|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
SİNAN ULU BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2023/57158)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 25/9/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 13/3/2026 - 33195
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Kemal ÖZEREN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Sinan ULU
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının,
kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı
verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun sürmesi
nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 13/7/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne
karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
3. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş,
binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel
Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına
ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri
([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (C.A.
(3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; N.E. [GK], B. No: 2022/62466,
29/5/2025, § 5; A.S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; Halit
İnciroğlu [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).
6. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK) söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki
illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal
faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör
örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir
terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY, 2014
yılında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal
Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla
yer almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), §
11; N.E., § 6; A.S., § 6;Halit İnciroğlu, § 7).
7. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri
kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12; N.E., § 7; A.S.,
§ 7; Halit İnciroğlu, § 8).
8. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliği bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık
bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine
büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir
örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu
ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı; C.A. (3), § 13; N.E., § 8;A.S., § 8; Halit
İnciroğlu, § 9).
9. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı,
OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 47-66)
kararında yer almaktadır (C.A. (3), § 14; N.E., § 9; A.S.,
§ 9; Halit İnciroğlu, § 10).
10. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
(AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya
alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin
kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A.
(3), § 18; N.E., § 10;A.S., § 10; Halit İnciroğlu, §
11).
11. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun
hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütlerine veya devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişiler, anılan kanun hükmünde
kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden
başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu
KHK'lar farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul
edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu
görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile
ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından
çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.
12. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal
İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
(685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis
edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen
işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine
685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler
ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası
açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile
kanunlaşmıştır.
B. Somut Olay
Bilgisi
13. Afyon Kocatepe Üniversitesinde öğretim üyesi olarak
görev yapan başvurucu; terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğundan bahisle, 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan 15/8//2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde
Kararname'ye (672 sayılı KHK) ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek
suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
14. Başvurucu, anılan işlemin iptaline karar verilmesi
talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuş; OHAL Komisyonu 1/2/2018 tarihinde
başvurunun reddine karar vermiştir. Kararın "Başvurucuya İlişkin Bilgi,
Belge ve Tespitler" başlığı altında başvurucunun Bank Asyadaki hesap
bilgilerine ve hareketlerine değinilmiş, çocuğunun daha sonra FETÖ/PDY ile
irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Osmanbey İlkokulunda 2014-2015
eğitim öğretim yılına ilişkin kaydı olduğu belirtilmiştir. Yine aynı başlık
altında yer aldığı şekliyle Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü (Rektörlük)
tarafından hazırlanan raporda bilgisine başvurulan kişilerin başvurucunun
FETÖ/PDY'nin toplantılarına katıldığı, grup sorumlusu olduğu, başkalarını da
toplantılara davet ettiği, kurban ve burs topladığı, Bank Asyada artan düzeyde
hesabı olduğu, darbe teşebbüsünün sabahında ve sonrasında FETÖ/PDY liderinin
kitaplarını ve CDlerini çöpe attığı hususlarını beyan ettikleri vurgulanmıştır.
Ayrıca Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) 30/3/2017
tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine
karar verdiği ifade edilmiştir.
15. Sonuç olarak OHAL Komisyonunun anılan kararının "Başvurunun
Değerlendirilmesi" başlığı altında, başvurucu hakkındaki Ağır Ceza
Mahkemesi kararının ve gerekçeli kararda yer verilen tespit ve olguların
başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatına delalet ettiği belirtilmiştir.
Yine elde edilen bilgi, belge ve tespitler dikkate alındığında başvurucunun
örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asyaya finansal destek mahiyetinde
para yatırdığı, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başvurucu hakkında
mahkûmiyet kararı verildiği hususları ile diğer tespitlerin başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
16. Başvurucu OHAL Komisyonu kararının iptaline karar
verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde Rektörlüğün beyan sahibi
olan kişileri aleyhe ifade vermeye zorladığını, bunlara karşı savunma almadan,
yüzleştirme yaptırmadan soruşturma yaptığını ifade etmiştir. Özel hayatına
ilişkin bilgilerden hareketle kamu görevinden çıkarıldığını vurgulayan
başvurucu, Anayasa'nın 130. maddesi gereğince yüksek öğretim kurulunun veya
üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle
olursa olsun görevinden uzaklaştırılamayacağını da dile getirerek OHAL
Komisyonu kararının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Bank Asya
hesabındaki birikimini 2015 yılı başlarında bir başka bankaya yatırdığını,
12/9/2014 tarihinde çocuğunun Osmanbey Kolejindeki okul kaydını devlet okulu olan
Selçuklu İlkokuluna aldırdığını fakat çocuğunun psikolojisinin bozulması
nedeniyle tekrar aynı okula kayıt yaptırdığını, 18/7/2016 tarihinde ise tekrar
kaydını aldırdığını ifade etmiştir. Bununla birlikte kamu görevinden
çıkarılması nedeniyle birtakım anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
17. Ankara 20. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi)
24/12/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle
FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı
kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler
verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden
bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken
tedbirlerin zorunluluğu vurgulanmıştır. "Uyuşmazlık Konusu Olayın
Değerlendirilmesi" başlığı altında ise ilk olarak başvurucunun silahlı
terör örgütüne üye olma suçundan Ağır Ceza Mahkemesince hapis cezasıyla
cezalandırılmasına karar verildiği belirtilmiş ve karardaki tespitler aktarılmıştır.
Yine başvurucunun çocuğunun FETÖ/PDY ile iltisaklı özel okulda kayıtlı
olduğunun belirlendiği ve ceza yargılamasında başvurucunun örgütle irtibat
içinde olduğu tespitinin yapıldığı belirtmiştir.
18. İdare Mahkemesince sonuç olarak hakkında yürütülen
ceza yargılamasında alınan ifadelerden başvurucunun örgütle irtibatlı olduğu,
anılan yargılamada başvurucunun haklarında soruşturma yürütülen örgüt
üyeleriyle irtibatlı olduğu, örgüt bağının artırılması, örgüt ideolojisinin
aşılanması, örgüte eleman kazandırılması ve örgüte finansal destek sağlanması
amacıyla haftada bir ya da iki defa düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı
belirtilmiştir. Bununla birlikte toplantılarda FETÖ/PDY liderinin kitaplarının
okunduğu, CD'lerinin izlendiği, örgüte kaynak sağlamak amacıyla bu
toplantılarda burs ve kurban parası adı altında para toplandığı, toplanan
paralara ilişkin herhangi bir kayıt tutulmadığı, gizlilik esasına riayet
edildiği için paraların elden alındığı, toplantılarda gizlilik ön planda
tutulduğu için telefonların getirilmediği hususlarının tespit edildiği
vurgulanmıştır. Yine haklarında örgüt üyeliği suçlamasıyla soruşturma yürütülen
Ş.T., A.E., Ş.K., Ö.S. ve İ.U.nun da katıldığı bahse konu toplantıların 15
Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimine kadar devam ettiğinin tespit edildiği,
bunların yanı sıra örgüte müzahir okulda veli kaydının olduğu da belirtilerek
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı olduğu şeklindeki
değerlendirmenin makul ve hakkaniyete uygun olduğu, dava konusu işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan İdare Mahkemesi,
başvurucunun temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik iddialarına
ilişkin olarak da birtakım değerlendirmeler yapmış, bu değerlendirmeler
sonucunda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni
dayanağı olduğunu, bu müdahalenin ulaşılacak meşru amaç kapsamındaki kamu
yararı ile dengelendiği, aynı zamanda milletlerarası hukuktan doğan
yükümlülüklerin yerine getirildiği ve çekirdek haklara dokunulmadığı sonucuna
ulaşmıştır.
19. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde dava dilekçesindeki iddialarını tekrar
etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi (Daire) 31/1/2022
tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu,
kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf
başvurusunun reddine karar vermiştir.
20. Başvurucu, dava ve istinaf dilekçelerinde yer alan
iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılması talebiyle temyiz kanun
yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 13/4/2023 tarihinde
Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğu, bozulmasını
gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine ve
kararın onanmasına karar vermiştir.
21. Başvurucu, nihai kararı 18/6/2023 tarihinde
öğrenmiştir.
22. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan yürütülen ceza yargılamasında Ağır Ceza Mahkemesi
başvurucunun 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Ağır
Ceza Mahkemesi kararının "Deliller" başlığı altında bazı
tanıkların beyanlarına yer verilmiştir. Bu beyanlardan bazıları kararda şöyle
yer almaktadır:
"Tanık [Y.K.] 22/03/2017 tarihinde SEGBİS
üzerinden mahkememizde;
Tanık: 2011 yılı Eylül ayında askerden
geldik, doktoramız bittikten sonra askere gittik, daha önceden başka gruba
gidiyorduk bu gezek gruplarına, doktoramız bittikten sonra Eylül ayında
geldiğimizde yanlış hatırlamıyorsam, ya Sinan Ulu, yada [İ.U.nun] ikisinden biri senin grubun
değiştiğini artık bundan sonra bizimle bizim gezek grubuna geleceğini söyledi,
o grupta Sinan Ulu, [İ.U.].
Başkan: Grupları da birimi bunları
grupluyordu insanları.
Tanık: Evet biri grupluyordu. ama kimin
grupladığını bilmiyorum yalnız.
Başkan: Yani üniversitede herkes bu
gruplaşmaya uyuyordu, cemaat yapılanması mı bu yani o zamanki tabirle.
Tanık: Evet aynen öyle cemaat
yapılanması.
Başkan: Birileri sizin istediğiniz ve
rızanız dışında grupluyordu.
Tanık: Evet mertebe mertebe öyle
grupluyordu.
Başkan: Sinan Ulu ya da [İ.U.] sana geldiler.
Tanık: Bu grupta işte Sinan Ulu, [İ.U.], [O.A.], [İ.G.], [B.Ç.], [A.R.A.]
vardı.
Başkan: Grup sorumlusu.
Tanık: Grup sorumlusu [İ.U.] ile Sinan Ulu idi, yani bizim
toplanmamız için mesajlar atan bu iki kişiydi.
Başkan: Sohbet hocası.
Tanık: Sohbet hocası iki kişi geldi
benim gittiğim süreler 2011 ile 2013'ün şubatı arası gittim ben, Fen Lisesinde [B.] hoca diye birisi vardı, daha
sonra müftülükte müftü yardımcısı [B.A.] mı öyle birisi vardı o geldi.
Daha sonra 2012 yılında demin de söyledim kasım veya aralık ayında Kütahya'da
bu kitap okuma programı oldu, oraya Sinan Ulu, ... ile Sinan Ulu, ben bir de [Ö.S.]
birlikte gittik.
Tanık [İ.G.] 22/03/2017 tarihinde SEGBİS üzerinden mahkememizde;
Başkan: [İ.] bey soruşturma aşamasında
Fetullahçı terör örgütü ile ilgili soruşturma aşamasında sizinde ifadeniz
alınmış Kocatepe Üniversitesinde inceleme ve değerlendirme komisyonunda bu
ifadeniz de; Sinan Ulu ile ilgili olarak bazı beyanlarda bulunmuşsunuz, nedir
bilginiz Sinan Ulu'nun bu Fetö-pdy denilen yapılaşma ile ilgili bağı hakkında.
Tanık: Efendim bizim 2011yılında [İ.U.] ile birlikte grup sorumlumuzdu
kendisi.
...
Başkan: Peki Sinan Ulu daha sonraki
dönemde Sinan Ulu'nun bu gruplara çağırma konusunda sizi bir yönlendirmesi oldu
mu veya toplantılara çağırma, çağıran kişimiydi yani.
Tanık: İlk başta biz askere gittik 2011
yılından sonra bizi [İ.U.]
çağırdı önce, yani ilk grup sorumlumuz, sohbet [İ.U.ydu] daha sonra
2013'ün işte Ağustos, Eylül o civarlarında onun başka bir profesör grubuna
gittiği filan söylendi, daha sonra Sinan Ulu çağırdı efendim.
Başkan: Toplantıları o organize
ediyordu.
Tanık: Evet o organize ediyordu.
Başkan: Peki Sinan Ulu'nun organize
ettiği toplantılarda bu bahsettiğiniz şeyler dışında para toplama, himmet,
bağış, kurban parası adı altında para toplaması ile ilgili faaliyetler
yürütülüyor muydu?
Tanık: Efendim burs istiyorlardı, gazete
aboneliği hepsini istiyorlardı.
Başkan: İstiyorlar dı derken.
Tanık:Yani bunları verin diyorlardı.
Başkan: Sinan Ulu' mu.
Tanık: Evet, yani Sinan Ulu genellikle
sohbetin hocası [B.]
ondan önce de [B.] diye fen lisesinden bir öğretmen vardı efendim, o
şeyden müftülükten [B.] diye birisi vardı efendim, yani bunlar
istiyordu, grup sorumlusu da istiyordu efendim yani niye abone olmuyorsunuz,
yada neden vermiyorsunuz.
Başkan: Peki size bir soru, Sinan Ulu
ile birlikte Osman[Bey]
Kolejinde veya Zafer Kolejinde herhangi bir toplantıya katıldınız mı? özellikle
doçent olduğunuz zaman ve bu toplantı da size özel yapılan bir şey oldu mu?
Tanık: Doçent olduktan sonra 2014
Ocak'tan sonra katılmadım, ... doçent oldum, ondan sonra katılmadım, ama ondan
önce sanırım Zafer Kolejine çağrıldım efendim, Zafer'e çağrıldım diye biliyorum
efendim.
Başkan: Peki Zafer Kolejinde doçent
kutlamanız yapılmış, onu hatırlıyormusunuz?
Tanık: Hayır efendim
...
Başkan: Peki darbeye kadar 15 temmuz
darbe girişimine kadar Üniversiteniz çevresinde bu tip toplantılar devam etmiş
midir? Genel olarak soruyorum.
Tanık: Gidildiğini herkes biliyordu,
kimin gittiğini kiminle olduğunu zaten kime sorsanız Üniversite'de herkes bilir
efendim.
