mahkemelerin başvurucu
ile ilgili delilleri esas alarak terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı yeterli
ölçüde yorumlayarak ortaya koyabildiklerini söyleyebilmek mümkün değildir.
19. Zira Ankara 22. İdare Mahkemesi “Uyuşmazlık Konusu
Olayın Değerlendirmesi” başlığı altında başvurucu ile ilgili ceza davası
sürecinden detaylıca bahsetmiş ve ardından Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6.
Ceza Dairesinin başvurucu hakkındaki kararından tırnak içinde uzun bir alıntı
yapmıştır. Bu tespitten hemen sonra ise ceza mahkemesi kararındaki aynen
alıntılara atıfla başvurucunun FETÖ/PDY’nin kuruluş amaçlarını, faaliyet ve
eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde örgütün amaçları doğrultusunda
yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arzeden eylem ve faaliyetlerde bulunduğu
sabit olduğundan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
20. Görüldüğü üzere Ankara 22. İdare Mahkemesi somut
olgulara dayalı biçimde irtibat ve iltisak ile ilgili hiçbir değerlendirme
yapmamış, başvurucu ile ilgili ceza davasındaki gerekçeden aynen alıntı yaparak
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
21. Bu nedenle bu başvuru bağlamında Mahkememiz
çoğunluğunun derece mahkemelerinin hiçbir somutlaştırma yapmadığı bir kararda
ihlal bulmaması esasında Anayasa Mahkemesi kararlarında ortaya konulan ve
irtibat ve iltisakla ilgili değerlendirmelerin idari yargı mercilerince somut
olgu ve delillere dayalı biçimde yapılmasını zorunlu gören standart ile de
çelişmektedir.
22. Dolayısıyla burada çoğunluk kararında yapıldığı gibi
irtibat ve iltisak ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin idari yargı
mercilerinin yapması gerekeni ilk elden değerlendirme yaparak gerçekleştirmesi
bireysel başvuru inceleme yöntemi bağlamında sorunludur.
23. Esasında gerek idari yargı mercilerinin ve gerekse
bireysel başvuru inceleme sürecinde Anayasa Mahkemesinin FETÖ/PDY ile irtibat
ve iltisak konusunda ne derece sorunlu bir yaklaşım içerisinde konuyu ele almış
oldukları Mahkememiz çoğunluk kararındaki sadece şu paragrafa bakıldığında bile
çok net biçimde gözler önüne serilmektedir:
“Somut olayda, İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde
yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkmış olan eylemlerin ifade
sahiplerinin beyanları bağlamında Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alan
tespitlerle somutlaştığı görülmektedir (bkz. §§ 17, 23). Buna göre başvurucunun
sohbet adı verilen örgütsel toplantılara katıldığına ilişkin S.U.nun beyanları,
bu toplantıları organize ederek başkalarının da katılımını sağladığına dair
N.K.K., N.A.Y., H.T. ve E.A.nın ifadeleri bu tespitin ortaya çıkmasını
sağlamıştır. Bunun yanında Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer aldığı üzere
iki gizli tanığın başvurucunun abla olarak görev yaptığına ve himmet adı
altında örgüte yardım topladığı hususundaki beyanlarına ilişkin tespit de yer
almaktadır. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarla ortaya çıkan
tespitlerin tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak
bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi,
önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi kabul
edilebilir.” (bkz.: § 104).
24. Tekraren vurgulamak gerekir ki aynen alıntı yapılan
paragraftaki hiçbir husus somut bir olgu veya delil olarak ele alınıp idari
yargı kararlarında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaka etkisi yönü ile ilk elden
değerlendirilmiş değildir. Bu hususlar tamamen ceza mahkemesi kararında yer
almakta olup oradan aynen alıntı ile idare mahkemesi kararına aktarılmışlardır.
25. Oysa burada idari yargı mercileri irtibat ve
iltisakla ilgili değerlendirmelerini somut olgu ve delillere dayalı biçimde ve
süreçte başvurucuya adil yargılanma hakkı bağlamındaki güvenceleri de sağlayarak
ve tamamen kendi yorumlamalarına dayalı biçimde gerçekleştirmeleri gerekirdi.
Ancak bu biçimdeki bir yorumlamaya dayalı bir red kararı üzerine yapılan bir
bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi içtihadı bağlamında aranan standart
karşılanmış olacaktır.
26. Yukarıda sıralanan gerekçelerle eldeki bireysel
başvuruda idari yargı mercilerinin somut olgu ve delilleri hiçbir şekilde
değerlendirmeden tamamen ceza mahkemesi kararlarından aynen alıntılarla
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının bulunduğu gerekçesiyle kamu
hizmetinden çıkarılması biçimindeki işleme ilişkin iptal talebinin reddi
sonucuna ulaşması, başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına
alınan özel hayatına saygı hakkını ihlal etmektedir.
B. Anayasa’nın
38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine ilişkin ihlal
iddiası:
27. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Suçluluğu
hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” hükmünde karşılığını
bulan masumiyet karinesi, kişiler için esasında olağanüstü yönetim usullerinden
birinin yürürlükte olduğu dönemlerde dahi hiçbir şekilde dokunulamayacak
açıklıkta bir güvencedir. Zira temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının
durdurulması başlıklı Anayasa’nın 15. maddesinin üçüncü fıkrasındaki sert
çekirdekli haklar arasında “Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar
kimse suçlu sayılamaz” şeklinde masumiyet karinesine de yer verilerek bu
güvencenin olağanüstü dönemlerde de mutlak biçimde korunması öngörülmüştür.
28. Bu nitelikte mutlak bir hak olan masumiyet karinesi
gereğince bir kişinin suçluluğu mutlaka bu kişi hakkında verilmiş olan ve
kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayandırılmalıdır. Dolayısıyla kesinleşmiş bir
ceza mahkemesi kararı olmadığı sürece bir kişinin suçlu muamelesi görmesi
masumiyet karinesini ihlal edecektir.
29. Anayasa Mahkemesinin bir kararında ifade ettiği gibi;
“Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan ‘suçsuzluk karinesi’, hakkında suç
isnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair
kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve
hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır. Suçsuzluk karinesi
uyarınca, bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında ceza
hukukunun alanına giren yaptırımların uygulanabilmesi, kesin hükümle mahkûm
olmasına bağlıdır” (E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013).
30. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu
sayılamayacağını ifade eden ve aynı zamanda adil yargılanma hakkının bir unsuru
olan masumiyet karinesinin Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla ifade
edildiği üzere iki önemli yönü bulunmaktadır.
31. Masumiyet karinesi bağlamında kişiye sağlanan iki
güvenceden herhangi birine uyulmaması durumunda masumiyet karinesinin ihlali
gündeme gelmektedir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde de bu
hususlara bağlı biçimde denetim yaparak sonuca ulaşmaktadır.
32. Bu bağlamda sağlanan ilk güvence, kişi hakkındaki
ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen süreç boyunca kişinin suçluluğu ve
eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklamaktadır.
Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle
sınırlı olmayıp aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve
kararlarında suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde
ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle de sadece
suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş
zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk,
disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin,
B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).
33. Masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerden
ikincisi ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğu
aşamadan sonra devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren
suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını ve kamu
makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem
ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirmektedir (Galip Şahin, § 40). Dolayısıyla
bu bağlamda kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile suçluluğu sabit olmayan bir kişi
hakkında kamusal yetki kullanan organların yaklaşımı ve bu kişi ile ilgili
kullandıkları dil fevkalade önem arz etmektedir.
34. Bu temel ilkeler çerçevesinde somut bireysel
başvuruya bakıldığında burada masumiyet karinesinin iki güvencesinin de ihlal
edildiği görülmektedir.
35. Yukarıda da kısaca belirtildiği üzere başvuru
hakkında yürütülen ceza yargılamasında Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi terör
örgütüne yardım suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Erzurum Bölge Adliye
Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ise bu cezayı kaldırıp etkin pişmanlık hükümlerini
devreye sokarak terör örgütüne üye olma suçundan iki yılın altında bir ceza
vererek bu ceza ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar
vermiştir.
36. Eldeki başvuruda masumiyet karinesinin birinci
güvencesi yönü ile ihlal, idari yargı merciinin karar gerekçesinde başvurucunun
mahkum edildiğine yer verilmesinden kaynaklanmaktadır. Ankara 22. İdare
Mahkemesi “Nitekim davacı, ceza mahkemesinde ‘FETÖ/PDY silahlı terör
örgütüne üye olma’ suçundan hapis cezası ile cezalandırılmıştır” şeklindeki
bir ifadeye yer vermiştir. Oysa burada Bölge Adliye Mahkemesince başvurucu
hakkında verilen mahkumiyet sonrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilmiştir. Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231.
maddesinin (5) nolu fıkrasında da açıkça belirtildiği üzere hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç
doğurmamasını ifade etmektedir.
37. Ek olarak, İdare Mahkemesi kararının temyiz
incelemesini gerçekleştiren Danıştay 5. Dairesi kararında da başvurucunun
temyiz talebi reddedilirken “Öte yandan, dava dosyasında yer alan belgeler ve
UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacının ‘silahlı terör örgütüne üye olma’
suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezası ile cezalandırılmasına ve anılan
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve itiraz edilmemesi
üzerine söz konusu cezanın kesinleştiği anlaşılmaktadır” şeklinde bir
değerlendirmeye yer verilmektedir.
38. Gerek Ankara 22. İdare Mahkemesi ve gerekse Danıştay
5. Dairesi kararındaki bu ifadeler esasında bu kişinin cezai anlamda bir
mahkumiyet aldığı ve dolayısıyla suçluluğunun sabit olduğu şeklinde bir muamele
olarak görülmektedir. Oysa Anayasa Mahkemesinin yukarıda zikredilen kararında
da ifade edildiği üzere masumiyet karinesinin birinci güvencesinin kapsamı
sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı olmayıp aynı zamanda diğer
tüm idari ve adli makamların işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda
bulunulmamasını gerekli kılmaktadır.
39. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması
kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki
süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin
ihlali söz konusu olabilir (benzer yönde bkz.: Galip Şahin, B. No: 2015/6075,
11/6/2018, § 39).
40. İşte bu nedenle mevcut bireysel başvuruda masumiyet
karinesinin birinci güvencesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmak gerekir.
41. Eldeki bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun
kamu görevinden çıkarılması ile ilgili işlemin iptal istemi reddedilirken
Ankara 22. İdare Mahkemesince kullanılan dil de masumiyet karinesinin ikinci
güvencesini açıkça ihlal etmektedir. Zira başvurucu hakkında nihai olarak ceza
yargılamasında mahkumiyet dışında bir hüküm kurulmuş olmasına rağmen İdare
Mahkemesi kararında somut olgu ve delillerden hareketle değil Bölge Adliye
Mahkemesi kararından aynen faydalanılarak sonuca ulaşılmıştır.