Tanık [İ.Y.] 22/03/2017 tarihinde SEGBİS üzerinden
mahkememizde:
Başkan: Daha önceden değerlendirme
komisyonuna üniversitede verdiğin ifadede Sinan Ulu dan da bahsetmişsin
sohbetlerde, ne biliyorsun bu konuda ne anlatabilirsin.
Tanık: Yılı tam hatırlamıyorum, 2005
veya 2006 yıllarında birkaç sefer yani bir iki sefer böyle bir grup değişikliği
olmuştu tam hatırlamıyorum onuda, geçici bir şeydi galiba bir iki sefer orada
bulunduk onun dışında hani
Başkan: Demişsin ki ben Sinan Ulu, [İ.A.] ve [İ.U.] bizi
sohbetlere çağıran kiş[i]lerdi
Tanık: Evet o zamanlar öyleydi.
Tanık [O.A.] 22/03/2017 tarihinde SEGBİS üzerinden
mahkememizde;
Başkan: Daha önceki verdiğin ifade
üniversitedeki inceleme ve değerlendirme kuruluna verdiğin ifadede 2012
yılından önce biz [İ.yi]
alıyoruz dimi, o pardon. 17-25 [Aralık] 2013 den önce FETÖ cemaat
toplantılarına katıldım demişsin. 2013 yılında Osmanbey kolejde sadece FETÖ
üyelerinin katıldığı bir toplantıya, [M.D.], [S.C.], [M.T.], [M.K.],
[O.Ü.], [İ.A.], Sinan Ulu, [Ş.K.], [B.Ç.], [E.H.nin] katıldığına
şahsen şahit oldum.
Tanık: Eksik olmuş orada hem [O.] bey var hem Eskişehirdeki okuma
programı ikisinin birleşip doğru yani.
Başkan: Sadece FETÖ üyelerinin
katıldığı, ne demek bu, yani öbür veliler değil sadece FETÖ bağlantılı
olanların
Tanık : Okul açık değildi zaten bildiğim
kadarı ile daha okul açılmamıştı yani. Okul bir sonraki dönem başında açıldı diye
yanlış hatırlamıyorsam. 2012 Nisan da falan bu toplantı olmuş olması tam olarak
hatırlamıyorum ama 2012 Nisan, Mayıs ayları gibi olmuş olması lazım. Hayır okul
açıkta faaliyette değil henüz, dönem başında okul açıldı, yeniden açılacak
manası ile, okulda öğrenci yoktu. Piknik tarzı[yı] bir şeydi o toplantı değildi.
..."
23. Ağır Ceza Mahkemesi anılan kararında, tüm dosya
kapsamını birlikte değerlendirdiğini vurgulayarak başvurucunun çalıştığı
üniversitedeki ünitenin oluşumunda rol aldığı, ünite içinde örgütün
toplantılarına katıldığı, örgüt yöneticilerinin talimatları doğrultusunda
kayıtsız şartsız hareket ettiği, bu doğrultuda himmet, burs, yardım ve kurban
parası adı altında düzenlenen toplantılarda para topladığı, kendisinin de bu
doğrultuda destek olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca başvurucunun örgütün finans
kurumu olan Bank Asyada hesabının olduğu, örgüt yöneticilerinin talimatıyla bu
bankaya para yatırdığı, çocuğunun örgüte müzahir Osmanbey Kolejinde öğrenim
gördüğü belirtilmiştir.
24. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne
karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2.
Ceza Dairesinin (Bölge Adliye Mahkemesi) 19/6/2017 tarihli kararıyla
reddedilmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu ise (Kapatılan)
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun örgütün
Bank Asyaya para aktarımı yönündeki talimatına uyduğu, tanık beyanlarına göre
2014 yılı sonrasında da örgütsel toplantılara katılıp toplantıları organize
ettiği, ilgili hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde
edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz
denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği belirtilerek
reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesinin kararı onanmıştır.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
25. 672 sayılı KHK'nın "Kamu personeline ilişkin
tedbirler" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:
"(1) Terör örgütlerine veya ...
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;
a) Ekli (1) sayılı listede yer alan
kişiler kamu görevinden,
...
başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın
çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında
ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.
(2) Birinci fıkra gereğince kamu
görevinden, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından, Jandarma Genel Komutanlığı
teşkilatından ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından çıkarılan kişilerin,
mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu
kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu
hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilemezler;..."
26. 672 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7080 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile aynen kanunlaşmıştır.
27. 685 sayılı KHK'nın "Komisyonun oluşumu" başlıklı
1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Anayasanın 120 nci maddesi
kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya
... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan
kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin
başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme
Komisyonu kurulmuştur."
28. 685 sayılı KHK'nın "Yargı denetimi" başlıklı
11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Komisyon kararlarına karşı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde
iptal davası açılabilir."
29. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
30. (Kapatılan) Yargıtay16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı
ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü,
paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp
mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle
çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu
kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan
sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;
böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı
ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak
toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde
barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı
bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir."
31. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu
kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
32. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158
sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün
niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından
sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu
olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen
tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı
yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş
adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye
biliyorum. …Seçim [2014
tarihli HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim,
örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı
gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız
aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı
yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş.
mahkemede yanıma gelip bana te[le]fonundaki ByLock mesajını okuttu.
Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte
Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’
isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi
övücü yorumlar yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada
organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır.
...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/tasnifi adı altında
grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir
tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer
alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik
kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama
özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı
gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak
suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini
gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5
şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi).
T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin
sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki
sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve
yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda
bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli,
durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara,
kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan
açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal
medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."
33. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025
tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer
verilmiştir:
"...
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal
denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki
hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin
niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi
ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm
bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün,
büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı
faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın,
21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha
önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün
olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak
veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir.
..."
b. Sohbet Adı
Altındaki Toplantıların Niteliğine İlişkin Kararlar
34. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun 4/7/2023 tarihli ve E.2022/3098, K.2023/1546 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 4/7/2022 tarihli ve E.2017/6793, K.2022/5506
sayılı kararında yer alan bazı ifadeler şöyledir:
" ...
...eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018
tarihli ifadesi 'Harp okulunda iken 1992 - 1993 yıllarında ... cemaatle
tanıştım... Koca Mustafa Paşada Zeyd kod adlı (gerçek ismini hala bilmiyorum)
cemaat abisi ile tanıştım ve cemaat evine gidip gelmeye başladım.... Fetullah
Gülen vaaz kasetlerini de izliyorduk, sohbet yapılıyordu. ... Daha sonra 1994
yılında mezun olup Gölcük'e tayin oldum. ... ismini hatırlamadığım bir abi
geliyordu ...tedbir amaçlı komşuların duymaması için Fetullah Gülen'in vaaz
kasetleri dinlenmiyordu. ... Deşifre olmamamız için bu tedbiri uyguluyorduk.