42. Dolayısıyla bu aşamada özensiz bir dil kullanılmış ve
böylece İdare Mahkemesi bir kamu makamı olarak toplum nezdinde başvurucunun
suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmadan karar
gerekçesini oluşturmuştur (benzer biçimde bkz.: Galip Şahin, § 40).
43. Oysa burada idari yargı mercilerinin masumiyet
karinesinin ikinci güvencesini ihlal etmemek için hiçbir şekilde ceza mahkemesi
kararındaki gerekçeye atıf yapmaksızın eldeki somut olgu ve delillerden
hareketle irtibat ve iltisakla ilgili değerlendirme yaparak sonuca ulaşması
gerekirdi. Bu nedenle somut başvuruda idari yargı mercilerinin kullandığı
özensiz dil başvurucunun masumiyet karinesinin ikinci güvencesini de ihlal
etmektedir.
44. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle
başvurucunun Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde
Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ve
Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal
edildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun
görüşüne katılmamaktayım.
KARŞIOY
1. Anayasa Mahkemesi 2023/46215 esas sayılı dosyada,
sayın çoğunluk başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmiştir.
2. Aşağıda açıkladığım sebeplerle sayın çoğunluğun
görüşüne katılmadım.
3. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında
özetlenmiştir.
4. 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin olay ve olgular
Fetö terör örgütüne yönelik kamu organlarının aldığı kararlar mahkemenin
gerekçeli kararında ayrıntılı olarak belirtilmiştir.
5. Başvurucu Adalet Bakanlığı Personeli olarak görev
yapmaktayken Fetö terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle
memuriyetten çıkarılmıştır. Başvurucunun ihracına gerekçe olarak, ceza
yargılamasında sırasında aldığı mahkumiyet hükmü esas alınmıştır. Başvurucuya
örgüt üyeliği suçundan etkin pişmanlık göstermesi nedeniyle bir yıl on ay on
beş gün hapis cezası verilmiştir. ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Bu
hüküm nedeniyle iltisak ve irtibatın bulunduğu kabul edilmiştir. Anayasa
Mahkemesince, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının Fetö/Pdy ile iltisak
ve irtibatın bulunması nedeniyle ortadan kalkmış olan Anayasal düzene sadakat
bağının tekrar kurulduğu anlamına gelmeyeceğini OHAL koşullarında tesis edilen
işlemin kamusal makamların keyfi bir yaklaşım içinde olmadığı ve ölçülü olduğu
kabul etmiştir.
6. Başvurucunun etkin pişmanlık hükümlerinden
yararlandığı Fetö/Pdy hakkında kamu makamlarına bilgi verdiği bu bilgiler
sonucu örgüte mensup başka kişilerle ilgili adli ve idari süreçlerin
yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
7. Başvurucunun etkin pişmanlık hükümlerinden
yararlanmasından sonra sadakat bağının kurulmadığının kabulü Anayasallık
açısından doğru bir yaklaşım değildir. Mahkemece başvurucunun durumu bu
yönleriyle tartışılmalı ve sonuca ulaşılmalıdır.
8. Öncelikle, FETÖ/PDY’nin yargı kararlarına da yansıyan
ve Mahkememizce de kabul edildiği üzere bir eğitim ve sosyal gönüllülük, dini
bir yapılanma hareketi olarak ortaya çıktığı, daha sonrasında kriminalize
olarak gerçek amacını ortaya koyduğu, hukuk dışı faaliyetler gerçekleştirmeye
ve anayasal düzeni ortadan kaldırma gayesini taşıdığını izhar etmeye başladığı
anlaşılmaktadır (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024).
9. Söz konusu durum, suç ve cezada kanunilik ilkesi
gereğince başvurucuların, örgütün illegal amacını ortaya çıkaran olgusal
durumlar ile Milli Güvenlik Kurulu kararları sonrasında gerçekleştirilen eylem
ve işlemlerin kişilerin FETÖ ile bağlantısı açısından dikkate alınması, bu
eylemlerin ortaya konulmasında ve değerlendirilmesinde, örgütün yapısının ve
perdelemesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir (Bilal
Celalettin Şaşmaz, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 11-13).
10. Mahkememize göre, Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan
ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması
veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve
bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde
bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre
tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması
amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli
olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı
ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz
etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (N. E. [GK], B. No: 2022/62466,
29/5/2025, § 124;A. S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 126; Halit
İnciroğlu[GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 131).
11. Başvurucunun hukuki durumunun netleştirilebilmesi
için TCK’da yer alan etkin pişmanlık müessesesinin açıklanması gerekmektedir.
12. Etkin pişmanlık, doktrinde uygulamada faal nedamet,
aktif pişmanlık, eylemli pişmanlık gibi isimlerle de nitelendirilmelidir. İzzet
Özgenç’e göre; suçun icra hareketlerinin yararlanmasından sonra failin
neticenin meydana gelmesinin önlemesi anlamına gelmektedir. (İzzet Özgenç Türk
Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Bası, Ankara Seçkin Yayınları 2014 syf 476.)
Hukuki niteliği itibariyle cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını
gerektiren şahsi sebeplerden olan etkin pişmanlık gönüllü vazgeçmenin
tamamlanmış suçlardaki görünümü olarak ortaya çıkmaktadır. (Mahmut Koca, İlhan
Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara Seçkin Yayınları, syf 385.)
13. Türk Ceza Kanunun 221. Maddesinde etkin pişmanlık
düzenlenmiştir. Madde hükmü şu şekildedir: : (1) Suç işlemek amacıyla örgüt
kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda
suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını
sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Örgüt
üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak
etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi
halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde
herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin,
pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını
sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (4) Suç
işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla
birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden
kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde
işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek
veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri
yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada
üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır. (5) Etkin pişmanlıktan yararlanan
kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.
Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir. (6) (Ek:
6/12/2006 – 5560/8 md.) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri
birden fazla uygulanmaz.
14. Etkin pişmanlık ile ilgili maddenin gerekçesi şu
şekildedir: “Madde metninde, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya
bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili olarak etkin pişmanlık
hâli düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada, örgüt kurucu veya yöneticileri ile
ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; suç işlemek amacıyla
örgüt kurmak veya yönetmek dolayısıyla haklarında soruşturmaya başlanmadan ve
örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği
bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye
olan kişilerle ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Örgüt üyesinin,
etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmesi için, örgütün faaliyeti çerçevesinde
herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması ve ayrıca, gönüllü olarak
örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu koşulların
gerçekleşmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu koşullar
gerçekleştikten sonra, kişi hakkında örgüt üyesi olmaktan dolayı soruşturma
başlatılmış olmasının veya örgütün faaliyeti çerçevesinde başkaları tarafından
suç işlenmiş olmasının, etkin pişmanlıktan yararlanma açısından bir önemi
bulunmamaktadır.
Üçüncü fıkrada ise, yakalanan örgüt üyesi ile ilgili
etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Yakalanmış olmasına rağmen, bu fıkrada
belirlenen şartların gerçekleşmesi hâlinde örgüt üyesi cezalandırılmayacaktır.
Bu şartlardan birisi, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun
işlenişine iştirak etmemiş olmak; diğeri ise, örgütün dağılmasını veya
mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermiş olmaktır. Verilen
bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya
elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir.
15. Kişi, suç işlemek için kurulmuş olan örgütün
kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma
itibarıyla dağılmasını sağlama imkanından yoksun olabilir. Bu durumda bile, söz
konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan
yararlanması sağlanabilmelidir. Bu düşüncelerle maddenin dördüncü fıkrası
düzenlenmiştir. Buna göre, suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya
örgüte üye olan kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve
faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında
örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya
hükmolunmayacaktır.
16. Kurucu, yönetici veya üyenin, örgütün yapısı ve
faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri yakalandıktan sonra
vermesi hâlinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı
hakkında verilecek cezada belli oranda indirim yapılması kabul edilmiştir.
17. Terör örgütleriyle etkin mücadelede terör
örgütlerinin insan kaynağının kurutulması önemlidir. Alınacak tedbirlerle
örgütlerin etkisizleştirilmeleri terör eylemlerinin aydınlatılması gelecekte
işlenebilecek suçların engellenebilmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar
topluma kazandırılması bakımından etkin pişmanlık müessesesi önemli bir
kurumdur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun çok sayıda kararı bulunmakla beraber
2/7/2019 tarihli 2019/9 2019/514 sayılı kararında ; - Bu müessese terör
örgütleriyle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı,
örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan
da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren
failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları
topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa
çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlenmeyi de amaçlamaktadır.
(Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.07.2019 tarihli ve 2019/9.MD-312-2019/514
sayılı kararı) 8- Yargısal uygulamalar ve doktrindeki görüşler dikkate
alındığında “etkin pişmanlık” düzenlemesi yapan yasaların, bir af yasası
olmayıp terör örgütü mensubu olan sanıkların topluma kazandırılabilmesinin
yanında esasen terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, örgütün
etkisizleştirilip ortadan kaldırılması ve işlenen suçların aydınlatılabilmesi
amacına yönelik düzenlemeler olduğu görülmektedir. 9- Etkin pişmanlık
hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından
stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan
örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek,
mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve
işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak yeniden topluma
kazandırmaktır.
18. Başvurucunun etkin pişmanlık hükümlerinden
yararlandığı mahkeme kararı ile sabittir. Başvurucunun yargılandığı dava
dosyasında, örgüte ilişkin bilgiler verdiği, örgüt elemanlarının ortaya
çıkarılması konusunda kamu otoritelerine yardımcı olduğu, örgütün dağılmasına
katkı sunduğu kesinleşen yargı kararı ile sabittir. Örgüt ile mücadelede
arındırma süreçleri kamuda bulunanlarının ve kamuda görev yapanların kamu ile
bağının kesilmesi önemli mücadele araçlarından biridir. Nitekim kanun koyucu
somut başvurucuya da uygulanan yöntemle iltisak ve irtibat düzeyindeki örgütsel
bağlarını da yeterli görerek iltisak ve irtibatları tespit edilen kamu
görevlilerine ilişkin arındırma süreçlerini işletmiştir. Etkin pişmanlıktan
yararlanan örgüt mensuplarının örgüt ile bağı, kendi beyanları ve yargı
kararları ile sabit hale gelmektedir. Ancak etkin pişmanlıktan yararlanan
bireylerin örgütile ilgili verdikleri bilgilerin örgütün dağılmasına katkı
sağladığı, tespit edilemeyen örgüt mensuplarının tespitine katkı sağladığı
açıktır.Bu bireylerin örgüt ile bağlarını kestikleri ve iradelerini ortaya
koydukları yargı kararları ile belirlenmektedir. Anayasal prensiplere ve
sadakat bağı tesisi ile harekete geçtikleri örgütü karşılarına aldıkları
verdikleri bilgilerle adli ve idari süreçlere katkı sundukları açıktır.Bu
durumda olan kişilerle örgüt üyesi olan kişilerle aynı yaptırıma maruz
bırakılmaları Anayasallık anlamında hukuk devleti ilkesi ve eşitlik ilkesine
memuriyetle bağının kesilmesi nedeniyle de özel hayata saygı hakkına aykırı
düşecektir.