... yukarıda bahsettiğim, gittiğim ve kaldığım bütün evlerde deşifre olmamak
adına cemaat abilerinin kesin emri üzerine Fetullah Gülen kasetlerini
izlemiyorduk, ... Ancak bu toplantılarda Fetullah Gülen'i övücü, yükseltici
biri olduğu, müştehit olduğu, daha sonra da cemaat güçlenince Fetullah Gülen'in
mehdi benzeri gibi lanse edildiği ve bu şekilde insanların cemaate mutlak itaat
etmesi isteniyordu. Hatta ben kendi akrabamla evlenmek istediğimde ilk başta
buna karşı çıkmışlardı. Bu konuda beni kararlı gördükleri zaman
kabullenmişlerdi. Şunu demek istiyorum, mümkün olduğunca bütün özel hayatımız
dahil olmak üzere bütün hayatımızı (sosyal, siyasal, ekonomik) belki de ruhsal
durumumuzu bile kontrol altında tutuyorlardı...Mezun olup mesleğe başladıktan
ve maaşa kavuştuktan sonra mümkün olduğunca düzenli olarak değişmekle birlikte
evlendikten sonra maaşımın 1/20'sini elden cemaat abisine veriyordum.
Görmemekle beraber yukarıda isimlerini saydığım kişilerin himmet adı altında
para vermeleri cemaat sisteminin gereğiydi (cemaat mensuplarının olmazsa olmaz
koşuluydu). Cemaat ayrıca üstlerimizle iyi geçinmemizi, her türlü tedbiri
almamızı, ortaya çıkmamak için gerektiğinde içki içmemizi hatta söylemlerimizde
bile dikkatli olup dini tabirleri kullanmamamızı istiyorlardı. Nitekim kod ismi
kullanmamızın sebebi de gizlilikti. Benim kod adım "Halit" idi.
....Bizim sivil cemaat mensupları ile herhangi bir ilişkimiz olmazdı. Sadece
cemaat abisi sivil olurdu. Bu kişi yada kişiler de sohbet sırasında bize
tavsiye ve telkinde bulunurlardı. ... Cemaat mensuplarının kendi aralarındaki
ilişkiye gelince; Genel olarak [yanı] görev yerindeki kişiler grup yapılmaya çalışılırdı. Bu
tek de olabilirdi çok da olabilirdi. Gruptaki kişi sayısı akademi döneminde
iken daha çok olabiliyordu. Ancak kıdem yükseldikçe cemaat mensubu diğer
üyelerle ilişki minimum seviyeye indirilir, kural olarak tek bir kişi ile
muhatap ettirilirdi. Askeriye içindeki diğer cemaat mensupları ile de muhattap
ettirilmezdik. Örneğin ben mesleğimin sonuna doğru kıdemli olduğum için tek
gittiğim zamanlar oldu. 1996 ... Gölcük'te lojmanlara taşındım. ...
arkadaşlarla İstanbul'da Mustafa kod adlı abinin Erenköy'deki cemaat evine
gidiyorduk. ... Vaaz kasedi yada CD de izlenebiliyordu. Yukarıda belirttiğim
şekilde Fetullah Gülen anlatılırdı. Daha sonra İstanbul Koşuyolunda Abdullah
kod adlı cemaat abisine gitmeye başladık. ... Daha sonra Türkiye'ye 1999 yılı
Eylülünde depremden sonra döndük. Depremden dolayı üs tahrip olduğu için
gemiler Marmaris'e taşındı. Bende gemimle beraber Marmaris'e gittim. Burada
sadık kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. ... beraber veya tek başına Sadık
isimli abi ile görüşüyorduk. 2000 - 2003 yılları arasıydı. 2003 yılında
akademiyi kazandım. Akademiye girmem kendi isteğim ve cemaatin yönlendirmesi
ile olmuştur. Akademi sınavlarına hazırlanırken cemaatin hazırladığı çalışma CD
ve kitapları bize gönderildi. O kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki bu
dokümanları okuyup biraz da çaba gösterdiğiniz de sınavı kazanamama gibi bir
durum söz konusu olamazdı. Akademideyken Acıbademde Abdürrezzak kod adlı cemaat
abisi ile görüşüyorduk. Burada birinci sınıflardan grup halinde görüşüyorduk.
... Akademi öğrencileri arasında bir yarış olduğu için sivil abiler bize
hocaların gözüne girmemiz için ve hocaların bize iyi kanaat notu vermesi için
hoşlarına gidecek davranışlarda bulunup iyi notlar almamız isteniyordu. Biz de
gerek sosyal faaliyetlere katılım olsun gerekse hocaların gözüne girecek
davranışlarda bulunuyorduk. Akademiden sonra Gölcük'e tayin oldum. Burada
Marmaris'teki Sadık abi de cemaat tarafından gönderilmişti. Çünkü abilerde de
bir nevi tayin sistemi vardı. Bunların görev yerlerini belirli periyotlarla
değiştirildiğini biliyorum. İzmit'te sahil evleri tarafında evi vardı. Buraya
hatırladığım kadarı ile F.G. ile gittik. Daha sonra da H.D. ile beraber gittik.
...2007 yılında Ankara'ya DKK'ya tayin oldum. Burada Mustafa kod adlı bir abiye
Şentepe tarafındaki evine gittim. Şubede tek olduğum için (şubede 3 kişi
çalışıyorduk) tek gidip geldim. ...2008 yılında Marmaris Aksaz'da TCG Gaziantep
gemisine tayin oldum. 2008 - 2013 yılları arasında TCG Gaziantep gemisinde
görev yaptım. Gemi ilk önce Gölcük'te modernizasyonda idi. Daha sonra
Marmaris'e indi. Burada Tarık kod adlı cemaat abisinin Armutalan'daki evine
gidip geldim. ... 2013 yılında DKK Karargahına tayin oldum. Burada Levent kod
adlı E.A.nın GİMAT'ın arkasındaki polis teşhisinde gösterdiğim evine tek gidip
geldim. Orada askeriye sınıfında yalnız ben vardım. ... Ben fiili olarak 2015
Eylül ayında AYİM'de çalışmaya başladım. Levent kod adlı abim beni Ertuğrul kod
adlı TPE Av. T.B.ye teslim etti. Ertuğrul kod adlı abi ile görüştüğümüzde;
özellikle öğrenci dosyaları olduğunu, burada da ağırlıklı somut bilgi ve
belgelere göre hareket etmem gerektiğini söyledi. Zaten gelen bilgiler de
genelde tek satırlık "... okulundan mezundur, .... yurdunda kalmıştır,
babası cemaate bağlı .....'da çalışmaktadır." gibi teyit edilmesi gereken
bilgilerdi. Ertuğrul abi bana cemaat mensubu arkadaşlarımızın atılma,
uzaklaştırılma dosyalarıyla ilgili somut bilgi ve delil isteyin. Siz somut
bilgi ve delil isteyin zaten böyle bir bilgi gelmez. Bundan sonra da lehe
hareket edersiniz gibi şeyler söyledi. Biz de ona göre hareket ettik. Ancak
somut olarak bilginin geldiği dosyalar olduğunda gereken ne ise onu yaptım. ...