19. 679 sayılı KHK ve 685 sayılı KHK’larla arındırma
süreçleri kamuda yapılmıştır. Mevcut düzenlemelerde etkin pişmanlıktan
yararlanan kişilerin konumuna ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. KHK’larla
ihraç edilenlerin bir daha kamu görevine giremeyecekleri de düzenlenmiştir. Kişilerin
bir daha kamu görevine giremeyecekleri hususu göz önüne alındığında müdahalenin
orantılı olup olmadığı da incelenmelidir. Kural düzenlenirken etkin pişmanlıkta
bulunanlarının durumu düzenlenmemiştir. Etkin pişmanlık gösteren kamu
görevlileri arasında üstün kamu gücü kullanıp kullanmadığı gibi bir ayrım
yapılmamıştır, görev ayrımı yapılmamıştır. Bu durumlar söz konusu düzenlemenin
orantılı olmadığını ortaya koymaktadır.
20. Somut olayda da olduğu gibi örgütü karşısına alıp
etkin pişmanlık gösteren şahısların, kurulan yeni sadakat bağının bir daha
kamuya giremeyeceği göz önüne alındığında önemsizleştireceği görülmelidir. Bu
durum etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı düşünen kişileri de
etkileyeceği açıktır. Kural mevcut haliyle durumu engelleyici düzenlemelerde
içermemektedir. Ölçülülük bağlamında belirtilen Anayasallık sorunu bulunan
kuraldan kaynaklandığı anlaşıldığından Anayasa Mahkemesinin Hulusi Yılmaz
kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde ihlal kararı verip sonuca ulaşması
gerekirken ihlal olmadığı sonucuna ulaşması nedeniyle sayın çoğunluğun görüşüne
katılmadım.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının;
idari yargı mercilerinin ceza mahkemesi kararına dayanarak davanın reddine
karar verdiği belirtilerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun özel hayata saygı
hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ve bu nedenle ihlal bulunmadığı, masumiyet karinesinin
ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle
kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu
sonuca iştirak edilmemiştir.
3. Başvurucu, zabıt kâtibi olarak görev yaparken 679
sayılı KHK ile FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden
çıkarılmıştır. OHAL Komisyonu başvuruyu, başvurucu hakkında yürütülen ceza
davasındaki örgüt bağlantısı tespitlerine dayanarak reddetmiştir.
4. Başvurucu idari yargıda işlemin iptalini istemiş;
delil olmadığını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İdare
ise sohbet toplantılarına katılma, “abla”lık yapma, himmet/kurban toplama gibi
eylemleri vurgulamıştır.
5. İdare Mahkemesi, ceza mahkemesi bulguları ve tanık
anlatımlarına dayanarak davayı reddetmiştir. İstinaf ve temyiz mercileri bu
kararı hukuka uygun bularak onamıştır. Ceza yargılamasında da başvurucu
hakkında örgüt üyeliği suçundan etkin pişmanlık uygulanarak verilen HAGB kararı
2019’da kesinleşmiştir.
6. İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan Bölge
Adliye Mahkemesi kararından aktarılan kısım şöyledir: "Davacının
'FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan dolayı yeniden yapılan
yargılamaya ilişkin Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 11/09/2019
tarihli ve E:2018/1520, K:2019/1174 sayılı dosyasında: '....sanığın
aşamalardaki kısmen ikrar içeren beyanları, FETÖ içerisinde "abla"
olarak faaliyet yürüttüğü ve himmet topladığına ilişkin gizli tanıklar Vatan ve
Hakikat'in anlatımları, 2016 yılına kadar sohbet adı verilen toplantılara
katıldığına ilişkin tanık [S.U.]nun aşamalardaki ifadeleri, sohbet adı verilen
toplantıları toplantıları organize ederek başkalarının da katılımını
sağladığına dair tanıklar [N.K.K.], [N.A.Y.], [H.T.] ve [E.A.]nın ile tüm dosya
kapsamına göre, zabıt katibi olarak görev yapan sanığın FETÖ içerisinde yer
alarak, bu yapının bir terör örgütü olduğunun devletin yetkili makamlarınca
ilan edildiği dönem sonrasında bile sohbet adı verilen toplantılara ısrarla
katıldığı ve başkalarının da katılımını sağladığı, örgüt içerisinde
"abla" olarak görev aldığı ve himmet topladığı, sanık hakkındaki
soruşturmanın başladığı andan itibaren FETÖ'nün sohbet adı altındaki
toplantılarına katıldığı ve başkalarını da çağırdığını ifade ederek kendisi
gibi bu yapıyla ilişkili olduğunu bildiği kişilerin isimlerini bildirdiği ve
etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyleyen sanığın,
duruşmada da bu beyanlarını tekrar ederek pişmanlığını dile getirdiği,
söylediği kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar yürütüldüğü gibi sanığın
da Mahkemelerde tanıklık yaptığı anlaşılmıştır....' şeklinde tespitlere yer
verildiği görülmektedir."
7. Bölge İdare Mahkemesi“… Ankara 22. İdare
Mahkemesince verilen 29/11/2019 tarihli ve E:2018/4844, K:2019/3769 sayılı
karar usul ve hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden
bulunmadığından, istinaf isteminin reddine…” şeklinde kısa bir karar
vermiştir.
8. Yapılan temyiz başvurusu sonucunda Danıştay 5.
Dairesi; “Öte yandan, dava dosyasında yer alan belgeler ve UYAP kayıtlarının
incelenmesinden; davacınun “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunu işlediği
gerekçesiyle hapis cezası ile cezalandırılmasına ve anılan hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve itiraz edilememesi üzerine
söz konusu cezanın kesinleştiği anlaşılmaktadır…”
9. Başvurucunun meslekten çıkarılması ve süresiz biçimde
kamu görevinden yasaklanması, sadece kamu hukuku statüsüne ilişkin teknik bir
tasarruf olmayıp kişinin tüm yaşamını, mesleki kariyerini, geleceğe ilişkin
beklentilerini ve toplum içindeki itibarını derinden etkileyen ağır bir
müdahaledir. Anayasa Mahkemesinin ve AİHM’in yerleşik içtihadı uyarınca mesleki
konuma ağır ve kalıcı etkide bulunan böyle tedbirler, Anayasa’nın 20. maddesi
ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’sinin 8. maddesi kapsamında özel hayata saygı
hakkına müdahale teşkil etmektedir.
10. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında FETÖ/PDY
kaynaklı tehdidin ağırlığı, olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesini
zorunlu kılmış; Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere daha
geniş müdahalelere belirli koşullar altında izin verilmiştir. Bu noktada
çoğunluğun tehdit ve tehlikenin niteliğine ilişkin tespitlerine katılıyorum. Ne
var ki Anayasa’nın 15. maddesi, olağanüstü dönemde alınan her tedbiri peşinen
meşru kılan bir “genel muafiyet” hükmü olmayıp, müdahalelerin “durumun
gerektirdiği ölçüde” olup olmadığının somut olay bağlamında, kişi yönünden ve
alınan tedbirin niteliği dikkate alınarak incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
11. Çoğunluk kararında da ayrıntılı biçimde açıklandığı
üzere Anayasa’nın 15. maddesi bağlamında ölçülülük; tedbirin (i) olağanüstü
durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, (ii) bu amaç
için gerekli ve (iii) amaçla birey üzerinde doğurduğu külfet arasında orantılı
olmasını gerektirir. Tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı da bu
değerlendirmenin vazgeçilmez unsurlarıdır.
12. Somut olayda başvurucu, zabıt kâtibi olarak görev
yapmakta iken FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu
görevinden çıkarılmış ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere
süresiz biçimde yasaklanmıştır. Tedbirin kapsamı, sadece belirli bir görevden
alınmayı değil, başvurucunun tüm kamu kurumlarıyla mesleki bağının kalıcı
olarak koparılmasını içermektedir. Bu yönüyle tedbir son derece ağırdır;
başvurucunun mesleki kimliğini, ekonomik varlığını ve toplum içindeki
saygınlığını doğrudan etkilemektedir.
13. Çoğunluk, başvurucunun teorik olarak özel sektörde
çalışmasının engellenmediğini belirterek tedbirin ağırlığını hafif olarak
değerlendirmektedir. Oysa karşılaşılan maddi gerçeklik bundan farklıdır.
Başvurucunun isminin ve geçmişteki kamu görevinin, FETÖ/PDY ile irtibat ve
iltisak bulunduğu yönündeki iddialarla birlikte resmî ve yargısal belgelere
yansıması, fiilen tüm mesleki alanlarda kişiyi damgalayan kalıcı bir etki
doğurmaktadır. Bu damgalama, kişinin sadece kamu hizmetinde değil, özel
sektörde de istihdam edilmesini ciddi biçimde zorlaştırmakta; aile çevresi,
sosyal ilişkileri ve kişisel itibarı bakımından ağır bir yük oluşturmakta,
böylece özel hayatının tüm boyutlarını etkilemektedir.
14. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi
Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
15. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik
Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu
görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandır nitelikte olması
gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması
gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik
anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde
hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı
hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır.
16. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın,
işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı
olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve
böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini
açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de
usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının
doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir. Fakat AİHM, söz konusu iş
sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu
olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır
(Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına
yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu
değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını
incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
17. Bu bağlamda AİHM işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin
açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla
birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve
bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri
olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması
emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak
mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu,
başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye
karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229)
18. Pişkin/Türkiye kararında vurgulanan ölçütler,
somut başvuru bakımından da yol göstericidir. Zira her iki olayda da kişilerin
hayatlarının merkezinde bulunan kamu görevlerine, FETÖ/PDY ile bağlantı
iddiasına dayalı olarak son verilmiş; ancak bu iddiaları somutlaştıran bilgi ve
olgular yeterince ortaya konulmadan ve yargısal denetim asgari düzeyi dahi
sağlayacak ölçüde yapılmadan sonuca ulaşılmıştır.
19. Çoğunluk kararında, yer verilen tespitlerin “ceza
hukuku anlamında suça işaret etmediği” ileri sürülmüş ise de somut
olayda kullanılan dilin objektif anlamı buna izin vermemektedir. Mahkeme
kararı, başvurucunun örgütsel rolleri bulunduğunu, suç teşkil eden fiilleri
işlediğini, örgüt içi pozisyon aldığını ve diğer kişileri yönlendirdiğini
açıkça ifade etmektedir. Bu ifadeler, ceza mahkemelerinin ulaştığı ve kesinleşmiş
bir mahkûmiyetle sonuçlanan bulgular değildir; buna rağmen idari yargı kararına
“olgusal gerçeklik” gibi yansıtılmıştır.