Ertuğrul kod isimli Av. T.B. bana aynı dairede görev yapan kurmay üye E.Ş.nin
bir süredir orada görev yaptığını ve davalarla ilgili hareket tarzımı
belirlerken onu da dikkate almamı, E.Ş.nin de cemaat üyesi olabileceğine benzer
şeyler söyledi. ... Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yukarıda isimlerini
verdiğim ve benimle ilgilenen cemaat abileri beni bir sonraki cemaat abisine
teslim ediyordu, adeta zimmetliyordu. Bu silsile şeklinde devam etti. ...'
...
...askeri yargı mensubu olarak görev
yapmış olan İ.Y.nin 02/01/2017 tarihinde Sivas Cumhuriyet Başsavcılığında
verdiği ifadesi '... Bu kaldığım ev o dönem cemaat olarak adlandırılan örgütün
evlerinden farklıydı. Hareketli bir ev değildi. Çok fazla eve giden gelen
olmuyordu. Diğer evlerdeki gibi çeşitli faaliyetler yapılmıyor, esnaf
yardımları gelmiyor, daha doğrusu sivil şahıslarla iletişime girilmiyor,
toplantı ve organizasyonlar yapılmyordu. Yine bu evin abilerince başka
öğrencilerin eve getirilmemesi, yine diğer evlerle iletişim kurulmaması yönünde
telkinlerde bulunuyorlardı. Bu sistemde sadece bizim bildiğimiz 2 ev vardı.
Diğer evle iletişim kuruyorduk. Hatta neredeyse sürekli olarak görüşüp aynı ev
gibi hareket ediyorduk. Yine bu evde kalan öğrencilerin bazıları ''İlçe
Hizmeti'' denen bir görev alıyorlardı. Bu görev kapsamında askeri liseler ve
harp okullarının bulunduğu iller hafta sonları gidiliyordu. Görevin içeriğini
tam olarak bilmiyorum. Çünkü bana bu görev hiç teklif edilmedi.... Evden
ayrılmaya yakın bir tarihte ise bana Ankara'daki çalışma evlerine beni
yönlendireceğini söyledi. Ben de o görüşme sırasında çalışma evlerinin olduğunu
öğrendim. ... Keçiören'de bulunan yerini gösterebileceğim başka bir eve
gönderdiler. Yaklaşık 4 ay bu evde kaldım. ... Ben sınavları geçtikten sonra bir
dönem daha çalışma evinde kaldım. Burada bana ilk maaşımızın tamamını, diğer
aylarda ise %20'sini zekat olarak ödememiz gerektiği söylendi. ... 2012 Eylül
ayında Hakim adayı Teğmen olarak Ankara Adliyesinde staj eğitimime başladım.
Çalışma evinden tanımış olduğum A.M.T. ile Yenimahalle yolu üzerinde Hastane
Metro Durağından inildiğinde çok yakın olan bir yerde ev kiraladık. ..., ak[a]binde Mustafa kod adlı bir şahıs
bizim evimize geldi. İlk defa bu şahsı burada gördüm. Bildiğim kadarıyla bu
şahıs TİB'de çalışıyordu. Hakim veya savcı olup olmadığını bilmiyorum.
Olmadığını tahmin ediyorum. ... 2-3 haftada bir evimize gelerek sohbet
yapıyordu. Sohbet muhabbet şeklinde geçiyordu. ... Örgüt lideri Fethullah
GÜLEN'in Bamteli olarak yayınlanan videolarını bize izletiyordu. Yine dini
sohbetler gerçekleştiriyordu. ... Bu şahıs ben Sivas iline atanana kadar
bizimle ilgilendi. 2013 yılı Temmuz ayında Sivas askeri savcısı olarak atandım.
Bunun üzerine Mustafa kod adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde şu an hatırlamadığım
bir eve beni davet etti. ... Bu eve gittiğimde Mustafa isimli şahıs beni Levent
isimli bir şahısla tanıştırdı. Mustafa isimli şahıs bana Levent isimli şahsın
Sivas ilinde bizimle ilgileneceğini ve bize sohbet vereceğini söyledi. Bu
konuşma sonrası diğer odaya geçtiğimde dönem arkadaşım ve Sivas'ta beraber
çalıştığımız F.T. de yan odadaydı. Birbirimizi görünce şaşırdık. İkimize de
Sivas'a geldiğimizde sohbetleri beraber alacağımız söylendi. Muhtemelen şahsa
telefon numaramızı da verdik. Temmuz ayında Sivas iline geldiğimizde F.T. ile
birlikte Kümbet mahallesinde bir ev kiraladık. Levent isimli şahıs bu konuda
bize herhangi bir yardımda bulunmadı. İlerleyen günlerde telefon ile bizimle
irtibata geçti. Kiralamış olduğumuz eve gelerek birlikte geldiği Latif kod adlı
şahsı bizimle tanıştırdı ve sohbetleri bu şahısla birlikte yapcağımızı bize
söyledi. Bu şekilde bizi Latif isimli şahsa teslim etti. ... Latif kod adlı
şahıs ile tanıştıktan birkaç hafta sonra Latif beni ve F.T.yi kendi evine davet
etti. Bu eve gittiğimizde aynı yerde görev yaptığımız askeri hakim M.B.nin da
burada olduğunu gördük. Latif isimli şahıs bize bundan sonra sohbetleri üçümüze
yapacağını söyledi. Sohbetler genelikle bizim bekar evimizde gerçekleşti. Yine
bu olaydan sonra 2013 yılı Ekim aylarında Latif kod adlı şahıs bizi evine davet
etti. Ben [F.] ve Mustafa bu eve gittik. Eve gittiğimizde Levent isimli
şahıs da oradaydı. Bizimle tek tek ayrı ayrı görüştü. Bu görüşmede bizimle
evlilikle ilgili görüşlerimiz konusunda fikirlerimiz soruldu...Yine aynı konu
hakkında onların bilgisi dışında herhangi bir adım atmamamız konusunda
ikazlarda bulundu. Mesleki hayatım boyunca bir kez Mustafa isimli şahsa da 2013
yılı Ağustos ayında bir defa 250 tl tutarında himmet parası ödedim. Daha
doğrusu benden bu parayı zekat olarak istiyorlardı. Benim bir miktar borcum
vardı. Onlar da bu durumu biliyorlardı. Bir kaç kez daha istediler ancak ben bu
durumu bahane göstererek ödemedim. Hatta bu nedenle maaşımızın bereketi
olmadığını söylüyorlardı. ...Yukarıda da anlattığım gibi birçok kez onların
bilgisi dışında evlilik girişiminde bulunmamamızı sert bir şekilde ikaz
ediyorlardı.'
..."
35. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3/3/2022 tarihli ve
E.2022/9.MD-51, K.2022/141 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu
toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
'Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü
kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu
mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar
feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer,
belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü
bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği
fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviyesi kırılır. Biz her
bir yerlerimiz şu cemaatin kuvveyi maneviyesini takviye etmek üzere el ele
tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor.
Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o
fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek
biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu
çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara
sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi
keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum.
Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor.
Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada
bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...)
Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye
mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye
bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim?
Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela Celal bey de
yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım
giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim
onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. Mehmet Bey diyor ki bir
senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir
edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor.'
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt
başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde
irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları
"keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun
ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge
yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki
genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu
sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve
stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi
kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine
bakıldığında;
-"Pırlantalar" olarak
adlandırılan Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve
görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı,
Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından
ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler
aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu
faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana
yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu
toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak
şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl
içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen
hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de
her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde
"ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına
ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin
aşılanması, (Fetullah Gülen'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade
tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi
iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna
iman edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi,
(Fetullah Gülen'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal
görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt
elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile
öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel
dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak
itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin
oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele
ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak
adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması,
psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve
mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele
kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün
temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi
ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte
hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet
toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede
yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının
gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu
toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef
saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya
çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet
nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre
belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça
görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli
katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek
mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar,
bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre
sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye
başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde
kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle
yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek
toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese
edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör
Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde
kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve
kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya
yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin
akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad
kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen
öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında
olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte,
örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır."
c. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
36. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen "…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör
örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan “…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca
ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele
sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık,
kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve
bulguyu serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde
yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına,
görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve
yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik
hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve
kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve
gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama
getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir
müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir."
37. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun'un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun'un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan "…Milli
Güvenlik Kurulunca…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021
tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının
yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi
mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan
bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla
bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
38. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…üyeliği, mensubiyeti
veya…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve
E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına
alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…'
ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz
konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren
kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı
olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren
kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde,
olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması,
olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine
aykırılık oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
39. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun'un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "…ve bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…"
bölümünün iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı
liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları
belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen
şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler
kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural
yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör
örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye
süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma
olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde
değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye
süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan
nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla
bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik
bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin
sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına
ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu
otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını
ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda
öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin
ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği
söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir."
40. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile
hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan
terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire
muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana
getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe
sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak
suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir.
Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı
dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki
meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan
genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık
denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması
gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması
gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın
13. madde[s]inde
sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde
güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90,
K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları
Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri
kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken
ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil
müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve
derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı
ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike
oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı
kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili
olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle
soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı
listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste
usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı
bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler,
cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza
usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği
bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel
sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda
kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir
özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu
görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten
çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında
suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No:
33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."
B. Uluslararası
Hukuk
41. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
42. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde
yükümlülükleri askıya alma" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını
tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf,
durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildirir."
43. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
44. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
45. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak
sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma,
bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma
imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve
Türkiye'deki OHAL'e ilişkin Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
46. AİHM söz konusu kararlarında derogasyon bildiriminde
bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup
olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı
belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle
vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin krizin
doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde hareket etmenin
ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan ve McBride/Birleşik
Krallık, B. No: 14553/89, 14554/89, 25/5/1993, § 43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
47. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında, Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667
sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma
hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını
incelemiştir. Başvuruya ilişkin olayda Kalkınma Ajansında iş hukukuna tabi
olarak çalışmaktayken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit
oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açtığı davada
iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle
davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin
sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki
ihtilafların Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki
medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına
ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu,
tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye, §§
99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili
olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan
yargılamaların Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında
verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin
mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün
uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
48. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini, dolayısıyla başvurucunun Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını
belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine
ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini, başvurucunun itirazlarının
reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış; netice
itibarıyla Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği
sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 150-152).
49. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile
ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
50. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini, böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının
nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma
koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma
usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir
fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi
eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt
bulunmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede
başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı ve
meşru amacı olduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda
gerekli olup olmadığını incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
51. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin
açık şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte
ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu
tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri
olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması
emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak
mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu,
başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye
karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh
ve Diğerleri/Ukrayna Kararı
52. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle AİHM; başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut
koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden
çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve
isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile
kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin
ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı
yönünden ele almıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
53. AİHM, birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
54. AİHM Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklanan iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında
incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim
ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı
ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin
kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu
olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
55. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6.
maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş; incelemesini adil
yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM; bu
kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu,
yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve
hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı
incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
56. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden
incelemiştir. Öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir
olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364). Esas yönünden
AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale
edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu
belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393). Bununla birlikte
müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı
incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal
ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından
sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup
olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp
dayanmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde
ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan
gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 394-412).
57. Öte yandan AİHM, başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. Hâkimlerin ve
özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde
bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını
vurgulamış, başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer
kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının
dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru
amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir AİHM tüm bu
gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
58. Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite
dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele
almıştır.
59. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet
memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev
yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte
Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi
hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971
ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında
bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır.
Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara
mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında,
siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev
yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento
döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme
talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde
reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelinde şikâyetlerini dile
getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine
ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir
(Naidin/Romanya, §§ 6-17).
60. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin
kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme
haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya'nın komünist rejim sırasındaki
durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin
tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru
bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/Romanya, §§ 49-51).
61. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik
gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın
kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda
devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir.
Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve
güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını
dile getirmiştir. Yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde
incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan
fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından
ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata
saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği
kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
2. Avrupa Hukuk
Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü
62. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe
Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
63. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik
Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu
görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması
gerektiğini vurgulamış; masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması
gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik
anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde
hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı
hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
64. Anayasa Mahkemesinin 25/9/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
65. Başvurucu; kamu görevinden çıkarma kararında
suçlayıcı ifadeler kullanıldığını, bu nedenle adil yargılanma hakkının cezai
yönüne ilişkin güvencelerin de sağlanması gerekmesine rağmen yargılamada
bunların sağlanmadığını dile getirmiştir. Ayrıca kamu görevinden çıkarılmadan
önce savunma hakkı tanınmadığını, iddialara karşı beyanlarını sunamadığını
ifade eden başvurucu; ifade veren tanıkların idare mahkemelerince bizzat
dinlenilmediğini, kendisinin de bulunduğu bir duruşmada bu tanıklarla
yüzleştirilmediğini belirtmiştir. Bunun yanında gerçekleştirildiği tarihte suç
ya da suç unsuru olmayan Bank Asyada hesabının bulunması, çocuğunun kapatılan
özel okulda kaydının olması, kolej etkinliklerine katılma gibi hususlara
dayanılarak özel hayatına dair eylemlerle kamu görevinden çıkarıldığını, bu
nedenle başkaca benzer meslekleri icra etmekten yasaklandığını dile
getirmiştir. Netice itibarıyla adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı
hakkının, mülkiyet hakkının ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
66. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır.
Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve
demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarda bulunarak yapılacak
incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı
belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili olarak Anayasa, mevzuat
hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut
olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
Diğer taraftan temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur.
Başvurucu, bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.
2. Değerlendirme
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
67. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği"
başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder.
69. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden
çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir.
Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve
meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava
süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki
hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel
hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki
durumlara ilişkin olarak da N.E. ve A.S. kararlarında detaylı
olarak açıklanmıştır (bkz. N.E., §§ 89-99; A.S., §§ 91-101; Halit
İnciroğlu, §§ 95-106).
70. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına
yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme
imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını
koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, neticede özel
hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve etki doğuracağının
muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru
formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucu
hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin
ciddi düzeye ulaştığı anlaşılmıştır.
71. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik
müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu
etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun özel
hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
b. Başvuruyu İnceleme Usulü Yönünden
72. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği
söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler.
1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve
olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve
hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde
düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL
dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle
gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu
husustaki detaylı açıklamalar için bkz. N.E., §§ 100-108; A.S.,
§§ 102-110; Halit İnciroğlu, §§ 107-115).
73. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri,
OHAL durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve OHAL
döneminde uygulanmıştır. Tedbirle kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir
daha bu göreve getirilmesi engellenmiş ve böylece başvurucuya yönelik OHAL
sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir.
OHAL döneminde hayata geçirilen ve kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak
olan söz konusu kanuni düzenlemelerin olağanüstü hâlin ilanına neden olan
tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu Anayasa Mahkemesince
saptanmıştır. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu
gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak
olan kural OHAL dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya
da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplarla
irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme
getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi
benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara OHAL sonrası durumlar da dikkate
alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma
özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut
tedbir başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve
sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden
çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı
24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususu
vurgulamıştır (aynı kararda bkz. § 66).
74. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu OHAL döneminde değerlendirilen
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya
ilişkin incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği
değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., §§
109-114; A.S., §§ 111-116; Halit İnciroğlu, §§ 116-121).
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
76. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden
olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin
olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre
yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı
değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir
İşat, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118; Halit İnciroğlu,
§ 123).
i. Tedbirin
Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı
77. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan
güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması
gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi
varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe
yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu
sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek
haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve
başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği
sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197; N.E., §
117; A.S., § 119; Halit İnciroğlu, § 124).
78. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü
yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl
dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (N.E.,
§ 118; A.S., § 120; Halit İnciroğlu, § 125).
79. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya
ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu
tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016
tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu
görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu
ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu
olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının
uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. N.E., § 119; A.S., § 121; Halit
İnciroğlu, § 126).
ii. Tedbirin
Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı
80. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
81. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin
4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13
No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı
hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15.
maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın
15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası
hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından
meşru görülemez (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 198-201; N.E., §
121; A.S., § 123; Halit İnciroğlu, § 128).
82. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve AİHS'e ek protokollerde dokunulması
yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda
başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası
hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de
korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S., § 124; Halit
İnciroğlu, § 129).
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
83. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153; N.E., § 123; A.S., § 125; Halit İnciroğlu, § 130).
84. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi,
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması
için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli
olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade
etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü
durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma
bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca
ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve
özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında
orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla
Demir İşat, § 154; N.E., § 124;A.S., § 126; Halit
İnciroğlu, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57,
K.2013/162, 26/12/2013).
85. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı
dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü
dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin
ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin
benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliği öncelikle dikkate
alınmalıdır. Müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla
birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve
somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir
tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği
bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan
değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 205-207; Ayla Demir İşat, § 155; N.E.,
§ 125; A.S., § 127; Halit İnciroğlu, § 132).
86. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156; N.E., § 126; A.S., § 128; Halit
İnciroğlu, § 133).
87. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve yeterli edici gerekçelerle ortaya
konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde
belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü
hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin
gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade
etmektedir (N.E., § 127; A.S., § 129; Halit İnciroğlu, §
134).
88. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya
keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule
ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir.
Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu
oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli
ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu
tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından
öncelikli sorumluluğu olan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı
bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan
tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin
görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla Demir İşat,
§ 157; N.E., § 128; A.S., § 130; Halit İnciroğlu, § 135).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
89. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin
uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (N.E.,
§ 129; A.S., § 131; Halit İnciroğlu, § 136).
90. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu
nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152; N.E., § 130; A.S., § 132; Halit İnciroğlu, § 137).
91. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz
darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı
bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş, ülke tarihinde ulusun
yaşamını hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N.E.,
§ 131; A.S., § 133; Halit İnciroğlu, § 138).
92. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve
bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili
olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet,
yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri
dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri
olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami Eroğlu
[GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle
hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve
karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod
isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 8, 30, 32). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3), §
133; N.E., § 132; A.S., § 134; Halit İnciroğlu, § 139).
93. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde
egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe
teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu
yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi,
kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut
tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir
tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.E.,
§ 133; A.S., § 135; Halit İnciroğlu, § 140).
94. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa
süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye
sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini
hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu
teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe
tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından
bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi
konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin
hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; N.E.,
§ 134; A.S., § 136; Halit İnciroğlu, § 141).
95. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin
faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat
göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisi olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 74).
Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe
dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve
vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden
duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin
önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca
keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek
şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N.E., § 135; A.S., §
137; Halit İnciroğlu, § 142).
96. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, bir üniversitede
öğretim üyesi olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı
olduğunun değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak
kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre
yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan
ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce
ifade etmiştir (bkz. §§ 36, 40; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30).
Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının
neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan
kaynaklanmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik
anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu
olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 D. İş, K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile
irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul
edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve
durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi
için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı
konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya
konulup konulmadığı irdelenmelidir (N.E., § 139; A.S., § 141; Halit
İnciroğlu, § 146).
97. İdare Mahkemesi kamu görevinden çıkarılmaya dair
işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddi kararında, ceza yargılaması
sürecinde de değerlendirilen başvurucu hakkındaki ifadelere yer vermiştir. Söz
konusu ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda İdare Mahkemesince başvurucunun
haklarında soruşturma yürütülen örgüt üyeleriyle irtibatlı olduğu, örgüt
bağının artırılması, örgüt ideolojisinin aşılanması, örgüte eleman
kazandırılması ve örgüte finansal destek sağlanması amacıyla haftada bir ya da
iki defa sohbet adı altında düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı tespit
edilmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde başvurucunun
çocuğunun FETÖ/PDY ile iltisaklı özel bir okulda kaydının olduğu hususu da yer
almaktadır. Sonuç olarak İdare Mahkemesi başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ve
iltisaklı olduğu şeklindeki değerlendirmenin makul ve hakkaniyete uygun
olduğunu, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir.
Ayrıca İdare Mahkemesi, yürütülen ceza yargılamasında başvurucunun FETÖ/PDY ile
irtibat içinde olduğu tespitinin yapıldığını belirtmiştir. Öte yandan başvurucu
hakkındaki Bank Asya hesap bilgisi ve hareketleri hakkında ise İdare Mahkemesi
veya istinaf ve temyiz mercilerinin kararlarının gerekçesinde herhangi bir
bilgi, belge veya değerlendirmeye yer verilmediği görülmüştür (bkz. §§ 17-20).
98. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için
ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi
veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca
varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin, terör örgütüne üye
olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan
mahkûmiyet yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da
mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil iltisaklı ya da
irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı, ayrıca FETÖ/PDY
ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının
görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza
hukuku bağlamında bir suç ile ilgili değerlendirme yapma ve hüküm verme görev
ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında
değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı
mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının
oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi
hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme
ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme
yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca
ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun
yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme
yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY
ile iltisaklı ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme
yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY
ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki
yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya
olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat
kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı
yorumlaması olağandır.
99. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın
15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya
konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden
hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve
somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği,
başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli
gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı
incelenmelidir. Bu noktada İdare Mahkemesince başvurucu hakkındaki ifadelerin
ve çocuğunun FETÖ/PDY ile iltisaklı özel okulda kaydının olduğu hususunun
değerlendirilerek davanın reddine karar verildiği, Bank Asya ile ilgili olarak
herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı tekrar vurgulanmalıdır. Netice
itibarıyla başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığı hususu bahse konu ifadeler ve okul kaydı
bilgisi dikkate alınarak incelenmelidir.
100. Danıştay ve Yargıtay kararlarında da ortaya
konulduğu üzere FETÖ/PDY yapılanmasında sohbet olarak tanımlanan
toplantılarda örgüt liderinin kitaplarını okuma,sesli ve görüntülü kayıtlarını
dinleme ve izleme, yine örgüte ait yayın ve yayımlardaki yazıları okuma ve
videoları izleme, ayrıca örgüt içi talimat ve telkinlerin iletilmesi şeklinde
birtakım faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Bu konuda beyanlarda
bulunanların ifadelerine ve bu doğrultuda yargısal makamlar tarafından yapılan
tespitlere göre sohbet adı altındaki bu toplantıların Fetullah Gülen'e
ilişkin olarak olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal
dava fikrinin yerleştirilmesi, kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup
aidiyetinin sağlanması, bağlılık, güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi
bazı fonksiyonel özellikleri vardır. Yine bu toplantıya katılanlardan himmet
adı altında örgüte finansal destek temin edildiği de bazı ifadelere yansımıştır
(bkz. §§ 34, 35). Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan
tespitlerden hareketle örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan ve
belirtilen nitelikte düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın
özelliğine göre salt katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya
koyabilecek nitelikte olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
101. Bu durumda sohbet adı altında düzenlenen bu
toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu
toplantılara yönelik olarak belirtilen faaliyetler kişilerin FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olduğuna ilişkin bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Bu kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etme şeklindeki eylemin
ise kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur
olarak değerlendirilmesi evleviyetle mümkündür. Diğer yandan FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olma durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalkması bağlamında bir kamu görevlisinden duyulan şüphenin kamu
görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut
nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan
toplantılara katılıma yönelik de bir nitelik incelemesi yapılmalıdır. Öyle ki
bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin hakkında beyanda bulundukları
kişilerin toplantılara katıldığına veya bu toplantıları organize ettiğine
yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte
olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz
konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun
yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, varsa diğer delillerle
çelişmemelidir. Nitekim bahse konu toplantılara katılım bağlamında tesadüfi
sayılabilecek bir olayın ya da vakıanın, kamu görevlisinin anayasal düzene
sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki
objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
102. Somut olayda İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde
yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkan eylemlerin ifade
sahiplerinin Ağır Ceza Mahkemesi kararında yer alan beyanlarıyla somutlaştığı
görülmüştür (bkz. § 22). Buna göre anılan beyanlarda başvurucunun sohbet
adı altındaki örgütsel toplantılara katıldığı, ayrıca ilgilileri bu
toplantılara çağırdığı, bu anlamda grup sorumlusu olarak görev yaptığı, bu
toplantılarda burs, gazete aboneliği gibi isimler altında örgüte finansal
destek sağlamaya çalıştığı şeklindeki hususlara yer verilmiştir. Görgüye ve
bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların ise
tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak bunların
anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve
somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi kabul edilebilir.
103. Öte yandan başvurucu; bireysel başvuru formunda,
ifade veren tanıkların idare mahkemelerince bizzat dinlenilmediğine, kendisinin
de bulunduğu bir duruşmada bu tanıklarla yüzleştirilmediğine yönelik şikâyetini
dile getirmiştir. Bu bağlamda ilk olarak Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
gerçekleştirilen duruşmada başvurucunun hazır bulunduğunu ve tanıklarla
yüzleşme ve tanıklara soru sorma imkânına sahip olduğunu belirtmek gerekir.
Bununla birlikte Yargıtayın temyiz başvurusu sonucunda verdiği onama kararında,
aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak
biçimde eksiksiz olarak sergilendiğine yönelik tespitte bulunduğu da gözönüne
alınmalıdır. Ayrıca bu beyanlardan haberdar olan başvurucu idari yargı
safahatında da karşı beyanda bulunma imkânına sahip olmuştur.
104. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde
harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi
ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması,
demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi
açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de
somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır.
Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak
tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu
bağlamda başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında
başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak
içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve
yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun
gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.
105. Bu durumda başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da
iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer
delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
106. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu
görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden
alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya
da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu
kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen
arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan
anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata
geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin
kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli ve orantılı olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 39).
107. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi
radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet
edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu
görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği
vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında
AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 54-61).
108. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden
yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin
önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Somut
olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu
görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde
çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu
konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi
amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin
öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
109. Öte yandan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın
çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili
şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına
sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve
belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir
şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı, bu bağlamda olağanüstü şartlarda
hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması
gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir
şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız
olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde
delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir
engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda
usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır.
110. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul
edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında
alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi
bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı
olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda
olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna
varılmıştır.
111. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü
hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun
olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
B. Masumiyet
Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
112. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi
kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, ceza kovuşturması devam
etmesine rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
113. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,
26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı
kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
114. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare
hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü
kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde
uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının
bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu
davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku
ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî, ceza
hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de
sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku
anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir
yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi
aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında
başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No:
2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30).
115. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir
başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları
tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari
soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;
kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya
kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza
mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge
düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No:
2015/6075, 11/6/2018, § 47).
116. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı
mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten
çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisak ve
irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında
değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza
yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu
yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek
kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik
unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği
anlaşılmıştır.
117. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik
bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
C. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
118. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
119. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru
ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837,
27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede
Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair
Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40.
maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil)
itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı
iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru
yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun
ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda
da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı
gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
120. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 20. İdare
Mahkemesine (E.2018/3534, K.2019/5464), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari
Dava Dairesine (E.2021/4840, K.2022/102), Danıştay Beşinci Dairesine
(E.2022/6944, K.2023/4194) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/9/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.