20. Nitekim AYM’nin Kürşat Eyol ([2. B.], B. No:
2012/665, 13/6/2013, § 26), Galip Şahin ([1. B.], B. No: 2015/6075,
11/6/2018, § 47), kararlarında; ceza süreci kesinleşmeden kişiye suçlu
muamelesi yapılmasının, hatta bu yönde ima ve dil kullanımının dahi masumiyet
karinesini ihlal ettiği açıkça vurgulanmıştır. Mevcut olayda ise sadece ima
değil, açık bir “suç isnadının doğrulanması” söz konusudur.
21. Bu dosyada çoğunluk, başvurucunun FETÖ/PDY ile
iltisak ve irtibatının; sohbet adı verilen örgütsel toplantılara katıldığı ve
bu toplantıları organize ettiği yönündeki bazı beyanlara, ayrıca başvurucunun
“abla” sıfatıyla faaliyet yürüttüğü ve himmet topladığına ilişkin gizli tanık
anlatımlarına dayandığını kabul etmektedir. Ne var ki söz konusu beyanların
nasıl elde edildiği, iç tutarlılıkları, birbirleriyle ve diğer maddi delillerle
ilişkileri yeterli ölçüde sorgulanmamış; başvurucunun karşı delil sunma ve
iddialarını etkili şekilde tartıştırma imkânı pratikte önemli ölçüde
sınırlandırılmıştır.
22. İdare Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi
kararlarında kullanılan dil, bu beyanları birer “iddia” olmaktan çıkarıp “sabit
olgu” hâline getirmektedir. Başvurucunun FETÖ/PDY içerisinde “abla” konumunda
bulunduğu, sohbet toplantılarını organize ettiği ve himmet topladığı; adeta
ceza mahkemelerince verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü varmışçasına
ifade edilmektedir. Oysa başvurucu hakkındaki ceza yargılaması HAGB ile
sonuçlanmış olup masumiyet karinesi devam etmektedir.
23. Ayrıca Danıştay 5. Dairesi kararında; “Öte yandan,
dava dosyasında yer alan belgeler ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden;
davacının ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçunu işlediği gerekçesiyle hapis
cezası ile cezalandırılmasına ve anılan hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verildiği ve itiraz edilememesi üzerine söz konusu cezanın
kesinleştiği anlaşılmaktadır…” denilmiştir. Oysa kesinleşen bir ceza hükmü
değil, bir HAGB kararıdır. Ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı, kanunen hiçbir şekilde mahkûmiyet hükmünün doğurduğu
sonuçları doğurmaz; hukuken mahkûmiyet sayılamayacağı gibi “kesinleşmiş ceza”
olarak nitelendirilemez.
24. Çoğunluk, Danıştay kararındaki söz konusu yanlış
değerlendirmenin başvuruya konu edilmediğini belirterek masumiyet karinesi
yönünden dikkate alınamayacağını ifade etmektedir. Oysa masumiyet karinesinin
ihlal edildiğinin tespiti için, mahkemelerin kesin hüküm varmış gibi bir dil
kullanmaları tek başına yeterlidir; bu hususun başvurucu tarafından ayrıca ve
açıkça bir ihlal iddiası olarak formüle edilmesi zorunlu değildir. Zira
masumiyet karinesi, yargı mercilerinin kullandıkları dilin niteliği ve değerlendirme
tarzı üzerinden doğrudan etkilenen bir güvencedir.
25. Nitekim başvurucu, idari makamların ve İdare
Mahkemesinin; ceza yargılaması sonucunda verilen hükmün açıklanmasının geri
bırakılması (HAGB) kararını ve ceza dosyasındaki tanık/gizli tanık anlatımlarını
kişinin suçlu olduğu yönünde kesin bir kabulün temeli olarak kullandığını, bu
nedenle masumiyet karinesinin açıkça ihlal edildiğini açık biçimde ileri
sürmüştür. Bölge İdare Mahkemesi ile Danıştay da ilk derece mahkemesindeki bu
kabule atfen karar vermiştir. Başvurucunun bu noktada, ayrıca ve hasseten
Danıştay kararının masumiyet karinesini ihlal ettiğini belirtmesine gerek
yoktur.
26. Kaldı ki ikincillik ilkesi, Anayasa Mahkemesinin
derece mahkemelerinin eksik veya hatalı gerekçelerini “tamamlamak”, “yeni bir
gerekçe kurmak” veya onların yaptığı yanlış değerlendirmeleri anayasal
denetimden muaf tutmak üzerine kurulmuş bir ilke değildir. Aksine bu Mahkeme,
derece mahkemelerinin kararlarını Anayasa’nın temel hak ve özgürlükler
bakımından öngördüğü standartlar çerçevesinde denetlemekle yükümlüdür.
Dolayısıyla derece mahkemelerinin masumiyet karinesini zedeleyen
değerlendirmeleri, “başvuruda ayrıca belirtilmediği” gerekçesiyle göz ardı
edilemez.
27. Danıştay kararında HAGB kararının “kesinleşmiş ceza” gibi
değerlendirilmesi ve idare mahkemelerinin de bu nitelemeye yaslanarak
başvurucuyu fiilen suçlu gibi gösteren bir dil kullanması; masumiyet karinesini
zedeleyen başlı başına bir sorundur. Bu husus çoğunluk tarafından göz ardı
edilmiş, başvurucunun temel güvencelerinden biri olan masumiyet karinesi
yönünden anayasal denetim gereği gibi yapılmamıştır.
28. Üstelik ilk derece mahkemesinin kararının 8.
sayfasında ceza davasındaki tespitler aynen alıntılandıktan sonra kendi
değerlendirmesi olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “Söz konusu tespitlerin
değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY'nın kuruluş amaçlarını, faaliyet ve
eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde örgütün amaçları doğrultusunda
yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arzeden eylem ve faaliyetlerde bulunduğu
sabit olduğundan yukarıda açıklandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının
olduğu açıktır.”.Her ne kadar cümlenin sonunda irtibat ve iltisaktan söz
edilmişse de bir terör örgütüne yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arz eden
eylemlerin bulunduğunun söylenmesi üyelik anlamına gelir. Buna göre mahkeme,
ceza davası herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı düzenlenmiş olan HAGB ile
sonuçlanmasına rağmen bu kararı hükme esas almış ve açıkça başvurucunun terör
örgütü üyesi olduğu anlamına gelebilecek ifadeler kullanarak masumiyet
karinesini zedelemiştir.
29. Masumiyet karinesinin bu şekilde ihlal edilmesi, özel
hayata saygı hakkına ilişkin değerlendirmede göz ardı edilemeyecek temel bir
unsurdur. Zira kişinin kamu görevinden süresiz biçimde çıkarılması ve tüm
meslek hayatı boyunca “örgüt mensubu”, “örgüt ablası” gibi sıfatlarla anılması,
sadece özgürlük ve güvenlik alanında değil, özel hayatının tamamında ağır bir
damgalama etkisi yaratmaktadır. İdarenin ve yargı mercilerinin, henüz ceza
yargılaması kesinleşmemişken başvurucuyu fiilen suçlu ilan etmeleri, bu
damgalamayı hukuk düzeni eliyle pekiştirmekte ve müdahalenin ağırlığını
olağanüstü ölçüde artırmaktadır.
30. Bu çerçevede, başvurucunun etkin pişmanlıktan
yararlanmış olması da dikkate alındığında başvurucunun kamu görevinden
çıkarılmasının elverişli olup olmadığı tartışmasını bir kenara bıraksak dahi,
bu tedbirin gerekli olduğu söylenemez. Zira başvurucu hakkında ileri sürülen
iddiaların mahiyeti gereği, daha hafif tedbirlerle –örneğin geçici
görevlendirme, görevden uzaklaştırma, idari soruşturma sonucuna göre hedefli
disiplin yaptırımlarıyla– hem kamu hizmetinin güvenliği sağlanabilir hem de
başvurucunun özel hayatına daha az müdahale eden çözümler tercih edilebilirdi.
Başvurucu yönünden en ağır ve en kalıcı tedbir olan süresiz kamu görevinden
çıkarma ve yasaklama, “son çare” niteliğinde değerlendirilmemiş; daha hafif
önlemlerin yeterli olup olamayacağı somut olarak tartışılmamıştır.
31. Tedbirin orantılılığı bakımından da çoğunluğun
vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. Başvurucu hakkında ileri sürülen
iddialar ile bu iddiaların güvenilirliği ve ağırlığı bir tarafta, başvurucunun
ömür boyu kamu görevinden yasaklanmasıyla ortaya çıkan sonuçları diğer tarafta
toplandığında, bireyin yüklenmek zorunda bırakıldığı külfetin kamu yararı
karşısında aşırı olduğu açıktır. Özellikle, başvurucu hakkında yürütülen ceza
yargılamasının mahkûmiyetle sonuçlanmaması ve masumiyet karinesinin hâlen
geçerliliğini koruması karşısında, bu derece ağır ve kalıcı bir tedbirin
uygulanması, Anayasa’nın 15. maddesinin aradığı “durumun gerektirdiği ölçü”
kıstasını aşmaktadır.
32. Venedik Komisyonu da 12/12/2016 tarihli görüşünde,
olağanüstü tedbirlerle görevden alma işlemlerinde dahi, kamu görevlisinin suç
örgütüyle bağlantısını gösteren anlamlı ve objektif olgular aranması
gerektiğini, masum ve tesadüfi bağlantıların kapsam dışında tutulmasının
zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Mevcut başvuruda kullanılan delil seti, bu
standardı karşılayacak açıklık ve yoğunlukta değildir; buna rağmen en ağır
mesleki yaptırım uygulanmıştır.
33. AİHM’in Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya
kararlarında da vurgulandığı üzere, kamu hizmetinden tamamen men edilmeyi konu
alan tedbirlerin orantılı sayılabilmesi için, başvurulan aracın kişiye atfedilen
eylemlerle sıkı bir nedensellik ilişkisi içinde olması, somut olgularla
desteklenmesi ve yargısal denetimin ciddi ve derinlemesine yapılması gerekir.
Somut olayda bu koşulların hiçbiri yeterli ölçüde sağlanmamıştır.
34. Sonuç olarak; (i) başvurucu hakkındaki ceza
yargılamasının HAGB ile sonuçlanmış olması ve masumiyet karinesinin devam
etmesine rağmen idari ve yargısal makamların başvurucuyu fiilen suçlu kabul
etmeleri, (ii) FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatın ciddi, önemli ve somut
nitelikte objektif olay ve vakıalarla yeterince ortaya konulamaması, (iii) daha
hafif tedbirlerin tartışılmaması ve (iv) süresiz kamu görevinden çıkarma ve
yasaklama tedbirinin başvurucunun meslekî ve kişisel hayatına yüklediği aşırı
külfet birlikte değerlendirildiğinde, özel hayata saygı hakkına yapılan
müdahalenin Anayasa’nın 15. maddesinin aradığı “durumun gerektirdiği ölçü”
şartını taşımadığı kanaatine varılmıştır.
35. Bu nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20.
maddesiyle güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ve masumiyet
karinesinin ihlal edildiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.